IV BÖLÜM

1398 Kelimeler
Akşam erken gelmişti. Hava henüz kararmamıştı ama ev, ışığa ihtiyaç duyuyordu. Anne mutfakta duruyordu. Elinde telefon vardı. Ekrana bakıyor, sonra bakmamış gibi yapıyordu. Parmakları tezgâhın kenarında durmadan bir ileri bir geri kayıyordu. “Bugün toplantı vardı,” dedi. Sesi normaldi. Fazla normal. Adam koltukta oturuyordu. Ayakkabılarını çıkarmamıştı. Televizyon açıktı ama izlemiyordu. “Söylemiştin,” dedi. Başını çevirmedi. “Geç kaldım,” dedi anne. Bu bir özür değildi. Bir bilgi de değildi. Adam kumandayı bıraktı. Nihayet baktı. “Zaten hep geç kalıyorsun.” Çocuk odasındaydı. Kapı yarı açıktı. Bez Bebek yatağın üstünde, yüzü tavana dönüktü. Çocuk resim defterine bir şeyler çiziyordu. Çizgiler karışıktı. Silgi izi çoktu. “Ödevini yaptın mı?” diye seslendi anne. “Yapıyorum,” dedi çocuk. Yine tam bir yalan değildi. Anne mutfağın kapısına yaslandı. “Akşam yemeğini erken yiyelim,” dedi. “Bugün yoruldum.” Adam güldü. Kısa bir gülüş. “Ne zaman yorulmadın ki?” O an… bir şey oldu. Ses yükselmedi. Kapı çarpılmadı. Kimse bağırmadı. Ama anne durdu. Elindeki telefonu tezgâha bıraktı. Çok yavaş. “Bu da mı?” dedi. “Bu da mı sorun oldu şimdi?” Adam omuz silkti. “Ben bir şey demedim.” “Dedin,” dedi anne. “Her gün bir şey diyorsun.” Çocuk kalemi bıraktı. Kapıdan bakmadı. Dinledi. Bez Bebek yatağın kenarından biraz daha yakına kaydı. “Abartıyorsun,” dedi adam. “Sürekli her şeyi üstüne alıyorsun.” Anne güldü. Ama bu gülüşte sevinç yoktu. “Tabii,” dedi. “Ben abartıyorum.” Bir sessizlik oldu. Bu, evin tanıdığı türden bir sessizlikti. Geçici. Ama iz bırakan. Adam ayağa kalktı. “Şu çocuğun yanında konuşma böyle,” dedi. Anne başını çevirdi. “Çocuk mu?” “Çocuk zaten her şeyi duyuyor.” Bu söz… ilk çizgiydi. Çocuk yutkundu. Bez Bebeği aldı. Göğsüne bastırdı. Adam bir an duraksadı. Sonra sertleşti. “Bak,” dedi. “Ben bütün gün çalışıyorum.” Anne sözünü kesti. “Ben çalışmıyor muyum?” “Senin işin—” Cümle yarım kaldı. Ama Lamia için yeterliydi. Bez Bebek’in içindeki ağırlık değişti. Çok az. Kimsenin fark etmeyeceği kadar. Adam devam etmek istedi. Ağzını açtı. Ama kelime çıkmadı. Boğazını temizledi. Tekrar denedi. “Şey…” dedi. Sonra sustu. Anne baktı. Bir şey bekledi. Gelmedi. “Ne?” dedi. “Söylesene.” Adam başını çevirdi. “Sorun yok,” dedi. “Uzatmayalım.” Bu da bir çizgiydi. Geri çekilen bir çizgi. Anne hiçbir şey demedi. Arkasını döndü. Tencerenin altını kapattı. “Yemek hazır,” dedi. Sesi düzdü. Masaya oturdular. Üç tabak. Üç sandalye. Çocuk kaşığını aldı. Yemeğe baktı. “Bugün resim yaptım,” dedi. Kimse cevap vermedi. “Öğretmen astı,” dedi. Bir süre bekledi. “Panoya.” Anne başını kaldırdı. “Güzel,” dedi. “Sonra bakarız.” Adam yemeğe odaklandı. “Dökme,” dedi çocuğa. “Sana kaç kere söyledim.” Ses sert değildi. Ama sabırsızdı. Çocuk başını eğdi. “Tamam.” Bez Bebek sandalyenin arkasına sıkıştı. Lamia izledi. Bu evde ilk kez bir şey kırılmıştı. Sesle değil. El ile değil. Sözle. Ve sözler… en zor onarılan şeylerdi. Gece herkes odasına çekildi. Kapılar kapandı. Işıklar söndü. Çocuk yatağına uzandı. Bez Bebeği yanına aldı. “Bugün farklıydı,” dedi fısıltıyla. “Değil mi?” Cevap gelmedi. Ama Lamia dinledi. Bu ilk küçük kırılmaydı. Ve Lamia şunu biliyordu: Bir sonraki sefer, yardım edip etmeyeceğine karar vermesi gerekecekti. Gece ilerledi. Ev uyuyor gibi görünüyordu. Ama aslında kimse tam olarak uyumuyordu. Duvarların içi doluydu. Düşüncelerle, yarım kalmış cümlelerle, söylenmemiş sözlerle. Çocuk yan döndü. Bez Bebek’i biraz daha kendine çekti. Kumaş soğuk değildi. Bu tuhaftı. Odanın içi serindi ama bebek ılıktı. “Biliyor musun,” dedi yine fısıltıyla, “babam eskiden böyle değildi.” Cümle havada asılı kaldı. “Annem de.” Bir süre sustu. Sonra ekledi: “Belki biz değiştik.” Bez Bebek kıpırdamadı. Ama Lamia’nın içinden geçen şeyler ilk kez netti. Bu evde olan biteni artık sadece izlemek istemiyordu. Fakat acele de etmeyecekti. Acele edenler hata yapardı. Lamia bunu biliyordu. Koridordan bir ses geldi. Yatak gıcırtısı. Ardından ayak sesleri. Adam su içmek için kalkmıştı. Mutfağa gitti. Işığı açmadı. Karanlıkta dolabı açtı, bardağı doldurdu. Tam o sırada… Boğazında bir yanma hissetti. “Ne oluyor lan?” dedi kendi kendine. Öksürdü. Bir kez. Sonra bir kez daha. Sanki kelimeler yukarı çıkmak istiyor ama çıkamıyordu. Bardağı tezgâha bıraktı. Elini boğazına götürdü. “Saçmalama,” dedi. “Yorgunluktan.” Ama o an, aklına akşam yarım kalan cümle geldi. “Senin işin—” Devamını hatırlayamadı. Garipti. Sanki cümlenin geri kalanı hiç var olmamıştı. Çocuk odasında Lamia dinliyordu. Müdahale etmemişti. Henüz. Sadece bir ağırlık kaydırmıştı. Çok az. Bir kelimenin yerini değiştirecek kadar. “Henüz değil,” diye düşündü. Adam bardağı lavaboya koydu. Geri döndü. Koridordan geçerken çocuk odasının kapısına baktı. Durdu. Kapı yarı açıktı. “Uyudun mu?” dedi. “Uyumadım.” Ses uykulu değildi. Ama sakindi. “Geç oldu.” “Biliyorum.” Adam bir şey söylemek istedi. Dili ucuna gelen cümleyi yuttu. “İyi geceler,” dedi sonunda. “İyi geceler.” Kapı kapanmadı. Olduğu gibi kaldı. Adam uzaklaştı. Çocuk Bez Bebek’e baktı. “Gördün mü?” dedi. “Bu sefer bağırmadı.” Bir an durdu. “Bu iyi bir şey mi?” Lamia cevap vermedi. Çünkü bu bir iyilik değildi. Bu bastırılmış bir şeydi. Ve bastırılan şeyler… birikir. Gece boyunca ev nefes aldı. Duvarlar çıtırdadı. Borular ses çıkardı. Anne uykusunda döndü, kaşlarını çattı. Bir şeyler mırıldandı. Lamia her şeyi duydu. Sabaha karşı, çocuk derin uykuya geçtiğinde, Bez Bebek yatağın kenarına doğru biraz daha kaydı. Kendi kendine değil. Bir itmeyle değil. Sanki yer açılmış gibi. Lamia karar vermemişti. Ama artık şunu biliyordu: Bir sonraki kırılma daha yüksek olmayacaktı. Daha sessiz olacaktı. Ve biri gerçekten zarar vermeye kalkarsa… O zaman Lamia sadece izlemeyecekti. Sabah oldu. Güneş pencerenin kenarından içeri girdi ama odayı aydınlatmadı. Sadece çizgiler bıraktı. Duvarlarda, yerde, yatağın ucunda. Çocuk gözlerini açtı. Bir süre tavana baktı. Kalkmak istemedi. Bugün de dünün devamı gibiydi. Bez Bebek yanındaydı. Olduğu yerde. “Elin kolun uyuşmuş,” dedi ona. “Benim gibi.” Yataktan kalktı. Ayakları yere bastığında üşüdü. Terliklerini aramadı. Alışmıştı. Mutfakta sesler vardı. Anne kahvaltı hazırlıyordu. Tabağı tezgâha koydu. Çaydanlık öttü. Ocağın altı kapandı. Her hareket yerli yerindeydi. Fazla düzgündü. Adam masada oturuyordu. Gazeteye bakıyordu ama okumuyordu. “Okula geç kalma,” dedi. “Geç kalmam.” “Çantanı kontrol ettin mi?” “Ettim.” Bu sefer gerçekten etmişti. Anne çayı doldurdu. Bir an durdu. Adamın yüzüne baktı. Dün akşamdan kalan bir şey aradı. Bulamadı. “Akşam…” dedi, sonra sustu. Adam başını kaldırmadı. “Ne?” “Bir şey yok.” Bu da bir çizgiydi. Konuşulmayan bir çizgi. Çocuk masaya oturdu. Bez Bebek sandalyenin yanına düştü. Kimse almadı. Kimse fark etmedi. Lamia oradaydı. “Bugün beden dersi var,” dedi çocuk. “Üşütme,” dedi anne. “Koşarken düşme,” dedi adam. İkisi de aynı anda konuştu. Sonra sustular. Birbirlerine bakmadılar. Çocuk kaşığını bıraktı. “Ben çıkıyorum.” “Montunu al.” “Tamam.” Kapı kapandı. Ev sessizleşti. Anne lavaboya yöneldi. Adam gazeteyi katladı. “Dün akşam…” dedi bu sefer adam. Anne durdu. “Dün akşam ne?” Adam düşündü. Cümleyi bulamadı. Bulmak istemedi. “Boşver,” dedi. “Sabah sabah.” Anne başını salladı. Ama yüzü sertti. “Evet,” dedi. “Boşverelim.” Bu evde “boşver” demek, bir şeyi olduğu yere gömmekti. Gün geçti. Akşam yine geldi. Bu sefer hava gerçekten kararmıştı. Işıklar yandı. Televizyon açıldı. Aynı koltuklar. Aynı sesler. Ama aynı değildi. Çocuk odasında resim yaptı. Bu sefer çizgiler daha sertti. Silgi izi yoktu. Bez Bebek masanın kenarındaydı. Lamia izliyordu. “Bugün okulda bağırmadılar,” dedi çocuk. “Ama baktılar.” Bir süre düşündü. “Bazen bağırmamaları daha kötü.” Bez Bebek cevap vermedi. Ama Lamia anladı. Salondan bir ses yükseldi. Adamın sesi. Yüksek değildi. Sadece sabırsızdı. “Yine mi bu haber?” Anne cevap verdi. O da bağırmadı. “İstersen kapat.” “Her şeye böyle diyorsun.” Sessizlik. Sonra sandalyenin sürtünme sesi. “Ben erken yatacağım,” dedi anne. “İyi.” Bu “iyi”nin içinde hiçbir şey yoktu. Çocuk kalemi bıraktı. Kapıya bakmadı. Dinledi. Bez Bebek’i aldı. “Yine oldu,” dedi. Lamia o an şunu fark etti: Bu evde kimse kötü değildi. Ama kimse iyi de değildi. Ve bu, en tehlikeli hâldi. Gece çöktü. Işıklar söndü. Kapılar kapandı. Ama bir şey açık kaldı. Biriken şeyler. Lamia hâlâ bekliyordu. Çünkü bazen yardım etmek, hemen bir şey yapmak değil, birinin ilk gerçek hatasını yapmasını beklemekti. Ve o hata… yakındı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE