Hayatımızda bazı sayılı günler vardır. Ne kadar süre geçerse geçsin asla geçmeyecek derin duygular bırakır. Zaman geçer ama bıraktığı izler geçmez.
Benim hayatımda buna örnek vereceğim iki gün vardı. Birincisi ailemle Karaderun kasabasına taşınıp aynı yaşta olduğum o beş çocukla yollarımın kesiştiği gün vede yine aynı o beş kişiyle dönülmeyecek bir hata yaptığımız gece. O gece; hayatımı tamamıyla değiştirip üstüne bir de alt üst etmişti. Vicdanımı en yakın arkadaşım gibi kucaklayıp, bedenimin ve zihnimin suçlulukla kaplamasına izin vermiştim.
Bazen kafamda anlam veremediğim altarnetif sonuçlar oluştururdum. Mesela o gece Şule beni ikna edip getiremeseydi o evde o adamı birkaç saniye etkisiz hala gelemeyeceği ve beşinin orda can vereceği gibi. Bu benim içimi bi nebze rahatlatsada, saniyeler sonra bu rahtlama bir son buluyor içim yine ve yeniden suçlulukla doluyordu.
Yağmur damlalarının cama çarpma sessi ve araba sileceğinin çıkardığı gıcırtılı ses dışında arabada hiçbir ses yokken, Andaç sadece yola odaklanmış, Oğuz ise arka koltukta telefonuyla uğraşıyordu.
Kafamı geriye attıp iç çektim "Nereye gittiğimizi artık söyleyecek misiniz ?" şehrin dışına çıkmıştık ve bir saattir arabada yolculuk yapıyorduk.
"Yalısoya gidiyoruz." dedi Andaç yola bakmaya devam ederken.
Kaşlarımı çattım. Yalısoy; Karaderun kasabasından sonra burdaki en büyük ikinci kasabasıydı ve aralarında mesafe olduğunu biliyordum. Asıl soru Coşkunun orda ne işi vardı ?
"Emin misiniz Coşkun orda mı ?" diye sorduğumda Andaç dikiz aynasından ona bakan Oğuza baktı ve topu ona attı.
"Evet, bilgi kaynağım sağlam. " dedi kendinden emin bir biçimde . O an ayrıca ilk defa Oğuzla konuştuğumu fark etmiştim.
Kafamı sallayıp bakışlarımı tekrardan yola çevirdim. Tüm cam yağmur damlalarıyla kaplı olsada ilerideki gecenin karanlığına yansıyan yeşil, mavi ve pembe ışıkları görmüştüm. Sanırım geldiğimiz yer burasıydı.
Andaç "Burası mı ?" diye sorunca, sanki konu hakkında bilgim varmış gibi evet burası diye lafa atlamak istemiştim ama soruyu bana değil Oğuza sormuştu ve cevabı da o vermişti.
"Evet burası."
Andaç arabayı sağ çekip park ettikten sonra ilk o sonra Oğuz seri biçimde arabadan indi. Bende arkalarından inip ıslanmamak için onalar gibi hızlı haraket ettim.
Kapalı kısma girdiğimizde Andaç nemli saçlarına elini daldırıp düzelttikten sonra Oğuz kafasıyla işaret verdi. Ben ne olduğunu anlamasamda Oğuz anlamış olacak ki badigartın kulağına eğilip bir şeyler söyledikten sonra adam geçmemiz için bize geçiş sağladı. Oğuz bir adım önümüzden ilerlerken biz Andaçla aynı hizada arkadan geliyorduk. Biraz eğilip kulağıma doğru eğildi "Ceketinin önünü kapat ve yanımdan ayrılma."
Ceketimin önünü kaptmamı istemesi üzerinde okul forması olduğu için olsa gerekti, hiçbir şey demeden siyah renkteki sweat ceketimin önünü kapattım. Uzun koridorda ilerleyip mekanın tamamen içine girdiğimizde ise yanımdan ayrılma diyişinin asıl sebebini daha iyi kavramıştım. Tam ortada bir geniş sahne vardı ve yüksek tavandan aşağı uzanan direklerde dans eden tamamıyla çıplak üç kadın ve onları arsızca izleyen bir yandanda sahneye para fırlatan tonlarca adam.
Bakışlarım aşağı kaydı direkt ve asla kadınlara bakmadım. Oğuz önümüzde escort olduğu belli olan bir kadınla konuşurken Andaça döndüm "Çoskunun böyle bir yerde ne işi var ?"
Andaç işaret ve orta parmağıyla alt tarafını-erkekliğini- gösterince gözlerimi kaçırmaya çalıştım. Gayet açık bir cevap olmuştu. Hemde fazlasıyla açık bir cevap.
Oğuz escort kadınla birlikte ilerlemeye başlayınca biz yine arkasından ilerledik. Bir masanın önünde durduğumuzda Oğuz ve Andaç bakış açımı kapatırken ne olup bittiğini göremediğim için bir adım öne yaklaştım.
Her iki tarafında da kız olan Coşkun rahat bir biçimde "Oo kimleri görüyorum... Andaç Kılıç !" sonra Oğuz ve bana kısa bir an bakıp hiçbir şey demeden tekrardan Andaça baktı.
"Şu kızları gönder, konuşmamız gerek." dedi düz bir biçimde.
Coşkun önce solundaki kızın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra sağındaki kıza bir şeyler diyip ikisinin de kalkıp gitmesini sağladı.
Andaç oturup, bileğimden tuttup benimde oturmamı sağladıktan sonra Oğuza döndü "Sen biraz takıl, biz seni buluruz."
Oğuzun mesajlardan haberi olduğunu sanmıyordum. Andaç kadar ketum biri her ne kadar yakın olsalarda Oğuz anlatmadığına emindim ama bunca yolu gelmesinin elbet bir sebebi olmalıydı.
Oğuz hiç sorgulamadan Andactı kafasıyla onaylayıp yanımızdan ayrılınca, Coşkun "Bu güzel süprizi neye borçluyuz ?" diye sordu Andaça.
"Uzatmayacağım Canselin hakkında konuşmaya geldim." biraz eğildi "Bildiğin her şeyi anlat. Kim öldürmüş olabilir, o gece partide onu kimlerle gördün, ilişkiniz ne durumdaydı ?.."
Coşkun masadaki viskisini eline aldı "Canselin..." içli bir şekilde güldü "Onunla bir ilişkimiz vardı ama ciddi bir şey değildi." dedi sadece ve içkisinden bir yudum aldı. "Güzel günlerdi."
"Başka ?" dedi Andaç beni bile ürküten sert bir tavırla.
"Başka..." içkisini masaya geri koydu "O gün partide çok durmadım yani bir bilgim yok ama bildiğim bir şey varsa o kaltağı öldürmek isteyecek çok kişi vardı."
"Hayır yoktu." diye birden itiraz edince bakışlarını bana çevirdi. Canselini tanımasamda herkes tarafından sevilen bir kız olduğunu biliyordum, okuldaki öğrencileri geç öğretmenlerin bile favori öğrencisiydi. Hem de akademik bşarısından ötürü değil sempatisinden dolayıydı.
"Onu tanıyor muydun ?" diye sordu beni incelerken.
"Aynı sınıftaydık. "
Alayla "Çok sevimliydi değil mi ?" göz devirdi "Ama sevmediği biri olduğunda o sevimli halinden eser kalmaz insanlara terör estirirdi."
Andaç "Sana ne yaptı ?" diye sorunca ona döndü bu sefer.
"Hatırlamıyor musun gerçekten ?" içkisinden bir yudum daha aldı "Tüm okuldaki kızlara AIDS olduğumu duyurmuştu." bakışları bana döndü "Ki kesinlikle öyle bir şey yok, ben her zaman işimi sağlama alırım." dedi belirterek.
Andaç boğazını temizledi ve tekrar aynı soruyu sordu "Peki onu kim öldürmüş olabilir ?"
Geriye yaslandı "Dediğim gibi onu sevmeyen çok kişi vardı. Eğer katili arıyorsanız en az şüpheli olanlardan başlayın."
"Mesela ?"
"Size daha ayık kafayla bir liste çıkartabilirim. Eleye eleye gidersiniz."
"Şimdi yap." dedi Andaç itiraz istemeyen bir biçimde.
Coşkun belli etmemeye çalışsada Andaça olan korkusundan olsa gerek hemen kabul edip garsondan kağıt kalem istedi. Kısa bir süre sonra getirince Coşkun kalemi eline almaya çalıştı ama tutamayacak kadar sarhoş olduğu için Andaç kağıdı ve kalemi bana uzattı.
"Sen sadece söyle."
"Tamam." dedi ve işaret parmağıyla kafasına vurup isimleri tek tek saymaya başladı "Özge, Ayça, Yavuz..." diye ondan fazla isim saydığında bununla bir yere asla varamayacağımızı anladım "...ve son olarak Andaç. "
Andaç kaşlarını şaşkınlıkla çattı "Ben mi ?"
"Evet sen."
"Bunu neye dayanarak söylüyorsun ?"
"Sizi gördüm Andaç, onunla yattığını biliyorum."
Bakışlarım direkt Andaça döndü. Bundan hiç bahsetmemişti. Tamam genelde yattığı kızlardan bahsetmezdi ama sonuç olarak Canselin farklı bir durumdu.
"Ne var bunda, bir kereye mahsusstu."
Coşkun sarhoş gözlerini kıstı "Yinede şüpheli listesindesin." sonra ayağa kalktı "Şimdi izninizle işiyeceğim." diyip yalpalıyarak yanımızdan ayrılınca Andaça döndüm.
"Bundan hiç bahsetmemiştin !"
"Her yattığım kızdan bahsedemem." dedi cebinden sigara çıkartırken.
"Ölen bir kızla yaptığından bize bahsetmeliydin ama." dedim kızarak.
Nefesini dışarı verdi "Bak fıstık, Coşkun hatırlatana kadar onunla yattığımı bile hatırlamıyordum. Bu yüzden söylememem gayet normal."
Gözlerimi ela gözlerinden çektim "Bana yalan söyleme Andaç. "
"Gerçek bu bebeğim. İnamak veya inanmamak sana kalmış. "
Şüphelerim olsada bu Andaçtı sonuçta. Onun cinayeti işlemiş olma olasılığı bile yoktu. Taman kabul gözlerimin önünde birini bıçaklamıştı ama o zaman bizi korumak içindi. Canselini öldürmek için sebebi bile olamazdı.
"Dediğin gibi olsun." dedikten sonra "Farkında mısın Coşkun neden ona bu soruları sorduğunuzu sormadı."
"Sarhoşta ondan."
"Sarhoş bir insana göre fazla şey hatırladı." dedikten sonra "Gidelim mi artık ?" diye sordum.
Sigarasını söndürüp ayağa kalktığında bende az önce şüphelileri yazdığım kağıdı alıp ayaklandım. İkimizde ilerlerken Oğuza bakınmıştı ama göremeyince telefonunu çıkartıp yüksek sessli müzik olmasına rağmen konuşup onu dışarı çağırmıştı. Mekandan dışarı çıktığımız anda beynim özgürlüğe kavuşmuş gibi olmuştu.
Esnedim. Yorucu bir gün olmuştu ve daha fazla bir şey yaşamadan sadece eve gitmek istiyordum.
Yağmur dinmiş olduğu için mekanın olduğu binadan tamamen uzaklaşıp arabaya binmeden yanında durduk ve ikimizde yaslandık. Soğuk hava usul usul yüzüme çarparken uykum tüm bedenimi ele geçirmişti. O an sulanan gözlerimle Oğuzun mekandan çıktığını görmüştüm ve arkasından yüksek sessli bir patlama duyuldu. Üçümüzde refleks olarak eğilirken, alev alan mekana baktım.
Birkaç kişi çığlık atarak dışarı çıkarken içerde kalan tonlarca insanı düşündüm.
Ölüm vardı...
Şu an bu soğuk mekanda bir yangın vardı...
Bedenleri yakıp kül eden, bütün yaşayan yada yaşadığını sanan canlıları öldüren yangın her yeri yakıp kül ederken sadece seyrediyordum.
Bir adım öne ilerlediğimde Andaçın kolu belime dolandı ve beni geriye doğru çekti. "Bir şey yapalım." dedim yanan mekana bakarken.
Hiçbir tepki vermemesi sinirime giderken o anda ikimizinde telefonuna mesaj sessi geldi ona baktım ama o sadece telefon ekranına bakıyordu. Bende kendi telefonumu çıkartıp mesaja baktım 'Süprizimi beğendiniz mi iki ve altı numara ? Size özeldi...'
Bu mesaja hiç bir anlam verememiştim. Çünkü bizden Canselinin katilini bulmamızı isterken şüphelilerden biri içerdeyken mekanı ateşe vermişti.
"Bize mesajları atan kişi burda !"
Andaç beni duysada cevap vermedi Oğuza doğru ilerledi.
"Andaç!"
Bana doğru dönmüştü "Ne var ?"
Ona doğru yaklaşıp Oğuzun duyamayacağı bir şekilde "Bize mesajları atan kişi burda." dedim yeniden
"Farkındayım ama ne yapmamı bekliyorsun ?"
"Coşkun olabilir veya belki okuldan baska biri de burdadır. Güvenlik kameraları.."
Andaç beni sert bir sekilde tuttup yanmaya devam eden binayı gösterdi "Sence burda güvenlik kamerası kalmış mıdır ?"
Bakışlarımı ordan çekip Andaca döndürdüm yeniden ve hiçbir şey demeden arabaya bindim.
--
Elimde tuttuğum kalemi iki defa çevirdim ve sanki uzun süredir almamış gibi derin bir nefes aldım.
Dün gece ki yaşananlarla birlikte hayatıma yeniden suçluluk duygusu yüklenmişti. Bizim suçumuz olduğunu söyleyen taraf vicdanımı yiyip bitiriyordu.
Bu hisse artık dayanamıyordum.
Artık kimse ölsün istemiyordum. Dün geceden sonra sabah internetten kimliği tesbit edilen kişilerin kimler olduğuna bakmıştım. Ünlü iş adamları, onların yanındaki korumalar, gençler, orda çalışanlar ve niceleri. Elliye yakın kişi vardı vede yüzleri tamamen yandığı için tanılmayacak hale gelen bir elli kişi daha. Bildiklerimizden biri de Coşkundu.
Son altı aylık süre içersinde okuldan iki kişi ölmüştü.
Kalemi bırakıp ellerimle kafamı tuttum.
Ortada Canselinin katili vardı...
Bize mesajlar atan biri vardı ki dün gece o da katil olmuştu, belkide ilk defa değildi...
Ve her ne kadar haklı sebeplerimiz olduğunu söyleyen bir tarafım olsada bizim öldürdüğümüz, bize mesajlar atan kişinin elinde olan ölü bir adam...
Düşüncelerimi toparlamaya çalışırken on iki tane isim olan listeye baktım. Coşkun öldüğü için ve Andaçın yapmış olma olasılığı olmadığı için üzerlerini karalamıştım. Ama geriye kalan on kişi adeta gülümseyerek bana bakıyordu.
En başta olan Özgeyle konuşmaya başlayacaktım. Bir yerden başlamamız lazımdı. Ama kendisi bu dönem bu okulda okumadığı için Yankıdan yardım almam lazımdı.
Oturduğum yerden kalkıp liseteyi cebime sıkıştırarak boş sınıftan çıktım. Birkaç istisna dışında tüm okul seminerde olduğu için sınıflar ve koridorlar bomboştu. Yankının da gitmediğini düşünüyordum çünkü seminerle pek işi olacak bir tip değildi.
Onun sınıfının önüne geldiğimde içerde Yankıyı görmek yerine Şule ve sevgilisinin hararetli bir biçimde kavga ettiğini gördüm. Şule ilişkisini dışarı hep mutlu yansıtsada şu gördüğüm tablo bunun aksini fazlasıyla reddediyordu. Şule'nin son dönemlerde hepimiz kadar mutsuz olduğunu ancak en iyi şekilde hayatına devam edeninde o olduğunun farkındaydım.
Hiçbir şey görmemiş gibi yapıp sınıftan uzaklaştım ve adımlarımı kızlar tuvaletine çevirdim. Şanslıydım ki daha çok aramama gerek kalmadan onu bulmuştum.
Parlatıcısının kapağını kapatırken "Selam Yankı." dememle bana döndü.
İri mavi gözlerini kısıp haffif bir biçimde gülümsemeye çalışarak "Esmira ?" diyerek adımdan emin olmaya çalıştı.
"Evet." dedim ve bir adım daha ona yaklaştım "Seninle konuşabilir miyiz biraz ?"
Kafasını olumlu bir biçimde sallayıp sadece kalçalarını kapatan eteğiyle lavaboya yaslandı.
"Özge hakkında, onunla görüşüyor musun ? Yani kuzensiniz tabii ki görüşüyorsunuzdur ama..."
Beni durdurdu "Tamam demek istediğini anladım. Onunla görüşüyorum, sanırım bilmiyorsun ama biz zaten aynı evde yaşıyoruz. " diye açıklayarak durumu kolaylaştırdı.
"Onunla konuşma şansım var mı ?"
Kaşlarını havaya kaldırıp indirdi "Eniştem, yani babası onu sıkı denetim halinde tutuyor, " dedikten sonra "Onunla ne konuşacaktın ki ?" diye sordu.
Söylemekle söylememek arasında gidip gelirken "Çok önemli değil. " diye bir bahane uydurup "Yine de teşekkür ederim." diyip nazikçe gülümsedikten sonra lavavodan çıktım.
Böyle giderse katili bulamadan hapsi boylayacaktık.
Telefonumu çıkartıp Andaça mesaj attıktan sonra sınıfa geri dönmek için merdivenlere yönelttiğim sırada Baran ile karşılaştık.
Beni tuttup kenara çekti ve sadece benim duyabileceğim bir ses ile "Dün geceyi duydum, iyi misin ?" diye sordu.
"Daha iyi olduğum çok zaman olmuştu elbette."
"Esmira bak, Şule ve Dicle olaylardan uzak kalmayı seçti istersen sende..."
"Bu işi erkekler halleder öyle mi ?"
"Feministliğin sırası değil senin için endişeleniyorum."
"Baran teşekkür ederim ama gerek yok. Endişen için ise bir şey yapmak istiyorsan lütfen şu kod şeysini daha hızlı yapmaya çalış."
---
Kan.
Ceset.
Bulanık suratlar.
Ölüm.
Fare deliği gibi sıkıştığım bu odada görebildiklerim sadece bunlardan ibaretti. Bir de kilometrelerce uzaktan gelen ama net duyabildiğim tiz kadın sessi. "Sen yaptın. "
Bu sessi tanıyordum. Beni bu ses büyütmüş, büyüdüğüme emin olunca bırakıp gitmişti.
"Anne ?" ağzım kıpırdamıyordu ama sessim çıkmıştı.
"Sen yaptın. " diye tekrarladı, beni suçlamaya devam ederek.
Etrafım da dönüp onu görmeye çalıştım "Ben ne yaptım ?"
"Sen yaptın." dediği tek şey bu olmasına rağmen içime bıraktığı acı iki kelimeden daha fazlaydı.
İçten içe benim suçum olduğunu biliyordum ama kabullenme aşamasına geçmek istemiyordum.
"Özür dilerim." dedim boğuk bir sesle ve sonra hıçkırdım. "Özür dilerim !"
"Esmira !" sert bir biçimde sarsıldığımda gözlerim açıldı.
Karanlığın iz sürdüğü odada net görebildiğim ela gözlere baktım. Gözlerinde hiç bir duygu kırıntısı taşımıyordu ama o gözlerin derinliklerinde bir şeyler barınıyordu.
"Kabus gördüm. " dedim açıklama gereksimi duyarak ve nefes nefese yatakta doğrulurken Andaç, hep yanıma koyduğum su şişesini bana uzattı .
"O kadarını anladım, ne gördün ?"
Suyumdan uzun bir yudum alıp kapağını kapattıktan sonra kafamı geriye yatırdım "Benim peşimi asla bırakmıyor."
Kaşlarını çattı "Ne peşini bırakmıyor ?"
Gözlerimi kapattım ve terden dolayı anlıma yapmış saçlarımı geriye doğru attım "Suçluluk. " tekrardan bir soluk aldım burnumdan ciğerlerime doğru "Suçluluk benim peşimi asla bırakmıyor."
Duymayı beklemediği gerçeklerden olsa gerek sadece sessiz kalıp beni dinledi.
"Gözlerimi kapatamıyorum, kapandığı an o adam gözümün önüne geliyor. Altı aydır uyuduğum hiçbir uykudan zevk almadım, sürekli kabuslar görüyorum. Soluk soluğa uyanıyorum. Her şey o kadar anlamsız-" aniden hıçkırdığım için ellerini omuzuma koyup kendine çekti.
"Şşh.." dedi güçlü kollarını bana sararken "Tamam."
Kafam göğüsündeyken birkaç saniye rahatladığımı belkide yalnız olmadığımı düşündüm. Ama dediğim gibi bu birkaç saniye kadar kısa sürdü.
"Ailemi özlüyorum. " küçük bir çocuk gibi çıkan sessimin çaresizliği onu da etkilemiş olacak ki sırtımda ki elini sıktığını hissetim. Onunda ailesi yok sayılırdı. Annesi ölmüş babası ise günlerdir burda olmasına rağmen onu hiç arayıp sormamıştı. Buraya gelene kadar babası ile bu kadar kopuk bir iletişimi olduğunu hiç fark etmemkştim. Farklı yönlere bakan aynı acılarımız vardı.
Dakkiklar geçti. Zaman kavramını unutana kadar aynı pozisyonda durduk. Uykulu halim geçip, rüyamın etkisi azalnınca "Saat kaç ?" diye sordum.
Biraz geri çekilip eşofmanının cebindeki telefonunu çıkartıp baktı "8.54" cebine geri kokayarken "Birazdan Baran gelecek, mesaj kodlarına mı ne bakacakmış. "
Kafamla onaylayıp yataktan birlikte kalktıktan sonra o aşağa ben lavaboya ilerledim. Yüzümü yıkadıktan sonra saçımda ki tel tokayı çıkardım. Yine çok sayıda saç telerim saçımı terk etmişti. Kullandığım ilaçlar buna neden oluyordu ve son dönemde saçlarımla küs değil adetta kavgalıydık.
Saçlarıma önceki halinden daha düzgün bir şekil verip bende aşağı indim. Andaç koltuğa yayılmış bir biçimde sigarasını içerken yanına oturup kolukta bağdaş kurdum "Bugün cumartesi mi ?"
Kafasıyla onayladı.
"Pazartesi eve temizliğe biri gelecek, kovmak gibi olmasın ama sabah erken çıkar mısın ? Aileme ispiyonlamasını istemem."
Yeniden kafasıyla onayladı.
"Baran ne zaman gelecek ?"
"Dokuz gibi demişti." dedikten sonra sigarasını söndürüp bana döndü "Hiç bu yaşananları bizden birinin yaptığını düşündün mü ?" diye sordu, tahminimce mesajları kastederek.
O an kalakaldım. Bunu gerçekten hiç düşünmemiştim. Belki asla yapmayacaklarından, belki duyduğum sonsuz güvenden, belkide kimseyi suçlamak istemeyecek kadar saf olduğumdan.
"Bunu neden biri yapsın ki ? Bu kendini de riske atmak."
"O gece sadece biz vardık. Yada birimiz, başka birine söylemişte olabilir." dedikten sonra "Sen birine söyledin mi ?" diye sordu.
Kaşlarımı sertçe çattım "Beni mi suçluyorsun ?"
"Hayır sadece soruyorum, belkide bilmeden birine söylemişsindir. Hem en az şüpheleneceğim kişi sensin, emin ol."
Kaşlarım gevşerken "Söylemedim." dedim sadece . "Sen kimden şüpheleniyorsun ?"
"Kimseyi suçlamak istemiyorum ama Şulenin ağzı gevşek gibime geliyor. Yanlışlıkla birine söylemiş olabilir."
evet Şule istemeden çok pot kıran bir insandı ama bunu söylemesi aptalık ötesi olurdu. "Ayrıca o gün Kozmikte mesaj olayı hakkında yalan söylüyor gibime geldi."
Bana da öyle gelmişti ama bu ihtimali hiç düşünmemiştim "Onunla konuşalım mı dersin ?"
"En kısa zamanda." diyerek onayladı.
Şule şüpheli değildi belki ama çevresindekiler şüpheli olmaya fazlasıyla adaydı. Çoğu arkadaşı Canselinin de eskiden arkadaşıydı. Buda katili aramak istemeleri için fazlasıyla geçerli bir sebepti.
Kapının çalmasıyla ayağa kalkıp kapıya baktım. Beklediğimiz gibi gelen Barandı "Günaydın tatlı kuş." elindeki poşeti bana uzattı "Bu sana."
Elime alıp ne olduğunu görünce kocaman sırıttım, o an karnımın da zil çaldığını fark etmiştim "Yaşam destek ünitemsin resmen Baran."
O da gülümsedi "O zaman git çay koy." ayakkabılarını çıkartırken "Suratsız nerde ?"
Kıkırdadım "İçerde. " ben mutfağa ilerleyip kettle'a su koyarken Baranın gettirdiği poğaça ve simitleri kesip geniş bir tabağa koydum. Üç tane tabak ve çatal aldıktan sonra elimdekilerle birlikte salona geri döndüm.
Ben elimdekileri sehpaya koyarken Baran diz üstü bilgisayarını açıyor, Andaçta onu izliyordu.
"Enes ve Dicleninkinden bir şey çıkmadı." resmen odaklanmış bir biçimdeydi "Esmira telefonunu versene."
Saniyesinde telefonumu ona uzattım. Telefonumu bilgisayarına bağlarken bende yanına oturdum. Siyah ekrandan hızlı ilerleyen yeşil renkteki yazıları ben anlamasamda Baran gayet iyi anlıyor hem okuyup hemde kendi bir şeyler yazıyordu aniden ekranda kocaman kırmızı bir yazı belirince Baran kafasını oflayarak geriye yatırdı. "Olumsuz."
"Yani ?"
"Yanisi..." bilgisayarını kenara bıraktı "Andaç ve Şuleninkide hata vermezse , herifi bulamayacağız. "
Andaç "Herif mi ?" diye sorunca şüpheyle kısa bir an birbirimize bakmıştık.
Omuz silkti "Ne biliyim bu kadar şeyi yapabilecek biri bana kızmış gibi gelmiyor. "
"Feminst damarıma bastın." diye homurdandım simitten bir ısırık alırken.
"Kusura bakma ama gerçek bu."
Göz devirirken, Andaç "Bana şüpheli kağıdını versene ?" diyince telefon kılıfımın arkasına koyduğum katlanmış kağıdı Andaça uzattım.
Masadaki kalemi alıp birkaç isim karalayınca "Ne yapıyorsun sen ?" diye sordum.
"Enes, Yağmur ve Sibelle konuşmuş onlardan da bir şey çıkmamış. Ama onlara göre baş şüpheli Özge. "
Baran "Bende Onurla konuştum ve bilin ne öğrendim ?" diye sordunca
ikimizde Barana döndük "O da Özgeden şüpheleniyor ayrıca Canselinle bağlantısı var mı bilmesede Hasan Zambak'la aileleri yakınmış ve çocukluğundan beri aşırı şiddet içeren filmler izlediği için psikiyatrise gidiyormuş."
"Çok güzel yeni bir şüpheli eklendi." Andaça baktım "Kaç kişi kaldı ?"
Listeye göz gezdirdi "Özge, Yavuz, Lale, Ekin ve yeni şüpheli Hasan."
Hasanı çok iyi tanımasamda benim gibi kendi halinde sessiz bir tip olduğunu biliyordum. "Hasanla ben konuşurum. " dediğimde ikiside aynı anda "Olmaz." diyerek karşı çıktı.
"Neden ?"
Baran "Az önce dediğimi duymadın her halde çocuk şiddet eğlimliymiş." dedi sert bir biçimde.
"Birlikte konuşuruz. " dedi Andaç ve hemen sonra "Acilen Özgeyle de konuşmamız lazım. " dediğinde ikimizde Baran döndük.
Ağzı doluyken kafasını iki yana salladı "Ona giden tüm yollar Yankından geçiyorken beni es geçin ."
"Kız evden çıkamıyor, bizim ona gitmemiz lazım ." dedim Barana imayla bakarak. Şüphesiz ki o eve en rahat girebilecek kişi Barandı.
Ağzındaki lokmayı yutup nefes aldı "Peki, tamam. Yankıyı arayacağım." dedikten sonra "Ama hep birlikte gidicez."
Ben kafamla onaylarken Andaç "Bana uyar." dedi.
Baran cebinden telefonunu çıkartıp Yankının numarasını tuşladıktan sonra hoparlöre aldı.
"Alo ?" diye uykulu bir ses gelince Baranın oturuşu dikleşti.
"Günaydın güzellik. "
"Ne vardı Baran ?" diye sordu mesafesini koruyarak.
"Öyle bir hal hatır sorayım dedim." dedi rahat bir biçimde.
İnanmayarak "Öylesine yani ?" dedi uykulu sessi uzaklaşırken ve cevabı beklemden "Dökül bakalım Baran Koç." dedi ve hemen ardından "Eğer önemsiz bir şey için sabah uykumdan uyanırıldıysam kaos çıkartırım. " diyede ekledi, Baran bu söylediğine gülümser gibi olmuştu ve bu gözümden kaçmamıştı.
"Seni bugün görebilir miyim ?" diyerek direkt konuya girdi.
"Sebep ?" derken telefonun diğer ucunda bir şeyin kırıldığını duymuştum. Mesafeli davranmaya çalışsada hala bir şeyler hissettiği aşikardı. Zaten yıllarca sevdiği birini kısa bir sürede unutmasını kimse ondan bekleyemezdi.
Baran boğazını temizleyip Andaç ve bana baktıktan sonra kısık sesle "Özlemiş olamaz mıyım ?" diye sordu .
Yankı "Sanmam." diye mırıldandıktan sonra "Tamam belki sana bir ara uğrarım. "
Baran aniden "Olmaz !" diyince Yankı ters bir biçimde "Neden ?" diye sordu.
Çünkü Yankıcım, sizin eve girmemiz gerekiyor.
"Şeyden...ailem bugün evde olacak, ben size gelsem ?" diye sordu umutla.
Telefonun diğer ucundan "Tamam." sessi gelince Baran yumruğunu zaferle havaya kaldırdı "Öğleden sonra gelebilirsin eniştem ve teyzem evde olmayacak. Ama Özge evde, onu gönderebilir miyim bilmiyorum."
"Sorun değil, Özge kalabilir."
"Tamam sana mesaj atarım. "
"Tamam güzellik." diyip telefonu kapattı. "Bu iş böyle hallolur." diyip geriye yaslandı ve yaslanmadan hemen önce Andaçın sigarsından bir dal alıp yakmıştı.
"İyi o halde, sen eve gireceksin ama biz, planın vardır umarım ? Eminim bu kız bizi görünce hayalleri suya düştüğü için kapıyı suratımıza kapatacaktır."
Baran dumanı dışarı üfleyip biraz eğildi "Şöyle yapıcaz, ben giricem ve kapıyı biraz açık bırakıcam. O sırada Yankıyı oyalarken siz ikiniz kapıdan içeri girip Özgeyle konuşacaksınız."
Fena fikir olmadığı için ikimizde kafamızla onayladık. Aksi bir sorun çıkmazsa bu iş tamamdı.
--
"Burdan sol." dedi Baran bir eliylede sol tarafı işaret ederek.
Ama Andaç onu önemsemeden düz ilerleyip "O tarfta trafik kilit mankafa." diye homurdandı. "Ayrıca acelimiz yok, en azından Esmira ve benim. Seni bilemem tabii sonuçta birazdan kızı becericeğini düşünürsek..." dediğinde kıkırdadım.
Baran göz devirdi "Onunla yatmayacağım. Siz işinizi hızlı halledeceksiniz ve hemen ordan siktir olup gidicez."
"Umarım dediğin gibi olur, birde senin boşalmanı bekleyemeyiz."
Baran öne yaklaştı "Bir kere geç boşlama sıkıntım yok, o Enesin sorunu."
Alt dudağımı dişleyip "Şu muhabbetleri ben yokken yapsanız nasıl olur ?" diye sordum huysuz bir biçimde.
İkiside sustuğunda Barana gelen mesaj sessiyle kendini geriye attıp mesaja baktı ve bakar bakmaz gülümsedi "Tamam vazgeçtim onunla sevişicem." diyip yüz seksen derece dönüş yaptı.
Andaç dikiz aynasından ona bakarken bende ona dönüp 'ciddi misin' dermiş gibi baktık.
"Seksi iç çamaşırılarını giymiş. " diyip telefonu bize çevirdiğinde görmemek için hemen önüme döndüm.
"İğrençsiniz." diye tısladım tiksinerek. Normalde kendim bu konulardan uzak yaşasamda, başkasına bir şey demezdim ama şu an gerçekten tiksinmiştim.
Andaç "Bu kadar yargılama. " dedi içimi okumuş gibi.
"Yargılamıyorum..." diye mırıldandım.
Baranda Andaça hak vererek "Yargılıyorsun tatlı kuş, bence senin acilen sevgili yapman lazım. " o an aklıma Atakanla çıkacağım rendavu gelmişti. O günden sonra hiç konuşmuş olmasakta er yada geç çıkarız diye umuyordum. "Tabi umarım hala Atakandan hoşlanmıyorsundur." diye eklendiğinde, anlık frenle ehliyet kemeri olmasına rağmen öne doğru hızla gidip gelmiştim .
Andaç bana baktı "Kimden ?" diye sordu ilk defa duymuş gibi.
"Atakan." dedim "Zaten biliyordun niye şaşırdın?"
Önüne döndü "Hala olduğunu bilmiyordum. " dedi ve hemen sonra "Geldik." diyip Barana döndü.
"Tamam ben şimdi giriyorum. Sizde beş dakkika sonra gelin."
"Beş dakkika yeter mi ?" diye sordu Andaç.
Baran kapısını açarken güldü "Fazla bile." arabadan inip eve doğru ilerlerken bizde onu izliyorduk. Kapıyı çalıp birkaç saniye bekledikten sonra kapı açılmıştı. Yankıyı göremesemde Baran gülümseyip içeri girmişti.
Birlikte büyüdüğüm bir çocuğu böyle görmek can sıkıcı olmaktan daha fazlaydı. Niye hep o kadar masum kalmamıştık ki ?
"Bizde yavaştan gidelim. "
Kafamla onaylayıp arabadan indikten sonra eve doğru ilerledik. Baran dediği gibi kapıyı açık bırakmıştı. Andaç önden ben arkadan ilerliyordum ve aralık olan kapıyı açıp içeri girdi. Temkinli adımlarlarla ilerlerken uzun koridordan ilerleyip salonun girişine geldiğimizde Baran ve Yankıyı gördüm. Yankının arkası bize dönüktü elleri ise Baranın turuncu saçlarını okşarken öpüşüyorlardı. Baran kapalı gözlerini aralayıp Yankının belindeki ellerinden bir tanesini kaldırıp merdivenleri gösterdiğinde bir an Yankı buraya dönecek gibi olduğu için onu döndürüp üzerine çıktı ve bakış açısını kendiyle kapattı.
Bu görüntüyü şaşkınlıkla izlerken Andaç bileğimi kavrayıp ağzını "Yürü." diyerek oynattı ve sürükleyerek beni yukarı çıkardı. Merdivenlerden çıktığımızda bana döndü "Niye iki saattir aç köpek gibi izliyorsun ?" diye sordu fısıltılı bir biçimde.
Omuzuna vurdum ve "Ne diyorsun sen be ?" diyip yüzümü buruşturdum.
"Canın istiyorsa aynı evde kalıyoruz biliyorsun." muzip sessiyle gözlerim kısıldı.
"Bence senin canın dayak istiyor Andaç. " dedim onun aksine ciddi bir tonla.
"Neyse." diyip konuyu dağıttı ve etrafa bakındı. Tüm odaların kapıları kapalıydı ancak koridorun sonundaki kapıdaki kocman Ö harfi ben burdayım diye bağırıyordu.
İkimizde hızla o yöne ilerleyip kapıyı dahi çalmadan içeri daldık. O an bir kızın odasına böyle girdiğimiz için kendimi suçlu hissetmiştim. Sonuçta çıplak dahi olabilirdi. Ama öyle değildi masasında oturmuş ders çalışırken saçı başı dağılmış bir biçimdeydi.
Bizi görünce ayağa korkuyla kalktı "Andaç ?" sonra bana baktı ama ismimi hatırlayamamış olacak ki sadece baktı. "Sizin ikinizin burda ne işi var ?"
Andaç kapıyı kapattıp üzerine birde kilit attı "Konuşmamız lazım. " dedi sorusunu es geçerek.
"Olmaz çıkın burdan." bakışlarını kaçırmıştı ve ürkek bir hali vardı.
Andaç ona yaklaştı "Neyden korkuyorsun Özge ?" diye sordu pürüssüz bir sessle.
"Hi-hiçbir ş-şe-şeyden." dedi titrek bir sessle. Korkuyordu. Bu her halinden belliydi.
Kaçmaya çalıştığında Andaç kolunu kavrayıp onu yatağına doğru attı "Konuş !"
"Ben bir şey yapmadım." dedi gözleri dolarken.
"Bunu ancak bir boklar karıştırmış kişiler söyler. " sanırım Andaç şu an kötü polisi oynuyordu.
Andaçın aksine ben "Tamam sakin ol, sadece konuşucaz." diyip Andaçı biraz uzaklaştırdım ve bu sefer ben önüne geçtim. Sanırım bende iyi polistim.
Özge bana baktı "Canselin hakkında mı ?" diye sordu tahmin etmiş gibi.
"Evet." dedim ve kollarımı göğüsümün altında birleştirip konuşmasını bekledim.
"Biz..." dedi ve göz yaşlarını silip kendini toparladı "Çok yakın arkadaştık. On birin başında ben ona ihanet ettim..."
"Ne yaptın ?" diye soran Andaçı elimle susmasını söyledim. Kız yeterince korkuyordu birde Andaç üzerine giderse anlatamazdı.
"...Coşkunla biz birlikte olduk. Bize çok kızdı herkese onun AIDS olduğunu söylerken bende de mantar olduğunu ve tam bir kaltak olduğumu söyledi...ona karşı gelemezdim çünkü beni ezip geçerdi. Ben çok içlendim, kin tuttum..."
Andaç bilmiş bir şekilde "Ve onu öldürdün." dediğinde kafasını olumsuz biçimde salladı.
"Hayır onu ben öldürmedim, yaşayan hiçbir canlıya zarar vermem, ben vejetaryan biriyim hayvalara bile zarar gelmemesi için protestolara katılırken bir insana asla bunu yapamam."
"O zaman niye amına koyduğumun okulunda herkes senin yaptığını düşünüyor ?" Andaçın sinirleri git gide geriliyordu.
Kafasını eğdi "Çünkü o gece çok içtim, baya sarhoştum ve dediğim gibi çok içlenmistim, onunla kavga ettik saç başa ve anlık sinirle onu öldüreceğimi söyledim...ama size yemin ederim onu ben öldürmedim. " ağlamaya başlayınca ayağa kalkıp Andaça baktım.
"O öldürmediyese kim öldürdü?" diye fısıldadım.
Andaç etrafında dönüp "Bilmiyorum." dedi ve sandalyeyi tekmeleyip "Sikiyim böyle işi, bilmiyorum." diye bağırdı.