💥༻7. Bölüm༺💥

2000 Kelimeler
Keyifli okumalar canlar ❤ MELEK GÜMÜŞ Başımdaki inanılmaz ağrıyla gözlerimi açtığımda midem açlıktan guruldadı. Üzerinde yattığım yatağın yumuşaklığı vücudumu iyice jöleye çevirmişti. Etrafa göz gezdirirken nerde olduğumu ancak kavramış ve dehşetle doğrulmuştum. Kaçış planım.. Kahretsin Melek ! Nasıl uyudun ?! Nasıl uyursun ?! Gözlerim kendime olan sinirimle dolduğunda dudaklarımı ısırdım. Yine o lüks evlerden birindeydim. Evlerin güzelliği, lüksü ve ihtişamının içinde esir olduktan sonra bana cehennemden farksız gelen odanın içinde yataktan kalkmak için hamle yaptım. Bacağımın ağrısı anında geri dönerken kısaca vücuduma göz gezdirdim. Dizlerim ve dirseklerimdeki yaralar pansuman yapılmış ve bandajlarla örtülmüştü. Her uyandığım yeni günde üzerimdeki beyaz bandajlarda artıyordu. Kefenimi hangi gün giydireceklerdi acaba ? Gözlerim kısa bir an parmağımdaki parlaklığa takıldığında dudaklarımdan ağzıma kan tadı geldi. Alt dudağımı dişlerimin arasından kurtarıp yüzüğe nefretle baktım. Aptal ! Nasıl uyudun ?! Kaçabilirdin ! Kaçabilirdim.. Dudaklarımdan bir hıçkırık kaçmadan önce hafifçe tıklanan kapı tüm dikkatimi dağıttı. Gözlerimdeki yaşları geriye gönderirken gelenin Sinan olmasından öyle korktum ki bembeyaz kesildim. Kapıyı küçük, tıknaz bir kız açtığında farkında bile olmadan tuttuğum nefesi bıraktım. Çenesine kadar gelen kısacık kahve saçlarını kulaklarının arkasına kıstırmıştı. Küçük gözleri ışıldayan parlaklığı ve samimiyetiyle beni bulduğunda korkuyla karışık merakla ona baktım. "Günaydın efendim, Sinan Bey bunları dolabınıza yerleştirmemi istedi." Dedi ince sesiyle. Gözlerim elindekilere kayarken poşetlerin içinde rengarenk görünen kumaşlardan kıyafet olduklarını anlamam uzun sürmedi. Kıyafetleri sırayla dolaba dizerken gözlerimi kapatıp açtım. Adam çoktan kurmuştu her şeyi. Kendi dünyasında yaşıyordu ve bağladığı iplerle kuklaya dönmüştüm onun elinde. Getirilen kıyafetlere bakarak bile beni burada uzunca bir süre tutacağını anlıyordum. Korku kalbimi yine esir aldı. Esaret gözlerimdeki ateşi körükledi. Sakin kalmaya çalışarak konuştum. "Sen kimsin ?" "Adım Rüya efendim." Dedi beklemediğim bir saygıyla. İkinci sorum için tam ağzımı açtığımda cümlesiyle geri kapattım. "Sinan Bey kahvaltı için aşağıda sizi bekliyor." "Saat kaç ?" Dediğimde bileğindeki saate bakıp bana döndü. "Sabah dokuza geliyor efendim." Ne zamandır uyuyordum ? "Ben buraya kaçta geldim ?" Dedim aklımdan hesaplama yapmaya çalışarak. "Bilmiyorum Melek Hanım, ben sabah başladım işe. Annem çalışıyor burda dün o buradaydı, o bilir kaçta geldiğinizi. İsterseniz sorabilirim." Dediğimde boşver derecesine hareket yaptım. Getirdilerini dolaba yerleştirken yataktan kalkıp neredeyse bir duvarı kaplamış boydan cama yaklaştım. Gözlerimin önüne yine yemyeşil ağaçlar ve uçsuz bucaksız orman serilirken umutsuzca nefes verdim. Dakikalar öncesindeki korku yine kalbimi elleri arasına alırken boğazımdaki yumru nefes almama