7.Kahvaltı

2136 Kelimeler
İlginçtir ki söylediklerimden sonra benden ayrılmış ve gayette resmi bir şekilde durup gözlerini de normalleştirip elini omzuma koyup sıkmıştı. Bu evet demek olmalıydı. "Sen nasıl istersen öyle olsun ama senden uzak kalmamı da benden bekleme en azından sesini duyayım arada da olsa sana ulaşabileyim seni göreyim olur mu?" dedi. "Tabii ki ama şimdiki gibi çat kapı gelip sık boğaz edersen vallahi küserim daha da hiç bir şekilde seninle konuşmam" dedim çocuk gibi. Bana bakıp gülümsedi ve "Tamam Asyam sen ne dersen o." demesin mi düşüp bayılacaktım. "O zaman bana müsade ben şimdi derse gireceğim." diyerek yanından ayrıldım. Hayret ki ardımdan gelmiyordu. Kalbim küt küt atıyordu ve ben normal gibi binadan içeri girdim bir süre gidip duvar dibine geçip ardımı kontrol ettim. Beni de manyak etmişlerdi. Gelen giden kimseyi görmeyince oh be diyecekken ardımdan bir gölge hissedip korkuyla "Hiiiihhhhhh" diye korktum ve ardımı dönmemle sendeleyip düşecekken belimden tutmuş Enes ile donup kaldım. Allahım bu adamların benimle derdi neydi ki? Birini atlatıyordum biri karşıma çıkıyordu. Gerçi bu Enesin aşırılıkları yoktu çok şükür. Hemen duruşumu düzeltip kendimi ondan uzaklaştırdım. "Ben özür dilerim korkup kaçınca düşme diye tuttum ." açıklaması makul kabul edilebilir. "Anladım boş bulundum herhalde sağol." "Sen neye bakıyordun öyle korkmuş gibi?" "Şey hiç bir şey bir an biri takip ediyor gibi geldi de sende öyle gelince ondan korktum zaten." "Üzgünüm. Benimle konuşmak istediğin önemli konu neydi?" Ben şimdi bu çocuğa ne diyeyim? "Şey ben sizinle çalışmak istiyordum ya." heyecanla "Evet" dedi ve bekledi. "Onu istiyorum ama bana biraz zaman verebilir misiniz? diyecektim. Mağlum Oktay beyin durumu hali ortada ya." bana anlamaya çalışarak baktı bir şey demedi benim ciddi bir açıklama yapmamı bekledi. "Şey Enes Oktay bey sizin büroda staj yapacağımı duymuş ve bu sabah beni sorguladı ve bu durum beni rahatsız etti." dedim detayına girmeden. "Ve ben onun tutumunu görmek istiyorum. En azından bu hafta biraz gözlemlesem ve herhangi bir sorun oluşmadan başlasam ne dersin Hasan bey kabul eder mi?" düşünüyor olmalı sadece gözlerime bakıp "Bu konuyu babam ile görüşüp sana bildireceğim" dedi. Beraber kendi dersliklerimize doğru ayrıldık. Bugün derslere girsem de kendimi hiç bir şekilde ne hocaların anlattıklarına nede okuduklarıma veremedim. Kısaca bom boş geçen bir gündü. Benim tarzım olmayan bir gün. Binanın merdivenlerinden inerken telefonumun titremesiyle elimi çantama attım ve telefonumun ekranına baktım. "Oktay: Özledim." yazıyordu. Böyle bir mesaja ne denirdi ki? Suyuna gideceğim ve zaman kazanacağım diye inşallah yanlış bir şey yapmamışımdır diye kendi kendimi sorgulayıp telefonu geri çantama koydum. Durağa doğru yürüyüp kalabalıklar arasında beklemeye başladım. Titreyen telefonumla gene bir mesaj geldiğini anlayıp çantamdaki telefonu yine kendime çevirip baktım ve yine Oktay dandı. "Oktay: Sen beni özlemedin mi?" yazmıştı. Ne diyeceğimi bilemeyerek parmaklarım klavyede dolandı ve "O kadar yoğun bir gündü ki yorgunluktan ölmek üzereyim " diye yazdığım mesaj sahibine gitti. "Oktay : İstersen seni spaya götürebilirim biraz rahatlarsın " yazmıştı. Ya sen koskoca avukatsın işin gücün yokum yahu? "Teşekkür ederim ama duşa girsem kafi "Yazıp yolladım ve telefonu çantama geri koydum. Gelen otobüsle binip akan trafikte hızla yol almış yurda gelmiştik. Kendi bloğuma yürüyerek içeri girmiş verdirenleri çıkmıştım. Odama girer girmez kapımı kilitleyip kendimi odamdaki duşa attım. Sıcak su öyle iyi hissettirmişti ki keşke birde küvet olsaydı demeden edemedim. Havalar ısınsında kesinlikle güneyde bir yere tatile gidecektim. Deniz suyuna girip kızgın kumlarda uzanıp kaygısız güneşlenmek saatlerce kitap okuyup mehtabı seyretmek istiyordum. Tabii bunun için şimdiden çalışıp para biriktirmem gerekiyordu. Kafamdaki bir dolu soru ve düşünce planla suyu kapayıp bornozumu giyinip saçlarımı da havluyla sardım. Mayışmış halde yatağıma uzanıp bir süre suyun kurumasını bekledim ki kurulanmaya bile halim yoktu. Biraz daha beklesem uykuya dalacağımdan ya Allah deyip hemen kalktım ve tüm vücudumu kremleyip pijama takımımı giyip saçlarıma da bakımını yapıp kurutup açık bıraktım. Yatağıma uzanıp elime bir kitap aldım ve yarının hafta sonu olmasının verdiği rahatlıkla keyif yapıyordum.Çantamda bıraktığım telefonumun titremesiyle çantama uzanıp telefonumu elime alıp ekranına baktım ve Enesin mesajı gözüme çarptı. "Enes: Babamla konuştum ve bir haftaya ok dedi ama erkende gelsen memnun olurmuş 😊" yazan bir mesaj göndermişti. Bu iyi haberdi ki bende Oktayın ne yapacağını gözlemleyecektim. "Teşekkür ederim bu iyi geldi." yazıp yolladım. "Yarın için bir planın varmı?" diye hemen gelen cevapla ne desem bilemedim. Oktay yarın pat diye karşıma çıkarsa ve ben Enes ile bir plan yaparsam diye "Ben sabah seni bilgilendireyim olur mu şuan net bir şey diyemiyorum Kamil hocayla görüşmem gerekiyor " diyerek ne yazık ki muallakta bıraktım. Normalde olsa bana dense hadi ordan der kızardım ama umarım Enes düşündüğüm gibi yapmazdı. "Enes : Tamam senden haber bekleyeceğim iyi geceler" yazmıştı. "İyi geceler" deyip telefonu masama bıraktım. Telefon tekrar titreyince söyleyeceği bir şeyi unuttu sanıp hemen tuş kilidini açtım ve bam Oktay mesaj atmıştı. "Bana iyi geceler demeden mi yatacaksın?" yazmıştı. Sanki ben her gece iyi geceler diyormuşum da öyle uyuyormuşum gibi tövbeler olsun. "İyi geceler" yazdım. "Oktay Tuna :Bu kadar mı?" ne bekliyorsa yetmemişti beyefendiye. "Ne dememi bekliyorsun çok uykum var Oktay..." dedim. "Seni kucağımda uyutacağım günlerin çabucak gelmesini bekliyorum küçük kızım iyi geceler." diyerek gelen cevapla dayanamayıp telefonu masaya bırakıp Allah belanı versin pis sapık diye söylendim. Keyif falan kalmamıştı uykumunda içine etmişti. Kalkıp penceremi açtım ve içeriyi havalandırdım gökyüzüne bakıp görünmeseler de yıldızlarla konuştum. "Lütfen içinde bulunduğum bu durumdan beni kurtarır mısınız?" dedim. Derin derin aldığım nefesler sonrası penceremi kapayıp yatağıma uzandım ve gözlerimi uykuya teslim ettim. Sabah alarm kurmadığım içim 8:45 te kendi kendime uykuya doyarak genleşerek kalktım ve bunu çok seviyordum. Hafta içi kurmalı robot gibi zıplayıp uyanmak resmen sevsem de çin işkencesi gibiydi. Yatakta biraz keyif yapıp kalktım ve banyodaki işlerimi halledip üzerimi değiştirdim. Penceremi açıp içeriye güneşi davet ettim. Mis gibi sabah havası ve ışığıyla göz kamaştıran güneş beni selamladı. Telefonumdan hafif bir müzik açıp bugün için Enesle buluşacağımı var sayıp giyinebileceğim kombinlere göz attım. Bir kaçında karar kılıp yatağımın üzerinde bıraktım. Saçlarımı dizleştirmek istediğimden hemen aynanın karşısına geçip işimi hallettim. Kıyafetlerimi giyinip bir kaç takı taktığımda üzerimdeki salopetle çok sevimli olmuştum. Ayağıma sporlarımı geçirip hafif nemlendiricimi sürüp nüde tonlardaki bir ruj ve azcık rimelle tamamlanmıştım. Parfümümü de sıktığımda kendimi çok sevmiştim. Telefonumu elime alıp Enese mesaj attım. "Günaydınnnn" yazıp cevap vermesini bekledim. Bir kaç dakika bekledikten sonra uyuduğunu anlayıp çantamı alıp kafeteryaya inmek için odamdan çıktım ve kapımı kilitleyip merdivenlere yöneldim. Telefonum çalıyordu ve arayan elbette Enesti. "Enes: Günaydın Asya kusura bakma banyodaydım çıkınca gördüm." dedi. "Şey ben bugün ki planım iptal oldu gibi işin yoksa birlikte kahvaltı yapabiliriz ve staj programını konuşuruz diye düşünmüştüm" dedim. Sonuçta oda kendi şirketlerinde staj yapmıştı ve sistemi illa ki biliyordu. Bana yol gösterse hiçte fena olmazdı. "Olur tabii ben şimdi evden çıkıyorum seni yurttan mı alayım nasıl yapalım?" dediğinde özel şoförüm gibi ayağıma getirmek ayıp geldiğinden her zaman gittiğim fiyatları uygun ve çok çeşitli tam bir öğrenci yeri olan yeri söyleyip orada buluşalım dedim. "Tamam o zaman görüşürüz" diyerek telefonları kapadık. Ben kahvaltı yapacağımız yere uzaktım ama Eneslerin evlerinin de yerini bilmediğimden buraya gelsin istememiştim. Otobüs durağına yürüyüp beklemeye başladım . Kısa süre sonra gelen ama ağzına kadar dolu otobüse zorla sıkışıp hareket ettik. Bir saat yol gidip kendimi güçlükle dışarı attığımda bir oh çekmiştim. Biraz daha yürümem gerekiyordu ve telefonumun sesiyle hemen çantama elimi atıp bakmadan Enes sanıp açtım ve "Geliyorum az kaldı" dedim. "Oktay Tuna : Nereye geliyorsun Asya bana mı?" diyen Oktayın sesiyle yerimde durdum. İnsanlar etrafımdan geçip gidiyordu ama ben konuşamıyordum. Sanki beni görecek gibi içimi bir korku kaplamıştı. "Yok sana değil bir arkadaşla buluşacaktım da geç kaldım o sanmıştım kusura bakma" dedim. Umarım sesimdeki tedirginliği anlamazdı. "Kim bu arkadaşın?" diye onu ilgilendirmeyen başka bir konu başka bir soru sordu. "Yurttan sen tanımazsın." diyerek geçiştirmeye çalıştım ve "Şimdi kapatmam gerekiyor Oktay daha sonra görüşürüz" dedim ve cevap vermesini beklemeden hemen telefonu kapadım. Etrafıma bakıyordum acaba beni takip mi ediyor diye. Hemen adımlarımı hızlandırıp az ilerideki köşede gizlenmiş gibi duran zamana meydan okuyan eski işletmenin içine girdim. İçerisi buranın müdavimleri tarafından bilinen tamamen ev yapımı lezzetlerle dolu bir aile işletmesiydi. Anne baba iki kız bir erkek çocukla ailecek işletiyorlardı. Ev yapımı börekler saç ekmekleri pişiler ağız sulandırıyor masada sürekli devam eden servisiyle bir kez gelseniz tekrar tekrar uğramaktan kendinizi alamıyordunuz. Kamil hocayla ilk yılımda yaptığım ilk güzel ve gerçek manadaki kahvaltımdı. Tadı hala damağımdadır. Ben buraya yabancı iken nerede ne yapılır? ne yenir? ne içilir ?nereden ne alınır? bilmiyordum ve Kamil hocam beni buraya kahvaltıya getirmişti. Utana sıkıla ama doyana kadar yemiştim ama hayatımda ilk kez gerçek bir kahvaltı yapmıştım. Her şeyin aynı masada olabileceğini de ta o zamanlarda görmüştüm. Bizim evimizde peynir olsa zeytin olmazdı balı tereyağını zaten bilmezdik. Varsa yoksa babamın istekleri olurdu annem bize babamdan arta kalanları sunar yemesek istemesek bir güzel döverdi. Bahçeye bakan bir masada oturan Enes beni görmesiyle elini kaldırdı hemen ona taraf yürüdüm ve "Merhaba çok beklettim mi?" dedim. "Çok değil ama gelmen zor olmuştur seni sıkmamak için ısrarda edemiyorum. En az bir saat otobüsle geldin değil mi?" dediğinde "Mağlesef" diyerek güldüm. "Asya ben arabayla gelip gidiyorum dolayısıyla bana hiç bir yer uzak yada zor değil. O yüzden seni almaya gelmemi yada benden istemeyi kendine yük görme . Bu utanacağın yada zahmet diye düşüneceğin bir şey değil." dedi. Kendince beni rahatlatmaya çalışıyordu ama benim için birinden bir şey istemek zordu. Bir bayram komşuların verdiği eti babamın içki masasından aldım diye annem ve babamdan ne dayaklar yemiştim. O günü hiç unutmam. Ablam araya girip benim yerime dayak yemiş 2 gün baygın kalmıştı. Neymiş efendim ben nasıl babamın etini çalar mışım?Ya insanlar biz yiyelim diye verdiler o eti sen içkine meze yap diye değil ki? Annemse babam ne dese he dedi en sonda babamdan da dayağı yiyip terk edildi. Annemin karşısına geçip "Bizi o kadar dövdün o kadar ezdin babama ezdirdin peki anne değdi mi? Babam için çektirdiğin onca eziyete karşın babam seni sevdi mi?" diye sormak istesem de soramamıştım. Kendince doğru olsa da bir anneye yakışmıyordu yaptıkları ben kendi içimde affedemiyordum. Kafamdaki anlamsız kötü düşünceleri atmaya çabalayıp "EE sipariş verdin mi?" dedim onun ve kendimin dikkatini dağıtmak için. "Seni bekledim belki ekstra istediğin bir şey olur." "Vallahi ben buradaki her şeyi çok seviyorum özellikle böreklerine hastayım" dedim dudaklarımı yalarken. Gelen garson kıza serpme kahvaltı ve ekstra börek tabağı isteyip ilk çaylarımızı içmeye başladık. "Enes şirketinizde kaç tane stajyer çalışıyor?" "Hımm bu zaman zaman değişiyor. Bizim şirketimiz kapsamlı bir şirket şuan babam hariç 12 tane avukat çalışıyor hemen hemen her davaya bakılıyor. Çalışacak stajyerlerde hangi bölüme başvuruda bulunuyorlarsa o konuda uzman avukatlarla çalışıyorlar." "Bu kadar büyük bir firma olduğunu sanmamıştım" dedim gerçekten de 12 avukat çok fazlaydı. Her konuya hakimlerdi anlaşılan. "Peki sen hangi bölümdesin?" "Ben sermaye piyasası hukuku ve ticaret hukuku alanın da yüksek lisans yapıyorum bu yıl bitecek bakalım." dedi. "Aslında İSG bölümü ve iş mahkemeleri dikkatimi çekiyor çünkü ne yazık ki ülkemizde iş güvenliği ve iş sağlığı önemsenmiyor onlarca kişiyi bu şekilde kaybediyoruz ve haklarını ne yazık ki gerektiği gibi arayamıyorlar." "Anladım bende aile mahkemesini istiyorum. Çaresiz kadınların sesi olmak niyetindeyim." dedim kendimden emin. "Feministim diyorsun yani KADINLARA ÖZGÜRLÜK" diyerek sesini hafif yükseltip kalınlaştırdı. Sanki slogan atar gibi olmuştu. "Ben sesini çıkaramayan sessiz kalmak zorunda kalan kadınların sesi olmak istiyorum." diye açıklama gereği hissetmiştim. "Eminim çok başarılı olacaksın sana inanıyorum" dediğinde bu hoşuma gitmişti. "Teşekkür ederim" dedim. Önümüze konan mis gibi tabaklarla daha fazla sohbet etmeyi istemeyerek çatalımı elime alıp kaşlarımla Enese işaret ettim. Kahkaha atıp oda bana eşlik etti ve en sevdiklerimden kendi ellerimle tabağına servis ettim. Hoşuna gitmiş olmalı ki bana bakıyordu. "Bana bakmayı bırakta soğutmadan ye" deyince "Sen hep soğuk biriydin şimdi bana servis ettiğini görmesem inanmazdım bugünü bir yere not edelim bence" dedi. Şaşkın şey altı üstü bir kaç dilim börek ve peynir koymuştum tabağına. "Hadi hadi soğutma" diyerek börek dilimini dudaklarımın arasına yolladım ve hımmm diye diye gözüm hiç bir şeyi görmeden birer birer hepsini gömdüm. Öyle güzellerdi ki karnımdaki dolulukla kendimi geri yasladığımda bana hayran hayran bakan Enesle utandım. Ben hayvanlar gibi yiyip içmiştim Enes tabağına koyduğum böreği bile yiyememişti. "Beğenmedin mi?" dediğimde "Çok beğendim hatta gözlerimi alamadım bunu tekrar yapalım" dedi ama tabağındakileri bile daha bitirmemişti. "Tabağındakiler bile koyduğum gibi" dediğimde. "Tabağımdakinden çok karşımdakiyle doydum. Manzaram öylesine eşsiz ki gözümü alamıyorum" dediğinde bana söylenen sözlerin naifliği ve manasıyla utanıp başımı önüme eğdim.İlk kez Enes'ten utanmıştım normalde utanan biride değilim ki. "Sağolda ben çok acıkmışım deli gibi yedim sen aç kaldın odlumu?" dedim haklı olarak. Çatalına böreği takıp gülümseyerek iştahla yemeye başladı. Çayındanda bir yudum alıp "MMMMM gerçekten güzellermiş" diyerek kahvaltısına bana bakarak etmeye devam etti. Ara ara gözüm ona kaysa da direk bakamıyordum çünkü gözü sürekli üzerimdeydi. Doymuş olmalı ki çatalını tabağına bırakıp ellerini birleştirdi. "Bir keyif kahvesi içelim mi? Hem seninle 40 yılı da garantilemiş olurum" dediğinde söylediği şey komik gelip güldüm. "Vallahi benimle 40 yıl çekilir dert değil Enes bence bir daha düşün . Huysuzumdur asiyimdir laf anlamam söz dinlemem bence yol yakınken ardına bakmadan kaç" dedim. Şakasına konuşuyorduk ama Enes bir anda ciddileşip "Seninle her şeye varım Asya inan bana düşündüğün gibi olmayacak" dedi ve çayını içmeye devam etti. Bu dönem benim sabır yeni duygular ve kendimi anlamam ile geçecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE