Hemolakrima

2517 Kelimeler
Bana Yâr mısın? Yara mı? Belki de YÂR'a'sın... Cihat Mirza Turanşah .... Leyal’in cümlesi keskin bir bıçak gibiydi. Mirza'nın kalbini deşip geçti. Zaman bir anlığına dondu.Kalbi bir anda ağırlaştı, göğsüne beton dökülmüş gibiydi. Gözleri boşluğa daldı, düşünceleri darmadağın oldu. "Ne saçmalıyorsun?"diye gürledi. Şok içinde donup kalan Dilda hala,Mirza'nın bağırması ile kendine geldi. "Kuzum bir tür şaka yapıyorsun değil mi?"dedi,sesi titreyerek. Ama Leyal oldukça rahattı,tuhaf bir kararlılıkla baktı onlara. "Şaka falan değil, gerçekten hamileyim."dedi, sarsılmaz bir ciddiyetle. Kızın gözlerindeki kararlılığı gören Mirza’nın içindeki, Leyal’e dair kurduğu bütün dünya bir anda yerle bir oldu, kül olup savruldu. "Böyle iğrenç bir yalanla buradan kurtulacağını sanıyorsun yanılıyorsun! Gitmene asla izin vermeyeceğim!"dedi.Nefesi boğuk sesi paramparçaydı. Leyal'in yalan söylediğini düşünüyor ve asla inanmıyordu. Dilda halanın içi parçalanıyor, üzüntüsü gözlerinden dökülüyordu. "Niye inanmıyorsunuz? Böyle ciddi bir konuda niye yalan söyleyeyim? Gebelik testi yaptıralım.Hem de kan testi.Hatta kadın doğum uzmanına gidip ultrason çektirelim."dedi,Leyal sakin ama meydan okuyan bir ses tonuyla. Mirza ve Dilda, korkuyla birbirlerine baktı. Gözlerinde inançsızlıkla karışık bir dehşet vardı. “Hayır! İnanmadığım bir şeyin testini de yaptırmayacağım!”dedi, Mirza bakışları iyice kararırken. “Kuzum bizi tanımayan bir doktor bulmamız lazım. Bekar bir kızın hamile olması buralarda hiç iyi karşılanmaz."dedi, Dilda hala endişeyle. “Kanımı alın, testi yaptırın. Kimin kanı olduğunu nereden bilecekler?” dedi, Leyal bir adım geri atmadan. “Yalan söylüyorsun!Benim tanıdığım Leyal böyle iğrenç bir iş yapmaz!"dedi,Mirza öfkeden boğuklaşmış sesiyle. Leyal'in gözleri kısıldı.İçinde biriken yılların sızısı, öfkeye dönüşmüştü artık. "Senin tanıdığın Leyal 9 yaşında kaldı.O Leyal Dicle Nehri'ne düştü ve öldü.Beni bu hayata siz ittiniz şimdi neyi sorguluyorsunuz?"dedi, sinirli sesiyle. Mirza'nın boğazı düğümlendi. "Buradan gönderilmen hayatını kurtarmak için alınmış bir karardı.Burada kalsaydın, ya ölürdün ya da yaşlı bir adamın kuması olurdun,ya da daha kötü şeyler yaşardın anladın mı? Canını kurtardık,ruhunu öldürmüşsün.Buradan gönderildin diye ahlak rafa mı kalktı?" Leyal’in bakışları buz kesti. Sözleri, geçmişin kanayan yerinden aktı: "Bana göre ahlaksızlığın kapsamına çok başka şeyler giriyor.Mesela geleceğim deyip gelmemek,verdiği sözleri tutmamak,hak yemek, yurt dışına postaladığı el kadar çocuğu bir kere bile arayıp sormamak, yani vicdanını askıya almak!Ben Hristiyan kültürüne adapte oldum.Babaanneniz hem namaz kılıp hem de beni dövüyordu.Ettiği zulüm ve hakaretlerle psikolojimi bozdu.En sonunda konaktan attı.Onun yüzünden ben dininizden soğudum.Aslında bu hâlde olmamın mimarı sizsiniz!" Mirza yumruklarını sıktı. "Herkes de en ufak bir şeyde hemen dinden soğuyor.Hiç kimse zina yapmanın korkunç zararlarını, ailenin bozulmasını, boşanmaların artmasını,parçalanmış hayatları, psikolojisi bozulmuş çocukları,ahlaki normların zayıflamasını,sadakat ve güvenin kaybolmasını umursamayıp zinadan soğumuyor ama.