izin vermiyordu. Gözlerim yeniden doldu, ve bir kez daha boğulduğum sulardan Rüya'nın sesiyle çıkartıldım. "Melek Hanım, sizi beklememi mi istersiniz yoksa ben aşağıya in-" "Geliyorum bende, bekleme." Dedim kırık sesimle. Nasıl göründüğüme dair hiçbir fikrim yoktu fakat Rüya'nın yüz ifadesine bakarak bile ne kadar sefil ve acınası göründüğümü tahmin edebiliyordum. Kapısı açık olan banyoya yöneldiğimde dizime kadar olan alçı yüzünden duvarlara tutunarak ilerliyordum. Kısa bir an düşecek gibi olduğumda Rüya'nın tutmak için bana uzanan ellerini görmezden gelip banyoya girdim. Evin kalan diğer kısımları gibi neredeyse bizim evin yarısı kadar olan banyoda aynanın karşısına geçtiğimde çökmüş yüzüme şaşırdım. İyi bir şey beklemiyordum zaten ama kendimi bu şekilde görmek oldukça şaşırtıcıydı. Aynadaki kız ben değildim sanki. Dolgun, kırmızı yanaklarım içe çökmüş ve elmacık kemiklerimi daha görünür hale getirmişti. Pembe dudaklarım solmuş ve kurumuş, yer yer oluşan çatlaklarda ince kan birikmişti. Gözlerimin beyazı damarlanmış ve göz bebeklerimin ışığı solmuştu. Yüzümdeki küçük morluklarsa dokunmadığım sürece hissettirmiyordu kendi. Ne kadar süre uyuduğumdan emin değildim ama kaslarım yatmaktan uyuşmuş ve zihnim olan her şeyi tüm gece gördüğüm kabuslarda yaşatmıştı. Arabadan kaçış planım suya düşmüş olsa da hala bir şansım daha vardı. O çocuk kurtuluşum olabilirdi. Bu evde olup olmadığını merak ettim, kalbim kaçma umuduyla hızlandı. Soluk gözlerime ışık çaktı. Banyodan çıktığımda yatağın üzerindeki elbiseye baktım. Üzerimdekileri yavaşça vücudumdan sıyırırken bir yandan da vücudumdaki morarıklara bakıyordum. Nasıl olduğunu bile hatırlamadığım bir çok yarayı görmezden gelip elbiseyi üzerime geçirdim. Yıkılamazdım, henüz değil. Bir fırsatım vardı ve bunu kendime acıyıp ağlayarak harcamaya hiç niyetim yoktu. Eğer mezarım burası olacaksa da, savaşmadan gitmeyecektim. Odanın kapı koluna elimi koyduğumda bir an açılmayacak hissine kapılsam da kapı aralandığında nefes verdim. Biraz ileride bekleyen Rüya yanıma geldiğinde ona döndüm. Merdivenleri göstererek; "İnmenize yardımcı olmamı ister misiniz ?" Dediğinde kısa bir an şüpheyle baktım. Günlerdir yaşadığım işkence dolu günlerden sonra iyi ve nazik davranışlar beni korkutuyor olsa da gözlerimi de doldurmuştu. Birinin koynuna girip hüngür hüngür ağlamaya ihtiyacım vardı. Yaşadığım tüm zorlukları anlatmak ve birinin yaralarımı sarmasına ihtiyacım vardı. Bu kişininse annem olması için her şeyi yapacaktım. Her ne kadar o adamla ilgili olan herkes ve her şeyden nefret etsem de kızın kibarlığına karşın ters bir hareket yapamadım. "Hayır, teşekkürler. Ben inerim." Dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. Bacağım hiç olmadığı kadar iyiydi. Hafif bir ağrısı olsa da dayanılmayacak gibi değildi. Merdivenleri tek tek inerken Rüya bir yanımda her an destek vermek için benimle birlikte inmişti. Rüya benim kim olduğumu biliyor muydu ? Neden burda olduğumu ? Kaçırıldığımı ? Yaptığı işlere bakarak bu tür soruları o adama soracak konumda olmadığı belliydi. Onlardan biri olup olmadığına emin olamasam da Rüya'yı yedek plan yapmaya karar verdim. İnsanlığı anlayışı var gibi görünüyordu diğerlerinin aksine. "Sağ taraf salon ve yemek odası. Sol taraf mutfak ve isterseniz eğer bahçeye mutfaktan da çıkabilirsiniz. Bir şeye ihtiyacınız olduğunda bana seslenmeniz yeterli." Sözleriyle beraber etrafa göz gezdirirken bu kadar güçlü ve zengin bir aileye abimin ne yapmış olacağını düşünüyordum. Hırsızlık yapmışsa, paralarını almışsa ne önemi vardı ki ? Abim ne kadar aldıysa bile onlara sakız parası gibi gelirdi. Sinan denen adamın ilk defa ne iş yaptığını merak ettim. Gözlerimin önündeki zenginliğe bakarak da yasa dışı bir iş ihtimali daha yüksek geliyordu. Sağ tarafa yürüyüp geniş salona çıktığımızda gördüğüm kalabalık karşısında şaşkınlıkla kalakaldım. Kesinlikle beklediğim bu değildi. Dev gibi bir masanın etrafında yaşlı genç doluca insanın gözleri bana döndüğünde ürkek tavşan gibi onlara bakıyordum. "Sinan Bey başka bir isteğiniz var mı ?" "Şimdilik yok, gidebilirsin." Masanın baş köşesinde oturmuş, yüzüne yine o sert ifadesini takınmıştı. Rüya başını sallayıp odadan çıkarken bense atmaca görmüş kuş gibi köşeye sinmiştim. Bu adamın birde ailesi mi vardı ? Böyle bir adamı kim severdi ki ?! Ne zaman onun hakkında öğrendiğim şeyleri üst üste dizerek bir şekle sokmaya çalışsam bir şekilde her şeyi deviriyor ve yine beni bilinmezliğe bırakıyordu. Bir kızı kaçırıp ailesinin yanına getirmesi ne kadar mantıklıydı ? Tüm bu insanlar beni kaçırdığını biliyor muydu ? Masanın diğer baş köşesindeki yaşlı kadına baktım. Sinan'ın her iki yanında oturan bir kadın ve adama döndüğümde annesi ve babası olacağı aklıma geldi. Birkaç tanıdık erkek siması ve küçük bir kız çocuğu. Kafasında şapkayla oturan başka bir kız ve birbirine çok benzeyen iki erkeğe takıldı gözlerim. Farkına bile varmadığım bir anda Sinan yerinden kalkmış ve tam karşıma geçmişti. Dev bedeninin arkasında görüş alanımı tamamen kapatmıştı. Çenemi tutup alnıma tüy gibi Bir öpücük bıraktığında donup kalmıştım. Midemin bulanmasına engel olamadım. Elimi kaldırıp öptüğü yeri silmek istesem de korkudan hiçbir şey yapamadım. Gözlerim parkeye odaklanmışken sol eliyle çenemi tutup kaldırdı. "Günaydın karıcığım," dedi alayla. Mide bulantım gittikçe artarken temiz havaya ihtiyacım vardı. Onun kokusuyla çevrelenmişken mide bulantımı durdurmak imkansızdı. Sahte bir gülümsemeyle önce ailesine sonra bana döndü. "Uslu dur. Saçma sapan bir şey yapmaya kalkışırsan seni buna pişman ederim." Tehdidi baştan aşağı tüylerimi dilen diken ederken sesimi çıkarmadan başımı salladım. İtaatkârlığım karşısında gülümseyip elini omzuma atarak önümden çekildi ve beni kendine iyice yapıştırıp masaya doğru ilerletti. Bacağımdan dolayı sekerek ilerlediğim için omzuma attığı elini belime indirip destek vermeye çalıştığında dudağımı ısırdım. Olanlara uyum sağlamaya çalışırken bir yandan da aklımı yitirmemeye çalışıyordum. Yine de iyi tarafından baktım. Bu evde, o canavarla tek olmaktansa kalabalık olmak daha iyiydi. Yardım isteyebileceğim tek bir kişi bile olsa yeterdi bana. Yaşlı kadının olduğu baş köşeye geldiğimizde bir kadına birde ona baktım. "Neyi bekliyorsun ?" Dedi bana sertçe. Kocaman gözlerle ona bakarken ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. "Zamane gençlerinin saygıdan anladığı yok ki," dedi yaşlı kadın surat asıp kınayarak bana bakarken. "Babaannemin elini öpsene güzelim," "Ne ?" Dedim şaşkınlıkla. Belğimdeki elini uyarı verircesine sıkılaştırdığında yaşlı kadına döndüm. Yüzünü asıp başını diğer tarafa döndürmüş olsa da elini öpmem için kaldırmıştı. Bütün masa bizi izlerken en sonunda eğilip yaşlı kadının eline çenemle alımı değdirip doğruldum. Elimden yakalayıp masanın diğer tarafındaki kadınla adamın yanına sürüklediğinde çığlık çığlığa kendimi camdan atmamak için zor duruyordum. "Amcam ve yengem, onlarında-" Sinan sözünü tamamlamadan kadın sinirle söylendi. "Ne saçmalıyorsun Sinan kuzum sen, ben o kadar yaşlanmadım daha." Dedi sahte alıngan bir ifadeyle. Ardından ayağa kalkıp sıkıca gülümseyerek bana sarıldığında dönen bu tiyatro karşısında yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyordum. Belki de Sinan gibi ailesi de şizofrendi. Genetik bir şeydi sonuçta değil mi ? Masanın karşısından adamda hafif bir gülümsemeyle selam verdiğinde gözlerimi yere indirdim. Gerçekten beni kaçırdığından haberleri yok muydu yoksa bu da başka bir tiyatro muydu ? "Geri kalan grup önemli değil, yerine oturabilirsin. " Dediğinde kendimi evcil köpek gibi hissediyordum. Şapkayla oturan genç kızın yanındaki boş sandalyeye sessizce yerleşirken bir yandan da etrafı gözlüyordum. "Aşkolsun abi bunu üstüme bile almıyorum " dedi nikâhta gördüğüm tanıdık sima. "Kes sesini Mert" "Asıl bu lafını Lina üstüne almıyor amcası. " "O cadı üstüne almasın zaten Uğur , bak Melek bu cadıyı iyi tanı, çiftliğimin at düşmanı o " Çaprazımda oturan sarı saçlı küçük kız en fazla beş yada altı yaşlarındaydı. Yüzlerine dikkat ettikçe fark ediyordum ki çoğu tanıdıktı. "Bizde mi önemli değiliz kuzen ?" Aynı anda sordukları soruyla başımı kaldırıp konuşan erkeklere baktım. İkiz olduklarını gördüğümde kısa bir an benzerliklerine şaşırdım. Sanki birbirlerinin klonları gibiydiler. "Siz ekmek düşmanları ağzınızı bile açmayın !" Mert denen çocuk, "Yiğit, sen bir şey demeyecek misin Sinan'ın bu lafına ?" Dediğinde gözlerim Yiğit denen kişiye kaydı. Şaşkınlıkla kalakaldığımda kocaman gözlerle Yiğit'e bakıyordum. Daha ilk andan beri nasıl fark etmediğime şaşırıyordum. Kurtarıcım burdaydı. "Kes sesini Mert !" "Aman be bir şey demedik ,ee yengeciğim nasılsın ?" Bütün gözler yine bana döndüğünde ben hala Yiğit'e bakıyordum. Yiğit'in de gözleri beni bulduğunda yaptığım şeyi ancak anlamış ve başımı indirmiştim. Kurtulabilirim, hala bir umut var. Tek yapmam gereken onu ikna etmek. Onunla konuşmak için fırsat kollamam gerekiyordu. Yemekten sonra gidecekler miydi ? Ne yapacaktım ? Masadaki sessizliğin farkında bile değildim. Bana sorulan soruyu bile duymamıştım. Kucağımdaki ellerimi kenetlemiş sıkıyor, bir yandan kaçış planını oluşturmaya çalışıyordum. Yiğit denen çocukla nasıl yanlız kalmayı başarabilirdim ki ? "Ben sana anlatırım koçum ! Sen niye güzel canını yoruyorsun !" Sinan'ın ani çıkışıyla korkup yerimde sıçrarken kendime gelmeye çalıştım. Odaklan, aptalca bir şey yapma. Sakin kal. Kendi kendime teskinler verirken Sinan'ın bağırdığı Mert denen çocuk tehdidi algıladığı gibi kafasını yemeğine gömdü. Gözlerim kısaca etrafı tekrar süzerken bana bakan Yiğit'in üzerinde takılı kaldı. Gözlerindeki hüzün ve pişmanlık olduğum yerden bile hissediliyordu. Masanın etrafındaki diğerlerinin aksine bu aptal mutlu aile tiyatrosuna katılmamış tek kişiydi. Duygularını her ne kadar hareketleriyle saklamaya çalışsa da gözleri ayna gibiydi. Hissettiklerini adeta olduğu gibi yansıtıyordu. Yiğit işlediği günahı biliyordu, yaptıklarının farkındaydı. Umudum onun gözlerine baktıkça göğsümde iyice kabardı. Herkes sessizce yemeğini yemişti. Yemek boyunca üzerimde olan diğer iki küçük göze ancak hafifçe gülümseyerek karşılık verebilmiştim. Bunu yapabilmek için bile kendi kendime birkaç deneme yapmam gerekmişti. Sinan'ın babannesi olduğu iddia edilen kadın konuştuğunda neredeyse yemeğin sonu gelmişti. "Sinan oğlum senin bu karın konuşamıyor mu, şu sarı velet gibi ?" Lina konuşamıyor muydu? Yaşlı kadına kimse cevap verme girişiminde bulunmadı. Bende başımı indirdiğim kucağımdan hiç kaldırmadım. Uğur dedikleri kişi afiyet olsun diyerek kızınıda kucağına alıp kalktığında diğerleri de ardından sırayla kalkmaya başladı. Sinan'ın amcası masadan kalkıp Sinan'a döndü. "Yeğenim bizde kalkalım, akşam ki nikâha geliriz tekrar. Hadi anne kalk eve gidelim." Ben daha ne olduğunu bile anlamadan masada ikimiz kaldığımızda yavaşça yerimden kalkmak için hamle yaptım. Çıktığım odaya geri dönüp kaçış planım hakkında düşünmek istiyordum. "Otur yerine !" Sert sesiyle tekrar yerime çökerken dudaklarımı ısırdım. Kalkıp yanıma geldi. Önüme bıraktığı kimliğe şaşkınlıkla baktım. "Melek Gümüş, yeni kimliğini beğendin mi?" Bunu nasıl yapmıştı ? Beni ölü gösterdiğini sanıyordum. Kimliğim üzerindeki değişen tek şey soy adımdı. "Akşam resmi nikâhımız için hazırlan. Rüya sana ne yapman gerektiğini söyler. Sakın aptalca bir şey yapmaya çalışma Melek, birini sen kırdın ama diğerini de kırmaktan hiç çekinmem." Dedi alçılı dizime bakarak. Boğazıma kadar gelen hıçkırığı ve dolan gözlerimi en sonunda masada yanlız kaldığımda bıraktım. Gözyaşlarımın ardı arkası kesilmezken tek düşündüğüm şey belki de bana ikinci bir seçenek sunduğunda, o uçurumdan atlamak olduğuydu. . . . . . . Yeni bölüm en kısa zamanda gelecek insAllah okumadan yayınlıyorum hatam varsa affola yorumlara yazarsanız hatalarımı düzeltirim
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE