"Bir saç telin ömrüme bedel Mihriban!"
Cihat Mirza Turanşah
....
Mirza telefonu açtığında,Rıfat telaşeli şekilde konuşmaya başladı.
"Ağam acil durum! Civan Beyim Şidanlı'ların kızı, Berdan'ın bacısı Songül'ü kaçırmış.Silahlarla konağı bastılar!"dedi.
"Hemen geliyorum!"deyip telefonu kapatan
Mirza "Civan!.."diye tüm öfkesini kardeşinin adına yükleyerek bağırdı.
O esnada Leyal kendine geldi.Şaşkınca açılmış gözleri üzerine giydirilmiş gömleğin üzerindeydi.Ayağa kalktığı gibi "Üzerimi kim değiştirdi?"diye bağırdı.
"Gidiyoruz."dedi,Cihat Mirza soğuk sesiyle.
"Sorumu cevaplamadın!"diye sesiyle ateş püskürdü Leyal.
Mirza, onun bileğinden tuttup çektiği gibi kendine yapıştırdı.Karanlığı bile ürküten kara gözlerini mavilere dikti.
"Canım burnumda ve hiç sırası değil! Gözlerimi kapatıp üzerini ben değiştirdim."deyip ince bileği çekiştirerek odadan çıktı.
Kara gözlerdeki öfkeyle afallayan Leyal meseleyi ertelemeye karar verdi.
"Çantam lobide kaldı."dedi,sinirli sesiyle.
"Tek derdimiz çantan zaten.Başımdaki belayı def ettiğimde sana çanta fabrikası alırım."dedi, Mirza.
"Telefonum çantamda ve içinde benim için çok önemli notlar var.Kaybedemem!"diye kararlı bir şekilde çıkıştı Leyal.
Mirza gözlerini kapatıp sinirli bir nefes bıraktı ve cebindeki telefonu eline aldı.
Hızlı bir şekilde güvenlik şefini aradı.
"Buyrun efendim."
"Numan, lobide ince deri,ortaboy,bej renginde; çapraz askılı,hasır dokulu haki yeşil aksesuarları olan bir çanta var.Bir kadın gönderip çantayı aldır ve hızlı bir şekilde ön girişe gönder.Arabayı da getirsinler.İki dakika içinde oradayım ve bir saniye bile geç kalmasınlar!"deyip telefonu kapattı.
"Çantayla ilgili her ayrıntıyı da biliyorsun."dedi, Leyal kaşları havalanmış hâlde.
"Dikkatli adamım."dedi,Mirza.
Otelden çıktığında araba ve çanta gelmişti.Leyal çantasını alıp arabaya oturdu.Mirza ceketini çıkarıp arka koltuğa attı ve siyah gömleğinin kollarını katlamaya başladı.Leyal de kendi üzerindeki siyah gömleğin kollarını katlamaya başladığında göz göze geldiler.İkisinin de gözleri kısıldı,imalı şekilde birkaç saniye birbirini süzdüler.Leyal kendine oldukça büyük olan gömleğin, eteğini pantolonunun içine yerleştirdiğinde,arabaya binen Mirza yola koyuldu.Kafasında, oluşabilecek ihtimalleri ölçüp tartıyor,bir an önce konağa ulaşabilmek için arabayı öyle hızlı sürüyordu ki, Leyal bir yerlerden tutunma ihtiyacı hissetti.Kısa sürede konağa yaklaştığında, torpidodaki silahı alıp beline taktı.Leyal'in meraklı mavileri silahın üzerindeydi.
"Konağın avlusuna girer girmez içeri geçeceksin!"diye uyardı Mirza.
İki dakika içinde konağa geldiğinde arabayı park etti.
Şidanlı'ların birkaç adamı dışarıda bekliyordu.Konağın korumaları ile aralarında sözsüz bir düello vardı.Mirza'nın gelişiyle saygılı bir şekilde duruşunu düzelten korumalardan biri koşarak gelip arabanın kapısını açtı.
Herkesin bakışları arabadan çıkan Mirza'nın üzerindeydi.Mirza'nın gözleri karanlık bir gecenin içinde çakan yıldırımlar gibiydi,baktığı yere korku siniyordu.Kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmiş, çenesi sıkılmıştı.Tehlikeli bakışları,Şidanlı'ların adamlarını tarıyordu.Donakalan adamlar ürkerek bakışlarını kaçırdı.Mirza Leyal'in bileğini kavrayıp kapıya doğru adımladı.
Kapıyı tek hamlede açtığında içerideki uğultu bir anda kesildi.Herkesin gözleri ona çevrildi. O an orada bulunan herkes, bir dağ gibi devleşen gövdesinin ağırlığını hissetti. Otoritesi sadece varlığıyla bile hissediliyordu.Tüm konak halkı gelmesiyle rahatlayıp derin bir oh çekti.
Başını hafifçe kaldırdı; çatılmış kaşlarının altından çevresindekilere öyle bir bakış fırlattı ki, o an göz göze gelen herkes başını eğdi.İçeri doğru adımladığında,sanki her adımıyla yer sarsılıyor, arkasından ölüm yürüyordu.
Öfke sinmiş heybetli bakışları, Murtaza Şidanlı,oğlu Hejar Şidanlı ve onun oğlu Berdan Şidanlı arasında mekik dokurken "Hala..."dedi,Dilda'ya hitaben.
"Leyal,Seçil ve babaanmemi al ve içeri girin!"dedi,hükmedici bir sesiyle.
"Mirza..."dedi, Ruken Hanım.
"Babaanne içeri!"diye uyardı Mirza.
"Hadi kızlar,anne hadi içeri geçelim."dedi, Dilda hala.
Hanımlar merdivenleri çıkmaya başladığında Leyal'in nefret dolu gözleri,dedesi Murtaza Şidanlı'nın gözlerindeydi.Aslında tüm Şidanlı erkeklerinin dikkati Leyal'e kaymıştı.Leyal hepsine hesaplaşacağız bakışları atıyordu.
Civan ve Songül bir kenarda korkuyla bekliyorlar, Şayize kalfa, Pire Remzi ve diğer konak çalışanları mutfakta dua ediyordu."Ağam geldi ya şimdi Şidanlı'lar düşünsün."dedi,Pire Remzi.
"Siz ne cüretle hanemi basıyorsunuz?"diye içindeki öfkeyle gürledi Mirza.
"Kardeşin torunumu kaçırdı o cüretle basıyoruz."dedi,Murtaza Şidanlı.
Civan, Mirza'ya doğru adımlayıp "Abi..."dedi,mahçup bir sesle.
Mirza cevap olarak suratına sert bir yumruk geçirdi.Civan burnunu tutarak arkaya doğru düşerken,herkes şaşkınca bakıyordu.
"Kardeşinin yaptığı pisliği temizleme vakti Mirza Ağa.Yine biz anlayışlı olalım dedik.Kan akacağına berdel yapalım."dedi,Hejar Şidanlı.
Açık pencerede,olup biteni izleyen hanımların gözleri dehşetle büyüdü.
"Hala, ne diyor bu manyaklar ne berdeli?"dedi,Seçil korkuyka.
"Allah'ım sen şu belayı başımızdan defet."dedi,Dilda hala.
"Berdel ne demek?"dedi,Leyal.
"Seni veya beni Songül'ün karşılığı olarak Berdan itine verecekler demek."dedi,Seçil.
"Neee! Yok artık.Mirza sence bizi onlara verir mi?Beni asla veremez,seni vermesine de izin vermem."diyen Leyal Seçil'in kulağına yaklaştı.
"Bence Rukoşu verip,iade kabul etmeyen bir sözleşme imzalayalım."diye fısıldadı.
Ruken Hanım Şidanlı'lara gün yüzüne çıkmamış beddualarını sıralıyordu.
Seçil Leyal'in sözleri ile burukça gülümsedi.
"Canım,sen buraların örfünü adetini bilmezsin,durum çok ciddi."dedi,endişeli sesiyle.
"Bakalım Mirza ne yapacak?"dedi,Dilda hala.
Tam da Berdan Şidanlı'nın istediği fırsat eline geçmişti.Leyal'i ilk gördüğünde ona göz koymuştu ama tek amacı Leyal değildi.
"Kardeşin sakat bir kolu tutmuyor, yarım kadın yani.Kuzenin desen yurtdışında büyümüş örf adet bilmez.İkisini toplasak ancak bir kadın eder.
Demek o ki Songül'ün karşılığı ancak ikisi eder."dedi,pis bir sırıtışla.
Şoke olan hanımlar donup kalırken Seçil'in gözleri doldu.
Berdan'ın söylediği sözler, Mirza'nın gözlerinde bir kor gibi yanarken, öfkesi dizginlenemez bir fırtınaya dönüştü.
Hiç beklemeden Berdan'ın ağzına okkalı bir yumruk gömdü.Şidanlıların hepsi yumruğu yemiş gibi irkildiler.
Mirza, geriye doğru sendeleyen Berdan'ın sol kolunu mengene gibi kavradı.İki tarafın adamları birbirine silah çekti.Kadınlar korkudan nefesini tuttu.Berdan kolunu kurtarmaya çalışıyordu ama Mirza dövüş konusunda profesyonel bir dedektif olduğu için,boşuna çabalıyordu.
"Aşşağılık yavşak ailemdeki kadınlara hiç kimsenin sözü bile dokunamaz! Senin olmayan beynini s...!"diyen Mirza sıkıca kavradığı kolu hırsla ters çevirip çat diye kırdı.Acı ile inleyen adamın diyaframına yumruk gömüp yere serdi.
"Bu yaptığını ödeyeceksin!"diyen Hejar Şidanlı koşarak Berdan'ın başına çöktü.
Camdan izleyen hamımlar öfkelerine karışmış sevinçli gözlerle birbirine baktılar.
"Ohhh iyi oldu ite."dedi, Dilda hala.
"Puştin ogli dedigini yanına goyar mı Mirza?"dedi,Ruken Hanım.
"Pisliğin sol kolunu kırdı."dedi,Leyal Seçil'in hareket ettiremediği sol koluna bakarak.
Seçil sessizce ağlıyordu.
"Sen ne yaptıgını sanırsın Mirza Ağa? Cezanız ikiye katlandı."diye bağırdı Murtaza Şidanlı.
Mirza öfke saçan gözlerini ona dikti.
"Kes lan! Burada ceza verici makamında sadece ben varım.Hanemden bırak bir kız almayı çöpe attığı tırnağını bile vermem size!Elinin dokunduğu çöpü bile alamazsınız!"diye pimi çekilmiş bomba gibi patlayan Mirza belindeki silahı çekti ve kollarını kartal gibi açarak kendi etrafında dönüp Civan'ı buldu.Silahı saniyesinde ateşledi ve kardeşini kaslı, sağ alt kadranadan (apandis bölgesi civarı) vurdu.Civan acı içinde yere yığılırken geri doğru çekilen herkes gözünü belerterek ona bakıyordu.Hanımlar çığlık atarak ağızlarını kapattılar.Herkes Mirza'nın gözü kara deliliği ile çok şaşkındı.Sultan Ruken Hanım "Civan'ım!"diyerek dövünmeye başladı.
Mirza'nın suratında ise en ufak bir pişmanlık ve korku yoktu.Aksine ne yaptığını bilen ,herkesi kendi hamlesine mahkum eden,gözü kara bir adamın kararlı bakışları vardı.
"Hepiniz kulağınızı açıp beni iyi dinleyin!Size kız vereceğime gözümü kırpmadan kardeşimi öldürürüm!Peki siz kızınızı öldürmeye razı mısınız?"diye kükreyip elindeki tabancayı yerde yatan Civan'ın başına doğrulttu.
Şidanlı'ların şaşkınlığı devasa boyuta ulaştı.
Şoktan şoka giren Leyal olup biteni ağzı açık şekilde izliyordu.Mirza'nın korkusuzluğuna,deli cesaretine,herkese hükmeden asi otoritesine, bakışlarıyla bile adamları hizaya sokuşuna hayran kalarak yutkundu.
"Sorumu cevaplamadınız!"diye kükredi Mirza.
Songül ağlayarak gelip Civan'a siper oldu."Yalvarırım ona bir şey yapmayın.Civan'ın hiçbir suçu yok.Ben kendim kaçıp geldim.O beni evimden falan kaçırmadı diye hıçkırdı.
Şidanlı'lar çıkamadıkları şoka biraz daha gömüldü.Mirza ise amacına ulaşmıştı.Vakti zamanında Songül'den uzak durması için Civan'ı defaatle uyarmıştı.O yüzden Civan'ın korkudan Songül'ü kaçıramayacağını biliyordu ve onun kendisinin kaçıp geldiğini düşünüyordu.Maksadı Songül'e kendi kaçtığını itiraf ettirmekti.Öte taraftan Civan'ı vurarak ne kadar gözü kara olduğunu gösterip asla boyun eğmeyeceğini en etkili şekilde göstermişti.Rıfat kâhya,Civan'a ilk yardım yapmak için gözünün içine bakıyordu.Mirza gözünü açıp kapayarak izin verdi.Akabinde gözlerini Murtaza Şidanlı'ya dikti.
"Ne oldu Murtaza Ağa?Kızınızın kendi kaçıp geldiğini öğrenince sesin içine kaçtı.Meseleyi ağalar meclisine taşıyacağım.Soruşturmadan evimi basmanın ve ailemdeki kadınlara söz etmenin en ağır cezasını keseceğim!"dedi,katı şekilde.
"Meseleyi aramızda çözelim."dedi,Murtaza Şidanlı sakin sesiyle.
"Gençler bir cahillik yapmış, mesele duyulmadan kapatalım gitsin."dedi,Hejar Şidanlı alttan alarak.
"Gençler değil,sizin kızınız cahillik yaptı ve benim kardeşimin kanı aktı.Ancak sizden birinin kanı akarsa meseleyi kapatırım."diyen Mirza Berdan'ın arkasına geçtiği gibi saliselik bir hızla iki kalçasına da art arda iki kurşun sapladı.
Canı fena yanan Berdan acı ile böğürmeye başladı.
Mirza'nın derin bir kuyu gibi karanlık gözlerinde volkan gibi bir öfke vardı.
"Götün fazla kalkmış,böyle vurarak indirirler işte.Şimdi hanemden defolup gidin!"diye kükredi.
Hepsi dişlerini sıkarak öfkesini perdeliyordu.Suçlu duruma düşmüşlerdi ve yapacak bir şey yoktu.
Hejar Şidanlı Songül'ün kolundan kavrayıp
"Yürü!"diye bağırdı.İki tane adam Berdan'ın koluna girdi ve hep birlikte konağı terk ettiler.
Rıfat ise Civan'ı Cemal'in yanına götürmüştü.
Çalışanlar ve ev halkı derin bir oh çekti.Mirza eve girip salona doğru adımladığında Seçil koşarak gelip sımsıkı sarıldı.Mirza da ona sarıldı.
"Abiciğim iyiki varsın."dedi,Seçil ağlayarak.
"Canımın içi sakın ağlama.Size bir şey olmasına asla izin vermem!"diyen Mirza onun gözlerini silip alnına buse kondurdu.
Dilda hala ve Ruken Hanım'da gelip Mirza'ya sarıldı.Leyal kenardan sessizce izliyordu.Onların birbirlerine sarılmaları, samimi ve içten aile görüntüleri ile içinde bir sızı hissetti.Mirza'nın gözleri kendine kayınca dolan gözlerini saklamak için bakışlarını ayak uçlarına indirdi.
"Varlığın hepimize güven veriyor."dedi,Dilda hala.
"Yiğidim evimin diregi, Civan'ıma bir şey olmayacak degil?"dedi, Ruken Hanım.
"İç organları zarar görmesin diye ince hesaplar yaparak karın boşluğundan vurdum o iti,bir bok olmaz.Cemal iyice tamir edip gönderir.Daha ön kaputu iyice yamultamadım.Eve bir gelsin göstereceğim ben ona Songül'ü, ilk gülü."dedi,Mirza.
"Hatırım için şimdilik garışma."dedi, Ruken Hanım.
"Yukarı çıkıp üzerimi değiştireceğim.Hala ve Seçil Civan'ı görme fikrini aklınızdan çıkarın.Kimse konaktan çıkmayacak!Rıfat ve Ferzan ilgileniyor onunla.Gidip kahvaltınızı yapın.Leyal'de henüz bir şey yemedi."diyen Mirza merdivenlere doğru adımladı.Bakışlarını Leyal'in mavilerine sürterek yürüyordu.
"Mirza en azından ben gidip yanında olayım."dedi,Dilda hala.
"Ne diyorsam o! Bugün evden çıkmayacaksınız."dedi,Mirza.
"Mirza, o Şidan'lı itleri rahat durmaz!"diye çağırdı Ruken Hanım arkasından.
"Ben varken onlara rahat yok zaten.O puştları hazır olda tutmasını bilirim..."dedi,Mirza.
Ruken Hanım salondan çıkılan terasa doğru yürüdü.Kafasında sabah yaşanan takma diş mevzu vardı ve kafasında plan yapmaya başladı.
Leyal,halası ve Seçil'in yanına geldi.
"Seçil seni üzmek istemiyorum ama bir faydam olur mu diye sormak istiyorum.Koluna ne oldu? Niçin hareket ettiremiyorsun?"dedi.
"Civan'ın kullandığı bir arabayla geziyorduk.Birdenbire kaza geçirdik.Araba takla attı.Kolum koltuk ve kapı arasına çok kötü sıkıştı ve ağır bir sinir kompresyonu (Sinir zedelenmesi) oluştu."
"Yaaa, çok geçmiş olsun.Canınız sağ ya,kolun da iyileşir bir gün.Kolunu düşünce gücüyle iyileştirebiliriz.Ben biyo enerji uzmanıyım.Düşünce gücü şu dünyadaki en büyük en etkili güçtür ama insanlar bunun farkında değil."
"Gerçekten böyle bir şey mümkün mü?"dedi,Seçil.
"Tabii ki mümkün.İnsan beyninde nöronlar arası tüpler var,bizim haberimiz olmadan birbirleriyle haberleşiyorlar.O tüplerin içinde geçmiş,şimdiki zaman ve gelecek var.O tüplerin içinde hayata dair binlerce tercih var.1mm³'lük beyin dokusunun kapasitesi 2 milyon GB.O yüzden gerçekten inanarak güzel şeyler düşünürsen o düşüncelerin gerçeğe dönüşür,Çünkü beynini o düşünceye yönlendirmiş olursun.Güzel düşün güzel şeyler olsun.Bu öyle alelade bir varsayım değil.Etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış bir hipotez."dedi, Leyal.
"Leyal doğru söylüyor.Kötü düşünce ve stres insanı gerçekten hasta ediyor."dedi,Dilda hala.
Konuşarak kahvaltı masasına doğru yürüdüler.
Seçil , Leyal'in üzerindeki gömleği inceliyordu.
"Üzerindeki abimin gömleği mı?"dedi,haylaz bir gülümsemeyle.
Yanakları hafiçe pempeleşen Leyal'in mavileri gömleğe kaydı.
"Şeyy...Otelde üzerime yemek döküldü,o yüzden Mirza'nın gömleğini giymek zorunda kaldım."dedi.
"Yakışmış."dedi,Dilda hala.
"Çıkss,çok yakışmış."dedi,Seçil.
......
Şaziye kalfa mutfakta yemek hazırlığı yapıyordu.
Mutfağa gelen Pire Remzi merakla karısının önünde duran tabağa baktı.
"Şazom ne edersin gız?"
"Şu yemeğimi yiyeyim ,Mirza Ağam için koca bir tencere asma yarpagı sarması saracağım.Bilirsin çok sever.
"İyi de senin olimpik havuz gibi olan tabagına ne oldu da bu minnacık gapta yemek yersin?"dedi,Remzi.
"Diyetteyim ula."
"Ha ondan ot,çöp,yonca yersin."
"Pire! Seni şimcik 'evlerinin önü yonca' türküsünü çığırarak döverim."
"Şazom hemen celallenme bir şey demedim gız.O diyet şeysi yüzünden beni güzel yemeklerden mahrum etmenden gorkaram.Bilirsin benim içli köfteye psikolojik bağımlılığım var."
"Bilmem mi içli köfteye musallat olmuş cin gibisin."
"Hem midem ne yersem yiyeyim bozulmaz,kilo da almam.Her şeyi karıştırıyorum yine de bir şey olmuyor."
"Bilmem mi? Alafı şalafı yemenden yakında midendeki mikroplar zehirlenecek."
"Şazo onu bunu boşver de diyet neyim yapma,zayıflarsan beni nasıl taşıyacaksan."
"De get lan zırto.Birazda sen beni taşıyasan.
Tartıya bir çıktım, 'litfen tek tek çıkınız' dedi."
"Tartı bile senden kibar."
"Çakacağım yumrukla ilk göz ağrın olmadan bas git lan!"diye bağırdı Şayize.
......
Odasına çıkan Mirza önce Cemal'i arayıp Civan'ın durumunun iyi olduğunu öğrenmişti.Duş almış,konakta kalıp peşinde olduğu tarikat hakkında çalışmaya karar verdiği için asistanına öğleden sonraki programını iptal ettirmişti.Beline sarılı banyo havlusunu çıkarıp , üzerine rahat edebileceği bir tişört ve kot pantolon geçirdi.
Tarikata dair oluşturduğu dosyayı kilitli çekmeceden alıp dama çıktı.Uçsuz bucaksız Mezopotamya Ovası’na nazır olan konağın damının tam ortasında, yaşlı bir asma bağı vardı.Kalın dalları yılların yükünü taşır gibi kıvrılmış, yukarıdan sarkan yeni yeni büyüyen üzüm salkımları yeşilin ve morun en canlı tonlarıyla göz kamaştırıyordu.Asmanın gölgesi, taş zemine desen gibi düşerken ,köşelerde demir fenerler yer alıyordu.Mirza, şark köşesi olarak dekore edilmiş oturma köşesinin otantik minder ve desenli yastıklarla donatılmış ahşap sedirlerinden birine geçti.Serin bir rüzgar asma yapraklarını hışırdatırken, öğle sıcağı ile mücadeleye girişmiş gibi ferahlık sunuyordu.Mirza telefonunu eline alıp mutfağı aradı ve mırra kahvesi istedi.
Önüne koyduğu dosyayı eline alıp ,düştüğü notları okumaya başladı.
"Tarikatın tamamı acaba Süryanilerden mi oluşuyor?Dedem kesin onlardan biriymiş.Peki annem bu işin neresinde?Babama 'beni öldür! Yapmak zorundasın' diye niye bağırdı?Ölmeden bir buçuk ay önce 'tatile gidiyoruz' deyip evden ayrıldılar ama onları dağ evinde buldum.Bir travma yaşamayıp yılarca devam eden psikolojik tedavi görmeseydim bu meseleyi çoktan çözmüştüm."
Zihni aynı sorunun etrafında kanayan bir yara gibi dönüp duruyordu: Annem son nefesini “Bana dokunma! Dokunursan hakkımı helal etmem!" diyerek tüketti diye düşündü.
Bu düşünce, bir anda geçmişin kapısını araladı ve gözlerinin önüne o günün karanlığı bütün çıplaklığıyla serildi.
Babası… elinde silahla annesinin karşısında duruyordu.
Yüzünde, çaresizliğin insanı yaşarken öldüren o korkunç gölgesi vardı.
Annesinin ise her zerresi titriyordu; korkudan değil, kabullenilmiş bir felaketin ağırlığından.
“Beni öldürmek zorundasın… başka çaremiz yok!” diye haykırdı.
O çığlık, duvarlara çarpıp geri dönen bir feryat gibi Mirza’nın kulaklarına saplandı.
Babası hıçkırıklarını tutamıyor, silahı kavrayan eli titredikçe bütün bedeni sarsılıyordu.
“Yapamam…” diye inliyordu acının içinden, sesi paramparça olmuş bir adamın son direnişi gibiydi.
Ama bazen insanın en büyük çaresizliği, yapamayacağını bildiği şeyi yapmak zorunda kalmasıydı.
Mirza saklandığı karanlık köşede nefesini tutmuş,kanı çekilmiş, yüzü mermer gibi bembeyaz kesilmişti.Küçük bedeniyle felaketin tam ortasında taş kesilmiş halde onları izliyordu.
Sonra…
Göğü ortadan ikiye yaran o kurşun sesi patladı.
Annesi, ipleri kesilmiş bir kukla gibi ağır ağır yere yığıldı.
Mirza’nın dizlerinin bağı aynı anda çözüldü; sanki kurşun annesinin bedeninden geçip onun ruhuna saplanmıştı.
Yere düşerken dünyanın sesi boğuklaştı, her şey uzaklaştı, her şey karardı.
Ve ardından ikinci kurşun…
O ses, sadece göklerde yankılanmadı; Mirza’nın çocukluğunu, masumiyetini, geleceğini de paramparça etti.
O anda aklı sanki bedenini terk etti.
Ne ağlayabildi ne bağırabildi.
Tüm hücrelerinde hissettiği tek şey, göğsünün ortasında büyüyen ve kalbini bin parçaya ayıran tarifsiz bir acıydı.
Düşüncerinden silip atamadığı o korkunç anlar,yıllardır kalbine işkence ediyordu.
Düşüncelerinden sıyrıldığında,gözlerine katıksız bir acı tünemişti.Toparlandığında meseleye yoğunlaştı.
"Annemin sözlerinin anlamı ne?"diyerek derinlemesine düşündü.Kafasında uçuşan ihtimalleri sıraya koyuyor her ayrıntıyı ölçüp tartıyordu.Kafasının içinde bir sürü ihtimal dönüp duruyordu.Aklındaki en güçlü ihtimalle
"Olabilir mi?"derken
Kara gözlerinde karanlık bir ışık parladı.
"Tabii ya annem tarikatın aradığı şifreyi bir şekilde buldu ve onlardan gizledi.Dedem de şifreyi bulduğunu anlayıp anneme...Dede böyle bir şerefsizlik yapmamışsındır umarım.Sizi sinsi şeytanlar hepinizi yerin yedi kat dibine gömeceğim!"dedi,burnundan soluyarak.
......
Ruken Hanım takma dişlerinin kuzuya takılmasıyla ilgili ne yapacağına karar vermişti.Kaşları çatılmış,alnındaki kırışıklar öfkenin etkisiyle daha da çoğalmıştı.Ayaklanıp ağır ağır yürüyerek salona geldi.Gözüne, eşyaların tozunu alan Berfin'i kestirdi.
"Berfin! Tez bana Şaziye'yi çağırasan."dedi.
"Hemen hanımım."diyen Berfin hızlıca gidip Şaziye'yi getirdi.Şaziye gelip Ruken Hanım'ın önünde durdu.
"Buyurun hanımım."dedi.
"Siz ne biçim iş tutarsınız ha? Evin içine guzu giriyor,benim dişlerim agzından çıkıyor ama sizin ruhunuz duymuyor."
"Kusura bakmayın hamımım bir daha olmaz."dedi,Şaziye mahçup şekilde.
"Ben öyle bir daha olmaz falan anamam.Sen bu evdeki çalışan gadınların baş sorunlususun ve bu işin cezasını sana kesicim!"dedi,Ruken Hanım öfke dolu sesiyle.
İlerideki koltuklarda oturan Dilda hala,Seçil ve Leyal endişeyle birbirlerine baktılar.
"Şincik beni iyi dinleyesen, konağın üst katlarına çıkan dış taraftaki merdivenlerin ahşap trapzanlarını art arda on tur silecesen! Hemen işe goyul!"diye bağırdı Ruken Hanım.
"Anne kadının tansiyonu var,tam öğle sıcağı;güneşin altında nasıl silsin?Beyin kanaması geçirir mazallah.Ayrıca on tur ne demek?"dedi,Dilda hala.
"Beni heç ilgilendirmeyo.İşleri ne?Ben bu konagın Hanımağasıyam,iç düzen benden sorulur, istediğim yapılıcı!"diye çıkıştı Ruken Hanım.
"Daha yeni silmiştik ama gider yine silerem Hanımağam."dedi,Şaziye kısık sesiyle.
"Babaanne niye böyle zorluk çıkarıyorsun insanlara?"dedi,Seçil.
"Siz karışmayın işime! Bu konakta kimse benimle alay edemez!"dedi,Ruken Hanım.
Yerinde duramayan Leyal ayağa kalktı.
"Siz karışmayın ben halledeceğim."diyerek Ruken Hanım'ın yanına geldi.
"Şaziye ablanın bir suçu yok.Kuzuyu ben istedim, dişlerini de kuzuya ben taktım.Ne ceza vereceksen bana ver."dedi.
"Zati senin yaptıgın ayan beyan ortadaydı.Git o zaman trabzanları on tur sen sil."dedi,Ruken Hanım kibirli bir sırıtışla.
"Silerim ,beni bu şekilde korkutamazsın."
"Olmaz hanımım, işimi size yaptıramam."diye itiraz etti Şaziye.
"Şaziye abla sen işinin başına dön ben sileceğim."
"Hayatta olmaz."
"Şaziye mutfaga dön.Bu gıza da su govası,ahşap parlatıcı ve temizlik bezi veresen.Eldiven takmayacasan.Güneşden korunmak için gafana da bir şey takmayacasan.Yoksa Şaziye'nin gözünün yaşına bakmam!"dedi,Ruken Hanım.
"Ama hanımım zaten ben sileyim."dedi, Şaziye.
"Aması maması yok,dedigimi yap."dedi,Ruken Hanım.
"Hala, Leyal'in yapmasına izin mi vereceğiz?"dedi,Seçil.
"Leyal'i durdurabileceğimizi hiç sanmıyorum.Şaziye'ye güneşin altında bir şey olursa vicdan azabı çeker.Leyal'in kararlı duruşu,kendisi yüzünden insanların başına bir şey gelmemesi için çabalaması, vicdansız anama belki bir ders olur."
"Hiç sanmıyorum ama bakalım ne olacak?"dedi,Seçil.
Leyal ve Şaziye kalfa salondan ayrıldı.Şaziye akan gözlerini, Leyal'e göstermeden sildi ve gerekli malzemeleri verdi.
Leyal malzemeleri alıp en üst kattaki trabzanlardan başlamaya karar verdi.
"En üst katın bir altından başlayayım.Cadoloz kontrole geldiğinde yukarı doğru silmeye başlarım ve turun birini bitirdiğimi düşünür."diye mırıldanıp malzemelerle birlikte dördüncü katın merdiven başına geldi.
"Üff bu sıcakta sadece merdivenleri çıkmak bile çok yorucu , bakalım nasıl sileceğim?"deyip cebinden çıkardığı topuz tokası ile saçlarını arkada topladı.Bezi suya atıp sıktı ve silme işine başladı.Ojeli tırnaklarına bakıp "Umarım kırılmazlar."diye düşündü.
Kendini motife etmek için Ruken Hanım hakkında bir şeyler uydurup bağırarak söylemeye başladı.
/
Tarihi geçmis fosil
Kabil'in kıçındaki siğil
Kötülüğü stabil
Büyüğün geldi Ebû Cehil
/
Bir üst katın damında oturan Mirza sesini duydu. "N'oluyor?"diye ayaklanıp sesin geldiği tarafa doğru geldi.
Damın ucundan aşağıya baktığında Leyal'i gördü.
Şaşkınlığının ifadesi olarak dudakları hahifçe aralandı.
"N'apıyorsun?"dedi,kızar gibi.
Leyal irkilerek elindeki bezi düşürdü.
"Miyop falan olabilir misin? Ne yapıyor gibi görünüyorum?"dedi, gözlerini devirerek.
"Çilli tarzan derhâl bırak o bezi ve eve gir!"diye uyardı Mirza.
"Giremem, işim gücüm var benim,meşgul etmeyiniz."
"Sana gir dedim! Öğle güneşinin altında ne yaptığını sanıyorsun? Babaannemim işi değil mi bu? Takma diş meselesinin cezası."
"Neyse ne,bana bir söz vermiştin.Onunla aramızda olanlara karışmayacaktın.Sözünde dur Ağam."
Mirza bıkkın bir nefes verdi.
"Kafanda şapka,elinde eldiven olmayışı da babaannemin başının altından çıktı değil mi?"
"Seninle konuşmayacağım ve trabzanları silmeden içeri girmeyeceğim.Lütfen beni yalnız bırak."diyen Leyal sıktığı bez ile silme işine gelişi güzel devam etti.
Mirza'nın gözleri endişeyle doldu.
"Dikkat etsene, ne biçim siliyorsun.Eline kıymık batacak."diye öfkeyle uyardı.
"Sananesi kendi öz elim."dedi,Leyal dudağını büzerek.
Mirza verdiği söz yüzünden bir şey yapamıyordu. "Sözümü çiğnemeden ne yapabilirim?" diye düşünmeye başladı.Kızın güneşin altında yanmasına içi gidiyordu.Aklına gelen fikir ile bulunduğu yeri değiştirip gölgesinin, Leyal'in üzerine düşmesini sağladı.Belirlediği açılar ile bir süre gölgesi ile kızı güneşten korudu.Leyal üzerine düşen gölge ile eskisi gibi bunalmasa da
hâlâ çok sıcaktı.
"Başımda niye bekliyorsun?"diye çıkıştı.
"İstediğim yerde beklerim sana hesap mı vereceğim?Konak ve içindeki her şey bana ait."dedi,Mirza ciddiyetle.
"Af buyur Ağam marabanız densizlik etti."dedi,Leyal dişlerinin arasından.
"Başlayacağım şimdi konağa da,trabzana da, verdiğim söze de... Zaten narincik buharlaşıp yok olacak."diye düşünen Mirza'nın sabrı çoktan taşmıştı.Hızlıca bir çözüm buldu.Gözleri duvarlarda dolaşıyordu.Birkaç saniye içinde aradığı şeyi buldu,bir örümcek..."
Hemen gidip örümceği avucuna aldı ve Leyal'in yanına geldi.
"Sen zahmet etme Ağam ben silerim."dedi, Leyal kıkırdayarak.
Mirza,kız fark etmeden örümceği saçına bıraktı.Amacı Leyal'i korkutarak hiperventilasyona zorlayıp (hızlı nefes aldırma), sonrasında aniden başını aşağı eğdirip bayılmasını sağlayacaktı.
Birden"Saçında örümcek var!"diye uyardı.
Leyal çığlık çığlığa bağırırken,hızlı hızlı nefes almaya başladı.Birazcık bekleyen Mirza bir anda onun başını öne doğru eğince bayılıverdi.Mirza düşmesine fırsat vermeden belinden kavrayıp kucağına aldı. Babaannesine Leyal'in baygın hâlini göstermek için en alt kata inip salona girdi.Leyal'i baygın gören Dilda ve Seçil koşarak yanına geldi.
"Neyi var iyi mi?"dedi,Dilda hala telaşeyle.
"Bayıldı."diyen Mirza gözlerini babaannesine dikti.
"Sultan Ruken Turanşah! Sen bu kadar vicdansız bir kadın mısın?Öğle sıcağında,güneşin altında iş yaptırmak neyin nesi?Ben olmasam belki de bayıldığında aşağıya yuvarlanacaktı.Öyle bir şey olsaydı yakardım bu konağı!"deyip merdivenlere doğru yürüdü.Sultan Hanım hıg bile diyemedi.
Seçil Mirza'nın arkasından sırıtarak bakıyordu.
"Leyal'i abim bayıltmadıysa ben de bir şey bilmiyorum.Fırsatı kaza etmeyip babaannemi de payladı.Adam her konu da zekasını konuşturuyor."dedi.
"Yani Cihat Mirza Turanşah kendi yöntemiyle işe el koydu diyorsun?"dedi,Dilda.
"Aynen öyle diyorum."dedi,Seçil.
İkisi birbirine bakarak keyifle sırıttılar.
......
Mirza seri şekilde Leyal'in odasına gelmişti.
Kızı yatağa bırakmaktan vazgeçip kucağından indirmeden yatağa oturdu ve başını göğsüne bastırdı.Gözleri direkt saçlara kaydı.Elini uzatıp tokayı aldı ve zaafı olan uzun bukleleri serbest bıraktı.Leyal'in açık kumral, ipeksi saçları usulca omzundan aşağıya süzüldü.
Mirza içini kavuran özlemle uzun saçlara dokunmak için elini uzattı.Birkaç saniye eli havada asılı kaldı.Sabrı tükenmişti esasında.Hasret yüklü parmakları daha fazla direnemedi ve istemsizce uzun buklelere dokundu.
Kalbi tarifsiz bir hayranlıkla çarpmaya başladı.
Gözlerinde Mihriban türküsünün zarif ezgileri yankılanırken,kalbinde bir başka ezgi çalıyordu. Kumral saçların gölgesinde büyüyen bir hasretin, içini yakıp geçen o tarifsiz özlemin melodisiydi bu.Sanki kutsal bir emanete dokunur gibi incitmeden usulca okşamaya başladı.
Dokunmak uzaktan sevmekten çok farklıydı. Parmaklarının arasından süzülen her telde kendi kalp atışını hissediyordu sanki.Yıllardır özlemini çektiği bir rüyaya nihayet ermiş gibiydi.Her telinde bir hatıra her dokunuşunda bir dua vardı.Okşadıkça okşadı.Her teliyle hasret giderdi.Ne kadar dokunsa da doyamayacağını biliyordu.Ayrıca Leyal her an kendine gelebilirdi.
Ama içi uzun bukleleri koklama arzusuyla doluydu.Yüzünü yavaşça saçlara yaklaştırdı. Bir an durdu. Kalbinin deli atışı kulaklarında çınlıyordu. Ve sonra… Derin bir nefes aldı.
Burnuna saçların kokusu doldu.Öyle tanıdık, öyle tarifsizdi ki…Ona özgü , içten ve duru bir rayihası olan mür kokusu.Mür kokusunun mistik bir aroması vardı.Sanki saçlarından değil ruhunun içinden sızıyor gibiydi.
Sanki bütün çocukluğu, ilk gençliği, yetişkinliği bu kokuda eridi gitti. Yüzünü bir an saçların arasına gömdü; gözlerini kapattı. Zamanın bile nefesini tuttuğu o birkaç saniyede, Mirza bir ömrünün sevincini ve hüznünü bir arada yaşadı.
Bu, koklamaktan fazlasıydı. Bu, bir ruhun diğerine dokunmadan sarılmasıydı.
Gözlerinde biriken yaşlar, onun ne kadar sustuğunu, ne kadar sevdiğini, ne kadar beklediğini anlatıyordu.
O anda Leyal "Hayalet geldin mi?"diye sayıkladı.Sayıkladığının farkında olan Mirza "Geldim."diye fısıldadı.Onun başını göğsünden kaldırıp güzel yüzüne baktı.
"Su perisi çok güzelsin!"deyip elinin tersiyle nahifçe yanağını okşadı.
"Gitmem lazım.Ayılıp çirkef Ruken'e bağlamadan gitmeliyim."dedi ve alnına küçücük bir buse kondurdu.Yüreğini titreten bu öpücükte ne arzu ne de art niyet vardı; sadece masum, tertemiz bir aşkın sessiz çığlığıydı.
Nefsin değil, kalbin secdesiydi.
Güçlü kollarındaki narin bedeni usulca yatağa bırakıp babet ayakkabılarını çıkardı.
"Bir saç telin ömrüme bedel Mihriban!"deyip odadan çıktı.
........
Leyal Mirza'nın arkasından beş dakika sonra kendine geldi.Kirpiklerini kırpıştırarak gözlerini araladı."Ne oldu?"der gibi bakıyordu etrafa.
"Bayıldım mı ben?"derken telefonu çaldı.
Cebinden çıkardığı telefonu eline aldığında ekranda gördüğü isim ile kaşları havalandı.Beklemeden telefonu açtı.
"Olya merhaba."dedi,aramayı yapan kadın.
"Merhaba Göğün Öğretmeni"
"Türkiye'ye gitmişsin.Sürekli orada kalamazsın biliyorsun değil mi? Sen Göğün nöbetçilerinden birisin.Aramızda kutsal bir akit imzaladık.Sen bizim için çok değerlisin.Enerji frekansın çok çok yüksek.Senin içinden akan şey yalnızca enerji değil iyi niyetle birleşmiş bir güç. Ve bu gücü yalnızca şifa için kullanmak aptallık olur.Eğitimini aldığında düşünce gücünle insanları yönlendirebilecek onların kararlarına etki edebileceksin.Olya sen Tanrının Işığısın ve zamanı geldiğinde benim yerime geçeceksin.Bizim kutsal bir görevimiz var.Bizler Hristiyanlığın öğretileri ile dünyevi zevklerden soyutlanarak insanlığın iyiliği için uğraşıyoruz."
"Görevimizin ne kadar önemli olduğunun farkındayım hocam."
"Bir de şey var.Küçük Eli'nin bu ayki yardım parasını henüz yatırmamışsın.Unutma o çocuklar gelecekteki kutsal muhafızlarımız olacaklar.O kimsesiz yetim çocukları dünyanın dört bir yanından, özellikle Ortadoğu,Afrika,Türkiye ve savaş bölgelerinden toplayıp sahip çıktık.Yaptığımız güzel işin mahiyetini kavrayabiliryorsun değil mi?Onlara iyi bir yaşam sunabilmek için siz komutanlarının maddi ihtiyaçlarını karşılaması lazım."
"En kısa sürede meblağı yatıracağım hocam ve mutlaka döneceğim."
"Çok güzel tatlım.En kısa sürede Güney Kore'ye dön.Seni zamanı geldiğinde İtalya'ya aldıracağım.Her pazar Efkaristiya (Hristiyanyanların pazar ayini) yapmayı sakın unutma."
"Unutmam hocam."
"İsa seni kutsasın."diyen kadın telefonu kapattı.
Leyal düşünceli gözlerini bir noktaya sabitledi.
"Ben sıradan bir insan değilim,kutsal bir görevim var.Burada kalamam hemen gitmem lazım.Ama nasıl gideceğim?Mirza gitmeme kesinlikle izin vermez.Ne olursa olsun bir yolunu bulmalıyım."diye mırıldanıp beyin fırtınası yapmaya başladı.
"Elimdeki en iyi kozu oynayacağım.Öğrendiklerinde kesinlikle gitmeme izin verecekler."dedi.
Sonrasında çok önemli bir şey konuşacağım odama gelir misiniz diyerek Mirza ve halasını çağırdı.
İkisi de beş dakika içinde odasına geldi.
Ne konuşacak diye merak içindelerdi.
"Evet ne konuşmak istiyorsun?"diye sordu Mirza.
Leyal'in meseleyi uzatmaya,kem küm etmeye hiç niyeti yoktu.
Direkt konuya girdi ve korkusuzca derdini söyledi."Ben burada kalamam,gitmek zorundayım çünkü HAMİLEYİM!"