VII BÖLÜM

1518 Kelimeler
Adamın işi elinden bir anda alınmadı.Önce eksildi. Toplantılara çağrılmamaya başladı. Önce bir tanesine. Sonra bir başkasına. Masasında otururken içeriden gelen sesleri duydu. Kahkahaları. Karar cümlelerini. Onun eskiden kurduğu cümleleri. “Sonra anlatırız,” dediler. Bu cümle… evdeki “uzatmayalım”a benziyordu. Bir gün bilgisayarı açtığında yetkisi yoktu. Dosya griydi. Üzerine tıklayamadı. Tekrar denedi. Olmadı. Yan masadaki çocuk—eskiden ona “abi” diyen—başını kaldırmadan konuştu. “Onu artık ben yürütüyorum.” Adam bir şey demek istedi. Boğazında aynı kilit. “Tamam,” dedi. Bu kelime… ilk kez kendisine karşı kullanılmıştı. Öğle arasında dışarı çıktı. Yürüdü. Telefonu cebindeydi ama kimse aramadı. Eskiden arayanlar vardı. Danışanlar. Onay isteyenler. Şimdi sadece reklam mesajları. Bir banka önünde durdu. Camda yansımasına baktı. Omuzları düşüktü. Gözleri sanki özür diliyordu ama kime olduğu belli değildi. “Ben buyum artık,” dedi içinden. “Beni ciddiye almayan biri.” Eve erken geldi o gün. Kapıyı açtığında çocuk salondaydı. Bez Bebek kanepenin üstünde. Anne mutfakta değildi. Işık yanmıyordu. “Anne nerede?” diye sordu. “Geç gelecek,” dedi çocuk. Sesi sakindi. Ama mesafeliydi. Adam oturdu. Ellerini dizlerine koydu. Bir şey söylemek istedi. Eskiden olsa nasihat ederdi. Şimdi kelimeler ona ait değilmiş gibi duruyordu. “Bugün…” dedi. Durdu. Çocuk baktı. Bekledi. Adam devam edemedi. “Önemli değil,” dedi sonunda. Bu, yalandı. Ama artık bağırarak değil, küçülerek söylenen bir yalandı. Akşam anne geldi. Yorgundu. Çantasını bıraktı. Ayakkabılarını çıkardı. Adam ayağa kalkmadı. “Bir şey mi oldu?” diye sordu anne. Adam başını kaldırdı. Göz göze geldiler. “İşimden bir şey aldılar,” dedi. “Adını bilmiyorum ama… geri gelmeyecek.” Anne oturdu. “Üzgünüm,” dedi. Bu sözde suçlama yoktu. Ama teselli de yoktu. O an adam şunu anladı: Bazı kayıplar, başkasının omzunda ağlanacak türden değildir. Gece çocuk uyuduktan sonra Lamia hareket etti. Bez Bebek yatağın kenarından yere düştü. Ses çıkarmadı. Ama adam duydu. Kalktı. Aldı. Elinde tuttu. “Sen…” dedi. Devamını getiremedi. Bez Bebek ağırdı. Eskisinden biraz daha. Lamia artık sadece evi izlemiyordu. Dışarıyı da. Çünkü sınır ikinci kez zorlanmıştı. Ve bedel, yalnızca evde ödenmezdi. Toplantı odası doluydu. Adam en sona oturdu. Bilerek. Eskiden masanın başı onun yeriydi. Şimdi sandalyenin kenarında, dizleri masaya değmeden. Müdür konuşuyordu. Slaytlar değişiyordu. Adam kendi hazırladığı bir grafiği gördü. Renkler aynıydı. Başlık aynıydı. Ama ismi yoktu. “Bu analiz,” dedi müdür, “ekibimizin yeni yaklaşımını yansıtıyor.” Adam başını kaldırdı. “Ben—” dedi. Müdür duraksamadı. “Evet, sen de eskiden benzer şeyler yapıyordun.” Eskiden. O kelime odanın ortasına düştü. Kimse eğilip almadı. Yanındaki genç adam konuştu. “Burada kritik olan bakış açısı,” dedi. “Artık daha yumuşak ilerliyoruz.” Yumuşak. Adamın hayatında ilk kez yumuşaklık bir üstünlük gibi söylendi. “Bir şey eklemek ister misin?” diye sordu müdür. Bakışı gerçek bir davet değildi. Adam düşündü. Eskiden konuşurdu. Uzatırdı. Bastırırdı. “Hayır,” dedi. “Siz devam edin.” Bu cümleyle odadan resmen çıktı. Sandalyede oturmasına rağmen. Toplantı bittiğinde kimse onunla göz göze gelmedi. Dosyalar toplandı. Kapılar açıldı. Adam yerinden kalkmadı. Son çıkan temizlik görevlisi oldu. “Abi, bitmiş mi?” dedi. Adam başını salladı. “Bitmiş,” dedi. Ama neyin bittiğini söylemedi. Tuvalete girdi. Aynaya baktı. Gözlerinin altı çökmüştü. Ellerini lavaboya dayadı. “Ben kimim şimdi?” dedi. Ses yankılandı. Cevap gelmedi. Eve döndüğünde çocuk televizyon izliyordu. Bez Bebek koltuğun yanındaydı. “Baba,” dedi çocuk, “sen eskiden çok konuşurdun.” Adam gülümsedi. Acemi bir gülümseme. “Öyle miydim?” “Evet,” dedi çocuk. “Şimdi konuşmuyorsun.” Bu, övgü değildi. Tespit de değildi. Bu, alışmaydı. O gece Lamia ağırlaştı. Artık sadece sözleri değil, yerleri değiştiriyordu. Anne geç geldi. Bu sefer haber vermedi. Kapıyı sessizce açtı. Adam salondaydı. Işık kapalıydı. “Yemek var mı?” diye sordu. Anne çantasını yere bıraktı. “Yok,” dedi. “Yemedim.” Adam kalktı. “Bir şey yapayım mı?” Anne baktı. Uzun uzun. “Gerek yok,” dedi. Bu cümle… öncekiler gibi değildi. Masaya oturdular. Aralarında boşluk vardı. Fiziksel değil. Daha derin. “Bugün işte…” dedi adam. Anne sözünü kesmedi. Ama ilerlemesi için de yer açmadı. “Biliyorum,” dedi. “Sesinden belli.” Adam sustu. “Sesimden mi?” “Evet,” dedi anne. “Artık çıkmıyor.” Bu bir suçlama değildi. Ama bir veda provası gibiydi. Çocuk odasından çıktı. “Anne,” dedi. “Yarın panoya bakacak mısın?” Anne hemen döndü. “Bakarım,” dedi. “Beraber.” Adam araya girmedi. Girmesi gerekmediğini anladı. Gece herkes yattıktan sonra anne salonda kaldı. Pencerenin önünde. Adam yanına geldi. “Ben değişiyorum,” dedi. “Görmüyor musun?” Anne başını çevirmedi. “Görüyorum,” dedi. “Ama geç.” “Geç mi?” Ses titredi. “Evet,” dedi anne. “Ben seni taşırken yoruldum.” Bu cümle bağırılmadı. Ama kesildi. Adam bir adım geri gitti. “Peki şimdi?” dedi. Anne durdu. “Şimdi ben duruyorum.” Bez Bebek odada yere düştü. Bu sefer ses çıktı. Küçük. Ama net. Lamia karar verdi. Artık sadece sınır koymayacaktı. Sonuç bırakacaktı. Ve bu evde, en acı sonuçlar her zaman sessiz olanlardı. Anne sabah erkenden kalktı. Herkesten önce. Sessizliği bölmedi. Sessizliğin içinden geçti. Dolabı açtı. Kıyafetleri tek tek çekmedi. Bazılarını bıraktı. Bazılarını ayırdı. Bu, taşınma değildi. Bu, yer açmaydı. Adam uykusuzdu. Gözleri kapalıydı ama uyumuyordu. Dolabın kapağının sesi geldi. Ayağa kalkmadı. Ses çıkarmadı. Yanlış bir şey yapmaktan korkar gibi bekledi. Anne banyoya girdi. Kapıyı kilitlemedi. Bu da bir işaretti. Çocuk odasından çıktı. Bez Bebek kolunun altındaydı. “Anne?” dedi. Anne hemen döndü. “Buradayım,” dedi. Sesinde telaş yoktu. “Bir yere mi gidiyorsun?” diye sordu çocuk. Anne çömeldi. “Hayır,” dedi. “Şimdilik hayır.” Bu cevap… çocuğa yetti. Adama yetmedi. Adam mutfakta bekliyordu. Kahve yapmamıştı. Yapmayı düşünmedi. “Ne oluyor?” dedi. Anne bardağı musluğun altına tuttu. “Hiçbir şey,” dedi. “Geç kalıyorum.” “Geç kalmak…” dedi adam. “Bizim evde hep vardı zaten.” Anne musluğu kapattı. Adamın yüzüne baktı. “Evet,” dedi. “O yüzden gidiyorum.” Bu cümle bağırılmadı. Ama kesindi. “Gitmek mi?” Adam güldü. Refleks. Savunma. “Bir günlüğüne,” dedi anne. “İki. Belki üç.” “Peki sonra?” dedi adam. Anne cevap vermedi. Ayakkabılarını giydi. Çantasını aldı. Çocuk kapının yanındaydı. Bez Bebek yere düştü. Lamia ağırdı. Ama bırakılmadı. Anne eğildi. Bez Bebeği aldı. Çocuğun kucağına verdi. “Bunu unutma,” dedi. “Yanına al.” Bu cümle… adama söylenmedi. Ama adam içindi. Kapı kapandı. Kilitlemedi. Bu da bir işaretti. Adam salonda kaldı. Evin sesi değişmişti. Boşluk yankı yapıyordu. Saatler geçti. Telefon çalmadı. Mesaj gelmedi. Adam ilk kez anladı: Bu bir mola değildi. Bu, alıştırmaydı. Akşam çocuk resim yaptı. Bu sefer panoya asılacak gibi değildi. Kenarları yırtıktı. “Anne ne zaman gelir?” diye sordu. Adam cevap vermedi. Bez Bebeğe baktı. Lamia izledi. İşi bitmemişti. Ama artık hedefi netti. Bu evde kalacak olan kişi çocuktu. Giden kişi çoktan gitmişti. Ve bazı ayrılıklar, valizle değil, kararla olurdu. Akşam geç oldu. Evin içi karardı. Işıklar yanıyordu ama sıcaklık yoktu. Çocuk yerdeydi. Resim yapıyordu. Bu sefer sessizdi. Bez Bebek dizlerinin yanındaydı. Lamia ağırdı. Daha önce hiç olmadığı kadar. Adam mutfakta bir bardak su içti. Bardağı tezgâha sertçe koydu. Ses fazla geldi. Kendisi bile irkildi. “Dağınıklığı toplasana,” dedi. Ses yüksek değildi. Ama gergindi. Çocuk başını kaldırdı. “Birazdan,” dedi. Bu kelime… Adamın içinde bir şeyin kopmasına yetti. “Birazdan değil,” dedi. “Şimdi.” Çocuk hareket etmedi. Sadece baktı. “Duymuyor musun?” dedi adam. Bir adım attı. Lamia bunu biliyordu. Bu, ikinci adımdı. Ve son sınırdı. Adam çocuğun kolundan tuttu. Sertti. Kontrol etmek için. Kendine bile “terbiye” dedi içinden. Ama elinin gücünü ayarlayamadı. “Bırak!” dedi çocuk. Ses titredi. Ama ağlamadı. O an… evdeki hava değişti. Bez Bebek yere düştü. Bu sefer ağır bir sesle. Adamın eli durdu. Bir anlık. Çünkü Lamia hareket etti. Bu bir büyü değildi. Bir ışık da çıkmadı. Sadece adamın bileği kilitlendi. Kasları kasıldı. Sanki görünmez bir el, onun gücünü kendisine geri itmişti. “Ne—” dedi. Devam edemedi. Bir adım geri gitti. Sonra bir tane daha. Sırtı duvara çarptı. Nefesi kesildi. Bu acı vurma değildi. Bu, kendi şiddetinin yankısıydı. “Dokunma,” dedi Lamia. Ses yoktu. Ama kelime adamın kafasının içinde netti. Adam dizlerinin üzerine çöktü. Başını tuttu. “Ben…” dedi. “Ben…” Kelime çıkmadı. Çocuk olduğu yerdeydi. Gözleri büyüktü ama donuktu. Lamia çocuğun yanındaydı artık. Ağırlığı onunla paylaşmıyordu. Onu koruyordu. Adam kalkmaya çalıştı. Başaramadı. Kapıdan bir ses geldi. Anahtar. Anne içeri girdi. Manzarayı gördü. Sormadı. Bağırmadı. Sadece çocuğa baktı. “Gel,” dedi. “Sakince.” Çocuk kalktı. Bez Bebeği aldı. Adam bir şey söylemek istedi. Elini uzattı. Lamia bir adım öne geçti. Adam durdu. İlk kez gerçekten korktu. Anne kapıyı açtı. Çocuk çıktı. Anne döndü. Adama baktı. “Artık yaklaşmayacaksın,” dedi. “Hiçbirimize.” Bu bir tehdit değildi. Bir tespitti. Kapı kapandı. Kilit sesi geldi. Adam yerde kaldı. Evin içinde yalnız. Ama artık bu ev onun değildi. Lamia çocuğun yanındaydı. İşi bitmemişti. Ama en kritik müdahale yapılmıştı. Çünkü bazı insanlar ancak yaklaştırılmadıklarında zarar veremezler.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE