Bölüm 6

2220 Kelimeler
Aslı bir anda “pamuk şeker” diye bağırarak koşmaya başladığında beni de peşinden sürükledi. “Aslı yavaş ol bebeğimize bir şey olacak” dediğimde gür kahkahası kulaklarımda çınlarken “saçmalama aşkım koşuyorum diye düşecek değil ya” dedi. Sımsıkı tuttuğum elinden onu geriye doğru çekerken kolumu beline sararak “yine de sen dikkat et” diye fısıldadım kulağına. Satıcının önünde durduğumuzda onun için bir pamuk şeker alırken dudağını bükerek “sende ye” dedi. Her zamanki tatlı şımarıklıkları yine üstündeydi. “Tamam” diyerek bir tane daha alarak birini ona uzattım. Neşeyle gülümseyip elimdeki pamuk şekeri aldıktan sonra paketini açıp büyük bir parça kopararak ağzına doldurmuştu. Pamuk şekerlerimizi yiyerek yürümeye başladığımızda ilerideki çocuk parkını göstererek “Can büyüyünce oğlumuzu da getiririz değil mi?” Dedi. Gösterdiği yere bakıp çocuklarını oynatan aileleri gördüğümde onların yerinde olmak istemiştim. Gelecekte onlar gibi olacağımı bilerek gülümserken kolumu Aslı’nın omzuna atarak “tabi ki de getireceğiz” dedim. “Ben oğlumu yukarıdan kaykaya bindirirken sende aşağıda onu bekleyeceksin.” Aslı “onu kucağıma almak için sabırsızlanıyorum” diyerek belime sarıldığında eğilip alnını öperek “bende hayatım” dedim. “Ama alamadım. Onu kucağıma alamadım. Onu hiç hissedemedim.” Öfkeyle ağzından çıkanlarla kafamı aşağıya çevirdiğimde Aslı’nın kan çanağına dönmüş kırmızı gözleri bana bakıyordu. Ağzının kenarından kan sızmaya başlarken “senin yüzünden” dedi. “Aslı” diyerek onun yüzünü kavramaya çalıştığımda beni tüm gücünle itince yere düşmüştüm. Ellerimle yerden destek alarak oturduğum yerden ona baktığımda üstüme doğru eğilmiş her tarafından kan akarken “senin yüzünden” diye haykırmaya devam etti. Ondan geri geri kaçarken “hayır” dedim. “Senin yüzünden” diyerek üstüme gelmeye devam ettiğinde “hayır” diye bağırdım. “Senin yüzünden” diye kulakları sağır eden bir çığlıkla bağırdığında nefes nefese haykırarak yattığım yerden doğrulmuştum. Gözlerimi kırpıştırıp karanlığa alışmaya çalışırken derin derin soludum. Ellerimi yüzüme kapatıp akan gözyaşlarımı durdurmaya çalışırken “Aslı” diye fısıldadım. Nefes alamıyordum. Onu düşününce nefes alamıyordum. Göğsüm her şiştiğinde içime çektiğim nefes ses çıkartırken oda da yankı yapıyordu. Kendimi yatağa geri atarak sakinleşmeye çalıştım. Nefes almaya çalışıyor ama alamıyordum. Nefes aldıkça göğsüm daha çok sıkışıyor, yanıyordu. Gözlerimi kapatıp Beren’in bana gönderdiği fotoğrafları gözümün önüne getirdiğimde rahatlamaya başladım. Birbirinden şirin bebek fotoğrafları gözümün önünde canlanırken gözlerimden yaşlar akarak “bende kucağıma almadım” diye fısıldadım. “Bende kucağıma almadım. Cesaret edemedim. Hak etmedim. Sensiz ona sahip olmaya hak etmedim Aslı. “ Gözlerim karanlıkta tavanın beyazlığını ayırt etmeye başlarken kafamın içinde dönüp duran düşünceler biçimsizdi. Ne hayal kurabiliyordum ne de geleceğimin ne olacağını düşünebiliyor. Bilinmezin ortasında yapa yalnızdım. Evet, Ric bana bu bilinmezlikte eşlik ediyordu ama biliyordum ki geçiciydi. Onunla sadece günü kurtarıyorum. Ondan öğrenebileceğim ne varsa öğrenecek yoluma devam edecektim. Ya sonra… Birkaç gündür bunu kendime sormadan duramıyordum. Ya sonra… Ya sonra… Nereye kadar gidecekti bu düzen. Nereye kadar yalnız kalacaktım. Ben düşünceler denizinde boğulurken odanın için yavaşça aydınlanmaya başlamıştı. Çok geçmeden kapım yumrulandığında günüm rutin bir şekilde başlamıştı. Ric kapıyı yumruklarken, yataktan kalkıp banyoya giderek yüzümü yıkadım. Üstümü giyinip telefonum ile cüzdanımı cebime attıktan sonra kapıyı açtığımda Ric her zamanki öfkeli yüz ifadesiyle karşımdaydı. “Neredesin sik kafalı iki saattir seni bekliyorum” dediğinde kafamı iki yana sallayarak “yine sik kafalı olmuşuz” diye homurdandım. Arkasına dönüp bana ters bir bakış attıktan sonra “yine mi? Ne zaman sik kafa olmaktan kurtuldun ki, o şekilsiz kafaya sahip olduğun sürece ne zaman kurtulabilirsin ki” dedi. Ona cevap vermeden araksından yoluma devam ettim. Arabaya bindiğimizde aceleyle bir sigara yaktı. Motoru çalıştırırken gürültü çıkartan motora birkaç küfür savurduktan sonra yola çıktığımızda bu gün normalin üstünde bir sinire sahip olduğunu anladım. Akşamki nişanla alakalı olup olmadığını merak ederken “nereye gidiyoruz” dediğimde “cehennemin dibine” diye bir cevap aldım. “Zaten orada değil miyiz?” Sorumla kafasını çevirip bana baktığında göz göze geldik. “Evet, evet evlat oradayız” diyerek önüne döndüğünde sigarasından derin bir nefes alıp üfleyerek “bugün biraz etrafı gezelim yapacak bir şey yok” dedi. “Merkeze gitmeyecek miyiz?” Sorum cevapsız kalırken Ric arabayı hızlandırmıştı. Belli ki bu gün merkeze gitmek yapacaklar listesinde yoktu. Yarım saat sonra sahilde Ric’in aldığı bir kasa birayı içmekle meşguldük. Sessizce önümüzdeki sonsuz maviliği izlerken, bu durum bana alp ile olan anılarımızı anımsatınca buruk bir gülümsemeyle kıvrıldı dudaklarım. Ric “sevgilisini görmüş ergenler gibi ne sırıtıyorsun sik kafa” dediğinde dudaklarımdan dökülen kıkırtıya engel olamadım. Bana şaşkınlıkla bakarken “hadi ama sen güldün mü az önce” dediğinde omuz silkerek “ne var bunda” dedim. “Bir senedir hiç görmediğim bir şeydi evlat. Şaşırdıysam kusura bakma.” Elimdeki şişeyi kaldırırken “büyük ihtimal bunu etkisi” dediğimde bana inanmaz gözlerle bakarak “bir şişeyle sarhoş mu oldun lan sen” dedi. “Of saçmalama Ric” dedikten sonra gözlerimi dışarı çevirirken “mesai saatlerinde içtiğimiz için başımız belaya girmez değil mi?” dedim. “Bugün bana dokunanı sikerim. Sıkıyorsa biri bir şey demeye cesaret etsin.” Denizin üstünde süzülen kuşları izlerken onu neyin bu hale getirdiğini daha net anlamıştım. Gabi akşama birkaç ay sonra hayatını birleştireceği adamla ilişkisini, merkezin ve arkadaşlarının eşliğinde, birer yüzükle taçlandıracaktı. Ric bu yemeğe davetli değildi. Davetli olsa da gideceğinden şüpheliydim ama Gabi akşam hepimizin içinde onun özellikle davet edilmediğin söylemiş ve Ric merkezi terk etmişti. Bundan sonra yaşanacaklar ise sadece benim değil merkezdeki diğerlerinin de merak konusuydu. İkisinin birbirlerine olan ilgisini bilmeyen yoktu. Her şeye rağmen birbirlerinin yüzüne bakıp nasıl uzak durmayı düşünüyorlardı aklım almıyordu. “Hiçbir şey yapmayacak mısın? Elinden kayıp gitmesine izin mi vereceksin?” Bunları söylerken gözlerim Ric’i bulmuştu. Konuşmaya başlamamla aldığı derin nefesle göğsü şişmiş, nefesini tuttuktan sonra cümlem bittiğinde nefesini geri verirken göğsü hırıldamıştı. Gözlerini yavaşça kapatırken “başka ne yapabilirim” diye fısıldadı. “Harabeye dönmüş kalbimin hangi köşesini verebilirim ona. Yıllar önce üç can koptu o kalpten. Arda kalanlarla onu nasıl mutlu edeyim. Bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Bitmiş adam tarafından sevilmek yerine onu daha çok sevecek biri tarafından sevilmeyi hak ediyor.” “Bunu ona sordun mu? Belki de o seni bu halinle kabul edecek” dediğimde bana bakıp burukça gülümserken “sen olsan yapabilir miydin?” dedi. Bu soru beni hazırlıksız yakalarken koltuğumda kıpırdanarak “benim için öyle bir şey söz konusu değil ama sen başarmışsın. İkinci bir şansı yakalamışken kendi ellerinle itiyorsun” dedim. Sözlerim onu güldürürken “başıma o olay geldiğinde senden çok daha yaşlıydım evlat, inan bana asıl senin daha çok şansın olacak. Şimdiden şanslısın bile. Ardında tutunabileceğin bir canın var. Benim hiçbir şeyim yoktu ama bak hala yaşıyorum” dedi. Omuz silkerek inat etmeye devam ettiğimde “başına geldiğinde bu günü hatırla, hatırla ki bana verdiğin aklı kendin için kullan” dedi. Lafı ağzıma güzelce tıkayıp etrafını da sıvadığı için koltuğumda yerime gömülerek sessiz kaldım. Belki de haklıydı ama bazı şeyler şuan imkansız geliyordu. Gözlerimin önünde başka bir kadını bile hayal edemiyordum. Hala Aslı’nın hayaletiyle yaşarken nasıl hayal edebilecektim. Biraz olsun kadınlara tekrar yakınlaşmayı denemiştim. Büyük bir hata yaparak buna Kati ile başlamıştım ve anında pişman olmuştum. Merkezde sürekli yüz yüze baktığım bir insanla bunu denememeliydim. Kızı öpememiştim bile. Bana yaklaştığı dakika gözümün önünde Aslı’nın ölüm fotoğrafları canlanmış, midem bulanmıştı. Bir zamanlar her kadını onu kızdırmak için kullanırken şimdi hiçbirine yine onun sayesinde dokunamıyordum. Bir saat sonra ben hala elimdeki bir şişeyle oyalanırken Ric sızmıştı. Yerimden kalkıp onu sürücü koltuğundan kaldırıp yan tarafa geçirdikten sonra evine götürdüm. Anahtarlarını cebinden zorlukla alıp kapıyı açtığımda içerinin leş kokusu yüzüme çarpmıştı. Koltukların üstünde yerlerde eski yemek artıkları artık küflenmiş içeriye berbat bir koku yaymıştı. Onu boş olan koltuğun birine attığımda Ric homurdanarak koltuğa iyice yerleşip horlamaya başladı. Pencereleri açtıktan sonra mutfağa giderek çöp poşeti aradığımda resmen kurtlanmış bulaşıklarla karşılaşınca midem kalktı. Evde kirli ne bulursam poşetlere doldurup çöp konteynırına attıktan sonra Ric’in arabasının anahtarlarını alarak evden çıktım. Sabah uyandığında arabasını aldığım için bana küfür edeceğini bilmek nedense beni keyiflendirmişti. Evime geldiğimde yukarı çıkınca Kati’yi kapıda görmeyi beklemiyordum. Hava çoktan kararmıştı. Burada ne aradığını merak ederek “Kati” dediğimde yanına ulaşmıştım. Arkasını dönüp bana baktığında üstündeki kıyafeti fark ettim. Şık bir elbise giymişti. Önü açık ceketinden gördüğüm kadarıyla da cömert bir göğüs dekoltesi vardı. “Ne oldu” dediğimde yerinde biraz kıpırdandıktan sonra “Gabi’nin yemeğine birlikte gideriz diye düşünmüştüm” dedi. Elimdeki anahtarlarla oynarken “ah” dedim. Gitmeyi düşünmüyordum. Ric’in bugünkü halini gördükten sonra onu o şekilde bırakıp o yemeğe gitmek ona ihanet gibi geliyordu. “Ben gitmeyi düşünmemiştim.” “Yapma ama o ihtiyarın korkaklığı yüzünden Gabi’yi kıracak mısın?” Haklı olduğunu bildiğim için sessiz kalırken, saçlarımı karıştırdıktan sonra “tamam ama hazırlanmam için biraz izin ver” diyerek kapıyı açtım. Arkamdan içeri girdiğinde Ric’in evi kadar olmasa da dağınık evimden biraz utanmıştım. Kati gülümseyerek “neden daha büyük bir eve geçmiyorsun” dediğinde “burası işimi görüyor” dedim. Dolabıma yönelip giyecek düzgün bir pantolonla gömlek ararken “sen geç otur” dedim. Oturacak tek alan olan yatağımı göstererek. O yatağın kenarına çökerken bende dolaptan bulduğum pantolon ve kırışık gömleği alarak banyoya yöneldiğimde “benden çekiniyor musun” diyerek kıkırdadı. Onu duymazlıktan gelerek banyoya girip üstümü değiştirmeye başladım. Elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı biraz düzelttikten sonra hazır olduğumu düşünerek çıkmıştım. “Gidebiliriz” diyerek ceketimi aldığımda Kati de ayaklanmıştı. Topuklu ayakkabılarını tıkırdatarak önümde ilerlerken kıyafetimi süzdüğü gözümden kaçmadı. On beş dakika sonra Kati’nin arabasıyla Gabi’nin yemek verdiği yere geldiğimizde herkesin son derece şık olduğunu görünce kırışık gömleğimi çekiştirdim. Böyle şeyler için uygun kıyafet almam gerektiğini düşünmeliydim. Kati rahatça koluma girerek “merak etme çok yakışıklısın” dediğinde yine ona cevap vermedim. İşler daha önce onunla sarpa sarmıştı ve o günden sonra Kati benden uzak durmuştu. Bugün neyin değiştiğini merak etsem de çok fazla irdelemek istemedim. İçeri girdiğimizde Morgan ve ortağı Bill çoktan sarhoş olmuş gibiydiler. Bill, Kati ile bana gözlerini kısarak baktıktan sonra yapmacık bir şekilde sırıtarak “hoş geldiniz altın çocuk ve Kati” dedi. Kafamla selamlayarak ikisine karşılık verirken Kati’nin hala neden koluma yapışık olduğunu anlamadım. Arkamdan bir kol boynuma sarıldığında dönerken, Mike elindeki içkiyi bana uzatarak “biran sende gelmeyeceksin sandım adamım” diyerek eğilip Kati’ye baktıktan sonra “neyse ki Katimiz seni getirmiş” dedi. “Evet” diye homurdandıktan sonra uzattığı içkiyi istekle kabul edip kafama diktim. Onlarla bir süre sohbet ederken Kati bu süre içinde kolumu hiç bırakmamıştı. Sonunda bir arkadaşının onu çağırmasıyla yanımızdan ayrıldığında rahat bir nefes almıştım. “Ee sen ve Kati ha” diyen Bill’in sesiyle ona baktığımda kaşlarımı çatarak “anlamadım” dedim. Yapmacık bir kahkaha atarak “hadi ama kız ağzının içine düşüyor adamım ne zamandır götürüyorsun” dediğinde dişlerimi sıktım. Morgan sinirlendiğimi fark ederek araya girip “kapa çeneni Bill” dediğinde onu elimle sustururken “ne saçmalıyorsun sen” dedim. Kendini göstererek “ben mi saçmalıyorum, hadi ama ekipten birini altına alan ben miyim?” dediğinde ona doğru sinirle bir adım atmıştım ki Mike kolumu tuttu. “Yapma adamım görmüyor musun sarhoş. Hadi biz seninle içki alalım” diyerek beni oradan uzaklaştırdı. İçki masasının önüne ulaştığımızda Mike “yine de bir konuda haklı” dedi. “Anlamadım” diyerek ona baktığımda ileride duran Kati’yi göstererek “senden hoşlanıyor adamım” dedi. Gözlerimi Kati’ye çevirdiğimde bana gülümseyerek göz kırpıp onunla konuşan arkadaşına geri döndü. “Boşuna vakit harcar” diyerek kafamı iki yana salladığımda Mike “o zaman onu cesaretlendirme çünkü Bill de ondan hoşlanıyor ve ikinizin yakın olmasına çıldırıyor” dedi. Hiçbir şey demeden etrafımı izlemeye başladım. Bill’in Kati’den hoşlandığını biliyordum ama kimse için birinden uzak duramazdım. Bu benim karakterime tersti. Kati’yi o gözle görmüyordum ama ondan uzak durmak benim kararım olurdu başkasının değil. Bir süre sonra Gabi ile nişanlısı Caleb birbirlerine yüzüklerini takıp hepimizin tebriklerini kabul ettiklerinde bende biraz sarhoş olmuştum. Mike’ın verdiği her bardağı kafama dikmiş ve ayakta durmakta zorlanmaya başlamıştım. Kati koluma girip “fazla içtin, sen bayılmadan gitsek iyi olur” dediğinde hı-hımmm diye homurdandım. Evime giden yol boyunca sızmış olmalıydım çünkü ne zaman geldiğimizi hatırlamıyordum. Kati’nin beni kaldırmaya çalışıp hadi Can bana biraz yardımcı ol demesiyle kendime gelmiştim. Gözlerimi açıp önüme serilen göğüs dekoltesiyle karşılaştığımda ilk başta ne olduğunu anlamadım. Kafamı kaldırdığımda Kati’nin sarı saçları omuzlarında bana doğru süzülmüştü. Bu görüntü bana geçmişteki çapkınlıklarımı hatırlatırken onu iterek “tamam kendim kalkabilirim” dedim. Sert tavrımdan sonra geri çekilen Kati bana yol açtığında arabadan sallanarak çıktım. Bir iki adım attıktan sonra tökezlediğimde Kati tekrar koluma girmişti. Yukarı kadar bana yardımcı olduktan sonra cebimdeki anahtarları çıkartıp ona uzattım. Kapıyı açıp yatağa ulaşmama yardım ettiğinde kendimi sırt üstü yatağa atarak “teşekkür ederim” dedim. Bundan sonra gitmesini umuyordum ama yanımda birini hissettiğimde Kati ile bugün tüm bağlarımızı koparmamız gerektiğini anladım. Gözlerimi açıp ona baktığımda ceketini çıkartmış yatağın kenarında oturarak bana bakıyordu. Elini kaldırıp yavaşça yanağımı okşadığında şefkati bana başka şeyler hatırlatıyordu. İç çekerek “Kati gitmelisin” dediğimde sanki tam aksini söylemişim gibi eğilip dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Sarhoştum ve bir kadından şefkat görmeyeli uzun zaman olmuştu. Kısa bir an kendimi kaybedip öpüşüne karşılık verdim. Elim kafasını sabitlerken geçmiş tecrübelerim kontrolü ele almıştı. Dudaklarım dudaklarını aç bir şekilde somururken bir elim kalçasını bularak onu kendime çekti. Hiçbir şey hissetmediğimin farkındaydım. Ve onun da farkına varması için kendimi ona bastırıp dudaklarımı geri çektim. Kati bana şaşkınlıkla bakarken “hala anlamadıysan umarım şimdi anlamışsındır, seni istemiyorum Kati” dedim. Gözlerinden yoğun bir kırgınlık geçtikten sonra öfkeyle ayağa kalktı. Sinirli adımlarla kapıya ilerledikten sonra çıkmadan önce “gay olduğunu bilmiyordum” diyerek kapıyı çarpıp çıktığında kafamı iki yana salladım. Onun öpüşüne karşılık verip ama hiçbir şey hissetmediğimi anladığında gay olduğumu düşünmesi sanırım normaldi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE