Bölüm 7 - Kısım 1

2822 Kelimeler
Yağız, hafif bir yorgunlukla ağrıyan kaslarını umursamadan ayakta dikilirken, ellerini beline dayadı ve kendi ellerinden çıkan odayı mavi bakışlarıyla süzmeye başladı. İnceleyen gözleri, odanın bir ucundan diğer ucuna doğru ilerlerken her şeyin en uygun olabileceği şekilde olduğunu düşündü. Bakışları odanın sonuna ulaştığında, kendisi gibi odanın son hâlini inceleyen genç kadına takıldı. Kadın bir an için izlendiğini fark edince yüzünü adama doğru çevirmiş ve genç adamla göz göze gelmişti. Yağız, gözlerini kadının hareli yeşillerinden ayırmadan, omuzlarını taşıdığı hafif yorgunlukla esneterek kollarını göğsünde birleştirdi. Mavilikleri hafifçe kısılırken dudaklarında aldırmayan, eğri bir gülümseme vardı. “Bence, bu hâliyle gayet güzel ve kullanışlı oldu. Sen ne düşünüyorsun?” diye sorarken, başını gerçekten onun düşüncelerini merak edercesine eğmişti. Aslında kadının vereceği cevabı, adının Yağız olduğu kadar iyi biliyordu. Kesinlikle ve kesinlikle, kendi düşüncelerine itiraz edecek ve beğenmediğini söyleyecekti. Böyle düşünmesinin sebebi, kararsızlıkla büzülmüş kırmızı dudakları ya da fark etmeksizin biçimli çenesinin kenarında tempo tutan manikürlü tırnaklara sahip parmakları değildi. Bunun sebebi, hareli yeşillerindeki pırıltılardı. Çünkü ne zaman intikam alırcasına bir harekete kalkışacak olsa, takındığı o tavırlara inat, gözleri aldığı zevki belli edercesine ışıldıyordu. “Aslında şu koltukların yeri… Bilemiyorum… Hâlâ içime sinmiyor. Belki de onları tekrar kalorifer peteklerinin olduğu yere çekmelisin.” Naz, yüzünde peyda olmak için fırsat kollayan gülümsemesini dişleriyle zapt etmeye uğraşırken, gözlerinde barındırdığı ışıltıların farkında olmadan adama baktı. Adamsa onu baştan aşağı süzerken kalçasıyla koltuğa yaslanmıştı. Şimdiki pozisyonunda daha rahatmışçasına, utanmazca kendisini süzmeye devam ediyordu. Bulundukları durumda Naz’ı rahatsız eden bir şeyler vardı. Adamın mavi bakışlarının değdiği yerlerde sanki ona dokunuyormuşçasına ürperti hissederken içinde bulunduğu anlaşılmaz hislerden silkinerek o da rahatça yanındaki koltuğa yaslandı. “Sen ciddi misin?” diye soran adamın kaşları önce şaşırmışçasına hafifçe kalkarken sonrasında bu ifade eğri bir gülümsemeye dönüşmüştü tekrar. “Gerçi neden şaşırıyorsam? Son bir saattir karar verme yetinin pek de yerinde olmadığından zaten emin olmuştum.” Adamın yaptığı tespit sonrasında, genç kadının tek kaşı inatla kalkmış, adamın yaptığı gibi kollarını göğsünde birleştirmişti. Ağzında bir dolu zehirli sözcük varken adamın son söylediklerine kulak tıkayarak konuşmaya başladı. Demek kararsızdı! Konuşurken o zehirli kelimelerin saklı olduğu dolgun dudakları kendinden emin bir duruşla kıvrılmıştı. Aslında kararsız değil, istediği şey söz konusu olduğunda oldukça kararlıydı. Bunu son bir saattir kendisine bir kez daha kanıtlamışken adamın ne düşündüğü, aldığı zevkin yanında önem dahi teşkil etmiyordu. “Ciddi olmamam için hiçbir sebep yok. Yani… Evet, ciddiyim.” Yağız bir an için dudaklarında oluşan gerçek gülümsemeye engel olamazken elini bir günlük olan sakallarına götürerek keyif alırcasına sıvazladı. Çünkü belli ki kadın da bu oyunu sürdürmekte istekliydi. Kendisi de ona bu konuda destek olabilirdi, tabii şu an hafifçe sızlayarak isyan eden kasları olmasaydı. “Hadi öğretmen hanım. Şu an bulunduğumuz evi farklı şekilde yerleştirmeyi denedik… Pardon… Senin direktiflerinle yerleştirmeyi denedim, demeliydim ve sen de biliyorsun ki bu boyutta bir salon için düzene uyan en iyi stratejik yerleşim planı; bu. Ayrıca, bu odayı üç defa değiştirdik, bilmem farkında mısın?” Adamın söylediği her bir kelimeyle gözleri kısılan Naz, destek aldığı koltuktan doğruldu ve adamın ne dediğini anlamaya çalışırcasına adama bakmayı sürdürdü. Yanlış duymadığını anlamasıyla beraber, alayla devirdiği gözlerine eşlik eden alaycı gülümsemesi, sözcükleriyle birleşmişti. “Stratejik yerleşim planı mı?” diye mırıldandı önce inanmazlıkla karışan ufak kahkahasının arasında. Göğsünde birleştirdiği kollarını çözerken bir elini beline atarak meydan okurcasına başını kaldırdı. Adamın kendisini ilgiyle inceleyen yüzünü gördüğünde başını hafifçe sağa sola sallayarak bir kez daha güldü. Ama bu gülüş durumun komik olmasından kaynaklanmıyordu. “Asker bir adamdan ne bekliyordum ki?” dedi bu kez daha yüksek bir sesle. Adamın biçimli, kalın kaşlarından biri havaya kalkınca kadının yüzündeki gülümseme yavaşça solarak yerini ciddi bir tavra bıraktı. “Burada atladığın bir şey var. Ben evimi dekore etmeye çalışıyorum Yüzbaşım. Herhangi bir taarruz durumunda, düşman askerine karşı konuşlanacağım bir mevzi değil… Yani… Bir asker beni mutlu edecek dekorasyon konusunda, bana kas gücü dışında ne kadar yardımcı olabilir, bu pek tartışmaya açık bir konu değil gibi.” O an içerisinde, yüzündeki tüm ciddiyete rağmen içten içe oldukça eğleniyordu genç kadın. Adamın dediği gibi bu düzenleme uygundu uygun olmasına; ama adam için uygun olması Naz için, durumu oldukça uygunsuz bir hâle getiriyordu. Bir an için adam, üzerindeki bakışlarını çekerek salonun diğer odalara açılan kapısına baktı. Sonrasındaysa salonu gelişigüzel, hızla taramıştı. Naz ise adamın ne yaptığını anlamaya çalışırken çatılmış kaşlarla onu izliyordu. Adamın ağzından çıkanlarla çatılmış kaşları hafifçe havalanırken aslında adamın da kendisiyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığını fark etti. Normal bir durumda, adamın şikâyet etmesi gerekirdi. “Şöyle bir baktım da… Aslında… Burada, herhangi bir üçüncü dünya savaşı çıkması hâlinde, gerçekten de kendini savunmanı sağlayacak en iyi stratejik savunma düzeni sağlamışım sana.” Karşısındaki kadının şaşkınlığından sıyrılmasından sonra devirdiği o hareli yeşilleri, duyduklarından silkinir silkinmez meydan okurcasına adama yönelmişti tekrar. Bacaklarını ikinci bir deri gibi saran siyah taytının üzerideki tozpembe, uzun ve salaş kazağı ile aslında ev hâlini yansıtsa da o görünümden oldukça uzaktı. Uzun koyu kahve saçları alelade bir topuzun altında esir edilmişken birkaç tutam özgürlüklerini ilân etmiş, açıkta kalan öpülesi boynuna eşlik etmişlerdi. Yüzündeki ifade ise hem memnuniyetsiz, hem kararsız, hem kibirli, hem de doğrusu seyredilmeye değerdi. Bunların harmanlandığı bu kadınsa, genç adamda yaramazlık yapma isteği uyandırıyordu. Kadının duruşuna dayanamayarak sözlerine devam etti. “Kararsızlığının seni bu derece etkilemesine izin verdiğin sürece sen fikirlerini değiştirmeye, ben de senin o şahane fikirlerine karşı çıkmaya devam edeceğim. Umuyorum ki bu kararsızlığın mesleğine, evine yansıdığı kadar yansımıyordur. Sen ne kadar bir askerin kas gücünden ibaret olduğunu düşünüyor olsan da öğretmenlik de askerlikte olduğu gibi kararlılık gerektirir. Nasıl ki askerlerimden ben sorumluysam, öğrencilerinin tüm mesuliyeti de senin üzerinde. Bir bakıma sen de küçük askerlerin komutanısın. Kararlı olmak zorundasın. Yoksa nasıl bir nesil yetiştirirsin ki?” Oyununu oynuyorken hiçbir şey sinirini bozmamalıydı; ama adamın bu söyledikleri çok fazlaydı! Göz yumulamazdı ve mutlaka haddi bildirilmeliydi! Bu düşüncelerle ağzını açmak üzereyken adamın ondan önce davranmasıyla, dikkatini adama verdi. “Bulunduğu konumda göz zevkini bozan bir sehpa ya da sen oturduğunda, şu anki yerinden kaynaklı, sana rahat vermeyecek bir koltuk olursa değiştiririz ve olur da bir askerin sadece kas gücüne ihtiyaç duyarsan ben karşı dairedeyim. Ama lütfen daha sonra… Çünkü yorgunluğuma rağmen benim de yerleştirmem gereken bir evim var ve maalesef ki ne bu durumda bana yardım etmek için hevesli erkek öğrenciler ne de benim dışımda, bana yardım edebilecek bir asker var.” Naz, adamın tüm söyledikleriyle ona diyeceklerini yutarken gerçekten de adamın kas gücünü, tahmininden daha fazla kullandığını düşündü. Bu da başından beri tam olarak planladığı şeydi. Söyleyecek sözleri kesinlikle adamda bu derece kalıcı bir etki bırakamayacaktı. Gece yatağında adam yorgunluktan kıvranırken, Naz da bunun verdiği zevkle mışıl mışıl uyuyabilirdi. Yüzünde oluşan gülümsemeden habersiz düşüncelerine dalmışken adamı azat edebileceğine karar verdi. Ama gözünün ucuna takılan bir şeyle adamı serbest bırakmak düşüncesinden hemen vazgeçti ve yüzündeki gülümseme bir önceki sinsi duruşundan sıyrılarak tatlı bir hâle dönüşürken konuşmaya başladı. “Biliyorum çok yorgunsun; ama… Son bir iyilik daha isteyebilir miyim?” Kadının bu kadar tatlı bir yüz ifadesi takınmasının sebebi, kesinlikle bu işi yapacak olmasından duyduğu nefret olmalıydı. Zira Yağız, kadının şu an ona tatlı bir gülüş bahşetmektense kendisini parçalamak istediğine emindi. Ama o tatlı gülüşüne eşlik eden, masumca açılmış hareli yeşilleri bunun tam aksini söylüyordu. Biraz önce bu kadının sinsi olduğunu mu düşünmüştü? Ya da kendisinden intikam almak istediğini? Su yeşilinin en güzel tonuna derin bir dalış yaparken, kadının dudaklarını nemlendirmek için yaptığı ufak bir hareket Yağız’ın dikkatinin yönünü değiştirmiş olsa da genç adam tekrar kadının gözlerini bulmuştu. “Nasıl bir yardım?” diye sorarken dağılan dikkatinin diğer parçalarını toplamak istercesine devam etti. “Koltukları değiştirmemi isteme lütfen. Belki inanmayabilirsin; ama biz askerler de insanız ve benim de bir canım, bir dayanma sınırım var.” Bunları söylerken hafifçe kalınlaşan sesi gerçekten bir şeylerin sınırında olduğuna işaret ediyor olabilirdi. Bu kadar kolay etkilenen biri olmamasına rağmen bu kadında farklı bir şey olduğu belliydi. “Ne o Yüzbaşım, hemen su koyuverdiniz. Benim bildiğim, asker adam ne olursa olsun sızlanmaz derler. Ama korkma, koltuklar kalabilir. Başka bir ricam olacak,” derken başıyla koltuklardan birinin üzerindeki bir yeri işaret etti genç kadın. Adam, kadının bakışlarını takip ettiğinde, henüz kabul etmese bile kalkışması hâlinde yarını da katlamalı ağrılarla geçireceğini garantileyen bir yığın kumaşla karşılaştı. Bu kadarı kendisi için de fazlaydı ve kadının neden bu kadar tatlı gülümsediği şimdi anlaşılıyordu. Ama ne kadar karşısındaki kadın güzel olsa da ne kadar tatlı ve akıl çelen bir gülümsemeyle masumca kendisine baksa da ve ne kadar ondan etkilenmiş olduğunu kabul etse de bunlardan hiçbirisi, şu an için bu yorgunlukla, söylenen işi ona yaptıracak kadar etkili seçenekler değildi. Naz, adamın değişen yüz ifadesini fark ettiğinde önce oldukça şaşırmış olsa da beraber geçirdikleri o kadar saat içerisinde en çok şu dakikalardan zevk aldığını fark etti. Bunun nedeni adamın değişen yüz ifadesiydi. Şu zamana kadar o kadar eşyayı odanın bir ucundan diğer ucuna taşırken kendisine takılmak dışında zerre şikâyet etmeyen adam, birkaç tül perde takma durumu söz konusu olunca resmen dehşete kapılmıştı. Dudaklarının ucuna kadar gelen kahkahayı zapt ederken takılmadan edemedi. “Ne o? Yoksa Yüzbaşımızı birkaç tül perde mi korkuttu? Eminim ki perde takmak, stratejik düzenleme yapmaktan daha kolaydır.” “Ben ikinci seçeneğin daha kolay olduğu düşüncesindeyim. En azından benim açımdan. Ve sana bir dayanma sınırımın olduğundan bahsederken oldukça ciddiydim.” Adamın dudakları bunları söylerken ne kadar hoş bir tebessüm taşırsa taşısın, ciddi anlamda Naz ilk defa adamı bu kadar yorduğunu fark etti. Yüzü yorgunluğun belirgin izlerini taşırken, bakışları hâlinden oldukça rahatsız olduğunu belli ediyordu ve adamın mavi bakışları… Etkilenmiş olmayı reddediyordu! Derin bir nefes alarak kendini gelmeye çalıştı. “Korkma hemen…” diyerek adama masumca tebessüm etti. Bu tebessüm hiçbir art niyet barındırmıyordu. Zira amacına ulaşmışken daha fazlasını istemiyordu. “Perdeleri takacak kişi sen değilsin. Senin yapman gereken tek şey; ben perdeleri takarken merdiveni tutmak.” Naz bunları söylerken gözünün ucuyla girişteki, Gülbahar teyzeden aldığı merdiveni işaret etmişti. Yağız’ın bu hareket dikkatinden kaçmamış ve başını çevirerek merdivene şöyle bir baktıktan sonra onaylamış, hiçbir şey söylemeden merdiveni almak için bulunduğu yere doğru yönelmişti. Naz ise adamın tek laf dahi etmeden verdiği onaya şaşırmıştı. Şaşkın bakışlarla adama bakarken adam yakınına gelmiş ve eski olan merdiveni pencerenin önüne kurmuştu. Bir yandan da merdivenin sağlamlığını kontrol ederken kadının bakışlarından habersiz, merdivenin kadın için ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. Çünkü her fırsatta merdiven çığlık atarmışçasına gıcırdıyordu. Adam nefesini sıkıntıyla bırakırken Naz’a doğru döndü. “Bu merdivene çıkmak istediğinden emin misin?” “Başka bir önerin var mı?” “Belki de bir gün daha sabredebilirsin. Yarın bunun için daha emniyetli bir yol düşünebiliriz.” Adamın yardımcı olmak istercesine takındığı tavır, Naz’ın üzerinde garip bir etki bırakmıştı. Adama için için sinir olurken içinde bulundukları bu durumda adamın yaklaşımı hoşuna gitmiş olamazdı. Kendi düşüncelerini anlayamazken konuşmaya başladı. “Bir geceyi daha perdesiz geçirmek istemiyorum. Evde olduğumu hissetmem lazım artık. Ev perdesizken sanki kendimi izleniyormuşum gibi hissediyorum, ” derken kendi kendine konuşuyor gibi bir hâli vardı. Bir derin nefes daha alarak adamın, üzerinde bıraktığı etkiden sıyrıldı. “Bunun dışında bir önerin var mı? Yani… Eğer perdeleri sen takmak istersen bu öneriyi seve seve kabul ederim.” O an bir kez daha şaşırdı Naz. Çünkü adam gerçekten perdeleri takmaya niyetlenmiş gibi başını kaldırarak kornişlere bakmıştı ve yüzündeki ifade gerçekten de kendisini önemsiyor, onun için endişeleniyormuş hissi veriyordu. Aksi gibi herkesin ilgisinden yoksun kaldığı, unutulduğunu düşündüğü bu yerde her hareketinin kendisinde iğne batırılıyormuş hissi bırakan bu adamın ilgisinden hoşlanır olmuştu. Belli ki sinirlerinin sebebi yön değiştiriyordu! Kendi yaptığına inanamazken adamın bir şey demesine fırsat vermeden merdivenin önüne gelerek durdu ve ayağını ilk basamağa attı. Çıkan sesi göz ardı ederken elleriyle sımsıkı merdivenin kenarlarından tutmuştu. “Bu merdiven seni pek taşıyabilecek gibi değil. Hem neyse… Bunları da ben yapmış olayım da sonra kırdığım birkaç bardağın lafını ettiğin gibi, perdelerimi de taktırdığım için şikâyet etme fırsatını vermeyeyim sana. Sonra her işimi sana yaptırdığımı falan söylersin arkamdan.” İkinci basamağa bastığında hafifçe sallanan merdivenden korkarak önce dursa da üçüncü basamakta merdivende herhangi bir sarsılma olmamıştı. Adamın, kendi elinin altında duran elinin verdiği güvenceyle bir basamak daha çıkacakken ayağı havada kalmıştı. “ Sen hangi işini bugüne kadar bana yaptırdın ki ben sana böyle söyleyeyim?” Normal şekilde söylense muhakkak problem yaratmayacak olan sözler, adamın alaycı sesinin tınısıyla kaplanmışken kelimelerinin kulağa gelişi başlı başıBölüoblem yaratıyordu. Başını ani bir hareketle çevirerek adama baktı. O anda adamla aynı hizaya gelmişlerdi. Bu sayede adamın maviliklerine doğrudan bakabiliyordu. Maviliklerdeki o ton, içinde dalgalanma oluşturmuşken, sözleri bu dalgalanmaları fırtınalara dönüştürmüştü. “Aslında düşündüm de bu işi her şeye rağmen sana yaptırmalıydım. Merdivenlere ihtiyacın olmadan da gayet rahat bu işin hakkından gelebilecek gibi duruyorsun. Bana atalarımızın söylediği birkaç atasözünü hatırlattın bir anda. Sahi… Boyun kaç?” O mavilikler, söylenen şeylerden zevk alırcasına kısılmış ve adamın dudaklarına alaycı bir gülümseme yapışmıştı. Nasıl olmuştu da biraz önce bu adamın kendisini önemsediğini düşünmüştü, aklı almıyordu Naz’ın. “Bir metre doksan iki santim. Atalarımızın meşhur develerinin sahip olduğu standart boy ortalamasına uygun mu sence?” Normal bir insanın yapması gereken şeyler bunlar olmasa gerekti, değil mi? Böyle pişkinliğe vurmaması gerekiyordu! Böyle bir sohbetten zevk almamalıydı ya da en azından zevk alıyormuş gibi çekici bir gülümseme taşımamalıydı dudaklarında. Bunları yapmaması gereken kişi normal bir erkek statüsü içerisindeydi. Bu da karşısındaki adamın normal olmadığının ispatıydı. Ama adam, bunları yapmakta hiçbir çekince görmüyorsa kendisi de buna ayak uydurabilirdi. “Bayağı da uzunmuşsun. Ama benim bahsettiğim atasözü bu değildi. Ben tam olarak ‘Allah boy vermiş gerisini koyuvermiş,’ olandan bahsediyordum,” diyerek hızla başını önüne doğru çevirmiş ve saçları o fark etmeden adamın yüzüne savrulup geçmişti. Saçlarının hoş kokusu adamın ciğerlerine dolarken bunun etkisiyle adam sesini çıkarmadı ve kadına karşılık vermek yerine, onun perdeyle olan mücadelesini izlemeye daldı. Naz, kornişlere ulaşmak için sarf ettiği efordan oldukça yorulmuş, boynu ağrımaya başlamıştı. Bir eliyle merdivene yapışmışken eli karıncalanmaya başlamış bir yandan da merdivenin en tepesinde, gözlerinin önünde baloncuklar uçuşuyordu. Son klipsi de yerine taktığında büyük bir rahatlama yaşayacakken adamın sesiyle aşağı doğru baktı. “Britin nerede?” Adama doğru anlamayan bakışlarla bakarken gözünün önüne gelen saçlarını hızla arkaya doğru attı. Brit de neydi? Her ne olursa olsun, ne kadar anlamını bilmese de kendisinde olmadığına emindi. “Perde durdurucu,” diyen adam, Naz’ın yüz ifadesinden söylediği şey hakkında hiçbir fikri olmadığını anlamıştı. Kelime ne kadar Türkçeleşirse Türkçeleşsin, Naz adamın bahsettiği şeyin neye benzediğini bilmese de kendisinde olmadığından kesinlikle emin olmuştu. Gözlerinin etrafındaki baloncuklar sürekli irtifa alırken gözlerini sımsıkı kapattı. “Boş ver, onlarsız olsunlar.” Gözlerini araladığında adamın maviliklerindeki yakamozlarla karşılaştı. Yüzündeki eğri gülümsemesi de yerli yerindeydi. Onun burada başı dönerken ki bu baş dönmesinin sebebi kesinlikle adam değildi, bu adam nasıl oluyor da hiçbir sebep yokken böyle gülüyordu? “Eğer onları bu şekilde bırakırsak çektiğin gibi her fırsatta…” diyen adam bir eliyle merdiveni tutmaya devam ederken diğer eliyle Naz’ın yeni takmış olduğu perdeye uzanmış ve pencerenin aksi yönünde çekerek perdenin yarısından çoğunu kornişten salıvermişti. “… Aşağı iner. Senin de tüm emeklerin boşa gider,” diyerek sözlerini tamamlamıştı. Özgürlüklerine kavuşan perde düğmelerinin ardından dehşetle gözleri irileşen Naz, şaşkınlıkla harmanlanan bakışlarını Yağız’a çevirmişti. Zaten uzun süre yukarıya doğru hamle yapmış olmanın verdiği baş dönmesiyle merdivenin üzerinde zor dururken, adamın yapmış olduğu bu hareket onda adamın üzerine atlayabilecek tüm enerjiyi aşılamıştı adeta. “İnanamıyorum sana! Ben onları takana kadar boynum tutuldu, haberin var mı senin?!” “Ben sadece sana perde durdurucunu takmadığımızda nasıl bir durumla karşılaşacağını gösterdim. Hem ben öğretmenleri çok daha dirayetli bilirdim. Bir perde takmaktan hemen boynun mu tutuldu, Nazlı Öğretmenim?” Perde takmaya alışık olmamak, kendi suçu değildi. Şimdiye kadar şükür ki hiç perde takmak zorunda kalmamıştı ve umuyordu ki uzun bir süre de böyle dehşet bir durumla karşı karşıya kalmazdı. “Biz öğretmenler de insanız ve bizim de bir dayanma sınırımız var. Yani askerlik için geçerli olan bu kriterler bizim için de geçerli! Ayrıca… Benim adım Naz. Nazlı değil,” dedi dişlerinin arasından ve dudaklarını buruşturarak adamın kornişten söktüğü perde düğmelerine baktı. Sıkıntıyla gözlerini kapatırken aklına Gülbahar teyzenin de Yağız gibi kendisine kaç defa Nazlı diye hitap ettiği geldi ve onu kaç kez düzelttiği… Zor bir söylenişe sahip değildi ismi. Açık, sade ve üç harften oluşuyordu. Gülbahar teyzenin neden inatla ona Nazlı dediğini anlayamamış bile olsa o söylediğinde, o kadar rahatsız edici değilken Yağız’ın söyleyişi, sinir demetlerinin her birine ayrı ayrı dokunuyordu. Derin bir nefes alarak serbest kalmış düğmelere uzandı. “Şu perde durdurucusunun, bende olduğundan emin değilim. Perdeleri durdurmanın başka bir yolu yok mu?” Bunları söylerken işine oldukça odaklanmış gibi gözlerini perdelerden ayırmasa da asıl nedeni adamın çok bildiğini ayan beyan belli eden yüz ifadesine maruz kalmamaktı. “Kullanmadığın düğme ya da gazete kâğıdı da sıkıştırabiliriz. Dikiş kutun nerede?” Naz’ın klipsi tutan eli havada asılı kalmıştı bir an. Dikiş kutusu mu demişti adam?! Bu adam asker miydi yoksa ev ekonomisi öğretmeni mi, bu iki seçenek arasında kararsız kalmıştı genç kadın. Başını ani bir hareketle adama doğru çevirmişken gözlerinin etrafında beliren siyah noktalarla merdivenin başında eğilmiş, bir eliyle gazete yığınlarıyla uğraşan diğer eliyle merdiveni destekleyen adamı zorlukla seçebildi. Bir an için kaybolan dengesini bulduğunda gözleri kararırken havada kalan eliyle merdiveni tutmak için yaptığı sert hamle sonucunda bu kez merdivenin dengesi bozulmuş, adamın merdiveni tutuşuysa bunu fark etmeden hafifçe gevşemişti. Naz’ın merdiveni tutmak için yaptığı hamle başarısız olurken, gözleri hepten kararmış ve korku dolu bir çığlıkla kendisini bilinmezliğin sert olduğunu tahmin ettiği kucağına bırakmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE