Portakal Kokusu/2

1427 Kelimeler
Bazen, hayat tırnaklarını etinize takıp deldiği zaman, taşınması en zor yük bir kirpiğin diğeri üzerindeki ağırlığıdır. Dünyaya bakmak kendi ölümünüzü izlemekten daha katlanılmaz olur. Ki insan – ömrü boyunca en az bir kez- kendi ölümünü izler. Ve biri, hep olur, mezarınızın üzerine basar. Gölgenizi çiğner biri mutlaka. Sesinizi alıp yerlere vurur. Nefesinizi kirli, gri, solgun kaldırımlarda eskitir. Şehrin kalabalığı parçalar ellerinizi. Sigara dumanı siner gözlerinize.   Gece kör olur bu şehirde, âşık bir adam kendi elleriyle ruhunu öldürdüğünde.   Hicaz makamında bir şarkı olur İstanbul, bir kadının siyah saçları boğazına döküldüğünde.   İnsan bazen gecenin sabaha en yakın vaktinde, inanmaktan vazgeçer. Aslan'ın hastane odasında gözlerini açtığında hissettiği belki daha kırık, kırgın kelimelerle susulacak olsa da tam olarak buydu.   Aldatılmıştı. Vazgeçmişti. Çünkü sevmişti.   Acı çekiyordu. Devam edemiyordu. Çünkü seviyordu.   Hâlâ, kendinden vazgeçecek kadar, daha da artarak.   Sonunda ışığa alıştığında gözlerini açtı Aslan. Donuk, renksiz ve duygusuz bakışları nerede olduğunu anlamak istercesine duvarlarda gezindi. Burası bir hastane odasıydı. Aslan zonklayan beynine rağmen aklındaki son anı hatırlamaya çalıştı. Ağrıdan beyin damarları atıyordu. En son, otel odasında içtiğini hatırladı. Buraya nasıl geldiğini bilmiyordu.   Tek bildiği, onu zehirleyecek kadar çok içkiyi karıştırdığıydı.   Ağzındaki ıslak küf tadının başka bir açıklaması olamazdı. Boğazından kuruluğu geçirmek istercesine yutkundu. Biri boğazına elini sokmuş gibi hissediyordu. Yatakta toparlanmaya çalıştığı sırada odanın kapısı açıldı. Aslan kimin geldiğini merak ederek kafasını kaldırdı.   Nedim İbrahim Saygın.   Sıkıntıyla gözlerini kapatıp kendini yatağa bıraktı Aslan. Nedim Saygın oğlunu gördüğünde beyninden vurulmuşa döndü. Bunu Aslan'a kimse yapamazdı, Aslan bile. Adam buna izin vermeyecekti. Oğlunu sokakta bulmamıştı ve sokakta bırakmayacaktı. Hızlı adımlarla yatağın yanına gelip oturdu."İyi misin?"Aslan cevap vermedi. Umursamazca bakışlarını devirdi. "Mide kanaması," diyerek Aslan'ın neden hastanede olduğunu açıkladı. "Neredeyse alkol komasına giriyormuşsun. Biraz daha geç kalsalar..."   Nedim Saygın devam edemedi. Çatlayan sesini nefesinde hapsetti. Dişlerini sıktı acıyla. Adam bakışlarını hızlıca babasına çevirdi. Bunu ona yapmaya hakkı var mıydı? Olmadığını biliyordu ama elinden başka türlüsü gelmiyordu. Yaşamanın bir yolunu bulamıyordu. Dünyanın ilk gününde –sürgünde olduğunu bilecek kadar hayâ ve edep sahibiyken daha- Sidre'ye tırnaklarını kanatana kadar yürüyen atası kadar çaresizdi.   Yaralarının değil iyileşmeye, kanamaya bile dermanı yoktu.   Dişlerini sıktı. Kaşlarını çattığı sırada öfkesinin içinde patlayıp onu harap etmesine izin verdi. Söyleyecek tek bir kelimeye bile sahip değildi. Babası devam etti.   "Eve geliyorsun."İtiraz etmedi. Buna rağmen yaşlı adam onu ikna etmek istercesine konuşmaya devam etti."Hale çok üzüldü. Ona seni getireceğime söz verdim. Yaman da öyle. Kardeşinin sana ihtiyacı var Aslan. Benim de." Sesi gittikçe kısıldı. Susup yutkundu Nedim Saygın. Bakışlarını Aslan'ın gözlerine dikti. "Nur, evlendi Aslan. Bugün."Adam sertçe bakışlarını çevirdi. Dişlerini sıkmaktan çene kasları öfkeyle atıyordu. Gözlerinin dolduğunu hissetti. Nur’un kalbine zehirli bir bıçağı sapladığı yetmezmiş gibi, şimdi, iki kaburga kemiği arasında sertçe çeviriyordu. "Onu sevdiğini biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var, Aslan. Zamanın unutturamayacağı şey yoktur. Sana yeniden seveceksin demiyorum ama aynı hatayı tekrar etmeyeceksin."   ***   Babasının söylediği cümleler kulaklarında yankılandı. Şimdi içinden çıkıp baktığında yaşadıklarının salt aşktan ibaret olmadığını çıplak gözle dahi ayırt edebiliyordu. Nur’a duyduğu aşk nedeniyle gözünün kör olmadığını ikisi de gayet iyi biliyordu. Aslan hiçbir zaman kendini duygularına bütünüyle bırakmayı başarabilen insanlardan olmamıştı, duygularına hep temkinle yaklaşmıştı. Mantığını devre dışı bırakmaya çalışan her şeye temkinle yaklaşmıştı, sadece duygularına değil. Bu nedenle, geriye dönüp baktığında Nur’la yaşadıklarının ya da onun yüzünden yaşamak zorunda olduklarının tutkulu bir aşktan değil, babasıyla arasındaki tehlikeli meydan okumadan kaynaklandığını şimdi daha iyi anlıyordu.   Babası şiddetle aralarındaki ilişkiye karşı çıkmasaydı yine de her şeyi ardında bırakıp kadınla gitmeyi göze alır mıydı; bilmiyordu. Ama nedeni her ne olursa olsun, yaşadıklarının sonucu şüpheye yer bırakmayacak kadar kesindi. Yenilmişti; Aslan Nedim Saygın, tüm o yenilmez görüntüsünün altında derin bir mağlubiyetin izlerini saklıyordu. Elindeki viski kadehinden bir yudum alarak başını geriye attı ve tavanı seyretmek yerine gözlerini kapamayı tercih etti. Viskiyi ağzının içinde çalkalayıp boğazına gönderdiği sırada asansörün kapısının açıldığını duydu. Kimin geldiğini tahmin ederek gülümsedi.   “Hoş geldin Yaman.”   “Aslan Bey?”   Gülşah'ın tedirgin ve titrek sesini duyduğunda gözlerini açıp hızlıca doğruldu. Sesindeki titremeyi dahi kontrol edemeyecek kadar ürkek olmasına rağmen tam olarak nereden bulduğu cesaretle gecenin bir yarısı evine geldiğini merak etmeden duramıyordu. Aslan, kızın bu pervasız hallerini hem tuhaf bir biçimde çekici buluyor hem de rahatsız oluyordu. Aslında bu tepkiyi vermesine şaşmamak gerekti çünkü adam kontrolü altında olmayan şeylerden hiç hazzetmezdi. Asansörün önünde öylece dikilmeye devam eden kıza bakarken aklına gelen soruyu yüksek sesle dile getirmekten çekinmedi, sesi insanın içinin ürpermesine neden olacak kadar soğuktu. “Ev adresimi nereden buldun?"   Kız tedirgince bakışlarını kaçırdı. Ev sahibine yakalanmış acemi bir hırsız gibi hissediyordu ama umursamamaya karar verdi. Sonuçta bu gece boyunca yaptığı en aptalca şey, gecenin bu saatinde, üstelik haber dahi vermeden adamın kapısına dayanması değildi. Adamı öptüğü yeniden aklına geldiğinde gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Bunu yaparken aklının tam olarak hangi cehennemde olduğunu çok merak ediyordu. “Özür dilerim,” diyerek mırıldandı kısık bir sesle. “Rahatsız ettim.”   Aslan, kaşlarını kızın söylediklerini onayladığını anlatmak istercesine havalandırırken öne doğru bir adım atarak üsteledi. “Sorumu cevaplamadın?”   Hiç istemese de itiraf etmek zorunda kalarak sessizce cevap verdi Gülşah. “Yaman söyledi.”   Adam kardeşinin boşboğazlığına gözlerini devirdi. Gülşah’la Feyza’nın arkadaş olduğunu öğrendiği an, kendini tüm bunlara hazırlaması gerektiğini düşünürken Yaman’ın düşük çenesinin onu yine ve yeniden yanıltmaması sıkıntıyla iç çekmesine neden oldu. Ellerini ceplerine yerleştirdikten sonra başını kaldırıp dikkatle kıza baktı. “Seni dinliyorum.”   Gülşah kuruyan dudaklarını ıslatırken “Ben bu gece için,” diye geveledi. Adamı öptüğü için özür dileyecek değildi. Sonuçta sebebini bilmediği bir şekilde öpücüğü karşılık bulmuştu, Aslan onu itmemiş ya da kendini geri çekmemişti. Adamın, yaşadığı bir anlık şaşkınlıktan sonra ona karşılık vererek öpüşmeyi nasıl derinleştirdiğini hatırladığında derin bir nefes alma ihtiyacıyla yutkundu, boğazı kurumuştu. “Yani olanlar,” derken ahengini bulamayan sesi kulağına o kadar yabancı geldi ki duraklamak zorunda kaldı. Sonunda, konuşmayı uzatarak işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale getirmenin gereksiz olacağına karar vererek hızla tamamladı.“Sizi öpmem doğru değildi.”   “Bak Gülşah,” diyerek büyük adımlarla aradaki mesafeyi kapattı Aslan. Kızın karşısına dikildiğinde aradaki boy farkını kapatmak istercesine başını öne doğru eğerek "Sen ve ben, bunu unutacağız,” dedi kesin bir dille. “Konusu bile açılmayacak."   “Yani şimdi...”   “Seni kovmadım,” dedikten sonra uyarma ihtiyacıyla ekledi. “Henüz. Niran’ın seni kışkırttığını tahmin edebiliyorum.”   “Peki.”   “Peki.”   “İyi geceler.”   “Sana da…”   Kız kibarca gülümseyerek asansöre yönelirken Aslan da geçirmek için onu takip etti. Önden yürüyüp asansörü çağırdı. Asansörün kapısı açıldığında sessizce bir atan Gülşah aynı anda Yaman'la burun buruna geldi. Genç adam neler döndüğünü anlamak istercesine abisine bakarken Aslan yanlış bir şey söylememesi için kardeşini bakışlarıyla uyardı. Bakışlarını Aslan’ın yüzünden çekerek kıza döndüğünde şaşkınlığını gizlemek istercesine gülümseyerek “Gülşah?” diye mırıldandı, kız abisinin adresini istediğinde hiç vakit kaybetmeden kapısına geleceğini tahmin etmemişti. Havuz başında gördüklerini hatırladığında bu ikisi arasında neler döndüğünü anlamak istercesine gözlerini kıstı.   “İyi geceler Yaman.”   “Sana da.” İki kardeş gözden kaybolana kadar Gülşah'ın arkasından baktı. Aslan hiçbir şey söylemeden dönüp koltuğuna oturdu. Böyle yaparsa belki de Yaman da konuşmazdı.  “Abi?”   Tüm umutları suya düşerken sakin bir sesle cevap verdi Aslan. “Efendim?”   “Neler oluyor?” dedikten sonra meraklı bakışlarını Aslan’ın yüzüne dikti. Abisi hiçbir zaman olan biteni kendiliğinden anlatan bir tip olmamıştı. Bu nedenle ayrıntı vermesine gerektiğine karar vererek “Nur’un burada ne işi var?” diye devam etti, Gülşah sonrayı bekleyebilirdi ama bu meselenin hemen açığa kavuşması gerekiyordu.   Aslan’ın dudakları umursamazca büküldü. Şu anda Nur’dan konuşmak en son isteyeceği şey bile değildi. “Kocası ölmüş.”   “Yas tutmaya gelmediğine göre.”   “Yeni ortaklarımızı temsil ediyor.”   Yaman dişlerinin arasından sertçe nefes aldıktan sonra sıkıntıyla dudaklarını birbirine bastırdı. O kadına haddini bildirmeyi her şeyden çok istiyordu ama bu işi abisine bırakması gerektiğini biliyordu. Gündemin ikinci maddesine dönmesinin uygun olacağını düşünerek “Peki Gülşah?” diye sordu.   “Ne olmuş?”   Abisine ters bir bakış atarken dişlerinin arasından mırıldandı. “Havuz başında pek bir samimiydiniz.”   Aslan dudaklarını büzüp çapkınca gülümserken Yaman'ın gözleri şüpheyle kısıldı. Abisine gizemli tavırlar çok yakışıyordu ama söz konusu Gülşah olduğunda bilmediği şeyler canını sıkıyordu. “Niran onu kışkırtınca…”   “Cazibene kapılıp gidiverdi, öyle mi?”   Yaman’ın sesindeki iğneleyici tonu kulak arkası etmeye karar vererek sakin bir şekilde “Bunun için özel bir çaba harcamama gerek olmasa bile,” diye onayladı. “Aynen öyle.”   “Abi, Niran’la aranızdaki meseleye onu karıştırma.”   “O benim asistanım.”   “Evet,” diyerek onayladı Yaman. Bir işe yaramayacağını bilmesine rağmen uyarmaktan kendini alamıyordu. Sonuçta abisi dünya yansa yine de kendi bildiğini yapardı ama söz konusu olan Gülşah’tı ve kız Feyza’nın en yakın arkadaşıydı. “Seninle çalışacak.”   Aslan kaşlarını meydan okurcasına havalandırarak düzeltti. “Benim için çalışacak.”  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE