VE SENİ BULDUM
Bugün günlerden ne? Hava neden bu kadar soğuk? bir saniye ya kulağımda neden bu şarkı çalıyor? Kafamda binlerce düşünce dönüyor ve bu sorular en gereksizleri ama müzik listem gerçekten karışmış eğer bugün son günüm olmasaydı bu çözülmesi gereken bir problem olurdu. Saçma sapan her şeyi düşünüp, sokakta gördüğüm herkese sanki karşımda düşmanım varmış gibi bakarken fark etmeden bugün de iş yerine kadar yürümüşüm. Kapıyı açtım ve kocaman gülümseyerek Günaydıınnnn dedim tabi geri cevap olarak herkes içine içine konuşarak ve asık surat ifadeleriyle günaydın dedi. Gerçekten her sabah bunları görmek zorunda mıydım ki ben neyse düşüncelere dalmadan önce hemen işe koyuldum bugün çok önemli bir işim var HERKESE İYİ DAVRAMAK. Çünkü bugün benim son günüm ve bunu bilen tek kişi benim. Saatler sıkıcı bir şekilde geçip gitti ve işten çıktım. Kızlarla kahve içmek için her zaman gittiğimiz o kahveciye gittik itiraf ediyorum evet o kahveciyi sevme nedenim evime yakın olduğu için eşofmanla gidebilmem kabul herkesi o yüzden buraya çağırıyorum. Kapıdan içeri girdiğim an yine o kocaman baristayla göz göze geldim tek kaşım havaya kalkıp göz devirmem saniyelerimi bile almadı. O da aynı suratsızlıkla baktı bana. Ne var bu barista çocukta bilmiyorum ama onda beni gıcık eden bir şeyler var aslına bakarsanız kızlar her geldiğimizde onu yakışıklı bulurlardı ama benim elimden gelse onu boğazlardım ve henüz tanışmıyor olmamıza rağmen bu böyle. Kahve siparişimi vermek için çoktan kasaya ilerlemiştim suratsız barista yani ben kısaca ona surba diyorum adının hakkını vererek buyrun dedi ee şey diye kalınca bir latte dimi dedi ve he pardon vanilya da olmalıydı dimi diye ekledi neden bilmiyorum ama son günümde evet içmek istediğim buydu fakat bu surbanın bunu biliyor olması beni ona karşı daha da gıcık hissettirdi hayır dedim göz devirerek sadece filtre kahve olacak cevabım üzerine yüzünde sinir üzüntü ve bıkkın bir ifade oluştu hepsi aynı anda yüzünde barınıyordu. Surba bıkkın bir şekilde ödemeyi aldı ve kasanın sonuna geçtim. Surba ara ara dönüp bakarak hazırladığı kahveleri getirdi ve bana doğru uzattı fakat onun kolundaki o doğum lekesi evet o leke aynı yer aynı şekil acaba zihnim son günümüz olduğunu fark edip bana bir oyun mu oynuyor yoksa gerçekten doğru mu görüyorum surba kahveleri verdi ve koluna daha fazla bakamadım. Kahveleri masaya bıraktığım an suratım bembeyaz olmuş olacak ki kızlar hemen ne oldu iyi misin diye soru yağmuruna başladı hepsinin yüzüne bomboş bir ifadeyle teker teker baktıktan sonra ben kalkıyorum dedim ve hızlıca çıktım. Kapının önünden biraz uzaklaşınca kendimi bir kaldırıma bıraktım. Yoksa surba o muydu fakat o zamanlar sadece 7 yaşındaydım o bile olsa onu tanımaz mıydım ya da o beni tanımaz mıydı tabi terk edip gittiği bir insanı o tanımak ister miydi ki? Düşünceler yıllar sonra beynimin içini saran böcekler gibi yiyip bitirmeye başlamıştı bile ve lanet olsun ki bu benim bu dünyadaki son günümdü bu kararı almak için aylarımı vermiştim ve sonunda bugünün son gün olabileceğine karar vermiştim ama şimdi o yıllar sonra nereden çıkabilirdi ki. Kafamdaki sesler susmamak için büyük bir sözleşme imzalamış gibi devam ederken onlar susmadıkça sanki nefesime savaş açıyorlardı. Sesler arttıkça nefesim azalıyor gibiydi panik atak geçirmemin gerçekten sırası değil nolur olmasın nolur olmasın. Düşünceler bir anda durdu omzumdaki bir el ile kafamı kaldırdığımda kısık gözleriyle bana endişe ve güçlü bir duruşla bakan surba vardı. Surbaya baktığım an nefesim artık komple kesilecek gibiydi onun gözlerine baktım ve ağzımdan tek bir cümle döküldü bana yardım et…