Bölüm -11-

955 Kelimeler
"Geldik hanımefendi." Dinlendirmek için kapattığım gözlerimi açıp etrafa bakındım. Sanırım ben yanlış görüyordum. Gözlerimi bir kaç kere kırpıştırıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. "Otele benzemiyor burası." dedim taksiciye. "Kumsala getirmişsiniz beni. Bir yanlışlık var sanırım." Dikiz aynasından bana bakıp "Bir yanlışlık yok efendim." dedi. "Bana sizi buraya getirmem söylendi." "Nasıl ya?" dedim kaşlarımı çatarak. Ardından taksiden inip çantamdan para çıkardım. "Sanki başka taksi yok. Te Allah'ım ya. Götürmeyeceksen alma arabana." Söylene söylene parayı çantamdan çıkartırken, taksici arabadan inip bagajdan bavulumu indirdi. Ardından uzattığım parayı almadan gaza basıp gitti. Ben elimde parayla şaşkınca arkasından bakakalırken yanımdan gelen sesle yerimden sıçradım. "Güzelim" Bu oydu? Yüzünde yine aynı maskesiyle tam karşımda duruyordu. Dişlerimi birbirine bastırıp gözlerimi kapattım. Ne olur bunların hepsi bir rüya olsun yalvarırım.. "Miray, açsana gözlerini." Gözlerimi açıp ağlamaklı bir şekilde ona baktım. Elimdeki çantayı ve parayı yere fırlatıp tepindim. "Ya ben sizden kurtulamayacak mıyım ya?!" Çığlık atıp tepinmeye devam ettim. "Ya ben her şeyden uzaklaşmak istemiştim ama ya!" Kollarımdan tutup "Sakin ol." dedi. "Gel şöyle konuşalım seninle." Elini ittirip çantamı toparladıktan sonra bavulumu çekiştirerek boş yolda yürümeye başladım. Hava hafiften kararmıştı ama bu umurumda bile değildi. Bu Bay 'M' bozuntusu sınırını aşıyordu iyice. Psikopata bak ya! Birde gitmiş taksiciyi tutmuş. "Miray." Önüme geçtiğinde durup diğer tarafa döndüm. Bu sefer bavulumu ve çantamı elimden alıp bana bir adım yaklaştı. "Sadece konuşacağız." dedi gözlerimin içine bakarak. "Hadi gel." Derin bir nefes alıp bende tam olarak onun gözlerinin içine baktım. Sadece konuşacaktık yani. Tamam. Konuşalım bakalım. Bir an önce konuşalım da ben de çekip gideyim. Kafamı salladım ağır bir şekilde. Sadece dudakları ve gözleri ortadaydı. Şuan sırıtan dudakları ise sinirimi bozmuştu! Bavulumu ve çantamı alıp önden yürümeye başladı. "Beni takip et." dedi ve kumsala doğru ilerleme devam etti. Bono tokop ot! Kollarımı göğsümde birleştirip onu takip ettim. Kumsalın ortasında yakılmış bir ateşin önüne oturdu. Bavulu ve çantayı kenara koymuştu. Bende gidip ondan biraz uzak bir yere oturdum. "Gitmene izin veremezdim." Göz devirdim. "Senden izin isteyen kim?" Söylediklerimi umursamadan yanan ateşi izliyordu. "Seni görememek ölüm gibi.." Buna bir cevabım yoktu işte. Ne diyecektim ki? "Gözlerindeki okyanusta kaybolamamak hissizleştiriyor beni.." İç çekip etrafa baktım. Bizden başka kimse yoktu. "Korkuyor musun?" Kafamı ona çevirdim. Bana bakıyordu. Önümüzdeki ateşin yansıması gözlerine vuruyordu. Yaz ayında olmamıza rağmen esiyordu burası. Gözlerine bakınca sanki daha da çok esmeye başlamıştı. Hava da iyiden iyiye kararmıştı. Yutkunup önüme döndüm. "Hayır." Ondan korkmuyordum. Bir şey yapacak olsa çoktan yapardı zaten. "Buna gerçekten sevindim." Sesi keyifli çıkmıştı. Bir kaç saniye ateşi izledikten sonra kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Sesin...sesin çok tanıdık geliyor." Gerildi birden bire. Duruşunu dikleştirip gözlerini kaçırdı benden. Umursamadım. Belki de ben yanılıyorumdur. "Saç rengin ne?" diye sordum bir anda. Hatta elimi çeneme koyup ciddi ciddi yüzüne baktım. "Niye sordun?" Kenardaki dalı ateşin içine ittirdim. "Çünkü, gözlerin mavi. Saç rengini söyle ki kafamda bir profil oluşturayım." "Siyah." dedi bir çırpıda. Nedense hiç inandırıcı gelmemişti. Ama hâyâl edince güzel oluyordu. "Neyse," dedim. "Artık ne söyleyeceksen söyle de gideyim." Güldü. Başını iki yana sallayıp "Gitmeni engellemek için buradayım." dedi. Yine kaşlarımı çattım. "Bak nasıl bir şizofrensin bilmiyorum, ama beni engelleyemezsin. Üstelik bu hakkı sana kim veriyor ya? Sen, gizli numara ve sınav setresinden uzaklaşayım dedim, onunda içine ediliyor şuan. Zaten annemlerin dönmesine şunun şurasında üç gün kalmış, bırakında sessizce dinleneyim be. Ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin. Sende kendini bir şey sanıp beni engelleyemezsin! Ayrıca gitmem seni niye bu kadar ilgilendiriyor ya? Sana ne kardeşim? Sa-na-ne?" "Bitti mi?" "BİTTİ!" diye bağırıp ayağa kalktım. Çantamla bavuluma doğru bir hamle yaptığımda beni kolumdan yakalamıştı. Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. "Bak, amacım seni sinirlendirmek falan değil." dedi. "Sakince konuşsak olmaz mı? Hem zaten gitmeni engelleyeceğim dedim, geri dönmeyeceksin ki." Kaşlarımı havaya kaldırıp kolumu ondan kurtardım. Elimle karşımızdaki denizi gösterip "Burada mı kalmamı istersin?" diye sordum. "Yok gidemezsin, yok dönemezsin falan. Nerede kalmamı istersiniz bayım?" Kollarımı göğsümde birleştirip vereceği cevabı bekledim. Sinirden sol gözüm seğirmek üzereydi. Bu haspam geçmiş karşıma saçmalıyordu resmen. "Şurada kalacaksın." diyerek eliyle bir yeri gösterdiğinde kafamı çevirip arkaya baktım. Karavan mı? Ciddi olamazdı, değil mi? "Pardon, kalacağız." Son söylediği kelimeyle gözlerimi pörtleterek ona baktım. Onunla? Beraber? Baş başa? Daracık bir karavanda? Beni kesse orada onunla kalmazdım! *** "Ya ben burada kalamam!" Küçücük yatakta diğer tarafa dönüp Bay M'ye baktım. Küçücük koltuğa koca cüssesini sığdırmaya çalışıyordu. En sonunda pes edip oturur bir pozisyon aldı. Bakışlarını bana çevirip; "Aç mısın?" dediğinde başımı salladım. Ayağa kalkıp karşısındaki mutfak dolaplarını karıştırdı. İçerisi fazlasıyla bunaltıcı olduğu için kapıyı açık bırakmıştı. Üzerimdeki ince pikeyi ayağımla yere itip pijamamı düzelttim. Sürekli belim açılıyordu ve bu fazlasıyla sinir bozucu. Kafamdaki yastığı ters çevirip soğuk yüzeyine kafamı koydum. Ardından uzanıp Bay M'nin yastığını aldım ve bacak arama koydum. Şimdi daha rahattı. "Maskeni çıkar istersen?" dedim ona bakarak. "İçesi fazlasıyla sıcak. Yani ben senin için diyorum." Yüzünde çarpık bir gülüşle bana döndü. "Kesin öyledir." Göz devirdim. Kesinlikle uyumamam gerekliydi. Korktuğumdan değil, bana bir şey yapmayacağını biliyordum. Sadece, onun uyumasını bekleyecektim. Aklımdaki tilkiler maskesini çıkarıp hem onun kim olduğunu öğrenmem, hem de çantamı bavulumu alıp kalacağım otele sessizce tüyebilmem için beni dürtüyorlardı. Kenardaki küçük sehpayı önüme çekip tabağı üzerine koyduğunda irkilip doğruldum. "Sağ ol." Kafasını sallayıp kendi tabağını aldı ve yine o küçücük koltuğa oturdu. Kendi tostumu elime alıp bir ısırık aldığımda onun hâlâ tostla bakıştığını gördüm. İlk başta anlamasam da sonradan kahkaha atmaya başlamıştım. Onun bakışları beni bulurken zar zor kendimi durdurup; "T-tamam tamam." dedim. "Bakmıyorum, ye hadi." Maskesi olduğu için yiyemiyordu. Düşündükçe kıkırdıyordum. Bay M ayağa kalkıp tostuyla beraber dışarı çıktı. Umursamadan kendi tostumun yarısını yiyip ayağa kalktım ve bende dışarı çıktım. Gözlerimle onu ararken kumların üzerinde oturduğunu gördüm. Karanlık olduğu için yavaşça oraya adımladım. Aramızda iki-üç metre bir mesafe kalınca şok olmuş bir ifadeyle ona baktım. Bana sırtı dönüktü ve maskesinin yarısı yukarı kıvrılmıştı. O afiyetle kendi tostunu yerken benim gözlerim saçlarındaydı. Beni siyah diye kandırdığı saçları sarıydı! *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE