"İnsanın kendini değerli hissettiği tek yer, sevildiği yüreğin kıyısıdır. O yürek susarsa, insan da yavaş yavaş silinir hayattan."
----****----
Aslan ve Ahu Hanım gideli bir saat olmuştu.
Bu süreçte Zeynep de nenesiyle oturmuş, eski fotoğraflara bakıyordu.
Aslan Bey’in çocukluğu da çok tatlıydı. Zeynep gibi esmerdi. Resimlere bakıp gülümsüyordu ama içinde büyük bir sıkıntı vardı.
Daha fazla yerinde duramayıp ayaklanırken, nenesi Azize Hanım şaşkınlıkla kıza baktı.
“Bir şey mi oldu Zeynep’im?” diye sordu.
Zeynep ne yapacağını bilemez bir halde ayakta dikilirken camdan batacak olan güneşe baktı.
“Bilmiyorum ki neneciğim. İçimde büyük bir sıkıntı var. Ne oluyor bilemiyorum. Dün de kötü rüya gördüm zaten, bir türlü yatamadım,” dedi.
Derin bir nefes alıp pencereye doğru yürüdü.
Azize Hanım’ın içi de rahat değildi ama kıza belli etmiyordu.
Para pul umurunda değildi. Bir an önce evladını ve ailesini alıp buradan gitmek istiyordu.
Diğer çocukları çok farklıydı. Artık onları görmeye dahi tahammülü kalmamıştı.
Tam ağzını açmış, torununa ne olacağını soruyordu ki dışarıda polis arabasının siren sesi yankılandı.
Zeynep korku ve endişeyle irkilirken, telefonunu alıp dışarı fırlamıştı bile.
Polis arabasına doğru hızla koştu.
Adamlar arabadan inmiş, Ahmet Ağa ile konuşuyordu.
Zeynep yanlarına vardığında adamların,
“Başınız sağ olsun,” dediğini duyunca endişeyle,
“Kim? Kim için dediniz?” diye sordu.
Adam şaşkınlıkla kaldırdığı kaşıyla kızı süzerken,
“Aslan ve Ahu Haznedaroğlu,” dedi.
Adamın dediğiyle Zeynep bir an donakaldı. Algılamak istemiyordu.
Hızla adamın koluna yapışırken, yalvarır gibi,
“Benim babam ve annem onlar. Fazla değil, bir iki saat önce buradalardı. Yanlışınız var. Başkası dediniz değil mi? Aslan ve Ahu Haznedaroğlu değil?” diye sordu.
Adam kıza acıyan gözlerle bakarken,
“Üzgünüm kızım ama onlar,” dedi. Elindeki annesinin çantasını ona uzatırken,
“Bu annenizin değil mi?” dedi.
Zeynep titreyen elini çantaya uzatırken daha fazla dayanamayıp yığılmıştı.
——****——
Aradan iki ay geçmişti.
Annesiz, babasız geçirilen iki ay.
İlk ay, kızı mezarlıktan çıkaramamışlardı. Anne ve babasının mezarının ayak ucunda yatıyordu.
Zeynep artık o eski Zeynep değildi. Bir günde hem annesini hem babasını kaybetmişti.
Ruhu da canından alınmış gibiydi.
Azize Hanım da yanından ayrılmıyordu.
Diğer çocuklarının umurunda bile değildi. Cenazeleri neredeyse güle oynaya defnetmişlerdi. Tek dertleri mirastı. Dışarıdan millete üzgün görünmek için bile çok çaba sarf etmemişlerdi.
Azize Hanım, ilk ayın sonunda zor bela kızı eve getiriyordu. O küçük bir çocuğa bakar gibi bakıyor, duş aldırıyordu.
——****——
İki ayın sonunda Zeynep sabah gözlerini açtı.
Rüyasında yine anne babasıyla beraberdi. Birdenbire kalkıp giyindi. Telefonundan en yakın karakolun adresini bulup gitti.
Kazanın tam nasıl olduğunu öğrenmek istedi. Şaibeli olduğunu düşünüyordu.
Çünkü babasının arabayı nasıl kullandığını iyi bilirdi. Adam çok kontrollü kullanırdı.
Hele de arabada ailesinden biri varsa, mümkün değil hız yapmazdı. Ama adamların dediği o değildi.
Onların önüne koyduğu raporlara göre babası, viraja yüz kırkla girmiş, arabayı durduramayıp uçurumdan aşağı yuvarlanmışlardı.
Bunun doğru olmadığına emindi.
Adamlara iki saat dil dökse de bir türlü ikna edemedi.
Saatler sonra kapı aralandı. Kapıdaki kişi Ahmet Ağa'ydı.
Kız yutkunarak doğruldu.
Ahmet Ağa’nın bakışları bile öldürecek gibiydi. Memura dönüp,
“Benim yeğenimdir. Kusura bakmayasınız, acısı daha çok taze. Kafası yerinde değil. Siz onu ciddiye almayın,” dedi.
Memur bir baba gibi kıza bakarken, Ahmet Ağa kıza yaklaşıp kulağına,
“Nenenin de ölmesini ister misin? Şimdi buradan sesini çıkarmadan çıkacaksın. En ufak hatanı görürsem, neneni de babanların yanına gömersin,” dedi.
Zeynep’in elleri titrerken, gözleri çoktan dolmuştu.
Memur kıza yaklaşıp,
“Kızım, iyi misin? Bak, amcan da burada. Bir hastaneye gidelim mi? Bak, eğer kaza için yeniden dava açılmasını istersen, benim bir avukat arkadaşım var, sana yardımcı olur,” dedi.
Ahmet Ağa araya girip,
“Sağ olasın komiserim ama kızın aklı yerinde değildir. Ondan böyle. Ellerini görmey misun? Bu kızın dediğine güvenip dava açılır mı?”
“Ölen kişi, benim de canımdan çok sevdiğim gardaşım. Öyle bir şüphe olsa önce ben dava açılmasını isterim.”
“Durumumuz da var çok şükür. Sağ olasın, senin yardımına ihtiyaç yok,” dedi.
Memur sinirle adama bakıp,
“Sizinle konuşmuyorum ben Ahmet Ağa. Ben Zeynep kızımla konuşuyorum.”
“Kızım, sen ne diyorsun? Bak, korktuğun bir şey varsa, söyle bize,” dedi.
Zeynep’in bakışları kendisine meydan okuyan amcasındaydı.
Bu adamı anlamıştı artık. İtiraz ederse dediğini yapar, nenesini de bir şekilde öldürürdü.
Derince yutkunurken memura döndü.
“Sağ olun ama şimdilik gerek yok, teşekkürler,” diyerek kapıdan çıktı.
Ahmet Ağa da adamlara teşekkür edip elindeki tespihi sallayarak arkasından geliyordu.
Adamın gözleri kapkaraydı.
Sinirden kudurmuştu.
Zeynep’in ise tek düşündüğü nenesiydi. Artık hiçbir şey umurunda değildi.
Ahmet Ağa kolundan morartacak kadar sıkı tutup, kızın acıyla inlemesine sebep olurken,
“Kes sesini orospu, yürü sen hele yürü. Bir eve gidelim, ben sana neler ediyorum,” diye tısladı.
Zeynep duyduğuyla şok olmuştu.
O, ömrü hayatında kendi ailesinden bir kez olsun kötü bir lafı bırak, kötü bir ima bile işitmemiş biriydi.
Babası, dünyalar iyisi, saygılı, onların üzerine titreyen bir adamdı.
Onun da gözleri kapkaraydı ama babasının gözlerinin karası, onları ev gibi bir sıcaklıkla sararken, amcasınki mezar gibiydi.
Adamın bir durma noktası da vicdanı da olmadığı belliydi.
Ama yine de Zeynep, adamların neler yapabileceğini, ne kadar ileri gidebileceklerini bilmiyordu.
Adam, kızı arabaya doğru sertçe itti.
Zeynep kafasını kapının üst tarafına çarparken inlemişti.
Alnından usulca kan akarken, yavaşça arabaya bindi.
Hayattan öylesine vaz geçmişti ki canının yanması bile umurunda değildi.
Amcası da arabaya binince şoför arabayı çalıştırdı.
Ahmet Ağa sinirle kıza dönerken, saçını tutup yüzüne sert bir tokat geçirdi.
Zeynep’in ömründe yediği ilk tokat buydu. Yüzü diğer tarafa düşerken, şokla kalakalmıştı.
“Baban gibi baş belasısın. Sen de onlarla ölmeliydin. Bana bak orospu, bir daha bize sorun çıkarırsan sana aklına gelmeyecek işkenceler ederim,” diye tısladı.
Zeynep, yana düşmüş boynunu kaldırmıyordu. Bu olanları aklı algılamak istemiyordu.
Şu an yaşanan şeyin ne olduğunu anlayamıyordu. Bu tarz davranışları sadece televizyondaki dizilerde görmüştü. Kendisine o kadar uzaktı ki, bir gün gelip de kendi başına da gelebileceğini hiç düşünmemişti.
Çünkü onun huzurlu bir ailesi vardı. Vicdanlı, sevgi dolu, saygılı annesi ve babası vardı.
Onun babası onun için tam bir dağdı. Öyle kolay kolay yıkılmazdı. Bırak birinin ona dokunmasını, gözünün değmesine bile izin vermezdi.
Ama şimdi yoktu. Bu acı farkındalık tekrar gelip onu vurdu.
Gözlerinden yaşlar akarken, yerinde sallanmaya başlamıştı.
—— **** ——
Konağa vardıklarında, Azize Hanım da diğerleriyle birlikte evin önündeydi.
Azize Nene endişeyle arabanın önüne doğru koşarken, Ahmet Ağa bir hışımla arabadan çıkıp kızın olduğu tarafa gitti.
Kapısını sertçe açıp, kızı içeriden sürükleyerek çıkardı.
Kız tam olarak kendinde bile değildi.
Ahmet Ağa, Azize Hanım’ın feryatlarına, engelleme çabalarına aldırmadan kızı sürükleyerek bodruma götürdü. Kendine çevirip sert bir iki tokat daha geçirdi.
Zeynep’in ağzı yüzü kan içinde kalmıştı.
Azize Hanım, kızın üzerine atılırken:
“Siz nasıl evlatsınız? Hakkımı size helal etmiyorum. O, Aslan’ımın emanetidir. Ne istiyorsunuz, paramı?”
“Tamam, alın sizin olsun işte. Hepsi sizin. Daha ne istiyorsunuz?” diye feryat etti.
Ahmet Ağa sinirle solurken:
“Torununu tembihle, bizim kim olduğumuzu öğrensin. Eşyalarınızı da alıp defolup gideceksiniz. Bir daha da polise gitmeye kalkarsa ne onu ne de seni yaşatmayız,” diye kükredi.
“Şehir dışına çıkmayacaksınız. Nereye giderseniz gidin, sizi buluruz.”
“Eski gecekonduya gidin, orada kalın. Orası size yeter. Orospu torunun da mallar üzerinde diye kendinin zannetmesin. En ufak hatasında babasının yanına gömülür.”
Azize Hanım, oğlunun önünde dikilirken gözlerinin içine nefretle bakıp:
“Benim ahım üzerinize olsun. Bütün mal, variyet de sizin olsun. Tek istediğim torunum. Gideceğiz…” dedi.
Kadın, evladının acısıyla zaten bitmişti. Eğer evladının emaneti Zeynep olmasaydı zaten yaşayamazdı, yaşatmazdı da. Ama kız çok savunmasızdı.
Tekti. Onu kimseye bırakamazdı.