Azize Hanım ile Zeynep gece konduya taşınmışlardı. Yaklaşık iki hafta olmuştu.
Aslan Bey'in arkadaşı Cevdet yardım etmişti. Adamın yüreği hem arkadaşını kaybettiği için hem de Zeynep'lerin durumu için kan ağlıyordu.
Ama elinden bu kadarı geliyordu. Adamlar ona göre çok güçlülerdi. Onunda çocukları, ailesi vardı. Kafa tutamazdı.
----****----
Zeynep gözlerini açtı. Yatağında kımıldanırken nerede olduğunun farkına vardı. Her gün biraz daha alışıyordu.
Vücudundaki ağrılar geçmişti. Yüzündeki morluklar da artık yeşilin çok açık bir tonuna çalıyordu.
Doğrulup yavaşça yataktan kalktı. İçeriden televizyon sesi geliyordu.
Usulca çıplak ayakları ile yürüdü. Oturma odasının kapısından içeriye baktı nenesi oturmuş patik örüyordu.
Kadının gözleri artık eskisi gibi değildi ama derdi belliydi. Satıp para kazanmalıydı. Bir şekilde ucundan tutmaya çalışıyordu işte.
Zeynep derin bir nefes aldı. Nenesine olan bakışlarını yere indirip geriye döndü odasına doğru yürüdü ve içeriye girdi. Kapıyı kapattı.
---- **** ----
Aradan üç ay geçmişti. Zeynep'in yaraları artık tamamen iyileşmişti. Azize Hanım elinden ne gelir diye iş arayıp duruyordu. Ama Mardin de herkes onu tanıyordu.
Yakın zamanların Hanım Ağalarından biriydi nasıl kolayca iş bulabilirdi ki. Ama vaz geçemezdi.
Bakması gereken bir torunu vardı. Aslan'ının emaneti.
Bu yüzden de gurur yapmıyordu. Herkese soruyordu. Tarlaya gitmeye başlamıştı, ama ilk bir aydan sonra kadın rahatsızlanmıştı.
Yaşı da vardı. Kendisini çok zorlamıştı ama yapamıyordu artık.
"Kul sıkışmadan, Hızır yetişmezmiş" lafı böyle anlar içindi. Zeynep'in sınav sonucu açıklanmıştı baya da yüksekti.
Mezun olmadan bir süre önce girmişti bu sınava. İstediği yere atanabilirdi ama amcasının dedikleri aklındaydı bu şehirden çıkamazdı.
İlk sıraya Mardin yazdı. Bu sürede o da nenesiyle tarlaya çapaya, meyve toplamaya gitti. Elinden ne gelirse yapmaya çalışıyordu.
İlk başlarda baya zorlanmıştı. Kız çok narindi. Bugüne kadar yaşadığı hayatta belliydi, tarlada çalışmışlığı yoktu ki.
Ama şimdi her şey farklıydı. Hayat böyleydi işte. Yarın ne olacağı belli değildi.
Azize Hanım her ne kadar kızı götürmek istemese de Zeynep durmuyordu.
Kadın her ne kadar torununu koruma derdindeyse, Zeynep'de tek ailesi, babasının emaneti nensini koruma derdindeydi.
Artık onun tek ailesi Azize Hanımdı. Kadının üzerine titriyordu.
Bir sabah kadının rahatsızlandığını gördüğünde bütün yaralarını, acılarını bir yana bırakmış, ayağa kalkmıştı.
Çünkü biliyordu, artık tek varlığı nenesiydi. Ona da bir şey olmasını kaldıramazdı.
Kadın, torunu için herkesi karşısına almıştı. Bu yaştan sonra çalışmadığı yer kalmamıştı. Kızın da ona yardım etmesi gerekiyordu.
Zeynep'in ilk yaptığı şey kendini saklamaktı. Bütün elbiselerini bir bavula yığmış, eski püskü kendisine bol ne varsa almış onları giyiniyordu.
Saçını tepeden topluyor, kesinlikle makyaj yapmıyordu.
Dikkat çekmemeliydi. Kimse onu beğenmemeliydi. Böylece kimse onları rahatsız etmezdi.
Bu şekilde nenesi ile birlikte nenesinin verdiği şalvarı, bol üstü giyip yazmasını takıyordu.
Sadece gözleri görünecek şekilde ayarlıyor, sabahın köründe beraber tarlaya çalışmaya gidiyordu.
Kesinlikle hiçkimse ile muhatap olmuyor, hepsiyle Azize Hanım konuşuyordu.
Yüzünü bile doğru düzgün göstermiyordu.
Bu onun kendini herkesten koruma biçimiydi artık.
Kimse onu görmesin, duymasın, fark etmesin…
----****----
Atama sonuçları açıklanmıştı. Kızın ataması Mardin'deki devlet hastanesine çıkmıştı.
Öğrendiğin de derin bir nefes bırakmıştı. Kızın üzerinden çok büyük bir yük kalkmıştı. Nenesinin daha fazla tarlaya çalışmaya gitmesini istemiyordu.
Geçen sefer gittiklerin de kadın sulamak için açılan yere düşmüştü, hafifçe kolu sıyrılmıştı. Tarla işleri nenesine göre değildi.
Atandığını Azize Hanım öğrendiğin de o da çok sevinmişti.
Buruk bir sevinçti ama önemliydi. Torunu iş güç sahibi olacaktı.
Kendi ayakları üzerinde duracaktı. Hem böylece belki biraz da olsa kendisinden ayrılır, kafasını dağıtır, kendisine arkadaş çevresi edinir diye düşünüyordu.
Kayıpları büyüktü, ama bu kızı da kaybetmek istemiyordu. Bu yüzden de kafasını dağıtmasını istiyordu.
Buraya taşındıklarından beri diğer oğullarından da ailelerinden de haber yoktu. Bir iki defa tehdit edip uyarmak için birilerini göndermişler, onların zaten sıkıntı çıkarmayacağını anlayınca rahat bırakmışlardı.
Ev çok kötü durumda değildi, el birliği ile toplamışlardı. Kazandıkları da ikisine kıt kanaatta olsa yetiyordu.
Ama artık kız çalışacaktı ya bu kadar yokluk çekmelerine de gerek kalmayacaktı.
——****——
Zeynep hastanede işe başlamıştı. İlk günler çok zor geçmişti ama zamanla alışmıştı.
Alışmak zorundaydı.
Kiminle muhatap olmalı, kiminle olmamalı, kimden kendini sakınmalı... Hepsini ama hepsini öğrenmişti.
Zaten hastanede de olabildiğince az konuşuyor, dikkat çekmemeye özen gösteriyordu.
Geniş kot pantolonunu ve sade bir tişört giyip, saçını tepeden sıkı bir topuz yapıyordu.
İş yerindeki üniformasını dahi bol olacak şekilde ayarlamıştı.
Elinden geldiğince bütün hastalarına yardımcı olmaya çalışıyordu. Mesafeliydi ama bir o kadar da duyarlıydı.
Tek sıkıntısı, evinin bulunduğu yer ile hastane arasındaki mesafenin fazla olmasıydı. Şehre inen dolmuşu kullanmak zorundaydı.
Bu da para demekti. Bir aylık gidiş-geliş masrafını kalem kalem hesaplamıştı. Hafta sonları da tarlaya gitmeye devam ediyordu.
Ama nöbetleri olduğunda gidemiyordu. Neyse ki, tarla paralarıyla ilk ayın yol masraflarını karşılamıştı.
Evde, ekmeğin arasına çökelek sürüp onu iş yerine götürüyordu. Öğle aralarında da onu yiyordu.
Bu durumdan mutsuz değildi, tam aksine buna da şükrediyordu. Çünkü o çökelek, kendi emeğiyle kazandığı sütten yaptığı çökelekti.
Onun için dışarıda yiyeceği hazır yemekten çok daha lezzetliydi. Zaten fazla da bir şey yiyemiyordu.
Sanki sadece yaşamak için yiyordu.
Çevresindeki arkadaşları, ilk başta onu yadırgamışlardı. Doğru düzgün konuşmuyor, kimseyle yakınlık kurmuyordu.
Ama zamanla alıştılar. Artık kimse, mecbur kalmadıkça ona dokunmaya cesaret edemiyordu. Zeynep, yeni olmasına rağmen işinde oldukça deneyimliydi.
Bunun nedeni, babasının İstanbul’daki bazı büyük hastanelerde çalışan arkadaşlarıydı. Yaz tatillerinde bile onların yanında, iyi ekiplerle birlikte çalışmıştı. Kendi stajları dışında buralarda da çalışmıştı.
Tek amacı deneyim kazanmaktı. Yanlarında âdeta staj yapar gibi çalışıyordu.
Bu sayede pek çok vaka görmüş, tecrübe edinmişti.
Tüm bu birikimi şimdi işe yarıyordu. Kimseden yardım istemek ya da bir şey sormak zorunda kalmıyordu. En azından, yeni başlayan biri için bu durum dikkat çekiciydi.
Zeynep’in deneyimi, kısa sürede diğer çalışanlar arasında konuşulmaya başlanmıştı. Yeni başlayan biri bir sorun yaşadığında, ilk çağırdıkları kişi artık Zeynep oluyordu.
Artık herkes kızı tanımıştı. Bir hata yapsalar bile, düzeltilebilecek bir şeyse Zeynep düzeltirdi ve bunu kimseye de söylemezdi. Bunu biliyorlardı.
Bazıları gibi kendini ön plana çıkarıp birilerine yalakalık yapma derdi yoktu. Böyle insanlar her meslek grubunda vardı.
Kızın ilk gününde nenesi de onunla gelmişti. Akşam olup da kızın mesaisi bitene kadar bir yerde oturup beklemişti.
Elinden geldiğince kıza destek olmaya çalışıyordu.
Evet, yaşlıydı; okuyamamıştı. İlkokul mezunuydu ama psikolojik destek de çok önemliydi.
Bahçede oturup beklemişti. Zeynep ilk günün sonunda ise gelip nenesine sıkıca sarılmıştı.
Bu sarılmanın içinde minnet vardı, sevgi vardı... Birçok duygu bir aradaydı.
O anda babasının, nenesi hakkında söylediklerini daha iyi anlamıştı. Kadın, her koşulda yardımcı olmaya çalışıyordu.
Bilip bilmemesi önemli değildi. Hiçbir şey yapamasa bile yanında olduğunu hissettiriyordu.
O gün, o bahçeden nenesiyle kol kola ayrıldılar.
Sonraki günler ise hızla geçmişti. Artık Zeynep tek başına işe gidiyor, mesaisini bitiriyor, nöbeti varsa ona kalıyor ve sonra eve dönüyordu.
Bugün, ilk maaş günüydü. Hesabında parayı görünce ne hissedeceğini şaşırmıştı.
Diğerleri, “Dışarı çıkalım, bakın maaş yatmış,” diye konuşurken Zeynep, aklından ödemeleri geçiriyordu.
Akşam onlarla gitmeyip eve geçti. Markete uğrayıp bir şeyler aldı.
Nenesi her zamanki gibi kızı dolmuşun duracağı yerde bekliyordu.
Kız iner inmez adımlarını hızlandırıp nenesine sıkıca sarıldı.
"Nenemm… Ben bugün ilk maaşımı aldım. Hadi gidelim, gidelim de sana güzel bir yemek pişireyim," dedi.
Azize Hanım derin bir nefes alıp kendini kızın yaptığı gibi gülümsemeye zorlarken koluna daha sıkı sarıldı.
"Gidelim yavrum, hadi gidelim de sen ilk kazancınla ne aldın bir bakalım," diye mırıldandı. İçinden ise:
“Aslan’ım, bugün senin kızın ilk maaşını aldı. Sen göremedin yavrum, ama bana nasip oldu. Senin kızın da senin gibi başı dik, her şeyi kendi başına başarmak istiyor…” diye geçirdi.
----****----
Yedi yıl geçmişti. Kız bir süre önce yer değişikliği için başvuruda bulunmuştu.
Yeni atandığı yer, askeriye reviriydi.
Mutluydu. Artık şehre inmek zorunda kalmayacaktı. Yol parası derdi olmayacaktı. Akşam nöbetleri eskisi kadar yoğun olmayacaktı.
Nenesiyle daha fazla zaman geçirebilecekti.
Bir yandan da askerlere yardım edebilecekti.
Tam mutlu hissediyorken, bir anlık bir boşluğa düşüyordu. Elindeki ağır market poşetiyle, yağmur damlaları altında yürüyordu…
Hayattan zevk almayı da, bunun için çabalamayı da uzun zaman önce bırakmıştı. Dalgın dalgın yürürken acı bir fren sesiyle olduğu yerde kitlenip kaldı.