6 Ay Önce
Kafamdan geçen tonlarca fikir zihnimi zorlarken sakin olmayı kendime görev edindim. Ama ağzımda leş gibi kokan bir el, yüzüme bakan iğrenç bir herif ve boğazımda sivri bir cisim varken bu imkansız gibi bir şeydi.
Adamın gözlerinin içine bakamıyordum çünkü her baktığımda ölüm boğazımı sıkıyordu ve beni zorluyordu.
Ölüm bana uzak bir düşünceydi. On altı senelik ömrümde hiç aklıma veya bu kadar yakınıma gelmemişti.
"Şimdi evime izinsiz girdiğiniz için siz aptal bücürleri ya polise vericem ki bunu istemiyorum yada öldürüp kafataslarınızı evimin duvarına asacağım ki şu an bunu canımdan çok istiyorum." dedi sadist bir şekilde.
Kendi canım bir yana. İçerdeki beş canı şuan kendimden çok önemsiyordum. Birinden birine bile bir şey olma ihtimali bana cesaret verirken dizimi kırıp tüm gücümle adamın kasığına tekme atıktan sonra canının yanmasını fırsat bilip onu ittirdim ve uzun koridorda koştum.
"Gitmemiz...gerek !" tüm gözler bana döndü "Evin... sahibi... adam... bana... bıçak... çekti." dedim nefes nefese.
"Hangi adam ne diyorsun sen ?" bana korkuyla bakan Dicleye cevap dahi vermeden "Hadi acele edelim." dedim bir yandan da arkama bakarken.
Adamın bize doğru zor bela yaklaştığını görünce adımlarım gerileyip Andaçın büyük bedeninim arkasını buldu.
Adam elinde çakıyla yaklaştığının da, koridora en yakın duran kişiyi "Şule dikkat et !" dememe kalmadan Şuleyi tutup kendine çevirdi.
O tarfa bakmaya cesaret bulamazken Enesin sessini duyuyordum "Bakın efendim, belliki sizin evinize izinsiz girdiğimiz için öfkelisiziniz ama merak etmeyin hiçbir eşyanıza dokunmadık sadece çok yağmur yağıyor ve bizim aracımız bozuldu ama şimdi kızı bırakırsanız gidebiliriz. " dedi sakinliğini korusada sessi korkukuydu.
"Kes sessini aptal !" diye bağırdı adam.
Bağırışından sonra dizlerimin bağı sanki çözülmüştü.
Andaç elini arkaya götürüp biraz uzaklaştırdığında kendimi birkaç adım geride Diclenin yanında bulmuştum. O an tüm olup bitenleri net görebiliyordum.
Her sey saniyler içinde oldu...
Mutfak kapısında ki Baran adamı tuttup arkaya doğru çektiğinde Andaç bıçak tutan elini Şulenin boğazından uzaklaştırıp eline aldı ve aynı anda Enes Şuleyi kendine çekmişti.
Adamla Andaç bıçağı birbirleri arasında çekiştirirken uzun sürmeden bıçak adamın karnına girdiğinde Andaç birkaç adım geriledi. Yüzünü görmüyordum ama geri kalan tüm yüzlerde birden fazla his vardı. Korku, endişe, çaresizlik...
Yanımda duran Dicle elimi tuttuğunda ona bakamadım ama biliyordum o da en az benim kadar korkmuştu.
Bedenimde bir uyuşma hissediyordum. Her an her şeyin düzeleceğini düşünürken birkaç saniye içinde daha kötü ne yaşayabilirim sorusuna, yanıt bulmadığım cevaplar aradım. Altımızda konuşmadan, belkide nefes dahi almadan yerde ki cansız bedene bakıyorduk. Vazgeçtim hepimiz nefes almaya devam ediyorduk. Bu odadaki nefes almayan tek canlı yerde boylu boyunca uzanan adamdı.
Havada yağmurla karışık ölüm kokusu vardı. Soludukça boğulduğum bu koku bana kördüğüm olmuş sorunlarınları çözmeye çalıştıkça her şeyin daha felaket olacağını hatırlatıyordu.
Bacaklarım titredi ve sanki ben ölmüşüm gibi hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti . Sanırım geçen tek şey artık bu olacaktı.
6 Ay Sonra
(Günümüz)
Son dersten sonra hep beraber Kozmik'e gitmek için anlaştığımız için okuldan çıkıp mesafeyi dert etmeden yürümeye başladım.
Her ne kadar kötü bir durumda da olsak, altımızında eski günlerde ki gibi bir arada olması beni içten içe sevindiriyordu.
Sekiz yaşından beri birlikte olduğum o beş insanlar olmamıza rağmen son altı ayda yabancılaşmıştık.
Yanımda duran motorla bakışlarım istemsizce oraya dönünce Atakan olduğunu gördüm.
Engel olmadığım heyecan beni ele geçirirken kaskının camını açıp renkli gözleriyle bana döndü "Selam Esmira."
Her ismimi söylediğinde bu kadar heyecan yapmam normal değildi yada onu gördüğümde ama kaçınılmaz bir durumum olmuştu.
"Merhaba Atakan." diye karşılık verirken kalbim göğüsümü zorluyordu.
"Eve gidiyorsan bırakabilirim ?" diye teklif sunduğunda bir yanım kabul etmek için çırpındı diğer yanım olmaz diye haykırdı.
"Eve gitmiyorum." diyiverdim sonra.
"Her türlü gideceğin yere bırakmaktan mutluluk duyarım. " diyip gülümsedikten sonra elindeki kırmızı kaskı bana uzattı.
Kaska baktıktan hemen sonra bakışlarım Atakana çıktı. "Pe-peki olur."
Yine kekelemiştim. Beni aptal sandığına emindim. Gerçi aptal olduğumu düşünse bana bu teklifi yapmazdı her halde. İki koca yıldan sonra Atakan benim farkıma varmıştı.
Elindeki kaskı alıp kafama takarken sempatik gülümsemesi yüzünden silinmeden bana yardım etmişti.
Ona bakıp bende gülümsedim istemsizce.
"Nereye ?"
"Kozmik'e."
Gülümsemesi silinmeden kaşlarını çattı "Sen oralara gider miydin ?"
"Her zaman değil. Andaç döndüğü için bizimkilerle buluşucaz." diye ufak, ufacık, pembe bir yalan söyledim.
"Hala hepinizin arkadaş olduğunuzu bilmiyordum."
Bende.
Sadece gülümseyerek karşılık verdikten sonra motora binip ellerimi beline doğru sardım. Kalbim ağzımda attıyordu ve tek isteyim bunu fark etmemesiydi.
Rüzgâr ruhumu okşarken, kokusu ciğerlerimi dolduruyordu. İlk defa aldığım bir kokuydu ama değişik bir şekilde hoşuma gitmişti.
Bu noktaya gelebileceğimizi hiç hayal etmemiştim. Çünkü hep imkansızdı benim için Atakan.
Zaman duracaksa şu an dursun isterdim. Bir ömre sığacak kadar güzel dakkikalar geciriyordum.
Ancak her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bununda vardı. Motoru durdurup kaskını çıkartırken bende kollarımı belinden çektim ve ağır bir biçimde motordon indim. O da inip takmama yardım ettiği gibi çıkarmamada yardım ettikten sonra kaskı koyup bana döndü.
"Teşekkür ederim, bıraktığın için. "
Gülümsedi "Her zaman. "
Bende gülümsedikten sonra "Görüşürüz. " diyip arkamı döneceğimde beni sessi durdurmuştu.
"Aslında bir ara görüşelim, gerçek anlamda."
Içimde ki heyecan duygusu büyürken istemsizce "Rendavu gibi mi ?" diye sorunca kendime kızdım.
Beni gerizekalı olarak gördüğüne yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.
Ama umduğumun aksine olumlu bir biçimde kafasıyla onayladı "Evet, rendavu gibi."
"Peki."
"Peki."
Arkamı dönüp içeri girererken heyecanımı içimde yaşamaya çalıştım. Şu an önceliğim şu mesaj olayını çözmek olmalıydı. Ayrıca bizimkiler Atakanı hiç sevmiyordu. Aslında bu beni önemsedikleri için olsada yine de bir şey belli etmemem en doğrusuydu, birde şu an beni önemeyip önemsemediklerini de bilmiyordum.
Müzik sessi kulaklarımın içinden girip beynimde yankılar yaparken yüzümü istemsizce burusturup etrafa bakındım.
Baran, Dicle ve Enes bir masada otururken Şule ve Andaçı görememiştim.
Adımlarım o masaya yönelirken beni gören Baran gülümseyip konuşmasını yarım bırakıp "Hoşgeldin güzelik." dedi ayağa kalkıp bana sarılırken.
Diclede aynı şekilde sarılınca Diclenin yanına oturup "Şule ve Andaç nerde ?" diye sordum.
Enes birasınından bir yudum alıp "Şuleyi bilirsin her yere geç kalır ama Andaç nerde en ufak fikrim yok."
Dicle "Tekrar gitmiş olabilir mi ?" diye sorduğunda ona döndüm.
Sanmam birkaç gün bende kalacağını söyledi. " diye cevapladım. En azından öyle umuyordum
Enes birasını bitirip bir bira daha söylerken bende soda istemiştim o sırada Şulede gelip Enes dışında herkese selam verip Baranın yanına oturmuştum.
Aramızda bozulması zor bir sessizlik olduğunda Şuleye "Sana da mesaj geldi değil mi ?" diye sordum.
Kafasıyla onayladı "Evet, beş numarayım." dediğinde Dicle soru sordu bu sefer "Seni neyle tehdit ediyor ?"
Bir an bakışlarını kaçıracak sandım ama yapmadı ve Diclenin gözlerinin içine bakmaya çalışarak "Aynı...o geceyle tehdit etti." dedi.
Şuleyi çok iyi tanırdım. Hepsiyle arkadaşlığım aynı derce olsada en çok dertlestiğim kişi hep Şule olmuştur ve şuan yalan söylediğine dair kalbına basabilirdim.
Ona baktığımı görünce bakışlarını kaçırdı.
Eneste şüphe ile Şuleye baksada bakışları çok kısa sürdü.
Baran "Sıralamanın bir anlamı olmalı. Çünkü istese aynı anda da mesaj atabilirdi ama bunu yapmadı."
Enes öne yaklaşıp "Bence bizi denedi."
"Nasıl ?" diye sorunca Enes devam etti "Şöyle ki bana attığı mesajda polise hatta size bile söylemememi söylüyordu ve ben kimseye söylemedim. Sonra sana polise söyleme dedi ve sende söylemedin. Ardından Dicle, Baran, Şule ve Andaça mesaj attı. Bu mesajları bir anda atsa kimin polise gittiğini bilemezdi. Bu yüzden belirli zaman aralıklarıyla yaptı. "
Dediği mantıklı gelsede hala eğrelti olan bir şeyler vardı.
"Numaralar ne peki ?"
"Bilmiyorum. " dedikten sonra geriye yaslandı.
"Ne kaçırdım ?" diye yanıma oturan Andaça döndük.
Baran elini uzattı "Hoşgeldin birader." Andaç elini sıktı ve garsonu çağırıp alkolü bir içecek sipariş verdikten sonra Enes Andaçın sorusuna cevap verdi.
"Numaralardan bahsediyorduk."
Andaç kaşını kaldırdı "Ne numarsı?"
"Mesajlarda bize veridiği numaralar." diye açıkladığımda kafasıyla onayladı.
Dicle "Canselinin katilini nasıl bulacağız?" diye sorunca Andaç ona da bakmadan ortaya konuştu.
"Az önce parmak izi ve birkaç dna örneği vermek için karakoldan çağırdılar, adamlar katili bulmaya yaklaşamamış bile. Yani bizim hiç şansımız yok."
"Şöyle yapalım ." dikkkatler Baranın üzerine toplandı "Ona en yakın olan kişilerle konuşalım. Bir yerden başlamamız gerek."
Dicle, Enes, Şule ve bana baktı "Ona kimler yakındı ?"
Şule "Okuldaki tüm erkekler." diye cevapladığında bu şekilde bir ilerleme katetmeyeceğimiz kesindi.
"Dora." dedim, aklıma direkt o gelmişti
"Aynı sınıftasınız ona bir şey çaktırmadan konuşabilir misin ?" diye soran Enese bakıp kafamla onayladım.
Baran içtiği sigarayı külükte söndürüp "Ben de telefonlarınıza da ki kodlarla gelen mesajların kimden geldiğini bulabilirim. " dedikten sonra "Dün kendi telefonumda biraz uğraştım, harika bir kod yüklemiş bu yüzden başarılı olamadım." bu olumsuz cümlesinin ardından "Bu benim güvenlik sistemimin güçlü olmasıyla alakalı ama eminim ki sizin telefonlarınızın birinde mutlaka hata verir."
Anlatacağı en sade dille durumu izha etikten sonra bize bakıp tepkimizi bekledi.
İlk tepki gecikmeden Enesten geldi birasını tek nefeste bitirip cebindeki telefonu masya bıraktı "Bu gece halletmeye çalış. "
Sonunda sessizlik olup Baran ve Enes kendi arasında konuşmaya başlayınca Şule içeceğini bitirip "Ben bu işte yokum." diyiverdi bir anda ve tüm dikkatleri üzerine topladı.
Dicle kaşlarını çattı "Ne demek yokum ?"
"Yokum. Ne ifade ediyorsa, bende o kadar yokum."
Enes, Şuleye döndü "Yoksun öyle mi ? Hepimiz hapse girebiliriz ve sen bencilce davranabiliyorsun ?"
"Bencilik değil !" diye reddetti Şule.
"Ne o halde ? Nankörlük mü ? Hatırlarsan o gece o eve senin için girdik. " aralarındaki gerginlik sürerken Şule göz devirdi.
"Senin fikrdindi ama !" Andaçı gösterdi "Camı kıran ve izinsiz giren de oydu !"
Hepimiz Enes ve Şulenin atışmasını izlerken ikisinin ortasında kalmış Baran ellerini sakin olmaları gerekiyormuş gibi kıprattı "Bakın, o gece hiçbirimizin suçu yoktu. Böyle olacağını bilemezdik. Bu yüzden kavga etmeyi kesin." sonra Şuleye baktı "Biz bu işte istesende istemesende birlikteyiz."
Altı farklı mesaj sessi kulakları doldururken, her birimiz kendi telefonu çıkartıp gelen mesaja baktık. Bir görsel ve altında bir mesaj vardı. Önce görsele bastım.
İkinci kez görmeme rağmen içime korku saçan adam, yüzü bu sefer toprağa karışmış bir biçimde gözlerinde ölü bir ruhla bana bakıyordu.
Yutkunup mesajı açtım.
'Zaman geçiyor iki numara...'