VII~Kriz

3539 Kelimeler
Belirsizlik Dostoyevski'nin de dediği gibi; en kötü ihtimallerden daha acıydı. Belirsizlik bir çukurdu ve biz o çukurun içinde hiçbir anlamı olmadan yuvarlanıyorduk. Ayağa kalktığımız anda ise koca bir taş önümüzü kesip bizi yere acımasızca tekrardan itiyordu. O da yetmezmiş gibi yavaş yavaş çukurun içine yağmur damlaları damlamaya başlamıştı ve böyle giderse altımız aynı anda boğulucaktık. Bir sonuca ulaştık derken yine aynı yere geri dönüyorduk. Emeklemekten daha yavaş haraket ettiğimiz için zaman bize son dönemde sadece orta parmak çekiyordu. Başımızda dönüp duran Andaçı Baranın sessi durdurdu "Biraz sakin olmaya ne dersin ?" "Siz biraz daha ciddiye almaya başlasanız ?!" dedi, sert bir biçimde ikimize de eşit miktarda bakarak. "Biz zaten işin ciddiyetindeyiz, sadece şöyle davranarak bizi de geriyorsun." diyip göz ucuyla rahat oturan Barana baktım "En azından beni." Andaç ve ben Özgelerin evinden çıktıktan sonra Baranı yarım saat kadar beklemiştik. Büyük ihtimalle işini halledip çıkmıştı. Andaç karşı koltuğa oturup bir sigara yakıp sakinleşmeye çalışırken Baran tekli koltuğa bıraktığı bilgisayarını alıp "Senin telefonuna bakmadık." diyip Andaçtan telefonunu istedi. Andaç telefonu Barana uzattığında, sabah benim telefonuma yaptığının aynısını yaptı. Yine siyah ekran belirirken bu sefer yeşil değilde yazılar kırmızıydı Baran ne olduğunu çözmeye çalışıyormuş gibi kaşlarını çattı, bir terslik olduğu kesindi. Aniden bilgisayar ekranı kapanınca geri açmaya çalıştı ama açılmamıştı. "Noldu ?" diye sordum konuya fazlasıyla uzak olduğum için. Soruyu ben sormuş olmama rağmen ters bir biçimde Andaça baktı "Telefonunda güvenlik duvarı olduğunu neden söylemedin ?" Yüzünü anlamamış gibi bir hal alınca "Çünkü bilmiyordum." dedi, Baranı saran siniri yok sayarak. "Bu kod, kimsesinin telefonuna durduk yere yerleşmez. İllaki biri yüklemiş olmalı." "Ne biliyim amına koyıyım ben, anlamam öyle işlerden." dedi sigarasını söndürürken. "Bak." dedi Baran öne eğilirken "Bilgisayarımı çöktürecek bir güvenlik duvarın varmış, bilmemeni anlarım ama bu nasıl oldu ?" "Bilmiyorum dedim ya yarram, uzatma." Andaç ayağa kalkınca "Nereye ?" diye sordum. "Duşa giricem, eşlik etmek istersen banyonun yerini biliyorsun." dedi ve merdivenlere yöneldi. O kızarmış olsamda bunu belli etmemeye çalışarak Barana döndüm "Şimdi ne olacak ?" Bilgisayarını çantaya geri koydu "Eve gidip halletmeye çalışırım. Olmazsa yeni bilgisayar için babamın götünü yallarım." dediğine kıkırdayarak gülerken bende ayağa kalkınca beni durdurdu "Hiç zahmet etme, kapının yönünü biliyorum ." diyip yanağıma öpücük bırakıp gözden kaybolurken bende karnımı doyurmak için mutfağa yöneldim. Kendim için bir şeyler hazırladıktan sonra yer belki diye Andac için de bir tabak hazırladım. - Eve sabah temizlik için kadın geleceğinden Andaç erkenden çıkmıştı. Bu yüzden okula yürüyerek gelmek zorunda kalmıştım. Bir haftadır özel araç sistemiyle çalıştığım için dört senedir yürüdüğüm yollar bana ızdırap olmuştu. Okula girdiğimde Eneseten gelen 'kantine gel' mesajıyla alt katta inmiştim. Yanına ilerleyip "Günaydın." dedim ve karşısına oturdum. "Günaydın." bitirdiği ayranını çöpe basket attıktan sonra bana döndü "Şüpheli listesinde kaç kişi kaldı. " "Dört. " dedim çantamı yere bırakırken. "Yavuz, Lale, Ekin ve Hasan." "Hasan ?" dedi çıkaramamış gibiydi. "12-f'de ki, sessiz bir çocuk." "Haa." çıkardığı için kafasını salladı "Ne bağlantısı varmış?" "Bağlantısı yokmuş. " dedim "Sadece psikatrise gidiyormuş, küçük yaştan beri cinayet içeren filmler izlediği için. " Gözlerini şaşkınlıkla açttı "O çocukta bir hallere vardı zaten." Bu konu hakkında yorum yapmaktan kaçtım. İnsanlara dışardan bakarak ve hiç tanımadan yargılayacak değildim. Ayrıca kendimde psikiyatrise gidiyordum. "Şöyle yapalım Lale, bizim takımdan birinin manitası onunla ben konuşabilirim." dedikten sonra "Geri kalanları da siz halletmeye çalışın." Kafamla onayladım. Geriye Yavuz, Ekin ve Hasan kalıyordu. Hasanla Andaç varken konuşacaktık. Ama gün içersinde Yavuz veya Ekinle konuşabilirdim. Yavuz, Atakanın yakın arkadaşlarındandı ve tabiri caizse yavşağın tekiydi. İki yıl önce, Şuleye yazdığı için Enesle ciddi boyutta kavga etmişlerdi. Ekin ise mülayim bir tipti ve bildiğim kadarıyla tiyatroda Dicleyle sahne alıyordu. Kafamdaki analiz Baran yanımıza oturunca son buldu "Günaydın sevimsiz." diyip Enes ardından bana baktı "Ve sana da tatlı kuş. " "Günaydın. " dedim tebessüm ederek. "Bilgisayarın düzeldi mi ?" "Maalesef." dedi ve sonra "Ama bil bakalım ne oldu..." "Sen !" lafını bölen sinirli sessle hepimiz masanın başında Barana alev saçan gözlerle bakan Şuleye baktık. Sonra bana baktı "Ve sen !" Baran "Sana da günaydın." dediğinde Şule ikimize de ateş eden gözlerle bakıyordu. "Siz ne yaptığınızın farkında mısınız ?" Baranla birbirimize bakıp bir anlam çıkarmaya çalıştık. Şule biz anlamadan kendi açıkladı "Yankıların evine gitmişsiniz." dediğinde olayı anlamıştık ama sinirine neden bulamamıştık. "Özgeyle konuşmamız gerekiyordu. " dedim, birazcık daha anlayışlı olması için ama işe yaramamıştı. "Aferin, kız sizin yüzünüzden intihara kalkışmış !" Son söylediği kelimeler beynimde sayısız defa yankılandı ve sadece Şulenin suratına baktım. "Na-nasıl ?" "Basbaya, siz evden çıktıktan sonra bileklerini kesmiş." her kelimesinde sinir solumasına rağmen kısık sessle söylemişti. Baran da en az benim kadar şaşkınken "Peki iyi mi ?" diye sordu. Kafasını salladı "Evet Yankı onu çok kan kaybetmeden bulmuş, geceyi hastahanede geçirmişler." bana baktı "Ne konuştunuz ?" "Canselin hakkında..." dedim, aklım hala Özgedeyken. Ölmüş olsa kendimi affeder miydim, bilmiyordum. Kimseye bir şey demeden ayaklandığımda arkamdan Enesin "Nereye ?" dediğini duymuştum ama cevap dahi vermememiştim. Husursuzdum. Ama bu sadece huzursuzluk değildi. Bu hissi tarif edebilir miyidim bilmiyordum ama baş dönmemin yanına birde kulak çınlaması eklenince kendimi birinci kattaki kızlar tuvaletine attım. Sabah ilaçlarımı almayı unuttuğum için çok yüksek ihtimalle ansiyete krizi geçiriyordum. "Esmira, iyi misin ?" ses uzaktan geliyormuş gibiydi fakat kolumda bir el hissettiğimde bu düşünceden vazgecmiştim. Kapalı gözlerimi açmaya çalıştım, zor olmuştu ve etrafı bulanık görüyordum. Karşımda koyukahve, kıvırcık saçlı biri vardı ama kim olduğunu asla kestiremiyordum. "Esmira ! Beni korkutuyorsun !" diye bağırdı endişeli bir biçimde . Güç almak için kolunu tutarken nefes nefeseydim "İlaçlarım... ilaçlarım... ça-çantamda." o an yere yığılmıştım ve başıma toplanan birkaç kişiyi göremeden gözlerim tamamen kapandı. -- Gözlerimi araladığımda bakış açıma yerleşmiş ve bana gülümseyen bir adet Dicle vardı. "İyi misin Esmiroş ?" Yatakta doğrulmaya çalışınca Baran beni geri yatırdı "Dinlenmen gerek tatlı kuş." Başımı tutup etrafa bakındım Dicle ve Baran başımda dikilerken, Şule ve Enes aralarında bir kişilik bir boşluk varken kapı kenarındaydı Andaç ise karşımda dikilmiş kollarını göğüsüne bağlamış bir biçimde beni izliyordu. Eskisi gibi birlikte olduğumuza sevinsem mi ? Yoksa neden burda olduğumuzu mu sorsam ? "Noldu bana ?" diye sordum, bir yandanda son yaşananları hatırlamaya çalıştım. "Bayıldın." dedi poposunu başımın hemen yanına koyup kendine bir yer açtı ve o da ayaklarını uzattı "Bende seni kahraman kollarımla kaldırıp revire getirdim." Enes "Daha doğrusu Andaç sessini duymuş ve seni revire o getirmiş." diye düzeltince Andaça baktım. "Teşekkür ederim." dediğimde sadece bakışlarıyla teşekkürümü kabul etti. Şule yanıma yaklaşıp "Uyandığına göre ben sınıfa gideceğim." dedi ruhsuz bir biçimde. O an aklımda son yaşananlar net bir biçimde canlanmıştı. "Şule." dedim arkasını döneceği sırada sessimle durmuştu "Hastaneye gidemezsem Özgeye geçmiş olsun dileğimi iletir misin ?" diye sordum. Başıyla onayladı ve revirden çıktı. Onun çıkmasıyla Eneste "Benimde antremanım var ona gitmem gerekli, iyisin ama değil mi ?" diye sordu samimi bir biçimde. "Iyiyim Enescik, merak etme." tebessüm edip Şulenin arkasından o da çıktı. Dicle kollarını bana sardı "Hasta olunca bir farklı tatlı göründün bana." baya sıkı sıkı sarılması ya fazla endişelendiği içindi yada özlediği içindi. Ama bana kalırsa özlediğindendi çünkü o bana böyle sarıldıkça bende ne kadar özlediğimi bir kez daha fark etmiştim. Kapı açılınca hepimiz o yöne döndük Oğuz içeri girip önce bana baktı "Geçmiş olsun. " ve sonra Andaça bakıp "Konuşalım mı biraz ?" diye sordu. Dicle iç çekti "Konuşmak nedir ki susmanın yanında ?" dediğinde ben buna bir anlam vermesemde Oğuz anlammış bir biçimde gözlerini kısıp Dicleye baktı. "O benim repliğim yalnız." Dicle güldü "Rol çalmayı severim, bilirsin." İkisininde tiyatroda sahne aldığını bilsememde bu kadar yakın olduklarını bilmiyordum. Ayrıca soğuk nevale olan Oğuzun anlık bile Dicleye karşı yumuşaması bende şüphe uyandırmıştı. "Bilmez miyim. " dedi ima ile sonra Andaça baktı "Çıkalım hadi." Andaç ve Oğuz çıkar çıkmaz kafamı kaldırıp Dicleye baktım "Hayırdır Dicle ?" Gülümsemedi, hatta o kadar içten gülümsedi ki gamzeleri iyice belirginleşti "Hayırdır Esmiroşum, hayır. " Baran "Bana da anlat." dedi kendinide aramıza dahil etmek için ve yatağın tek boş kalan ucuna oturdu. "Daha bir şey yok." dedi kısık sessle, muhtemelen kapıdaki Oğuzun duymasını istemiyordu. "Ama..." dedi genişçe sırıtarak. "Ama ?" dedim onu taklit ederek. "Ondan hoşlanıyor olabilirim." Son zamanlarda duyduğum en güzel haberlerden biri hatta teki olabilirdi. "Peki o ?" diye sordum. Dudak büzdü "Her ne kadar bilmesemde herkese davrandığından daha sıcak davranıyor bana." Baran onayladı "O kesin canım. " kapıyı gösterdi, daha doğrusu kapının dışındaki Oğuzu "Nerdeyse gülecek gibi oldu. " Diclenin omuzuna vurdu "Aferin kız, kedi olalı bir fare tuttun." Gururla başını kaldırdı "Darısı başınıza. " dedi önce bana sonra Barana bakarak. Baran dudak büzdü "İşim olmaz. " "Nedenmiş o ?" diye sordum. Baran yakışıklıydı ama yakışıklılığını ezip geçen bir sempatisi de vardı ve zekiydide. Çoğu kızın ondan etkilendiğini biliyordum ama o bir türlü etkilenemiyordu. "Aradığım türde bir kız yok." Dicle "Haspam ya, aradığın kız nasılmış senin ?" diye sordu. "Böyle...tercihim kumral veya sarışın, uzun boylu olmalı ayrıca, benim kadar olmasada zeki olsun ama böyle inek tipli bir kız değil, nazik olsun, höt höt olmasın..." diye bir kaç özelik saydığında Dicleye birbirimize bakıp güldük. "Ben böyle bir kız tanıyor gibiyim." dedim. Dicle gülmeye devam ederken "Bende." diyerek beni onayladı. Baran heyecanla "Kimmiş o ?" diye sordu. Aynı anda "Yankı !" dediğimizde Baran kafasını çevirdi. "Saçmalamayın. " Andaç tek içeri girip "Ne saçmalıyorlar ?" diye sordu yanımıza yaklaşarak. "Benim aradığım kız tipi Yankıymış ." dedi alayla. Neyi kabulenmek istemiyor bilmiyordum ama Baran Yankıyı eskisi gibi sadece cinsel anlamda bir yakınlık hissetmediğini seziyordum. "Onu harfi harfine anlattın be." dedi Dicle ve sonra Andaça baktı "Senin aradığın kız tipi nasıl Andaç bey?" diye sordu. Burnunu kırıştırdı "Kız aramıyorum. " Yattığım yerde ona baktım "İlla ki beğendiğin bir kız tipi vardır ama ?" Gözlerini tavana dikti "Bilmem vardır her halde, pek düşünmedim...hiç düşünmedim. " dedi ve bana bakıp "Hadi seni eve götüreyim . " "Okuldan mı çıkıcaz ?" "Müdürden izin aldım. Biricik öğrencisini hayırlı bir iş yaptığını görünce kırmadı." diyip koltukta ki ceketi eline aldı. Dicle yataktan kalkıp benimde kalkmam için yardım etikten sonra Andaç ceketimi bana uzattı. Anlık kalkmamla başım döndüğü için üçüde beni tutmak için yeltendiğinde Andaç ve Dicle, Barana göre bana daha yakın oldukları için bir koluma Andaç diğer koluma Dicle girdi. İkiside beni sıkı sıkı tuttuğu için bu kendimi aciz bir canlı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Revirden çıkıp okulun çıkışına ilerlerken Andaç "Siz gidebilirsiniz, gerisini ben hallederim." demesiyle Dicle bana baktı. "Kendine dikkat et kuzum." Sadece başımla onayladım. Baranda saçımı karıştırıp yanağımdan makas alımca ikiside okul binasına geri döndü. Andaç beni tutmaya devam ederken arabasının kapısını açıp beni dikkatle oturttu ve kendisi de sürücü koltuğuna yerleşti. "Evde temizlik var, saat kaç oldu ?" "İki buçuk. " "Kadın beş gibi gidecek." dedim kolukta kendime daha rahat bir pozisyon oluştururken. "Aç mısın ?" İstemsizce karnıma dokundum, o an aç olduğumu fark etmiştim "Kurt gibi." dedim. Başıyla onaylayıp, sol tarafa yani sahile doğru sürdü arabayı. Deniz kenarındaki küçük karavan büfenin önünde durunca önce kendi indi sonra benim inmeme yardımcı oldu. Küçük taburelerden birine beni oturttuktan sonra "Ne yersin ?" diye sordu. "Yarım kokoreç. " Kaşlarını kaldırdı "Yarım yiyebileceğine emin misin ?" Omuz silkip başımla onayladım. Çok açtım sonuçta, masayı bile yeme potansiyelindeydim şu an. "Niye bu kadar şaşırdın?" "Ne biliyim zayıflıktan kırılacak gibisin ve nerdeyse hiçbir şey yemiyorsun." "Yiyorum bir kere." "Hayatta kalacak kadar ayrıca senin yendiğinl sadece kuşlar doyabilir." dedikten sonra "Abi iki yarım kokoreç gönder, iki de ayran." karşıma oturduğu an ona ters bir biçimde baktım. "Noldu ?" dedi anlamamış gibi. "Sen kokoreçten nefret edersin." dedim. Biliyordum çünkü üç sene önce bizim evde toplanıp kokoreç sipariş edince kokusundan nefret ettiği için şakasına dahi olsa Enesle atışmışlardı. "Ne aptalmışım..." diye mırıldandı "Hep söylüyorum insanın zevkleri değişir. " "Çok fazla zevkin değişmiş." Tıfıl adam önümüze kokoreç ve ayranımızı getirdiğinde başımı kaldırıp gülümsedim "Teşekkür ederim." "Afiyet olsun." diye gülümsedi adamda yaşlı ak tutmuş sakalarının arasından. Andaç ayranını açtı "Sen hiç değişmediğini mi sanıyorsun?" Değişmiş miydim ? Ben bunu fark edemezdim zaten. Ben değişime kurban giderken bunu anlayamazdım. "Nasıl?" Büyük bir ısırık aldı ekmeğinden "Aklıma örnek gelmiyor ama illaki değişmişsindir." Sessiz kaldım ve yemeğim bitene kadar sadece değişmiş olabilir miydim diye düşündüm. Andaç benden önce bitirip çalan telefonunu açmak için kalktığını onu izledim. Yüzü hem gerilmiş, hem sinirli bir hal almıştı . Kiminle konuştuğunu bilmiyordum ve mesafeden dolayı duyamasamda bilmediğim bir küfür savurduğunu duymuştum. Telefonunu kapatıp yanıma yaklaşırken ürüdüğüm için oturuşumu düzelttim "Kötü bir durum mu var ?" Sorumla yüzü gevşemişti ama hala sinirli olduğu belli olsada "Yok ya, durum falan yok." "Kimdi o ?" Cevap vermekten kaçarak "Yemeğin bittiyse gidelim artık." diyince üzerinde durmadım. Kafamı sallayınca adama parayı ödeyip birlikte arabaya ilerledik. Yemek yediğim için kendimi daha dinç hissediyordum ve tek isteyim eve gidip, duşa girip sonrasında deliksiz bir uyku çekmekti. Yol boyuncada hiç konuşmamıştık. Eve gelince önce benim inmemi bekleyip sonra ardımdan indi. Tam kapıyı açacağım sırada beni durdurdu "Babamdı." Ona anlamsız bir biçimde baktığımı görünce "Arayan babamdı. " diye tekrar açıkladı. "Ne dedi?" "Kavga ettik, klasik baba oğul durumları işte. " Merak etsemde üzerine gitmek istemediğim için sadece kapıyı açıp içeri girdim. Içerisi mis gibi temizlik kokuyordu ve umarım Neslihan abla gitmiştir diye umut edip salona ilerledim. Yerde boylu boyunca yatan kadın cılız bir çığlık atmama sebep olurken Andaç sessimi duyup "Nol..." lafını kesen kadını görmüş olmasıydı. Yanına eğilip nefes alıp almadığını kontrol ettikten sonra, aldığından emin olup rahat bir nefes aldım "Andaç içerden kolonya getirsene." Andaça bakmıyordum ama gitmiş olduğunu biliyordum "Neslihan abla !" dedim kadını sallayarak ama hiçbir tepki vermiyordu. Andaç gelip kolonyayı bana uzattığında kendi elime biraz alıp önce bileğine sonra burnuna doğru sürdüğümde nefes almak dışında yaşam belirtisi gösterip gozlerini araladı. "Neslihan abla, iyi misin ?" Biraz doğrulmaya çalıştığında Andaç yardım etti "Ben...siyah maskeli birini gördüm, kafama vurdu..." diyip başını tuttunca Andaç ayağa kalkıp "Polisi arıyorum." dedi ve biraz geri çekildi. Polisler gelip ifade alıp biraz evi kolaçan ettikten sonra Neslihan ablayı da alıp evden ayrılmışlardı. Çalınan bir şey yoktu ve bu beni daha da şüphelendirmişti. Annemlerin odasında girmemişti bile ki evdeki en değerli şeyler o odadaki kasadaydı. Ya hırsız çok acemiydi yada eve giren hırsız değildi. Andaçın yaptığı kahveyi bitirip "Ben duşa gireceğim. " dedim bitkin bir sessle. Bugün her zamankinden daha yorucu geçmişti ve bacaklarım beni artık taşıyamıyordu . Gözüm yarı kapalı odama girip üzerimi çıkardıktan sonra kendimi direkt sıcak suyun altına bıraktım. Su bedenimden yavaşça ilerledikçe sanki bir şeyleride alıp götürüyormuş gibiydi. Ama işin aslı bu değildi. Her şey olduğu yerde sapasağlam bir şekilde benimleydi ve hisselerimde yanılmıyorsam durmaya devam edecekti. Kenara koyduğum kırmızı bornozu gözüm kapalı ararken bulunca bedenimi örtüp duştan çıktım. Nemli gözlerimi ovuşturduktan sonra açıp aynaya bakmamla bedenimin tökezleyip yere düşmesi aynı anda oldu. 'Neler yapabileceğimin farkına var iki numara...' Bu altı kelimeden oluşan cümle o kadar açıktı ki satırlarca cümleler yazsa bu kadar anlaşılır olmazdı. "Andaç!" diye bağırdım yüksek sessle ve birkaç saniye bekledim sonra ardından tekrar "Andaç !" diye bağırdım tüm gücümle. Bakışlarımı kanla yazıldığı belli olan aynadan çekmeye çalıştım ama her seferinde bakışlarım orayı tekrar buluyor ve defalarca okumama sebep oluyordu. Kapı aniden açıldığında Andaç olduğunu bilmeme rağmen ürkerek bir şekilde geri çekildim. Yanıma çömeldi "Noldu fıstığım ?" dedi hem endişeli hemde ilgili bir biçimde. Sağ elimi titrek bir biçimde kaldırıp aynayı gösterdim. Andaç o tarafa döndüğünde birkaç saniye oraya baktıktan sonra bana döndü. "Şuan evde ikimiz dışında kimse yok, tamam mı güzelim ?" dedi büyük elleri yüzümü kaplarken. Oraya tekrar bakmak istediğimde kendisine bakmamı sağladı "Bana bak güzelim. Korkma, ben burdayım. " başımı salladığımda "Hadi gel." diyip beni aniden kucağına aldı. Hiçbir şey demedim. Daha doğrusu diyemedim. Sadece kafamı omuzunun biraz aşağısına yerleştirip beni odama taşımasına izin verdim. Beni nazik bir biçimde yatağıma koyup "Burda kal." diyip banyoya geri dönüp kapısını tamamen kapattı. Ne yaptığına hiçbir anlam vermemiştim sadece bacaklarımı kendime çekip korkunun beni bırakmasını bekledim. Karanlığın içindeydim. Buna alışmam lazımdı biliyordum. Ulaşamadığım ışıkları göremiyordum. Görürsem içimde oluşan heyecan ve umudun verdiği mutlulukla oraya koşmaya çalıştığımda ve ulaşamadığımda bütün duygularıma gem vurulacak ve sonuç sadece mutsuzluk ve yorgunluk olacaktı. Bu yüzden ışığın varlığını yok saydım. Umudun varlığını yok saydım. Mutluluğun varlığını yok saydım. Sadece karanlığa alışmaya çalıştım. Andaç banyodan yarım saat sonra çıkınca ona döndüm, banyonun ışığını kapatmadan önceki o kısa anda banyodaki aynayı sildiğini görmüştüm. İstemsizce tebessüm ettim "Teşekkür ederim." "Etme." dedi düz bir sessle "Sadece iyi ol." tam arkasını dönecekken "Ve üstünü değiştir. Hasta olma." İlgilenmesi hoşuma gitmedi desem yalan olurdu çünkü hayatımda kimse benimle bu kadar ilgilenmemişti. Yataktan kalkıp ışığı açma zahmetine girmeden çekmeceden sadece kilot, siyah eşofman altı ve koyu yeşil penye bir tişört alıp üzrime geçirdim. Sonrasın da yatağa geri döndüm ve kalktığım yere daha güvenli bir biçimde uzandım. Gözlerimi kapayıp uykunun beni yanına almasını bekledim ancak bunu asla başaramamıştım. Bedenimin yorgun olduğu kadar, zihnimde yorgundu bu yüzden uyamıyordum. Ayrıca korkuyordum. Kahretsin ki ben korkuyordum. Çünkü savunmasızdım, sövseler susar, dokunsalar yıkılır, vursalar düşer ve asla kalkamazdım. Ayak sessi duyar gibi olunca sadece Andaçın olabileceğini düşünüp kendimi bir nebze rahatlattım ama sonra ayaklanıp, korkak birinin yapabileceği en cesur haraketi yapıp koridora çıktım. Koridoru loş bir ışık aydınlatıyordu ve görünürde kimse yoktu. Odamdan ayrılıp koridorda temkinli adımlarla ilerledim ve aşağı indim. Gıcırdıyan laminat parke yüzünden olsa gerek Andaç kafasını kaldırıp bana baktı. "Korkuyorum. " çok zayıftım. Bunun farkındaydım ama son dönemde yaşanlar beni sadece tek bir duyguya yoğunlaşmıştı: korku. "Gel buraya." diyip eliyle gelmemi işaret edince hiç şüphe etmeden yanına ilerledim ve dar koltukta bana açtığı geniş yere uzandım. Burnumu çektim "Bana bir şeyler anlatır mısın?" diye sordum "Herhangi bir şey, çocukluğumdan gelen bir alışkanlık. Daha rahat uyumamı sağlıyor. " "Hikaye falansa bilemem ben öyle şeyler. " dedi. Arkam ona dönüktü ve vücutlarımız asla birbirlerine temas etmiyordu "Bir anını anlat o zaman. Eminim ortadan kaybolduğun zamanlarda bir sürü şey yaşamışsındır. " Nefesini dışarı verdiğini saçlarıma çarptığında hissettim. Biraz bekledi sonra anlatmaya başladı "Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama bir dönem çok parasız kalmıştım, bu yüzden bir parfümcüde çalışmaya başladım. Çok soğuk bir günde kapıdan içeri bir kız girdi aynı yaşta falandık,sürekli kendi kendine 'lütfen hatırlıyım' diyordu. Hoşgeldiniz falan dedim, kız 'ben bir parfüm arıyorum ama adını bilmiyorum.' tarzı bir cümle kurdu. Zaten yeniydim bir bok anlamadım, sordum nasıl bir kokuydu, haffif miydi, ağır mıydı vesaire...kız aniden yere düşüp hıçkıra hıçkıra ağladı. Sakinleştirmek için su falan verdim kıza ama durmuyor sadece ağlıyor. Biraz sakinleşince dükkandaki tüm parfümleri denettim bir tanesine 'bu...' dedi 'bu annem gibi kokuyor.'" Şuan anlat dediğime çok pişman olmuştum. Alt dudağımı acıyla dişledim ve yavaşça ona doğru döndüm. Karanlık olduğu için gözlerindeki duyguyu göremesemde sessi az önce solmadan önceki bir çiçeğin acı senfonisi gibi çıkmıştı. "Anneni özlüyor musun ?" Yutkundunduğunu duydum "Hiç görmediğin birini özleyemezsin." dedikten sonra "Uyuyalım artık." diyip kendi üzerindeki pikeyle benim üzerimi de örttü. Gözlerimi sıkıca yumdum. Bir isteyim vardı o da hemen sabah olup bu karanlık geceden bir an önce kurtulmaktı. -- Nasıl yattığımızı hatırlasamda şu an bu hale nasıl gelmiştik en ufak fikrim yoktu. Benim sağ kolum Andaçın sol kolunun arasından geçmişti, onun sağ kolu ise belime sarılıydı. Bacaklarımız ise birbirine yılan gibi dolaşmıştı. Andaçı uyandırmamaya dikkat ederek kollumu ondan çekip ayağa kakmaya çalıştım. Biraz zor olsada kalktıktan sonra ağır adımlarla odama gidip üstümü değiştirdim. O an kapalı olan banyo kapısına birkaç saniye bakmıştım . Dün bıraktığı etkiyi bırakmaması iye işaretti. Aşağı tekrar indiğimde Andaç yoktu, mutfağa ilerleyip kendime ve Andaça kahve yaptıktan sonra mutfaktaki perdeyi araladım. Karanlık gece en uzak dostuna el sallayıp yerini aydınlık gündüze bırakmıştı ve her sabah olduğundan daha farklı bir şekilde güneş bana gülümseyip, her şeyin daha iyi olacağını fısıldıyordu. Hergün yeni bir başlangıçtı sonuçta ama ben yine de bu kuruntuya kapılmamayı seçtim. "İlaçlarını aldın mı ?" gökyüzüne bakan bakışlarım, gökyüzünden daha sonsuz olan ela gözlere döndü. "Alıyorum şimdi." mini fırının üzerinde duran ilaçlarımı elime alırken "Sana kahve yaptım. " dedim tezgahın üzerindeki fincanı göstererek. İkimizinde kahvaltıyla arası pek iyi olmadığı için sabahları kahveyle geliştirip öğlene doğru okulda yiyorduk. "Bugün Ekin ve Yavuzla konuşucam." dedim belimi tezgaha yaslayıp kahvemden uzun bir yudum alırken. "Bence uzun süre kimseyle konuşma, yaşadığın stres son dönemde sana yeterince yetti." Sıcak fincanı dudaklarımdan uzaklaştırdım "Ve benim bu stresten kurtulmamın en kolay yolu en kısa zamanda Canselinin katilin bulup, mesajı atan manyağa bildirmek." Bir şey demeden telefonundan saate baktı "Çıkalım mı ?" kahvemi bitirip başımla onayladım. Hızlı bir biçimde Andaçın ve kendi içtiğim kupayı yıkayıp koyduktan sonra kapıda beni bekleyen Andaçın yanına ilerledim. Askılıktaki deri ceketimi alıp üzerime geçirdikten sonra evden çıkıp kapıyı iki üç defa kitledim. Dünkü olayı tekrarlamak istemiyordum. Okula gelene kadar hiç konuşmamıştık, okulun önüne gelincede "Dikkat et." diyip beni indirdi ve kendisi gitti. Nereye gittiğini sormama fırsat bile vermemişti. Okul binasına girer girmezde alt kattaki konferans salonuna ilerledim. İlk başta Ekinle konuşacaktım ve orda görmeyi umuyordum. Bir kargaşa ortasına düştüğümü oraya gidince fark etmiştim. Tiyatro öğrencilerinin çoğu ordan oraya koşturuyordu. Bildiğim kadarıyla iki gün sonra gösteri vardı ve ona hazırlanıyorlardı. Dicle beni görünce koşarak yanıma geldi "Esmiroşum seni allah gönderdi." "Aslında..." dememe kalmadan lafımı kesti. "Bak kuzum, iki gün sonra gösterimiz var şehir dışında ve sahne arkasından birkaç kişi bizi ekti. Bende yeni kişiler arıyorum, gelir misin ?" "Dicle ben..." yeniden lafımı böldü. "Seyirciler arasında gittmek istediğim üniversitedeki gözetmenler olacak, eğer beğenirlerse o üniversiteye gidebilirim. Bu benim için çok önemli. " Nefesimi dışarı verdim. O bana öyle tatlı tatlı bakarken nasıl hayır diyebilirdim ki ? "Peki." dediğimde bana sıkıca sarıldı "Sen bir tanesin Esmiroş, bir de Andaçı ikna edersen tadından yenmez." "Denerim." dedim sadece ve etrafa bakındım "Ekin nerde ?" "Ne yapıcaksın o salağı ?" Diclenin onu sevmediği aşikardı. "Konuşmam gerek." dedikten sonra fısıldar bir biçimde "Canselin meselesi için. " dedim. "Gösteri bitene kadar çoğumuz izinliyiz, o da gelmedi. " diyince başımla onaylayıp konferans salonundan çıktım. Gösteriye gidersem orda konuşabilirdim.. Telefonumun titremesiyle kısacık yaptığım planımdan uzaklaşıp, telefonumu arka cebimden çıkartıp açtım. Mesaj Enestendi. 'Galiba Canselinin katilini buldum.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE