yazardan... Güneş, bungalovun ahşap aralıklarından sızıp Demir’in yüzüne vurduğunda, dünya henüz uyanmamıştı ama Demir Karsoy için kıyamet kopmak üzereydi. Gözlerini araladığı an, şakaklarında zonklayan o ağır ağrıyla birlikte zihninde bir perde yırtıldı. İlk fark ettiği şey, üzerine örtülmüş olan o ince, kadınsı yasemin kokulu sabahlıktı. Kaskatı kesildi. Bakışları yavaşça sağ tarafına, yerdeki koltuğa kaydı. Havsa, o alev kırmızısı saçları yastığa dağılmış, bir cenin gibi kıvrılmış, yüzünde geceden kalma o huzurlu, muzaffer gülümsemeyle uyuyordu. O an, dün geceye dair her kare; Havsa’nın diz çöküşü, o ıslak ve hayvansı sesler, kendi ağzından dökülen kontrolsüz küfürler ve o baraj kapaklarının patladığı o devasa "günah" anı, bir şarapnel parçası gibi zihnine saplandı. Demir, sanki göğs

