Keyifli okumalar canlar ❤
EV
Bahçeden çıkıp arabaya giderken gözlerimi dört açmış etrafta nerede olduğumu anlayabileceğim bir tabela veya bir resim arıyordum. Biraz bile fikir verse yeterdi ama dağın başında bir evdeydik ve yeşilden başka bir şey yoktu.
Evden çıkmanın verdiği rahatlamanın ardından gelen bilinmezlik daha çok rahatsız etti. Adının Sinan olduğunu öğrendiğim adamla nereye gittiğini bile bilmediğim bir arabaya binmeden önce olabildiğince oyalanıyordum.
Minik minik adımlarla ilerlerken etrafa bakıyor ve kaçış yolu arıyordum. Ucu bucağı görünmeyen ormanı gözüme kestirdiğimde arabaya yaslanıp kollarını bağlamış keyifle beni izliyordu. Ona baktığımda başını iki yana salladı.
"Aklından bile geçirme," dediğinde yutkunup başka tarafa baktım. Sürekli Fatih diye seslendiği çocuk en sonunda gelip sürücü koltuğuna geçtiğinde gittiğim yerde burayı arayacağım korkusu beni ele geçirdi. Daha arabaya binmeden boğulmaya başlamışken benim için kapıyı açtığında ciğerlerime son kez çekiyormuş gibi içime çektim havayı.
Yaz ayının ılık esintisi vücudumu yalayıp geçerken arabaya doğru yürüdüm ve bindim. Kapıyı kapattığında ellerimi kucağımda birleştirmiş bundan sonra olacakları düşünmemeye çalışarak kaçış planımın ayrıntılarını düşünmeye başladım.
O da arabaya bindiğinde en sonunda hareket etmiştik. Olabildiğince kapıya yakın otururken hemen yanımda beni saran kokusu tanıdıklığıyla geri gelmişti. Nerde duymuştum bu kokuyu ? Hatırlayabildiğim tek şey karanlıktı.
Tüm gece gözümü bile kırpmamış olarak oldukça iyi gidiyordum. Güneş yavaş yavaş tepede yerini alırken parlaklığı gözlerimi mayıştırıyordu. Ormanın derinliklerinde giderken ağaçların tepelerine konmuş kuşlar, ağaç kavuklarına yuva yapmış sincapları izliyordum.
Tabiki izliyor gibi görünüyordum. Gözlerim huzurla geçip giden yeşilliğe dalmışken zihnimde kaos hâkimdi. Kurtulmanın bir yolunu arıyordu. Nikâh masasındaki çocuk ilk planımken onu ikinciye plana attım. Eğer bir yere gidiyorsak insanlar olmak zorundaydı öyle değil mi ? Bu da yardım isteyebileceğim anlamına geliyordu.
Arabanın camları filmlerle kaplıydı, insan dolu bir ortama girdiğimizde beni görebileceklerinden emin değildim. Çığlıklarım duyulur muydu peki ? Onlar beni durdurmadan yeterli gelir miydi yakarışlarım ?
Varacağımız yere kadar arabadan çıkmama izin vereceklerini sanmıyordum. Eğer yine dağ evi gibi bir yere gidiyorsak beni öldürüp gömseler kimsenin ruhu duymazdı. Bu yüzden nereye gidiyorsak oraya varmadan bir şeyler yapmalıydım. Kısa bir an kapıya baktım. Kilitlemiş miydi ? Şehre girersek eğer araba ne kadar hızlı olursa olsun atlardım, hiç sorun değildi. Ama eğer kilitli bir kapıyı zorlarsam elimdeki tek şansı kaybederdim.
Kahretsin, kilitleyip kilitlemediğini hatırlamıyordum !
Arabanın içine kısaca göz gezdirdiğimde gözlerini üzerimde yakaladım. Ne zamandır beni izliyordu ? Dikkatli gözleri üzerimdeyken oldukça rahatsız olsamda gözlerimi çekmedim. Sanki ruhumu okuyormuş gibi bakarken bense onun içinde hiçbir şey göremiyordum.
"Abimden nefret ediyorsun değil mi ?" Dediğimde gözlerinin kararması bir oldu. Çenesini sıktı. Cevabımı almıştım.
"Bu denli nefret ettiğin bir insanın aynı kandan olan kardeşinden neden çocuk istiyorsun ?" Beni her an öldürecek olması umurumda değildi. Eğer ki benden istediği şeyler olursa zaten ölmüş olmayı dileyecektim. "Abimin kanından, soyundan bir çocuğun olacak." Dedim meydan okuyarak.
Dudakları hafifçe yana kıvrıldı. Gözlerindeki karanlığın yerini küçümseme ve alay aldı. "Boşa çeneni yoruyorsun." Gözlerini gözlerime dikti. "Bana bir çocuk vereceksin, ondan sonra nereye s*ktir olup gideceksen gidersin." Dediğinde bu sefer çenesini sıkan bendim.
Nefretim korkumun önüne geçti. "Abim ne yaptı da bu hale geldin ?" Şansımı gittikçe zorluyordum, her an boğazıma yapışabilirdi. "Senden ne aldı da bu denli zavallı bir çözüm yol-"
"Kese sesini !" Arabanın içinde beni her an parçalara ayıracak aslan gibi bakarken en sonunda sesimi kesmiştim. Gözlerine bakarken içindeki kavuran ateşi ilk defa o zaman gördüm.
Abi..ne yaptın sen böyle ?
"Kenara çek !" Diye bağırdığında gözlerim şaşkınlıkla açıldı. İşte şimdi ölmüştüm.
Fırat korkuyla dönüp bize baktı. "Abi-" itiraz etmesine fırsat kalmadan Sinan bir kez daha bağırdığında korkuyla kenara sindim. Araba orman yolunun kenarında durduğunda Sinan sinirle arabadan indi. Benim tarafıma doğru gelirken Fatih korkuyla bana bakıyordu.
"Ne derse onu yap," dedi fısıldayarak. Kapı açıldığında mengene gibi koluma yapışan ellerden kurtulma şansım yoktu. Beni sürükleyerek arabadan çıkardığında sesimi çıkarmıyordum ama sürekli taşa veya kendi ayaklarıma takılıp düşüyor gibi olduğumda tuttuğu kolumdan beni kaldırıp sürüklemeye devam ediyordu. Kolumdaki baskı canımı yakarken şu anda düşünmem gereken çok daha önemli şeyler vardı. Hayatım gibi.
"Nereye gidiyoruz ?" Dedim tekrar bir taşa takılıp düşmeden önce. Bu sefer dizlerimin üzerine düşerken ellerim çizik içinde kalmıştı. Sargılı bacağım işimi iyice zorlaştırırken acıyla inledim. Gözlerini devirip beni tekrar kaldırdığında kalkmak için bir çaba göstermesem de işte yine ayakta ve sürüklenerek ilerliyordum.
Kalbim korkuyla atarken nefes nefese kalmıştım. O ise sadece önüne bakıyor ve hiç durmadan ilerliyordu. En sonunda yavaş yavaş çevremizdeki ağaçların seyrekleştiğini fark ettim. Dev ağaçların yerini çalılar ve otlar alırken nereye gittiğimizi anlamaya çalışıyordum.
"Nereye gidi-" sözümü kesen dinen merakım olmuştu. Dev şelalenin akıttığı suları hemen önümüzde metrelerce aşağıya iniyordu. Eğer daha iyi bir durumda olsaydım bu güzeliği ağzım açık karşılardım. Hayran olunmayacak gibi değildi. Ardından uzun zamandır merak ettiğim bir sorunun bir kısmı çözüldü.
Kırıkkalede bu kadar yeşilliğin olmasına imkan yoktu.Yani Kırıkkalede değildik.
Ben şaşkınlıkla etrafa bakarken beni sertçe öne ittiğinde korkuyla çığlık atıp kendimi yere attım. Dizlerim düşmenin etkisiyle yırtılıp kanarken uçurumla aramda sadece birkaç adım vardı. Rüzgar burada sertçe eserken aşağıya düşmek içten bile olmazdı.
"İşte," dedi keyifle. "Sana bir seçenek daha sunuyorum." Dediğinde bir ona birde onlarca metre aşağıya baktım. Yutkunmadan edememiştim. Eğer buradan atlarsam kurtulma şansım yoktu. Bu apaçık belliydi. Ve cesedim, yüzlerce metre sürüklendikten sonra uçsuz bucaksız denizlere mi ait olacaktı ? Yoksa bir süre sürüklenip kenara çıktıktan sonra birçok hayvanın midesinde mi yer edinecektim ?
"Atla." Dediğinde bunu beklesem de gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Kalbim sinek kuşunun kanadı gibi atarken biraz ötede dikilmiş bana acıyarak bakan adama baktım.
"Yapamam," dedim korkuyla. Ölüm henüz vardığım bir seçenek değildi. Savaşmamıştım. Anneme kavuşmamıştım daha.
"Atla." Dedi sertçe. Bana doğru birkaç adım attığında olduğum yerde tutunmaya çalıştım.
"İstemiyorum." Dedim dolan gözlerime lanet okuyarak. Eğilip benim hizzama geldi. Eliyle yakamı kavradığı gibi beni aşağıya doğru sarkıttığında çığlık koparıp kollarına yapıştım. Tutmaya çalıştığım yaşlar bir bir inmeye başlamıştı yanaklarımdan.
"İşte bu kadarsın." Dediğinde gözyaşlarımdan bulanıklaşan gözlerimle gözlerine bakmaya çalışıyordum. "Ben seni bırakırsam ölürsün, sen beni bırakırsan değil."
Yakamı bıraktığında korkudan deli gibi titrerken uçurumdan olabildiğince uzaklaşmaya çalıştım.
"Kalk ayağa," dediğinde deli gibi titrerken sızlayan bacağımı sıkıp ayağa kalktığımda gözlerine bakmıyordum. Tüm bunların blöf olduğuna emindim. Beni korkutmaya çalışıyordu, eğer düşmanıysam beni çok önce daha kötü şekillerde öldürmüş olurdu. Ama yine de istediği olmuştu. Deli gibi korkmuştum, ve korkuyordum da.
Cebinden çıkardığı şeyi önüme attığında toprağın üstünde duran yüzüğe baktım. Şu anda bu beklediğim şey değildi açıkçası. Sürekli değişen durumlar beni iyice serseme çeviriyordu. Bu adamı asla çözemiyordum.
"Tak." Dediğinde eğilip yüzüğü aldım. Takmaktansa parmağımı koparmayı tercih ederken bu sefer beni kendisi uçurumdan atardı. Yüzüğü parmağıma geçirdiğimde boynumda görünmez bir baskı hissettim. Bu histen nefret ettim.
Parmağımdaki yüzüğe bakıp gülümsedikten sonra arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Arkamı dönüp kaçmak için bir yol aradım. Uçurumun kenarındayken tek yol atlamaktan geçiyordu. Ve oradan da hayatta kalırsam eğer kilometrelerce uzanan orman devam ediyordu. Umutsuzluk hiç bu kadar güçlü olmamıştı.
Peşinden arabaya döndüğümde bitik haldeydim. Bu da vazgeçişimde büyük etkisi olan bir nedendi. Tükenmiştim artık. Üstüm başım çamur içindeydi ve neredeyse baygınlık geçirecektim. Dünden beri ne uyumuş ne de bir şey yemiştim. Kırık bacağım o kadar düşmenin ardından deli gibi ağrıyorken dirseklerim kıyafetin altıdan kan içinde kalmıştı. Dizlerimse çoktan parçalanmış, toprakla karışık kan kurumaya yüz tutmuştu.
Araba tekrar hareket ettiğinde başımı camdan tarafa çevirip kendime dinlenme süresi verdim. Sadece birkaç dakika gözlerimi kapatacaktım. Güneş ışıkları ağaç dallarının arasından yüzüme yansırken sıcaklığıyla mest oldum. Ve kendimi huzurla daha mutlu olduğum rüyalara bıraktım.
***
***
Yeni bölüm en kısa zamanda gelecek inşallah