Kerem’in duştan çıkıp hazırlanmasını, ona hazırlamaya yeltendiğim ama beceremediğim kahvaltıyı, Deniz’in bugüne denk gelen ağlama saatlerini içimi eriyip bitiren düşünceyi unutmadan yaşadım. Ama bebeğim de hiç yardımcı olmuyordu. Bir şeyler olduğunu hissediyordu ve benim yerime de ağlıyordu. Akşama doğru zar zor uyuttuktan sonra mutfağa geçip olabildiğim en sessiz halimle yemek yapmaya koyuldum. Çünkü bu kafayı başka türlü toplayamıyordum. Çeşit çeşit yemeğin yanına bir de acılı ayran yapıp koltuklardan birine kendimi bıraktığımda ne kadar da çok yorulduğumu fark ettim. Ruhum çok yorgundu. Üstelik çözemediğim bir meselenin ağırlığı yüzünden bu haldeydim. Tıklayan kapıyla tavanda olan gözlerim kapıya doğru döndü. Yavaş adımlarla gidip kapıyı açtığımda elinde bir buket frezya olan Kere

