Lamia gecenin içinde yürüyordu.
Ama bu kez gece onu taşımıyordu.
Adımları yere değiyor gibiydi, ama ağırlığı yoktu. Ayaklarının altında asfalt değil, soğuk bir boşluk hissi vardı. Şehir aynıydı; sokak lambaları, yarı kapalı dükkânlar, kırık kaldırım taşları...
Değişen şey, onun bu dünyaya tutunma biçimiydi.
Bir süredir bunu hissediyordu.
Zaman zaman görüntüsü bulanıklaşıyor, sesler gecikmeli geliyordu. İnsanların yanından geçerken bakışlar üzerinden kayıyor, kimse onu tam olarak fark etmiyordu. Lamia bunun geçici olduğunu söylemişti kendine. Her seferinde.
Ama bu gece...
Bu gece beden, artık onu dinlemiyordu.
Durdu.
Nefes almaya ihtiyacı yoktu, ama göğsünde bir sıkışma vardı. Sanki içindeki bir şey çözülüyor, dağılmaya hazırlanıyordu. Elini çantasına götürdü. Parmakları, tanıdık kumaşa dokunduğu an titredi.
Bez Bebek.
Onu ilk hissettiğinde çocuktu.
Sonra unuttuğunu sandı.
Ama bazı bağlar unutulmazdı; sadece sessizleşirdi.
"Geç kaldın," dedi fısıltı.
Ses dışarıdan gelmedi.
İçinden de değildi.
İkisinin arasında bir yerden yükseldi.
Lamia başını eğdi.
Bu bir itiraz değildi.
"Daha bitmedi," dedi alçak bir sesle. Kime konuştuğunu bilmiyordu. Belki kendine, belki ona.
Bez Bebek kıpırdamadı.
Zaten kıpırdamazdı.
Ama kumaşın altında, çok derinde bir ağırlık vardı. Lamia her zaman bunu hissederdi. Bir nesneye ait olmayan, ama canlı da sayılmayan bir varlık gibi. Onu geceler boyunca yanında taşımasının nedeni buydu. Korunmak için değil. Dağılmamak için.
Bir adım daha attı.
Sonra bir tane daha.
Ve durdu.
Beden artık ilerlemiyordu.
Sınırlarına gelmişti.
Görüşü karardı. Sokak lambalarının ışığı uzadı, sanki eriyerek yere aktı. Lamia elini duvara yasladı. Duvar soğuktu. Gerçekti. Ama kendi gerçekliği, onun kadar sağlam değildi.
"Tutunamıyorsun," dedi fısıltı.
"Bağ zayıf."
Bu kez ses daha netti.
Daha talepkâr.
Bez Bebek çantanın içinde değildi artık. Lamia ne zaman yere düştüğünü fark etmedi. Kumaşı kaldırımın üzerine yayılmıştı. Eskiydi. Kirliydi. Ama tanıdıktı. Dikiş yerleri, onun varlığını tanıyordu.
Lamia dizlerinin üzerine çöktü.
Bu bir çöküş değildi.
Bir geri çağrılmaydı.
"Hayır," demek istedi.
Ama bu kelime bile eksik kaldı.
Beden, çözülmeye başladı. İnsan formu, katı bir şey değilmiş gibi dağılıyordu. Et, kemik, sinir... hepsi birer hatıraya dönüştü. Geriye sadece yük kaldı. Acı değil. Korku da değil.
Yorgunluk.
Bez Bebek oradaydı.
Hep oradaydı.
Lamia'nın ruhu, kaçmak yerine büzüldü. Bir boşluğa düşmek gibi değil; dar bir yere sığınmak gibiydi. Liflerin arasına, dikişlerin içine, sessizliğin tam merkezine çekildi.
Hareket bitti.
Ses sustu.
Bez Bebek artık sadece bir nesne değildi.
Lamia oradaydı.
Zaman geçti.
Ne kadar olduğunu bilmiyordu.
Ayak sesleri duyuldu.
Bir çift ayakkabı durdu. Sonra bir diğeri.
"Bu ne böyle?" dedi bir ses.
Bir çocuk sesi.
Küçük eller, bebeği yerden kaldırdı. Kumaşın ağırlığı değişti. Lamia bunu hissetti. Dünyayla olan teması, artık bu kadardı.
"Anne!" diye seslendi çocuk.
"Bak, çok eski ama güzel."
Lamia dinledi.
Bekledi.
Bu ev... tanıdık değildi.
Ama evler hep aynıydı.
Karanlık köşeler.
Kapalı kapılar.
Sessiz kalan yetişkinler.
Bez Bebek bir yatağın kenarına bırakıldı. Oda karardı. Işık kapandı. Çocuk nefes alıp vermeye başladı. Düzenli. Güvende.
Lamia kıpırdamadı.
O, acele etmezdi.
Çünkü Lamia biliyordu:
Kötülük her zaman kendini ele verirdi.
Ve o zaman...
uyanırdı.
ERTESİ GÜN
Ev sabahları sessiz uyanıyordu.
İlk sesi mutfaktan gelen tabak çınlamasıydı. Sonra musluk. Ardından, yetişkinlere özgü o aceleci adımlar.
Çocuk yatağında doğrulandı. Gözleri yarı kapalıydı. Bez Bebeği kolunun altına sıkıştırdı. Her sabah yaptığı gibi. Bu bir alışkanlıktı. Sevgiyle ilgili değildi. Daha çok... eksiklikle.
Annesi mutfakta söyleniyordu.
"Geç kalıyoruz," dedi.
Kime söylediği belli değildi.
Bez Bebek yatağın kenarına bırakıldı. Gözleri tavana bakıyordu. Cam düğmeler ışığı yutmuyordu. Sadece duruyordu.
Lamia dinledi.
Evdeki sesler tanıdıktı. Her evde olan türden. Çekmeceler sertçe kapanıyor, sandalyeler gıcırdıyordu. Kimse bağırmıyordu. Kimse gülmüyordu da. Arada kalmış bir evdi burası. İçinde yaşananlar da öyleydi.
Çocuk ayakkabılarını giyerken bağcıkları birbirine dolandı. Dengesini kaybetti. Düşecekti.
Bez Bebek, yatağın kenarından aşağı kaydı.
Kimse dokunmadı.
Ama çocuk düşmedi.
Dengesini son anda buldu.
Kendi becerisi sandı.
Annesi bunu fark etmedi bile.
Lamia geri çekildi.
Yaptığı şey bir müdahale değildi.
Bir düzeltmeydi.
Gün ilerledi. Ev boşaldı. Sadece saat vardı. Tıkırtısı düzensizdi. Pencere aralıktı. Perdeler hafifçe sallanıyordu.
Bez Bebek koltuğun köşesine bırakılmıştı.
Lamia bekledi.
Akşam, ev yeniden doldu. Kapı sertçe açıldı. Ayakkabılar fırlatıldı. Yorgunluk eve ilk giren şeydi. Sonra sessizlik.
Adam salona geçti. Televizyonu açtı. Ses gereğinden yüksekti. Kimse itiraz etmedi. Çocuk odasına kaçtı. Kapıyı kapatmadı, ama yarım bıraktı. Kaçış gibi değil. Alışkanlık gibiydi.
Bez Bebek yatağın üzerine düştü.
Adamın sesi yükseldi.
Sinirli değildi.
Daha kötüsüydü.
Umursamazdı.
"Yemeği ısıtmadın mı?"
Cevap gelmedi.
Bir bardak devrildi. Cam kırılmadı. Sadece yuvarlandı. Ses kısa sürdü.
Lamia dinledi.
Bu adam kötü değildi.
Henüz.
Ama içindeki boşluk büyüktü.
Ve boşluklar... zamanla dolar.
Çocuk odasında ödev yapıyordu. Kalemi masadan yuvarlandı. Eğildi. Sandalyenin ayağı takıldı. Yine düşecekti.
Bez Bebek, bu kez yerinden oynamadı.
Ama masanın altındaki halı, kıvrıldı.
Çocuk takılmadı.
Bunu da fark etmedi.
Lamia hiçbir şey hissetmedi. Ne gurur. Ne şefkat. Sadece denge. Bir şeylerin olması gerektiği gibi olması.
Gece oldu.
Ev uyudu. Ama tamamen değil. Yetişkin uykuları hafifti. Düşünceler sızıyordu. Çocuk uykusu derindi. Nefesi düzenliydi.
Bez Bebek yatağın yanındaydı.
Adam mutfağa kalktı. Su içmek için. Ayağı, yerde bırakılmış oyuncağa çarpacaktı. Sert bir düşüş olabilirdi. Sinir. Ses. Belki bağırış.
Oyuncak biraz daha kenara kaydı.
Adam sendeledi ama düşmedi.
Homurdandı.
Geri döndü.
Kimse uyanmadı.
Lamia ilk kez bu evde rahatladı.
Sabahlar birbirini izledi. Günler sıradan aktı. Okul, iş, yemek, televizyon. Her evde olan türden yorgunluklar. Her evde olan türden suskunluklar.
Ama küçük şeyler değişiyordu.
Kapılar daha yumuşak kapanıyordu.
Sesler daha az yükseliyordu.
Çocuk daha az korkuyordu.
Kimse nedenini bilmiyordu.
Bir gün, adam çocuğun odasında durdu. Etrafına baktı. Yatağın kenarındaki Bez Bebeği fark etti. Yüzünü buruşturdu.
"Bunu hâlâ mı saklıyorsun?" dedi.
Çocuk cevap vermedi.
Sadece bebeği biraz daha kendine çekti.
Adam bir şey diyecekti.
Ağzını açtı.
Bez Bebek yere düştü.
Adam durdu.
Sanki bir şey unutmuş gibi.
Sonra omuz silkti.
Odayı terk etti.
Lamia sessiz kaldı.
Bu bir zafer değildi.
Bir uyarı da değildi.
Sadece bir hatırlatmaydı.
Çünkü Lamia biliyordu:
Herkes kötü başlamaz.
Ama herkes sınanır.
Ve o sınav geldiğinde...
Bez Bebek hep orada olurdu.
***
Sabah bu kez daha gürültülü başladı.
"Çantam nerede?"
"Bilmiyorum, dün sen koymuştun."
"Hayır, ben koymadım."
Mutfakta sandalyeler çekildi. Çekmeceler hızlı hızlı açılıp kapandı. Annenin sesi sertleşti ama yükselmedi. Yorgunluk, bağırmaktan daha ağırdı.
Çocuk kapı eşiğinde duruyordu. Bez Bebek kolunun altındaydı. Konuşmadı.
"Okula geç kalacaksın," dedi anne.
"Bağcıklarını bağladın mı?"
"Bağladım," dedi çocuk.
Yalan değildi. Düğümler vardı ama gevşekti.
Anne eğildi.
"Böyle bağlanmaz," dedi.
Eli yarım kaldı.
Telefonu çaldı.
"Evet? ... Hayır, bugün yetiştiririm."
Duraksadı.
"Tamam, sonra konuşuruz."
Telefon kapandı. Anne doğruldu.
"Tamam, hadi," dedi aceleyle.
Bağcıklar öylece kaldı.
Bez Bebek sandalyenin üzerinden kaydı.
Kimse görmedi.
Çocuk dışarı çıktığında ayakkabıları çözülmedi.
Kendi şansı sandı.
Okuldan dönüş daha sessizdi.
Kapı açıldı. Çanta yere bırakıldı. Ayakkabılar çıkarılmadan koridorda kalındı.
"Anne?"
Cevap gelmedi.
Çocuk odasına geçti. Bez Bebek yatağa atıldı. Ödev defteri açıldı ama sayfa boş kaldı. Kalem masaya vuruldu.
"Yapmak istemiyorum," dedi kendi kendine.
O sırada televizyon açıldı. Adam gelmişti. Kanal değiştirirken çıkan sesler birbirine karıştı.
"Bugün çok yoruldum," dedi adam.
"Her şey üst üste geldi."
Anne mutfaktan cevap verdi.
"Hep öyle zaten."
Bu bir kavga değildi.
Henüz.
"Çocuk nerede?" diye sordu adam.
"Odasında."
"Yine mi?"
"Başka nerede olacak?"
Adam sustu. Televizyonun sesi biraz daha açıldı.
Çocuk odasında kalemi eline aldı. Bir şeyler yazdı. Sildi. Defteri kapattı.
"Anne," diye seslendi.
Cevap gelmedi.
Bez Bebek yatağın kenarından yere düştü. Çocuk eğildi, aldı. Bir an durdu.
"Sen dinliyorsun," dedi fısıltıyla.
Cevap beklemiyordu.
Akşam yemeğinde herkes masadaydı ama kimse gerçekten orada değildi.
"Tabağını bitirmedin," dedi anne.
"Tokum."
"Tok değilsin."
"Tokum dedim."
Adam kaşığını masaya bıraktı.
"Anneni dinle" dedi.
Sesi sertti ama gözleri yorgundu.
Çocuk kaşığı aldı. Bir lokma yedi. Yavaşça çiğnedi.
Bez Bebek sandalyenin arkasına sıkışmıştı.
Anne masayı toplarken tabaklardan biri elinden kaydı. Düşmedi. Tezgâhın kenarında durdu.
Anne fark etmedi.
"Bugün de bitmedi," diye söylendi.
Gece yaklaştı.
Çocuk dişlerini fırçalarken aynaya baktı. Yüzü sıradandı. Gözleri uykuluydu.
"Yarın resim dersi var," dedi.
Kime dediği belli değildi.
Anne kapıda durdu.
"Geç yatma," dedi.
"Tamam."
Işık kapandı.
Odadaki sessizlik derinleşti. Çocuk yatağında döndü. Bez Bebeği kendine çekti.
"Bugün kimse bağırmadı," dedi mırıldanarak.
Bu bir sevinç değildi.
Bir tespitti.
Koridorda adamla anne konuşuyordu. Sesler kısıktı.
"Böyle devam edemez," dedi anne.
"Neye devam?"
"Her şeye."
Adam cevap vermedi.
Bez Bebek yatakta kıpırdamadı.
Ama Lamia dinliyordu.
Bu evde henüz kimse suçlu değildi.
Ama herkes yorgundu.
Ve yorgunluk...
en kolay kayan şeydi.
Lamia bekledi.
Çünkü günler geçerdi.
Sözler sertleşirdi.
Sessizlikler uzardı.
Ve bir gün,
bir cümle
bir adım
bir dokunuş
fazla olurdu.
O gün geldiğinde,
Lamia yardım etmeyecekti.
Ama bugün...
bugün sadece denge vardı.
Ev uyudu.
Bez Bebek sessizdi.
Lamia oradaydı.