İçkinin sebep olduğu ölümleri,aile parçalanmasını umursamayıp içkiden soğumuyor mesela.Rüşvetin,adam kayırmanın,yolsuzluğun,çalmanın çırpmanın,kul hakkı yeme gibi bir sürü ahlaksızlığın toplumsal erozyona sebep olduğunu gördüğü hâlde bunlardan soğumayan yığınlar var.En ufak bir şeyde dinden soğuyorlar.Gerçek anlamda tanımadığı,kaynağından öğrenmediği,insanların hatalarından yola çıkarak dini aforoz etmek insanın kendi zekasına hakaretten başka bir şey değildir."diye hakim olamadığı öfkesiyle konuştu Mirza. Dilda Hala bir adım öne çıktı. Sesi sevgiyle titriyordu: "Kuzum... Annemin yaptığı hatalara,kötülüklere İslam dini de karşı çıkıyor ve yasaklıyor.Bir çocuğa yapılan zülme Allah razı olur mu hiç?Sen o zamanlar çok küçüktün öyle düşünmen çok normal.Sonrasında ise yabancı bir kültürle büyüdün ,ben sana sonuna kadar hak veriyorum."dedi. "Asıl meseleye gelelim!"dedi,Mirza yumruğunu masaya vurur gibi gürleyerek. Leyal kollarını göğsünde bağladı.Yüzü korkusuzdu."Ben doktora gitmeye hazırım."dedi. Bakalım yalanın ortaya çıktığında ne yapacaksın?"diyen Mirza bir hışımla odadan çıktı. Dilda hala gidip sıkıca Leyal'e sarıldı. "Kuzum seni çok seviyorum.Hamile olsan da olmasan da her türlü yanındayım.Seni ayıplayıp kınamıyorum.Her insan hata yapabilir.Hepimiz günah işliyoruz.Önemli olan günahta ısrar edip o günahı normalleştirmemek.Buradan gidip bebeğinin babası ile aile kurmak istersen,Mirza'yı bu konuda ikna ederim.Zaten hamileysen burada kalamazsın.Uzaklara gitsen bile görüşürüz, yanına gelip gideriz.Ben her türlü destekçinim.Ama yalvarırım annem bu meseleyi duymasın."dedi,ağlayarak. Leyal de sessizce ağlıyordu. "Sanırım Mirza doktor ayarlıyor ,gidip hazırlanacağım."diyen Dilda hala odadan çıktı. Leyal, ayakta durmakta zorlanıyordu.Dizlerinin bağı çözüldü; yere çöküp kaldı. Mirza ve halasıyla konuşurken takındığı soğukkanlı tavır, bir anda yüzünden sıyrılıp düştü.Sakladığı duyguları çıplak bir acıyla döküldü gözlerinden. “Burada kalamam... Gitmek zorundayım. Ona yeniden bağımlı olamam. Yanında kaldıkça, kalbimin yeniden bağlanacağını biliyorum. Hem de çözülmez bir kördüğüm gibi. Bana dokunduğunda, sarıldığında yuvama kavuşmuş gibi oluyorum. Sesinin tonunda bile bir yuvanın sıcaklığı gizli. Giderek ona âşık olacağımı hissediyorum. Kalbime söz geçirmek çok zor.Kara gözlerine kapılmamak, onlarda kaybolmamak çok güç.Güney Kore’de gözlerine ilk kez baktığımda, hemen tanıdım onu. Çocukluk anılarım, saklandığım o karanlık sığınağım karşımdaydı.Az daha ruhumu gözlerine teslim ediyordum."derken bir hıçkırık köprü boğazından."Ama o, hayatta olduğumu biliyormuş. 'Seni unutmuştum, varlığın umurumda bile değildi. Halam için almaya geldim' diyen bir adama nasıl bağlanabilirim? Bir de aşk acısı yükleyemem omuzlarıma,kalbim böyle bir acının hamallığını yapamaz. Zaten yıllardır süren bir kederin içinde yaşıyorum, bir de aşk yâr'asıyla tükenemem. Yüce İsa,kalbimi ondan koru!” diye dua etti. Ve o an hıçkırıkları, sessizliğin içinden yükselen en içli çığlık gibi yankılandı. "Zaten gitmek zorundayım.Ben iyilik için savaşan bir Hristiyan neferiyim,göğün öğretmeni beni çağırıyor.Hamile olduğumu anlayınca kendi elleriyle gönderecek beni."diye fısıldadı.Gözyaşları mola vermeden akıyordu. ..... Yarım saat içinde Dilda hala ve Leyal Mirza'nın bulup ayarladığı, kimliklerinin ifşa olmayacağı,Derik ilçesindeki bir jinekoloji uzmanına doğru yola koyuldular.Arabayı Dilda kullanıyordu.Uygun bir yerde durup üzerlerine geniş bir örtü sarıp yüzlerini peçeyle kapattılar. Dilda hala Leyal'in kafasını dağıtmak için çocukluk anılarıyla ilgili konuşuyordu. "Hatırlıyor musun bir keresinde annemin yatağına plastik yılan koymuştun?Daha yedi yaşındaydın.Annemin korkudan dili tutulmuş, gardropun içine saklanayım derken koca totosuyla içini çökertmiş kolunu incitmişti. Mirza seni korumak için 'Ben yaptım' demişti. Abim Mirza'ya çok kızmış üç aylık harçlığını kesmişti.Mirza daha 12 yaşındaydı. Abim harçlığını kesince dağda oynarken bulduğunuz su kaynağından abime su satmıştı." Leyal buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi. Dilda hala ılık sesiyle konuşmaya devam etti: "Suyun hijyen analizini bana yaptırmıştı.Suyun PH'ı çok yüksek çıkmış ve mikropsuzdu.Dolaptan çıkmış gibi buzgibiydi ayrıca. Abimin otelinde kalan turistlerin çocuklarıyla arkadaş olmuş ,sıcak havada doğa yürüyüşüne çıkan turistlere su ikramı yaparak suyu tanıtmıştı.Cam şişelere doldurduğu suyu “Taş Kaynak – Mardin’in kalbinden gelen serinlik” yazmıştı el yazısıyla."Bu sadece özel misafirlere sunulur" deyip “Antik taş sarnıçtan gelen özel içecek” olarak tanıtmıştı. "Suyu çok beğenen turistler otelden aynı suyu talep etmişti.Otele kurumsal bir firmaymış gibi ticaret yapmak için telefon numarası bırakmıştı.Abim numarayı aradığında , Mirza'nın kendine danışman yaptığı bu işlerden anlayan bir girişimciyle konuştuğunu bilmiyordu.Abim toplantı talep edip Mirza'yı karşısında görünce şoke olmuştu."deyip kahkaha attı. "Hatırlıyorum."dedi,Leyal kırık sesiyle. "Zekasıyla bizi hep şaşırtırdı, sen de öyle." Leyal'in kafasında bambaşka bir şey vardı. "Hala..."dedi. "Söyle kuzum." "Bana gerçekten hiç kızmadın mı? Yani nikâhsız bir ilişkiden hamileyim diye?" Dilda hala içli bir nefes bıraktı. "Kızmadım,senin yaşantın benim karnem çünkü.Ayrıca ben bir günah işlendiği zaman insanı değil günahı hedef alırım.İnsanın özü temizdir,günah insana bulaşmış arızi bir pisliktir.Pisliği tövbe ile yıkarsın temizlenir.Pislikle birlikte insanı da kaldırıp çöpe atmazsın." "Gerçekten çok şaşkınım, Güney Kore'de bile nikahsız ilişkiler hiç hoş karşılanmaz.Toplumun her kesiminden eleştiri alır." "Zina büyük bir günah,ahlaki erozyona sebep olan,çok önemli bir kurum olan ailenin altına konulmuş bir dinamit gibi.Bunu zaten kabul ediyorum ama insanlar niye böyle bir şeye baş vurur bunun psikolojik olarak araştırılması lazım.İnsanları bu günaha yönlendiren sosyal ve sanal çok fazla fenomen var.Toplumda zinaya sebep olacak etkenlerin ortadan kaldırılması lazım. Tabii,günahı savunan ve normalleştirip, evlilik dışı ilişkiyi özendiren kişileri ayrı tutmak lazım.Nefsini yönetebilen ilkeli bireyler yetiştirmek lazım.Mesela Kur'an'ı Kerim Zina yapmayın değil 'Ziyanaya yaklaşmayın' der.Yaklaşmayından kasıt zinaya götürecek işler yapmayın demektir.Kadına emredilen tesettür ve erkeğe emredilen göz tesettürünün amaçlarından biri iki cins arasında sağlıklı bir ilişki kurarak zinaya giden yolları kapatmaktır.Meseleye vahyin penceresinden bakınca rabbimiz çok güzel çözümler sunmuş ama biz Kur'an'dan bi haber yaşadığımız için çoğunu bilmiyoruz." "Peki beni niye özellikle Güney Kore'ye gönderdin?" "Aslında özellikle değil spontane gelişti.Hiç zamanım yoktu.Mardinli,kadınlar için çaba harcayan vatan sevdalısı bir diplomattan yardım istedim.O da seninle ilgili tüm resmi prosedürü halletti.Üvey baban Ali Bey Kore’de yaşıyordu ve senin şartların onun şartlarıyla uyuşuyordu. Resmi uluslararası evlat edinme programı kapsamında seni sahiplendi.Senden sonra Mirza ile ilgilendim.Anne ve babasının ölümü ile psikolojik bir şoka girmişti.Birkaç defa gelip seni uzaktan izledim.Ama evlendikten sonra böyle bir imkânım olmadı.Eşim anlardı ve senin ölmediğini bilmemeliydi." "Gerçekten beni görmeye geldin mi?Peki niye yanıma gelmedin?" "Senin yeni hayatına adapte olabilmen için geçmişi unutman lazımdı.Kahroldum,acı içinde kıvrandım ama iyiliğin için böyle olması lazımdı." "Belki de haklısındır.Beni evlatlık vermeseydiniz ya öldürülür ya da çocuk yaşta gelin olurdum." "Seni özellikle Şidanlı'lardan korumak için yapabileceğim en iyi şey öldüğün yalanını söyleyip evlatlık vermekti." Konuşarak devam eden bir saatlik yolculuk özel muayenehanenin önünde durdu. Dilda hala arabayı park ettiğinde içinden çıkıp içeri geçtiler.Yüzlerindeki peçe ve geniş örtüyle tanınmaz hâldelerdi.Kimliklerinin falan sorulmaması konusunda anlaşmıştı Mirza.Sekreter "Hoşgeldiniz."deyip direkt muayene odasına aldı.Doktor içerideydi. "Hoşgeldiniz.Hanginiz muayene olacak?"diye sordu. "Ben olacağım."diyen Leyal bir adım öne çıktı. "Sanırım hamilelik şüphesi varmış."dedi, doktor. "Evet öyle." "Uzanıp karnınızı açın lüfen." Leyal muayene masasına uzanıp karnını açtı.İçinde ne bir korku ne de çekince vardı. Dilda hala ise hamile olmasın diye içten içe yakarıyordu. Doktor monitöre dikkatle bakarken alnındaki çizgiler derinleşti. Elindeki probu yavaşça Leyal'in karnında gezdirdi. Monitörde gri-siyah karışımı bir şekil belirdi.Kısa bir süre görüntüyü inceleyen doktor gözlüklerini indirdi. "Evet bebeğimiz burada hamilesiniz."dedi. Leyal'in acı ile yüreği burkuldu.Durumdan hiç mutlu değildi aslında. Dilda halanın dudakları aralandı ama sesi çıkmadı. Gözleri büyüdü, elleri titrerken donup kaldı.O sırada ,yere göğe sığmayan Mirza arıyordu. Meraktan ölüp ölüp diriliyordu. Dilda hala birkaç telefonun ekranında yazan isme baktı.İçi kan ağlayarak telefonu açtı. "Ne oldu muayene oldu mu?"dedi,Mirza devasa bir merakla. Odadan dışarı çıkan Dilda hala ağlıyordu. "Oldu..."deyip kısa bir es verdi. "Sonuç ne peki?"dedi,Mirza canı burnunda. "Hamileymiş."dedi,Dilda üzüntü akan sesiyle. Mirza'nın içinde bir şey koptu. Sanki biri göğsünü ikiye yarıp içine ateş doldurmuş gibi hissediyordu.Telefonu elinden düşürdü.Dizleri titredi ,ayakta kalmaya çalışıyor gibi bir hâli vardı."Bunu nasıl yaptın?"diye haykırdı.Sesi zemini çatlatır gibi yankılandı dört bir yanda. Kolay kolay ağlamaz, nadir zamanlarda ağlardı.Çünkü ağladığı zaman gözlerinden gözyaşı değil kan akardı.Anne ve babasının ölümüne şahit olduktan sonra hemolakrima denilen kanlı gözyaşı hastalığına yakalanmıştı.Dolan gözleri akmaya başladığında kan damlaları yanaklarına doğru süzülmeye başladı.Kalbi öyle bir sıkıştı ki nefes almakta zorlanıyordu. .... Doktor bebeği incelemeye devam ediyordu. Gözleri şaşkınca büyüdü. "Bebekte tuhaf anomaliler var.Plasenta gelişmemiş,amniyon sıvısı yok denecek kadar az.Kafatası gelişmiş ama omurga yok.Kalp atışı alamıyorum.Bu bebeğin bir an önce alınması lazım.Size zarar verecek.Zaten bu şekilde büyüyüp gelişemez.Lütfen donanımlı bir hastaneye gidip uzman bir doktorla görüşün ve bebeği aldırın."dedi. "Bu konuyu alilemle görüşüp tavsiyenize uyacağım."diyen Leyal toparlanıp ayaklandı.Doktora teşekkür edip odadan çıktı. Dilda hala salondaki sandalyelerden birine çöküp kalmıştı. Leyal'i görünce ayaklanıp yanına geldi. Birlikte muayenehaneden çıkıp arabaya geçtiler. "Bebek gayet sağlıklıymış.İki aylık.Eğer Mirza aldırmam için baskı yaparsa asla aldırmam! Buralardan gidip babasının ülkesinde doğurmak istiyorum."dedi,Leyal. Dilda hala çok üzgün ve düşünceliydi. "Zaten bebeği aldırman gibi bir günaha asla bulaşmam.Mirza'yı da gitmen konusunda ikna ederim."dedi,kısık sesiyle.Arabayı çalıştırdığında yola koyuldular. .... İçindeki acıyla başa çıkamayan Mirza dağ evine gelmişti.Gün sona ererken güneş yavaşça toprağa dokunur gibi alçalıyordu. Dağ evinin taş duvarları, güneşin son sıcaklığıyla ısınıyor, rüzgar ise dağların serinliğini getiren hafif bir uğultuyla pencereye çarpıyordu. Viski kadehi, titreyen parmaklarının arasında yavaşça dönüyordu. Buzların çıtırtısı, odadaki sessizliğe inat, içindeki fırtınayı taklit eder gibiydi. Her yudumda boğazını yakan viski, içindeki kor ateşi söndürmüyor, aksine alevi daha da harlıyordu. Pikap çalardan yükselen iç dünyasıyla özdeşleştirdiği "Candan İleri" türküsü, dağ evinin taş duvarlarında yankılanıyor, her notası yüreğine bir hançer gibi saplanıyordu.Ayağa kalktı.Ağır adımlarla pencereye yöneldi.İçinden binlerce "ah!" yükseliyordu.Kelimelere sığmayan, yıllara sığmayan, zamana meydan okuyan bir ah... Ansızın patladı içinden kopan fırtına. Gözleri dolmuştu,sesi titreyerek konuşmaya başladı: “Öldüğünü söylediler,kalbimi o ana kilitledim ben! Ölüne sadık kaldım hiçbir kadına dokunmadım.Ölüne sadık kaldım,gözüm, elim, kalbim...hiçbir kadına kaymadı.Bir ölüye sadakatle yaşadım!Ben kimi sevmişim sende ileri!”diye haykırıp cana yumruğunu geçirdi. Gözleri duvarda asılı, papatyadan yapılmış,yıllanmış taca kaydı.Zaman bir hayli geriye doğru sardı ve kulaklarına 9 yaşındaki Leyal'in sesi doldu. "Sen papatyadan taç yapmayı biliyor musun ki?"diye sordu merakla. "Bilmiyorum ama senin istediğin her şeyi bir yolunu bulup yaparım."dedi,14 yaşındaki Mirza. Elin kanıyor, benim yüzümden o çocuklarla kavga ettin."dedi, Leyal. "Önemli olan saçlarına bir şey olmaması.Elime ne olduğu umurumda bile değil."Mirza. "Peki sana abi dememe niye izin vermiyorsun? Seçil ve Civan sana abi diyor ama." "Şey...Onlar kardeşim ,sen kuzenimsin.İsmimi söylemen daha çok hoşuma gidiyor." Maziden süzülüp gelen anılar ile gözleri yeniden doldu.Bir hışımla papatya tacına doğru yürüdü ve çekip aldığı gibi parçalayıp attı. "Seni de böyle söküp atacağım içimden! Ben ölüne sadık kalırken sen tenini nasıl bir adama sunarsın?"diye haykırıp önünde duran sandalye sert bir tekme geçirdi.Kızın hamile olması gerçeği zihnini delip geçen kurşun gibiydi.İçindeki hasar büyüktü,adeta kendi kalbinin enkazında kalıyor gibi acı çekiyordu. "İstediği yere gitsin! Gözümün önünde durmasın gitsin! İsterse o adama git..."tamamlayamadığı cümle yumru gibi oturdu boğazına.Kanlı gözyaşları yeniden döküldü yanaklarına. Telefonu eline alıp halasını aradı ve Leyal'i yarın sabah erkenden göndereceğini söyleyip hazırlanmasını istedi.Telefonu fırlatıp, duvarda asılı olan tüfeği alıp kargaların olduğu kafese gitti. "Ahhh!"diye nara atarak sıktığı kurşunlar ile kargalar çığlık çığlığa uçmaya başladı. Art arda ateşlediği tüfekle on tane karga vurdu. Ölen kargaların ortasına sırt üstü bıraktı kendini. "Mavi boncuk nasıl yaptın?"diye fısıldarken , gözyaşları şakaklarına doğru akıyordu. ..... Gecenin en koyu saatlerinden biriydi. Saat iki… Sessizlik, karanlığın bağrında yankılanıyor, rüzgâr bile fısıltıyla esiyordu. Mirza, direksiyonun başında, konağa doğru gidiyordu.Gözleri yolda,düşünceleri zihninin derinliklerindeydi. Aklında uçuşan binbir düşünce, yüreğine ağır bir sis gibi çökmüştü. İçindeki dinmeyen fırtına, her saniye daha da büyüyordu. Konağa vardığında, arabayı usulca park etti. Motorun susmasıyla birlikte, gece yeniden kendi sessizliğine büründü. Kapıdaki korumalar onu görünce hemen toparlandılar. "Hoş geldin Ağam." dediler, saygıyla başlarını eğip, kapıyı açtılar. Mirza sadece başını salladı. Gözleri başka bir dünyadaydı. Ağır adımlarla avluya girdi. Cebinden çıkardığı anahtarı kapıya takıp açtı ve içeri adım attığında, konağın duvarları bile onun içindeki kasveti hissediyor gibiydi. Merdivenleri çıkarken her adımı yankılanıyor gibiydi.Aklında yalnızca bir isim vardı, her hücresine kazınmış Leyal... Dördüncü kata vardığında,kızın odasının altından sızan solgun ışığı fark etti. O an içindeki zincir koptu,bir öfke seliyle kapıyı yumruklamaya başladı. O sırada, uyuyamayan Leyal, yatağın içinde oturmuş, içindeki huzursuzluk ile büzülmüştü. Yumruk sesini duyunca irkilip yataktan sıçradı. "Kimsin? Ne istiyorsun? diye seslendi ürkek bir sesle. Kapıyı kilitlemişti ama yine de tedirgindi. "Aç kapıyı! Konuşacağız! diye bağırdı Mirza. Sesi karanlığı yaran bir yıldırım gibi yankılandı. Leyal’in kaşları çatıldı. "Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok! Bavulumu hazırladım. Sadece halamın sakladığı çocukluk anılarımı aldım. Sabah, yüzünü bile görmeden gitmek istiyorum. Çekil odamın önünden!"diye uyardı. Hamileyim sözlerinin yankısı hâlâ kulaklarında çınlayan Mirza bir anda geçirdiği tekmeyle kapıyı paramparça etti ve içeri daldı. Leyal, korkuyla çığlık atarak geriye sıçradı. Karalar ve maviler şiddetle çarpıştı.Mirza, ürkütücü bir sükûnetle,kıza doğru yürümeye başladı. Leyal, her adımında biraz daha titreyerek geri çekildi. Sırtı duvarla buluşunca, kaçacak yer kalmamıştı.Mirza dibine kadar sokuldu. Sessizliği delen sadece kalbinin uğultusu ve gözlerindeki karanlık haykırıştı. Gözler birbirine girdi.Leyal’in mavileri ürkek, titrek bir su birikintisi gibi, Mirza’nın karaları ise dipsiz bir uçurum gibiydi.Kelimeler değil, bakışlar konuşuyordu.Karalar kahır dolu cümleler kurarken,maviler çaresizlik sözcükleri sıralıyordu. "Beni rahat bırak."dedi, Leyal, sesi titreyerek. Sağ taraftan kaçmak için bir adım atmıştı ki,Mirza sağ kolunu duvara atıp kaçışını engelledi.Leyal sol tarafa baktığında, sol elini de duvara atan Mirza onu kolları arasına hapsetti.Leyal çaresizce ellerini onun göğsüne koydu ve tüm gücüyle itti: "Beni rahat bırak dedim!"diye haykırdı. Ancak Mirza'yı yerinden bile oynatamıyordu.Bir anda kara gözlerin derin bakışları altında hareketsiz kalırken elleri de onun göğsünde donup kaldı.Kara gözler benliğine sızıyor, aklını esir alıyordu. Birbirinin gözünde yitip gittiklerinde titreyen nefesleri birbirine karıştı. Yutkunmaları, kalp atışlarıyla yarışıyordu. Mirza, göğsünde donup kalmış o zarif eli kavradı, parmaklarını kendi avucuna hapsetti. Diğer eli ise ağır ağır cebine yöneldi. Parmaklarının arasından bir alyans çıktı.Bakışları yüzüğe kayan Leyal’in gözleri büyüdü. Dehşetle baktı, sonra gözleri yeniden karaları buldu. Mirza, tek kelime etmeden, gözlerini mavilerden çekmeden,yüzüğü onun narin parmağına taktı. " Şu akikadan sonra sözlümsün!Hiçbir yere gitmene izin vermeyeceğim! Karım olacaksın! Seni kalbime işkence, başıma bela, ömrüme YÂR'a olarak aldım!"dedi, sarsılmaz bir otoriteyle.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE