Bir adam ne kadar derinden severse, o kadar acımasız sahiplenir.
Çünkü sevgi, yeri geldiğinde insanın vahşi tarafını uyandıran en güçlü duygudur.
Aklın sustuğu yerde kıskançlık konuşur.
Sevgi büyüdükçe, sahiplenme sertleşir.
Ve bazı adamlar için değişmez bir yasa vardır:
Sevdiği kadın dokunulmazdır!Kalbinin en dokunulmaz yeridir.
.....
Leyal ve Mirza restoran dönüşü konağa gelmişlerdi.Salonda kimse yoktu, onlar da birbirine kaçamak bakışlar atarak merdivenleri çıkıp dördüncü kata geldiler.Karşı karşıya olan odalarının önünde durduklarında
Mirza omuzunun üzerinden yarım bir bakış attı.
"İnsan yemek için bir teşekkür eder.Bana mağara adamı diyorsun ama senin de mağara duvarıma çizilmiş resimlerin var.Yüzündeki çilleri bile çizmişler.Benden çoookk önce yani homo sapiens yaratılmadan önce yaşamıssın mağaramda."dedi,alayvari bir tonlamayla.
Gözleri öfkeyle sarmalanan Leyal
"Ölmek istiyorsun galiba,seve seve yaparım."dedi,yönünü dönemden ve kapıyı açıp içeri girdi.
"Beni kaç defa öldüreceksin?"diye mırıldanan Mirza da odasına girdi.Ceketini çıkarıp astıktan sonra banyoya girdi ve gömleğinin düğmelerini açmaya başladı.Gömleği çıkarıp bir kenara attı.Aynanın karşısında duruyordu.Aklına Leyal'in sözleri geldi.
"Tipi değilmişim hanımefendinin.Esmer erkeklerden hoşlanmazmış da, sakallar falan da neymiş de.
Etrafım bana hayran çok güzel kadınlarla dolu, senin beğenip beğenmemen umurumda bile değil.Benimle sadece kahve içmek,iki kelime bir şeyler konuşmak için can atan sayamayacağım kadar çok kadın var.Sadece dikkatimi çekmiyorlar.Sen beğenmedin diye tipsiz olmuyorum."dedi,canı sıkkın şekilde.Gözleri sol şakağındaki yara izine kaydı."Sürekli yarama atıfta bulunuyor.Mavi boncuk olsaydı yaramı sevip öperdi.Ama barbi hanım çirkin buluyor.Bence çirkin değil.Çirkin mi ki?Estetik ameliyat olup yok mu ettirsem?"diye kısacık düşündü.
"Hayır olmaz! Bu yaranın içinde annem,babam,çocukluğum ve yarayı çirkin bulan kızın kendisi var.Onları ömür boyu bir nişan gibi taşıyacağım üzerimde."
Akabinde düşüncelerini irdeledi.
"Ne saçmalıyorum?Ben böyle şeyleri takıntı yapıp umursayan bir adam değilim ki.Bu kız iki günde ayarlarımı bozdu.Hem o da çilli tarzan.Ama çilleri çok tatlı ve ona çok yakışıyor.Resmen güzelliğini katlıyor.Gitmiş büyüleyici bir güzel omuş.O kadar güzel olunur mu? Kimseye göstermeyip eve kilitleyecek kadar güzel."diyerek bıkkın bir nefes verdi ve duşa girdi.
Leyal de hızlı bir duş almış dişini falan fırçalamıştı.Üzerine pamuklu ip askılı,şortlu bir gecelik giymiş,ıslak saçlarını havluya sarmış hâlde yatakta uzanıyordu.Onun kafası da Mirza'nın sözleri ile doluydu.
"Çilli tarzanmış,sen istediğin kadar beğenme, Kore'deki tüm arkadaşlarım çillerimi çok beğeniyordu.Bence çillerim çok tatlı.Hem öyle abartılı şekilde değiller.Birazcık yanağımın üst kısmında varlar.Ayrıca istesem onları yok edebilirim.Sanki kendisi beni çok mu beğeniyormuş muş da.Beğenmezsen beğenme,düşüncelerin umurumda mı sanki?Beni bir kere arayıp sormayan adamla küçücük bir bağım bile olamaz."dedi,öfke karışmış üzgün sesiyle.
Aklında, Miraza'nın yarası vardı.
"Ama şakağındaki yaranın nasıl olduğunu çok merek ediyorum.Ayrıldığımızda yoktu.İnsanın yara izi bile karizmatik olur mu?Yara izi bile yakışıklılığına yancı olmuş resmen.Fazla yakışıklı best of the mağaracı.Kara gözleri hiç değişmemiş.Güney Kore'de gözlerini gördüğüm ilk an da Mirza olduğunu hemen anlamıştım.Yıllar boyunca nasıl bir adam oldu diye merak ettim.Hiçbir sosyal medya hesabı yoktu, tek bir fotoğrafına bile ulaşamadım.Sonra da beni merak etmeyen bir adamı ben niye merak ediyorum diye aramaktan vazgeçtim.Ama yaşadıklarım rüya gibi geliyor.Yıllar sonra Turanşah Konağı'ndayım.Mirza tuhaf bir şekilde beni sahipleniyor,koruyor ve tarihi geçmiş ürüne ezdirmiyor.Ama bunların hepsini halam ve otoritesini korumak için yapıyor.Bir nevi kendi saygınlığını koruyor."dediğinde suratı asıldı ve pikeyi üzerine çekti.
Mirza,üzerine uyurken rahat edebileceği bir şeyler giymiş yatakta uzanıyordu.Leyal yine düşüncelerinin başrolüydü.
"İnanılmaz bir şey,mavi boncuk yanımda.Ben ona dokundum,sarıldım,uzun uzun saçlarını izledim.Bana kafa tutuyor,bağırıp çağırıyor.Güney Kore'ye gidip onu gördüğüm ilk an kalbim göğüs kafesimin içinde deli gibi çırpındı.Yine hayal mi görüyorum diye ödüm koptu.Gözyaşına dokununca gerçek olduğunu anladım.Asla belli etmesem de kalbim ruhuna kavuşmuş gibi sevinçten çıldırıyordu.O zamana kadar kendimi hep ölü diye atfederdim ama o an canımın bana geri bağışlandığını hissettim.diye düşünürken kafasını kurcalayan şeyle gözleri endişeyle doldu.
"Acaba yine rüya falan mı görüyorum?Leyal gerçek mi? Gerçekten ölmedi ve şu an bu evde mi? Psikolojik tedavi görürken sık sık rüyamda görürdüm.Çok gerçekçi rüyalardı,acaba yine öyle bir rüya mı görüyorum?"diye korkuyla irkildi.
"Onu görmem lazım! Gerçekten burada mı emin olmadan uyuyamam."diyerek seri şekilde odadan çıktı.Kızın kapısının önünde bittiği gibi yumruk yaptığı eli ile kapıya vurmaya başladı.
Gürültü ile yataktan sıçrayan Leyal "N'oluyor?"deyip hızlı bir şekilde kapıyı açtı ve endişe dolu kara gözlerle karşılaştı.Mirza dikkatle onun her şeyini inceliyordu.
"Kanlı canlı karşımda işte.Nefes alıyor,gözlerimin içine bakıyor. Yine de her an bu büyü bozulabilir.Hayalini gördüğümde dokunmak isterdim dokunamazdım.Dokunsam yine kaybolur mu?"diye düşünüp eli ile bir anda kızın zarif omuzunu kavradı.Kız kaybolmadıkça yüzüne geniş bir rahatlama yayıldı.İçinden derin bir oh çekti.
Leyal, elini ittirip "N'oluyor? Alacaklı gibi kapıma dayandın."dedi.
"Belki de alacaklıyımdır...Bir gürültü duydum ve senin odandan mı geliyor diye merak ettim.Gördüğüm kadarıyla iyisin.Bir daha gürültü yapıp beni rahatsız etme çilli tarzan.Komşu hakkı diye bir şey var."diyen Mirza sırtını dönüp odasına adımladı.
"Yaşıyor ve burada."dedi,genişçe gülümseyerek.
Leyal şaşkınlıktan ağzı açık kalmış hâlde arkasından izliyordu.
"Tuhaf kişilik,bu adam ne çeşit bir manyak?Bir de odamı mağarasına komşu yaptı."diye düşündü.
"Kaptan mağara adamı sakın bir daha kapımı yumruklama!"deyip odasına girdi.
....
Al-Hâdimûn Tarikatı
Tarikat,Zülkarneyn'in Ye'cüc ve Me'cüc'ü hapsettiği setin(Bariyer) nasıl yapıldığı ve içeriğinin ne olduğunun peşindeydi.Zülkarney'nin setti onlara göre kozmik (Evreni saran mistik güç)bir güçtü.
Zülkarneyn "setti" nasıl yaptığını anlattığı bir takım değerli notlar bırakmıştı.Tarikat taş tabletlere yazılmış bu notların ulaşmak istiyordu.Zülkarneyn'in gizemli notlarında "set" denilen yapının nasıl yapıldığı,önemi ve nasıl kullanılacağı,Ye'cüc ve Me'cüc'ü nasıl durdurduğunu anlattığı belgeler Dayrulzafaran Manastır'ının altındaki gizli dehlizdeki 1500 yıllık bir mezar odasında saklıydı.Belgelerin bulunduğu gizli mezar odasının kapısı kimsenin açamayacağı bir mühürle kapatılmıştı ve mührün bir de şifresi vardı.Şifre olmadan kapıyı açamıyorlardı.Kapı zorlanırsa ya da şifre yanlış girilirse kapıya bağlı mekanizmadan mezar ve notlar yok edilmeye ayarlanmıştı.Tarikat bu şifrenin peşindeydi.Zülkarneyn'in settinin kozmik bir güç ve dehşet verici bir enerji olduğuna inanıyorlardı.Belgelere ulaştıklarında setin nasıl yapıldığını öğreneceklerdi.Ayrıca Ye'cüc ve Me'cüc'ün doğa üstü varlıklar olduğuna inanıyor ve serbest kalmaları gerektiğini düşünüyorlardı.
Ye'cüc ve Me'cüc'ü çağırdıkları düzenli ve gizli ayinler düzenliyorlardı.Bu ayinler genellikle Ay dolunay olduğu zaman yapılırdı.Bugün dolunay günüydü ve tarikat ayin yapıyordu.
Dayrulzafaran Manastır'ının gizli odalarından birine giden dar taş koridor, sadece kandil ışığıyla aydınlanıyordu.Nemli duvarlardan damlayan su sesi, ayak seslerine karışıyor, aşağıya inen spiral merdiven, eski bir mezar odasına açılıyordu.Duvarlarda solmuş ama hala belirgin olan Süryanice yazıtlar, yer yer siyah mürekkep benzeri sembollerle kaplanmıştı.Al-hâdimûm tarikatına ait olan bu semboller şöyleydi:
1.Sembol: İç içe geçmiş üç kavisli çember(Zülkarneyn’in üç seferini Batı’ya, Doğu’ya ve Yecüc-Mecüc diyarına gidişini) temsil eder.
2.Sembol: Ters Z harfi.
Eski Aramice'de "Zayn" harfinin tersidir.
Zülkarneyn'in ismindeki "Z" harfinden gelir.
3.Sembol: Kırık Yılan figürü.
Sonsuzluğu simgeleyen yılan figürünün başı, kuyruğuna erişmeden kesilmiş şekildedir.
4.Sembol:Kapalı Göz-Göz ama irissiz, tamamen düz.Bilinçsizliğe, karanlıkta kalan, bulmaya çalıştıkları Zülkarneyn'in bilgisine işaret eder.
Tarikat liderine Mukaddem,diğer üyelere ise hizmetkârlar deniyordu.
Yüzünde maske olan tarikat lideri Mukaddem ağır adımlarla öne çıktı.Etrafındaki hizmetkârlar olarak adlandırılan kalabalığa
"Ey karanlığın sesini işitenler, bugün Zaman'ın Seddi’ne(Zülkarneyn'in Seddi)bir çatlak daha vurulacaktır."diye haykırdı.
İç içe geçmiş üç çember sembolünü yere çizmişlerdi.Bir Hizmetkâr öne çıktı ve yere kırmızı toprakla çizilmiş üç katmanlı çemberin ortasına diz çöktü.Elinde tuttuğu eski kemikten yapılma hançeri alnına dayadı ve ayin başladı.
Mukaddem, ellerini kaldırdı.Diğer Hizmetkârlar onun etrafında daire şeklinde dizildi.Her biri elinde kırık yılan sembolü olan taş levhalar taşıyordu.
Mukaddem,eski Süryanice ile konuşarak:"Be-shum d’Zeyn, be-melakhta d’Hayy al-Maksûr, petakh lan tārayeh!"(Zeyn'in adıyla, Kırık Yılan’ın işiyle, aç bize kapılarını!)diye bağırdı.Ellerindeki kırık yılan figürlerini yere koydular.Ortadaki adayın alnına, ters Z harfi dağlandı.Duman yükselirken aday hiç bağırmadı çünkü acıyı kabul etmek, bilgiyi kabul etmekti.
Mukaddem yeniden konuşmaya başladı:"Zülkarneyn’in gölgesiyle mühürlenen setin önünde eğiliyoruz. Gözümüzü kapatıyoruz ki görenler olmayalım. Çünkü gerçek görenler, karanlığa bakanlardır.Ey kutsal varlık Ye'cüc ve Me'cüc sizi hapseden seti kırıp bize gelin! İnsanlığı kurtuluşa erdirin.Bizi dünyanın hakimi yapın.Bizi Zülkarney'nin bilgisine ulaştırın."diyerek tamamen odaklanmış hâlde tüm düşünce gücünü bu çağrıya yükleyerek bağırdı.Yer sarsılır gibi oldu.Sanki taşların altında dev bir mekanizma hareket etmiş gibiydi. Tarikat üyelerinin her biri şaşkınlıkla geri çekildi.
Mukaddem yeniden bağırdı:"Bunu senin hatıran için yapıyoruz, Zülkarneyn’in kanı.Bize sırrını ver! Bizi bilgine ulaştır."diye çağrıda bulundu.
Levhalar toplandı, kandiller söndürüldü, hizmetkârlar sessizce ayrıldı.Ortada sadece duman, kan ve karanlık bir güç hissi kaldı. Onlara göre Zamanın Seddine bir çatlak daha atıldı.
Tarikat lideri Mukaddem sağ kolu Abgar ile birlikte yürüyordu.
"Turanşahları takip ediyor musunuz?"dedi,Mukaddem.O bir kadındı ama yüzünü bugüne kadar hiç kimse görmemişti.
"Takipteyiz yüce efendi."dedi,Abgar.
"Afitap Turanşah Mirza Turanşah'ın annesi şifreyi öğrendi ama bizden sakladı.O kadın ölmeden önce şifreyi 'İki kişiye söyledim.Eğer çocuklarıma ve aileme zarar verirseniz şifreyi bilen dostum Zülkarneyn'in notlarını ele geçirir ve yok eder.Notlara asla ulaşamazsınız!'diyerek ailesini korumaya aldı.Şifereyi bilen kişiler başlarına bir şey gelirse güvendikleri başka kişilere aktaracakmış.O yüzden ailesine dokunamıyoruz ama onları yok etmenin bir yolunu mutlaka bulacağız."dedi.
**
Zülkarneyn Kimdir: Kehf Suresin'de geçen adaletli,ilim ve hikmet sahibi,çok güçlü,inançlı bilge bir kraldır.Surede doğuya gittiği,batıya gittiği ve iki dağın arasına gittiğinden bahsedilir.İki dağın arasına vardığında oradaki bir kavim
Dedi ki: ‘Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye’cûc ve Me’cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir bedel ödesek kabul eder misin?’”
Başka bir ayette Zülkarneyn o kavimden bedelini kabul etmeden seti yapacağını söylüyor.
Ye'cüc ve Me'cüc'ün zorbalık yapıp fesat çıkardığı ve kan döküyor çeşitli kaynaklarda yazıyor.
Zülkarneyn'de iki dağın arasına demir kütleleri yığdırıp eritir ve üzerine de eritilmiş bakır dökerek bir set oluşturur.Böylece Ye'cüc ve Me'cüc'ü' iki dağın ardına hapsetmiş olur.
Ye'cüc ve Me'cüc nedir:Bu varlıklar ile ilgili çeşitli yorumlar vardır.Kuran’da Kehf Suresi (ayet 93-99) ve Enbiya Suresinde (ayet 96) Ye'cûc ve Me'cûc'ün birer “fesat çıkarıcı kavim” oldukları belirtilir. Ancak onların mahiyeti net biçimde açıklanmaz. Bu belirsizlik, çeşitli yorumlara yol açmıştır:Bazı klasik müfessirler onları normal insanlar gibi ancak çok kalabalık, yıkıcı ve barbar bir kavim olarak yorumlamıştır.
Bazı rivayetlerde onların çok kısa boylu, çok uzun kulaklı, tek gözlü, çok hızlı çoğalan ya da devasa kalabalıklar halinde gelen varlıklar olduğu söylenir. Bu anlatımlar, onların insanüstü veya doğaüstü varlıklar olduğu algısını güçlendirmiştir.
Bazı geleneksel yorumlarda, Ye'cûc ve Me'cûc “şeytani” bir ırk olarak tanımlar; bu da onları cinler ya da şeytanlarla ilişkilendiren yorumlara kapı açmıştır.
Benim yazdığım tarikat Ye'cüc ve Me'cücü doğaüstü varlıklar olarak görüyor.Onlara göre Zülkarneyn'in setti'de gözle görülemeyen frekanslar arası kozmik bir güçtür.
Tarikatın ayin yaptığı Deyrulzafaran ise Mardin'de bulunan önemli bir süryani manastırıdır.
Kuruluşu: M.S. 5. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bazı kaynaklara göre, manastırın bulunduğu yerde daha önce güneş tapınağı ve Roma dönemine ait bir kale bulunmaktaydı.
770 yıl boyunca bu yapı, Süryani Ortodoks dünyasının ruhani merkezi olmuştur.
Bazı rivayetlere göre manastırın altından Mardin Kalesi'ne veya civardaki başka manastır ve mağaralara uzanan yeraltı tünelleri bulunmaktadır.
Ancak bu tünellerin çoğu ya çökük hâlde ya da keşfedilmemiştir.
Yeraltında ruhani liderlerin gömüldüğü mezar odaları bulunur.
Manastırın Zülkarneyn bağlantısı: Bazı mistik teorilere göre Deyrulzafaran, Zülkarneyn’in Doğu’ya yaptığı yolculukta geçtiği "güneşin doğduğu yer" ile ilişkilendirilir.
.......
Güneş şehri selamlarken,gökyüzü pembemsi, turuncu ve altın sarısı tonları ile adeta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi yumuşak renk geçişleri ile süslenmişti.
Leyal çoktan uyanmış, Pire Remzi'den çiftlikten bir kuzu getirmesini rica etmişti.O da çabucak çiğliğe gitmişti.Kuzu ile döndüğünde avluda kendini bekleyen Leyal'i gördü.
"Al hanımım senin için çok tatlı bir kuzu getirdim."dedi.
"Teşekkürler ederim."dedi,Leyal gülümseyerek ve konağa girdi.
Saat ilerleyince,konaktaki herkes uyandı ve konağın emektar kadınları kahvaltı masasını hazırlamaya başladılar.
Odasından çıkıp uzun koridorda yürümeye başlayan Sultan Ruken Hanım'ın hiç keyfi yok gibiydi.
Trabzanlardan tutup yürümeye başladığında kahvaltılıkları masaya taşıyan, yardımcı kızlardan Berfin'i gördü.
"Berfin takma dişlerimi gördün mü?"diye bağırdı.
Kız irkilerek kendine baktı.
"Yok Hanımağam görmedim."dedi,saygılı şekilde.
"Geceden ılık suya goymuştum nere getti?"dedi,Ruken Hanım sinirli sesiyle.
O sırada Şayize kalfa girdi salona.
"Şayize takma dişlerimi gördün mü?"diye ona da bağırdı.
"Yok hanımım görmedim."dedi,Şayize.
Leyal'in getirttiği kuzu bir anda merdivenleri tırmanarak Ruken Hanım'ın olduğu koridorda yürümeye başladı.Kuzuyu gören Ruken Hanım şoke oldu.Bu ne gızz! Evde ne geziyi?" diye bağırdı.Kuzu ağzını koçaman açıp melemeye başlayınca ,Ruken Hanım'ın gözleri yerinden fırlayacak gibi bakmaya başladı.
"Amanın başıma daşşş! Guzu dişlerimi dakmış,ağzında benim dişlerim var!"diye çığırdı.
Kuzu dişlerini göstererek aralıksız meliyordu.
"Şayize! Siz ne iş yaparsığız eve hayvan girmiş,dişlerim agzında çabuk yakalan şunu."diye bağırdı Ruken Hanım.
Ve kuzunun peşinden gelen Leyal ile göz göze geldi.Hiç bekleden "Sen yaptın degil sarı yılan!"diye bağırdı.
Leyal kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu.Ruken Hanım'ı peşinden koşturmak için kendini biraz ilerideki çalışma odasına attı.
Odaya girdiğinde gözleri şaskınca açıldı.Mirza kütüphanenin önünde merakla kendine bakıyordu."Babaannem niye bağırıyor?"dedi.
"Ne olur beni sakla! Lütfen, lütfen."dedi,Leyal telaşeyle.
Mirza'nın kulağında, küçük Leyal'in
"Miyza! Miyza! Beni sakla."deyişi yankılandı. "Gel!"dedi,ceketini iki yana açarak.
Leyal'in gözleri parlayarak yanına koştu ve aceleci şekilde Mirza'nın ayaklarının üzerine çıktı.Başını göğsüne yaslayıp ceketinin içine saklandı.İnce kolları ile belini de sarınca ikisinin de içi ürperdi.İçlerindeki heyecan o anın sessizliğinde yankılandı.Birbirlerine dokunmaları düş gibi geliyordu.Sanki bedenlerinden çok ruhları kenetlenmiş gibiydi.
Mirza derin bir nefes aldı.Yıllardır içinde büyüyen yangınları o nefesle söndürmeye çalışıyor gibiydi.Leyal yine kollarına sığınmıştı ve bu müthiş hissettiriyordu.Kalpleri aynı ritimde çarpıyordu; hasretin, özlemin, yarım kalan cümlelerin ritminde…
Leyal,geniş göğsüne yuvasız bir kuş gibi sokuldukça sokuldu.Yalnız kaldığı yıllar içinde aidiyet hissini yitirmişti.Ait olduğu yeri bulmuş olmanın hissiyatı ile gözleri doldu.Bu hissiyatı ilk sarılmalarında da duyumsamıştı.İstemsizce daha çok sokuldu.Kalbi, göğsünü yırtacak kadar hızlı atıyordu.Mirza'nın ise gözleri büyüdü, nefesi tutuldu.
O sırada Ruken Hanım odanın kapısını açtı.
Mirza'nın yüzü kütüphaneye dönük şekilde duruyordu.Sol tarafı da duvara yaslı hâldeydi.Kalıplı vücuduyla , Leyal'in narin vücudunu tamamen kapatıyordu.Leyal,ceketinin içinde adeta kaybolmuştu.
"O gız nirde?"diye bağırdı Ruken Hanım.
"Hangi kız?"dedi,Mirza kitaplara bakmaya devam ederek.
"Şidanlı'ların gızı."
"Buradaki tek kız elimde tuttuğum kitabın üzerindeki su perisi."dedi,Mirza.
Leyal'in dünya umurunda değildi,huzur bulduğu bir yer keşfetmişti ve oranın tadını çıkarıyordu.
"Şu gapıdan çıkıp getti degil mi?"dedi,Ruken Hanım terasa açılan kapıyı göstererek.
"Ona niye bu kadar kızdın?"dedi, Mirza.
"Takma dişlerimi guzuya dakmış,göstericim ona!"diye bağıran Ruken Hanım kapıyı kapatıp odanın önünden ayrıldı.
"Takma dişlerini kuzuya mı takmış?"diye mırıldanan Mirza'nın dudağının kenarına belirgin bir sırıtma kuruldu ve bakışlarını Leyal'in yarısı görünen başına düşürdü.
Sessizce kıkırdayan Leyal'in dikkatini ise burnuna dolan esrarengiz koku çekti."Vetiber..."diye mırıldandı.Vetiber kokusu sanki Mirza'nın ruhunun izdüşümüydü.Erkeksi bir derinliği ve gizemi vardı.Leyal kokunun içine gizlenmiş sessiz bir çağrıyı duyar gibi oldu.Etkileyici kokusu sıradan değil; toprağın kalbinden gelen, yağmurla yıkanmış eski bir hatıranın kokusu gibiydi. Duru ama derin, güçlü ama abartısız.İçine çektikçe çekti.Koku sert ve köşeli bir güven hissi taşıyor,ben buradayım, varım ve geçici değilim diye haykırıyordu sanki.
"Bir adamın kokusunda güveni yudumlamak bambaşka bir şeymiş."diye düşündü.
Sonra yavaşça birbirlerinden ayrıldılar. Göz göze geldiler.Leyal'in mavi gözleri, bir yaz sabahının göğü gibi berrak ve kırılgandı. Mirza'nın siyah gözleri ise derin, karanlık bir kuyu gibi… İçinde binlerce anı, binlerce susuş barındırıyordu. Mavi gözlerde özlem vardı, kırgınlıkla yoğrulmuş bir umut. Siyah gözlerde koca bir hayranlık ve kor gibi yanan bir sevda vardı.
Birbirlerine bakarken konuşmadılar; kelimeler yetersizdi çünkü.Gözlerinden geçen duygular, dilden dökülebilecek her şeyden daha hakiki, daha çıplaktı.
Leyal kendine gelerek usulca geri çıktı.
Gözlerini karalarda tutarak"Şirkete mi gideceksin?"diye sordu.
"Evet,niye sordun?"
"Beni de götürür müsün?"
"Takma dişi kuzaya sen mi taktın?"dedi,Mirza uzun kirpiklerini kısarak.
"Her müddei iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.İspatlasın benim yaptığımı da görelim."
"Niye kaçıyordun o zaman?"
"Onu peşimde koşturmak hoşuma gidiyor çünkü."
"Çıkmam lazım bir görüşmem var, sonrasında holdinge geçeceğim."
"Ama sorumu cevaplamadın.Beni de holdinge götürür müsün demiştim?"
"Saçlarını toparlarsan götürürüm.Hani arkada tamamını toparlıyorlar,topuz mu her neyse ondan işte."
"Saçlarım ne alaka ya?"
"Saçların ve çillerin göz zevkimi bozuyor."
"Ne! Seni var ya..."
"Sadece 11 saniyen var.Gelmek istiyorsan acele et."
"Mağara..."
"Dokuz saniyen kaldı.
Leyal hızlıca saçını topuz yaptı.Kütüphanede gördüğü kalemle de topuzu tutturdu.
Mirza diklatla kendine bakıyordu.
"Yalnız kalemle tutturmanı kabul etmiyorum.O kalem her an düşebilir."dedi, ciddiyetle.
"Kelepçe takayım istersen?"
"Bence olur."
"Odama çantamı almaya çıktığımda düzgün bir tokayla toparlarım.Ama önce tarihi geçmiş ürünün konumunu öğrenmem lazım."diyen Leyal haki yeşil kargo pantolonunun cebinden aldığı telefon ile Seçil'i aradı.
-Seçil neredesin?
-Salondayız canım.
-Ruken ziyangil de orada mı?
-Yok odasında dişini kırklıyor.Dişini çamaşır suyuna yatırmış onunla uğraşıyor,dedi Seçil gülerek.
-Teşekkür ederim,diyen Leyal telefonu kapattı.
"Çantamı alıp geliyorum."
"Arabaya geçiyorum çabuk ol."dedi,Mirza.
Leyal koşarak en üst kata çıkıp saçını yeniden topuz yaptı ve çantasını alıp salona indi.
Oturma köşesindeki aile fertlerinin yanına geçti.
"Günaydın."dedi, hepsine hitap ederek.
"Hepsi ayrı ayrı selamını aldı.
"Ben Mirza ile holdinge gidiyorum."dedi,Leyal.
"Kuzum yaşadığın ve Mardin'e döndüğün aşiret arasında yayılmaya başlamış.Yakında bir tabur kadın seni görmeye gelir."dedi,Dilda hala.
"Gelsinler bakalım."dedi, Leyal.
"Annem için itibarı çok önemlidir.Sana nefret kussa da, aşiret kadınları tarafından bilgili, görgülü, geleneklerini ve kültürünü iyi bilen bir kız olarak tanınmanı isteyecektir.Gerçi sen zeki ve akıllı bir kızsın geleneklerimizi en kısa zamanda öğrenirsin."dedi,halası.
"Baştan söyleyeyim,düşünce yapıma ters olan gelenekle işim olmaz."dedi, Leyal.
"Biz de zaten kültürümüze ve inancımıza ters düşmeyen gelenekleri benimsiyoruz.Diğer türlüsünü kim ne derse desin biz de kabul etmeyiz."dedi,Dilda hala.
"Bunları yine konuşuruz,Mirza beni bekliyor."dedi,Leyal.
"Leyal diş meselesine çok güldüm.Senin işin deği mi?Benim niye aklıma gelmedi ki?"diyerek hayıflandı Civan.
"Gitmeliyim."dedi,Civan'a göz kırpan Leyal.
Seçil ve Dilda hala da diş meselesine kıkırdıyordu
Leyal yanlarından ayrılıp dışarıya çıktı.Mirza arabada bekliyordu.Ön kapıyı açıp arabaya bindi.Mirza gözünün ucuyla, saçlarını nasıl topladığına bakıyordu.
Arabayı çalıştırıp yola koyuldu.
"Önce otellerden birine uğrayacağımı söylemiştim.Orada kahvaltı da yaparız."dedi.
Cevap vermeyen Leyal camdan dışarıyı izlemeye başladı.
Mirza'nın gözü sürekli ona kayıyordu.
Yan profilden zarif boynunu ve incecik vücudunu süzdü."Bu kız ne kadar narin.Beli falan incecik,insan dokunduğunda kırarım diye korkar."diye düşündü.
On beş dakika içinde bahsettiği otele geldi.Arabayı park ettiğinde içinden çıktılar.
"En üst katta restoran var.Terasına çık güzel bir kahvaltı yap.Arayıp terasa kimseyi almamalarını söylerim."dedi, Mirza.
Birazcık bahçede dolaşayım kahvaltıyı sonra yaparım."dedi,Leyal.
"Bahçeden bir yere ayrılma."diyen Mirza otele girdi.Kapıdaki güvenlik saygılı şekilde "Hoş geldiniz efendim."dedi.
"Hoşbuldum."diyen Mirza lobiye doğru adımladı.
Baş mimar Ayda Hanım'da lobideydi.
Mirza'yı görünce sevinerek ayağa kalktı ve yanına geldi.
"Günaydın efendim."
"Günaydın."dedi,Mirza mesafeli sesiyle.
"Sanırım yeni projemiz ile ilgilenen Ali Bey ile görüşmeye geldiniz?"
"Evet,kendisi nerede on dakika sonra toplantımız var?"dedi, Mirza.
"Odasındaymış,asistanıyla gelirler birazdan.Oteli çok beğenmiş,hayran kalmış.Ben de kendisine projenin teknik çizimlerini gösterecektim o yüzden geldim."dedi, Ayda.
"Toplantı salonuna geçiyorum,irtibata geçip geldiğimi haber verin."diyen Mirza giriş kattaki toplantı salonuna geçti.
Ayda arkasından iç çekerek izledi.
Leyal hayran kaldığı bahçede dolaşıyordu.
Mirza da toplantı salonunun arka bahçeye bakan boydan camdan kızı görmüş , elleri cebinde onu izliyordu.
Mardin’in taş dokusuyla bütünleşmiş otantik, yüksek taş duvarlarla çevrili bahçe, sarımsı kalker taşlarından örülmüş,kemerli geçitlerle süslenmiş ve Osmanlı mimarisinin zarif detaylarını taşıyordu.Ortadaki geleneksel şadırvanın şırıltısı hem geçmişin hem de doğanın içsel ritmini yansıtıyordu.
Bahçenin her köşesi adeta tarih kokuyordu.Asma yaprakları taş duvarlara sarılmış, mis kokulu yasemin çiçekleriyle birleşerek hoş bir koku yayıyordu.
Leyal bu enfes kokuyu içine çekip,
eski zamanlardan kalma izlenimi sunan ferforje sandalyeler ve ahşap masalara doğru adımladığımda
"Eun!"diye isminin çağrıldığını duydu.Şaşkınca arkasını döndüğünde Güney Kore'deki kız arkadaşının abisini gördü.
"Min Joo oppa!"diye heyecanla bağırdığında,genç adam koşarak gelip sımsıkı sarıldı.Leyal'de Korece"Hoş geldin."deyip ona sarıldı.
Onları gören Mirza şoke olurken bir an durdu.Zaman sanki üzerine çökmüş, her şey ağır çekime alınmış gibiydi.Bacakları kurşun yutmuş gibi olduğu yere çivilenip kaldı.Gözleri, Leyal'in başka bir adamın kollarında, gülümseyerek durduğu ana kilitlendi. İçinde bir şeyin çat diye kırıldığını hissetti. Midesi burkuldu, avuçları terledi.Kalbi hem hızla atıyor hem de acıyla sıkışıyordu. Gözleri öfkeyle doldu; alnındaki damar belirginleşti ve dişlerini sıkarak boydan camla kaplı kapının kolunu tutup hırsla çekti.Ama kilitli olduğu için açılmıyordu.
"Kim kilitledi bu lanet kapıyı!"diye öfkeyle gürledi.
"Arka bahçedeler, ana kapıdan gidersem on beş saniye daha fazla dokunur,kıza sarılan koluna komut veren beynini s...puşt."deyip boydan cama şiddetli bir tekme geçirdi.Kırdığı yerden dışarı çıktığı gibi onlara doğru koşmaya başladı.
"DOKUNMA LAN!"diye içinde depoladığı öfkeyle gürledi.
Min joo, Leyal'in gözyaşlarını siliyordu.
"DOKUNMA!"diye gürleyen Mirza,Leyal'i belinden tek koluyla kavrayıp çekip aldığında arkasına koydu.
"Onu tanıyorum arkadaşım!"dedi,Leyal endişeyle.
"Otele gir!"diye bağırdı Mirza.
Ne olduğunu anlamaya çalışan Min joo , Leyal'i görmeye çalışıyordu.
"Çek lan gözünü!"diye kükreyen Mirza omuzunun üzerinden Leyal'e dönüp
"Otele gir!"diye yeniden bağırdı.
Mirza'nın gözlerindeki katıksız öfkeden tırsan Leyal koşarak otele girdi.
Mirza iki adım atıp yakasını kavradığı Min Joo'yu çekerek otelin deposuna götürdü.
Yakasını bırakırken karşıdaki duvara doğru savurdu.Dengesini kaybeden genç adam yere düştü.
Mirza,İngilizce"Kimsin lan sen?"diye bağırdı.
Yerden kalkan adam dengesini sağlayarak karşısına dikildi.
"Ben onun Güney Kore'den komşusu ve arkadaşıyım.Onu merak edip geldim.Hatta geri götüreceğim çünkü onu sevi..."diyemeden ağzına gömülen yumrukla arkasındaki duvara yeniden yapıştı.
Mirza kudurmuş bir öfkeyle yumruklarını sıktı.İçinden geçen tek düşünce karşısındaki adamı atomlarına ayırmaktı.Kıskançlık zehir gibi damarlarına yayılmış, aklını perdelemişti.
"Senin o dilini kökünden sökerim!Öfkemi bedenine kefen diye sarar kurda kuşa yem ederim!"diye kükredi.
"Sen kimsin ki onu benden uzaklaştırıyorsun?"dedi,kanayan burnunu silen Min joo.
"Ben üzerine bastığın toprağın sahibiyim.Bu topraklar üzerindeki her şey bana ait!Ait olan şeylerin başını da Leyal çekiyor!"diye hükmedici bir sesle bağırdı Mirza.
"Eun..."derken Min joo, Mirza ağzının üzerine bir yumruk daha geçirdi.
"Ona takılmış herhangi bir adı bile ağzına alamazsın!
Onunla ilgili her şey;sıradan bir bakışı,tek bir saç teli bile bana ait!"diye uyararak bağırdı.
Telefonunu çıkarıp otelin güvenlik şefini çağırdı.
Adam iki dakikada depoya gelip
"Buyrun efendim."dedi.
"Numan al bu iti, Murtaza'ya teslim et.Güney Kore'ye giden ilk uçağa bindirip postalasın.Gittiğinden emin olsun ve geri dönmemesi için kibarca(!) ikna etsin.Bu piçi bir daha buralarda görürsem topunuzun belasını s...!"diye kükreyip depodan çıktı.Seri adımlarla otelin lobisine geldi.Gözleri,endişe içinde kıvranan Leyal'i buldu.O sırada Ayda Hanım yanına geldi."Ali Bey toplantı salonunda sizi bekliyor."dedi.
"Toplantı iptal!"diye sertçe uyaran Mirza
Leyal'in bileğinden tutup çekiştirerek asansöre doğru adımladı.
"Ama efendim..."dedi, arkasından yürüyen Ayda.Mirza'dan çok Leyal'e bakıyordu.
"İptal dedim! Neyi anlaşılmadı? Canım isterse projeyide iptal ederim."diye arkasını dönmeden bağıran Mirza bileğinden çektiği Leyal ile birlikte asansöre bindi.
"Ona ne yaptın?"diye haykırdı Leyal.
"Sakın onu merak edip bana karşı koruma!"diye uyardı Mirza.
11.Katta duran asansörden çıkıp bileğinden çekiştirdiği kızla, kendine ait odaya girdi ve doğruca banyoya geçti.Min joo dokundu diye Leyal'in yüzünü yıkamaya başladı.
"N'apıyorsun?"diye çıkıştı Leyal.Nefes borusuna kaçan su yüzünden öksürüyordu.
Yıkama işini abartan Mirza dolaptan kullanılmamış bir sabun alıp onunla yıkamaya devam etti.Yüzünü kuruladığı kızı bileğinden tutup salona getirdi.
"Kimdi o çeyrek porsiyon kılsız kıl herif?Sana ne hakla dokunuyor?"diye yüksek perdeden gürlerdi.
"Kimse kim, seni niye ilgilendiriyor?"
"Ailemdeki bir kadına puştun teki sarılıyor, gözyaşlarını siliyor ve beni ilgilendirmeyecek öyle mi?"
"Her düştüğümde Min joo ve ailesi yanımdaydı, peki sen neredeydin?"diye haykırdı Leyal.
Mirza cevap veremedi.
" 'Varlığını unutmuştum,yaşadığını biliyordum ama seni umursamıyordum.Halam için almaya geldim' diyen bir adam bana neyin hesabını soruyor?Birdenbire ailenden bir kadın mı oldum?
O insanlar benim ailem ve dostlarım!Onlarla her zaman görüşmeye devam edeceğim!"
Mirza, öfkeyle tuttuğu nefesi bıraktı.
"Buna asla izin vermem!"
"Hangi hakla ya?Sen kimsin ki bu denli hayatıma karışıyorsun?Seninle aramdaki tüm bağları koparıp attım! Bir kerecik arayıp sormadın.Bir ben mi yük olmuştum yüreğine?Hadi beni gönderdiklerinde çok gençtin bir şey yapamazdın.Ama sonra her türlü gücü elde etmiş ,herkesin çekindiği , kimsenin kolay kolay güç yetiremeyeceği bir adam olmuşsun.Zekandan bahsetmiyorum bile.Görüyorum ki ailene çok düşkünsün,böyle bağlara önem veriyorsun,peki beni niye dışladın?"
Mirza akmak üzere olan mavi gözlere içi titreyerek bakıyordu.
Leyal öfkesini akıtarak konuşmaya devam etti;
"Babamın ,bana sahip çıkan babanın da mı hatrı yoktu, bir kerecik aramadın? Annesiz,babasız,sevgiye ilgiye aç yetim bir kızı kendine bağımlı yaptın sonra da kimsesiz bıraktın!Bana da abilik yapsaydın ne olurdu ki?"diye gözyaşları eşliğinde haykırdı.
Kızın her sözü yumru gibi, Mirza'nın boğazına dizildi.Haklı isyanına verecek cevabı vardı ama konuşamazdı.
"Ne olursa olsun şu an ailemin bir ferdisin ve burası Mardin.Benim ailemdeki kadınlar sadece evlenecekleri erkelerle görüşebilir ve samimiyet kurabilirler.O da belli çizgilere riayet ederek.Başka türlüsünü asla tasvip etmem ve buna cüret edecek adamın eceli olurum!"
"Bu ahlâk kuralların ailendeki erkekler için de geçerli mi yoksa onlara çifte standart mı var? Senin hiç sevgilin olmadı mı? Hiçbir kadınla yatmadın mı mesela?"
"Benim ahlâk kurallarımın cinsiyeti yoktur, herkesi kapsar."
"O ahlâk kuralların yurtdışına postadığınız bir kız benliğini yitirirken geçerli değil miydi?Ben yabancı bir ülkede kayboldum ve kendimi bulamıyorum.Keşke ahlâk kuralların böyle durumlar için de geçerli olsaydı.Bana gösterdiğin ilgi ile sana bağımlı olmuştum.
Yaralı bir serçe gibi sadece senin etrafında huzur buluyordum.Sesin, kokun,gölgen bile kaygılarımı susturuyordu.Korkularımın can simidiydin,sen benim için güvenin tanımıydın.
Yanımda değilsen içim sıkışıyor,yokluğunla sönüyordum.Yıllar boyunca 11'e kadar saydım ama gelmedin!"diye vargücüyle haykıran Leyal
"Gelmedin!"diyerek Mirza'nın göğsünü yumruklamaya başladı.Bir çeşit sinir krizi geçiriyordu.Mirza sessizce,öfkesini boşaltmasına izin veriyordu.
Leyal geçirdiği sinir krizi atağı ile kendini tamamen kaybetti.Mirza'nın göğsüne vuran elleri yavaşlarken,yer ayağının altından çekiliyordu sanki.Gözleri kayarken, Mirza'nın kollarına yığılıp kaldı.Mirza'nın korkuyka gözleri büyüdü.
"Leyal!"diye endişeyle seslendi.Tek koluyla belinden kavrayıp , nabzını kontrol etti.
"Biraz yüksek."deyip şakaklarına doğru akan gözyaşlarına odaklandı.
"Su perisi ağlama!"deyip nahifçe gözyaşlarını sildi.Kucağına alıp canının içine sokar gibi bağrına bastı.
"Gelemedim,senin gönderildiğin günlerde çok acı olaylar yaşadım.Babam ve annemin ölümüne şahit oldum.Beni görmüyorlardı ama babamın annemi öldürmesine şahit oldum.Sonra da kendi kafasına sıktı.O şokla bilincimi kaybetmişim.Üç gün sonra bir dağ başında buldular beni.Senin öldüğünü de öğrenince dünya üzerime devrildi.Psikiyatri kliniğinde yattım.Uzun süre psikolojik tedavi gördüm.Zor toparladım.Hâlâ da iyi sayılmam.Ben ailesiyle aynı sofraya oturamayan,karga yiyen,ağlarken kan ağlayan travmatik bir vakayım.Benden sana hiçbir hayır gelmez.Peşinde olduğum tehlikeli bir tarikat var.Neyle karşılaşacağım başıma neler gelecek bilmiyorum.Senin zaafım olduğunu bilmelerini istemiyorum.Senden nasıl uzak duracağım onu da bilmiyorum.Etrafında herhangi bir erkek gördüğüm zaman deliriyorum."derken gözleri Leyal'in kısa kollu spor bluzunda dolaşmaya başladı."O şerefsizin eli kolu dokundu bu bluza bunu giyemezsin!"deyip kucağındaki baygın kızı koltuğa yatırdı.Gardıropun önüne geldi.İçindeki kendine ait gömleklere bakıyordu.Eli önce beyaz gömleğe gitti."Beyaz olmaz! İçini belli eder."deyip siyah gömlekleden birini aldı.
Leyal'in başına geldiğinde kısa bir an düşündü.
"Dedektif adamım, gözüm kapalı üzerini değiştirmek benim hiç zor olmaz."deyip kızın yanına çömeldi.Gözünü kapatıp hızlı şekilde bluzu çıkardı ve hemen elinin altında duran gömleği giydirdi.El yordamı ile düğmelerini iliklemeye başladı.Kaynağını arzularından alan duygular, kızın çıplak hayalini kapalı gözlerinde canlandırmaya çalışıyordu.Güçlü iradesiyle hızla bastırdı o duyguları."Ben iğrenç bir adam değilim."diye düşünürken gözlerini açtı.
"Evet hiçbir falso yok gayet iyi giydirmişim.Ayrıca çok yakışmış."derken telefonu çaldı.Cebindeki telefonu eline aldı.
Konağın kâhyası Rıfat arıyordu.
Telefonu açtığında,Rıfat telaşeli şekilde konuşmaya başladı.
"Ağam acil durum! Civan Beyim Şidanlı'ların kızı, Berdan'ın bacısı Songül'ü kaçırmış.Adamlar silahlarla konağı bastı."dedi.
Gözleri dehşetle büyüyen Mirza
"Ne yapmış?"dedi,burnundan soluyarak.