"Azrail: Aşağıda seni bekliyorum 2 saat sonra duruşmamız var ona göre giyin 😘"
Bu adam benim sınavım olacaktı belli olmuştu. Hemen Kamil hocamı arayıp mesajı kendisine yolladım. Kamil hocam odamdan çıkmamsı kendisini geleceğini söyledi. Bu durum o kadar saçmaydı ki kanun koyucu ve koruyucu olması gereken birinin benim kişisel hak ve hürriyetimi kısıtlamaya çalışması akıl alır gibi değildi. Bunu cahil biri yapsa tamam der kabul edrdim de yılların avukatı üstelik nam salmışı yapınca ya beyinsiz ya dediği gibi aşık ama oda akıl alır gibi değildi. Odamda deli danalr gibi bir işeri bir geri giderken kapım tıklatıldı. Kalbim ağzımda atarken kapının ardına saklanıp sanki beni görecekler gibi sessizce bekledim. Bu ne berbat bir durumdu. Eşlerinden ailesinden şiddet gören kadınlarda böyle mi hissediyorlardı acaba? Onlarda böyle korkup kendilerini böylemi saklıyor nefeslerini bile alamıyorlar mıydı? Bir avukat adayı olarak kesinlikle savunma avukatı olacak üstelik sadece aile mahkemesindeki savunmasız kadınlara taciz mağduru genç kızlara bakacaktım. Yaşadıklarım benim bile aklımın ötesindeydi. Kapım tekrar tıklatılınca duruşumu düzelttim. Farkında olmadan eğilmiş kendimi küçültmüştüm. Psikolojik olarak çalan kapı beni ezmişti. Boğazımı temizleyip
"Kim o?" dedim.
"Benim Asya Kamil" deyince üzerimden öyle büyük bir yük kalktı ki anlatamam. Sanırım aldığım sesli nefesi Kamil hocam bile duydu. Hemen kapımın kilidini açıp kapımı hafif araladım. Karşımda kamil hocamı görünce kapımı iyice açtım ki ne göreyim yanı başımda burnundan soluyan bir adet Oktay . Kamil hocama baktım ve
"Hocam?" dedim ne olduğunu anlayamıyordum. Bana sorunlarını halledeceğim diyen adam ne ara onun safhanı geçmişti. Yoksa bu ikisi iyi polis kötü polisi mi oynuyorlardı? Koridora bakıp
"Bizi içeri almayacak mısın Asya?" dediğinde ellerimi göğsümde birleştirip ikisine de çatık kaşlarımla baktım. Bakışımla burnundan soluyan Oktay dallaması güldü.
"Sana demiştim değil mi Kamil? Tam bir dişi Aslan ama şimdilik kedicik ama ben onu öyle güçlü yapacağım ki karşısında ben dahil kimse duramayacak." Ağzından çıkanlarla Kamil hocamında aslında Oktay beyin yanında olduğunu anlayıp hayal kırıklığı yaşadım. Ben olmayan babam gibi görmüştüm yıllarca bu adamı ve güvenmiştim. Ne ara taraf değiştirmiş ne ara beni satmıştı?
"Hocam siz?" dediğimde sesimdeki kırgınlık elle tutulur cinstendi.
"Asya düşündüğün gibi değil kızım." ben ne düşünüyordum ki? Hem benim ne düşündüğümü nereden bilebilirdi? Bilse bile yaptığı kalleşlik değilde neydi?
"Hocam siz bana bu sorunu çözeceğinizi söylemiştiniz. Ben yanlış anladımsa lütfen düzeltin." dediğimde kendini gösterip koca adam etrafında döndü. Haline gülesim geldi.
"Buradaki sorun ben miyim Kamil?"
"Sen susar mısın Oktay."
"Ama benim hakkımda konuşuyorsunuz."
"Yeter susmayacaksan dışarı çık Asya ile konuşmam gerekiyor."
"Tamam sustum" deyip gidip yatağıma oturdu. Adam hiç rahatsız olmadan yatağıma oturup etrafı ve özellikle beni süzmeye başladı. Kafasını kıracaktım. Kamil hocam bana yaklaşıp elini omzuma koyup konuşmaya başladı.
"Bak Asya Oktayı yıllardır tanırım çokta severim eski bir dostum kardeş gibiyizdir. Normalde böyle biri asla değildir. Şu anki halini inan bana da deseler asla inanmam ama işte demek ki duygular işin içine girince insan yapmam dediği ne varsa yapabiliyormuş. Bunu sağolsun Oktay birebir bana gösteriyor." diyerek Oktaya baktı.Oktay da piç bir gülüşle cevap verip omuzlarını çekti. Adam sanki 45 değilde 20lerindeki biri gibi benimle flört etme derdine düşmüştü. Başkası anlatsa inanma görsem yok derim ama işin içindeyim .
Sen ki yılların Azrail'i ol herkes senden tırssın sen gel ben gibi gariban bir kıza yazıl olacak iş mi be bu? Götümle güleceğim hemde evliliğin e sini düşünmeyen ilişkinin ne demek olduğunu bilmeyen erkek olarak en yaklaştığı Kamil hoca olan benle. Ay bir gülesim geldi ki kendimi sıktım halimiz içler acısı. Dudağımı içten ısırıp kanattığına emin olup kanımı yuttum.
"Hocam iyi diyorsunuz hoş diyorsunuz da duygular dediniz his dediniz bak ne güzel haklısınız da insan mantığı devre dışı kalır diyorlar ben bilmiyorum. Ama hocam ben bu adamı " direkt elimle işaret edip konuşmaya devam ettim hiç bir saygı ifadesi de kullanmak istemiyordum.
"Tanımıyorum bilmiyorum bilsem tanısam bile babam yaşında biriyle ne paylaşabilirim? Hem siz beni geleceğe dair hayallerimi isteklerimi yakınen biliyorsunuz. Ben İngiltere'ye gitmek istiyorum. Burada kalmak çalışmak yada yaşamak gibi bir düşüncem yok. Evlilik deseniz en az 10 15 yıl planlarım arasında yok. Şimdi kalkıp amanda iyi adam falan filan demeyin. Vallahi peygamber olsa işe yaramaz." dedim bir çırpıda. Benim sözlerimden sonra ayağa fırlayan Oktay
"Sen ne diyorsun Asyam ne İngilteresi ? Gidemezsin izin vermiyorum" dedi . Ben daha fazla dayanamayıp kahkahayı bastım. Ama ne gülmek anca gülünürdü halimize. Çalışma masamdaki sandalyeye oturup epey güldüm ve yorulunca elimle kendimi yelleyip durdum ve karşımdaki iki tane koca koca adama baktım. İkisi de birbirinden salak göründü gözüme. Akıl yaşta değil başta dedikleri bu muydu acaba? Sen oku profesör ol okulda bölüm başkanı olarak atan eee sonra da genç gencecik benim karşıma arkadaşını bana savun. Salak mısın be hocam? diyesim gelse de demedim en azından ailemden görmediğim ama içsel olarak kendi kendime oluşturduğum saygım buna müsade etmedi.
"Lütfen ikinizde odamdan dışarı çıkar mısınız?" dedim sakince çünkü bunlardan bir cacık olmazdı. Her iki adamda karşımda durmuş Oktay elleri belinde bana bakıyordu. Hocam Oktayın omzunu sıkıp zorla dışarı çıkardı. Her ikisi yavru köpek gibi bana bakarlarken hiçte çekinmeden kapımı suratlarına hiçte yavaş olmayarak çarptım. Anladıkları dil buydu. Bu saatten sonra hayatıma tek tabanca devam edecektim ne Oktay nede Kamil hoca umurumda değildi. Tek derdim bu dönemi de bitirip bir an evvel yurt dışına çıkmaktı. Bu konuyu Enes ile konuşmaya karar verdim. Kafamdaki düşüncelerle odamda giyinirken ayak sesleriyle anca gittiklerini anladım. Hemen üzerime rahat bir şeyler geçirip Enese mesaj attım.
"Enes: Okulun kantinde beni bekle konuşmamız gerekiyor çok önemli"
"......Bekliyorum..." yazıp hemen telefonumu çantama atıp ayakkabılarımın bağcıklarını bağladım. Kapımı açıp hemen merdivenleri indim. Yan odamdaki kızlar bana ters ters bakıyorlardı sanırım Oktay ve Kamil hocayı tanıyorlardı. Lanet olsun şimdi bir sürü dedikoduya sebep olacaklardı. Kesin benim hakkımda yaşlı hocaları ayarttığımı ve notlarımın bu yüzden yüksek olduğunu düşünecekler ve yıllardır çabalamam boşuna gidecekti. Aptal Oktay yüzünden yaşamak zorunda kalacağım şeylerin ihtimali bile kalbimi kırıyordu. Ben yıllarca boşuna mı çalışmış çabalamış aç susuz uykusuz bu yüzden mi kalmıştım? Aşağıya indiğimde karşı kaldırımda arabada bekleyen Oktay ile tüm cinlerim tepeme toplandı adamı bir kaşık suda boğacaktım. O tarafa bakmamaya dikkat edip otobüs durağına yürüdüm ve beklemeye başladım. Durakta 3 5 kişi olduğundan yanıma gelemiyordu. Gelen otobüsle hemen binip kartımı bastım ve boş bir yer bulup oturdum. Ben çantamı düzeltirken bir anda yanı başımda oturan Oktay ile delirecektim. Ben adamdan kaçayım diye marsa gidecekken adam burnumun dibinde bitiyordu. Belki nefes alacak bir alan bıraksa anlama yoluna gidebilirdim ama üzerime geldikçe geliyor beni daha da sinir ediyordu. Ayağa kalkacakken otobüs hareket etti ve kolumdan tutup hemen geri oturttu. Sesimi kısarak ve kendimi ondan uzağa konumlandırıp
"Senin ne işin var burada? İşin gücün yok mu?" diye sordum. Otobüs kalabalık olmasa da Oktayı tanıyan illa ki vardı ve bize bakıyorlardı. Bize bakanları işaret edip
"Benden uzak dur" dedim ve önüme dönüp kulaklığımı taktım. Sessizce yol aldık kampüs durağında durup indik ve siyam ikizim gibi yan yana yürüdük. Bu adamla Enesin yanına gidemezdim bende okulun arka tarafındaki koruluğuna doğru yürüdüm. Peşimden gelen adamla sakin olduğunu düşündüğüm bir yerde ardımı dönüp yüzümü asıp çatık kaşlarımla elim belimde aşağıdan yukarıya baktım. Görsen mahalle karıları gibi yani çirkef bir domda yani ben kendimi göçrsem korkar kaç.arım yada tiksinirim yani öyle kötü.
"Bana bak biraz daha peşimde dolanırsan kafanı kıracağım. " dedim. Oda benim gibi eli belinde beni süzdü.
"Kırsana ne bekliyorsun karşı durmayacağım" dedi. Beklemediğim cevapla kaşlarım havaya kalktı.
"Manyak mısın be adam? Kadın mı kalmadı ? Beni rahat bırak ." dedim kısa ve net.
"Yapamam hayatımda ilk kez biri beni etkiledi dolayısıyla ben asla kaybetmem sen benimsin kedicik." demesin mi beni kim tutar şimdi hadi bakalım.
"Başlarım böyle işe kedine de köpeğine de istemiyorum be adam defol git hayatımdan " diyerek gögsünden itip yürümek için önünden geçecekken ellerimi bileklerimden tutup göğsüne yasladı.
"Bu hallerine bayılıyorum. Şuan beni ne kadar etkilediğini bilsen asla benimle böyle konuşmazdın." ne yani bu salak adam ben hayır diyorum diye mi beni istiyor ? Hımmm o zaman suyuna gidelim madem. Ellerimi göçsüne koyup hafif okşadım. Bir anda gözleri fal taşı gibi açıldı ve ellerimi bırakıverdi. Demek bunu istiyormuş anlaşıldı o zaman üzerine oynayıp giden ben olayımda gör sen dünya kaç bucak.
"Oktay madem beni istiyorsun o zaman şöyle yapalım mı? Beni istediğini anlamam için benim sözümü çiğnemeden ne kadar dayanacaksın görmek istiyorum." dedim. Hemen duruşunu düzeltip kendi içinde sözlerimi tarttı ve hemen cevap verdi.
"Senin benden bir şey istemen rica değil emirdir. Söylemen yeterli." hımmmm demek öyle peki.
"Öyleyse senden rica ediyorum ben stajımı Durmaz Hukuk bürosunda yapacağım ve sen bana karışmayacaksın. Mezuniyet sonrasında bu konuyu oturup düzgünce konuşacağız. Olması gereken neyse böyle emri vakilerle değil usulüne uygun yapacağız." dedim . Bir elimle koluna dokunup okşadım ve yavru köpek bakışı yaptım.
"Lütfen Oktayyyy." demeyi de ihmal etmeden.