-Esmira-
6 Ay Sonra
(Günümüz)
Pasif adımlarla okulun giriş kapısından girdiğim anda nedensiz bir şekilde tüm gözleri üzerimde hissettim. Sanki herkes her şeyi biliyordu.
Kimseye bir şey demek gelmiyordu içimden. İnsanlarla arama mesafe koydum. Dünyayla arama mesafe koydum. Kötü olan onlar olmasa bile onları suçlamak istedim. Bu savunma mekanizması sayesinde içimde suçluluk duygusu yokmuş gibi davrandım. Böyle yaparak yaşananları unuttum.
Nefesimi sessiz bir biçimde dışarı verip kafam aşağıda hızla okulun içine girdiğimde karşılaştığım fotoğrafla olduğum yerde kalakaldım.
'Huzur içinde yat Canselin Akpınar'
Öldüğü günü daha dün gibi hatırlıyordum. Daha doğrusu öldürüldüğü günü. Altı ay geçmişti ölümünden. Zaman kavram gibi değildi. Sanki o günden sonra zaman akmamış gibiydi.
"Sen iyi misin ?" dedi aşına olduğum ses.
İç çektim, bakışlarımı tek bir saniye Canselinin fotoğrafından ayırmadan "Her şey aynı gibi olurda ama farklıymış gibi hissine hiç kapılır mısın ?" diye sordum sessimdeki zedelenmeyi engelemeye özen göstererek.
"Durumumu özetledin." diyip Şule ve yeni erkek arkadaşına baktı.
Her şey bir anda, hatta bir gecede tepe taklak olmuştu. Enes ve Şule ayrılmıştı, Andaç gitmişti ve hepimiz birbirimizden dahada uzaklaşmıştık.
Birbirini yıllarıdır tanıyan kişilerden çok altı yabancıydık artık.
İkimizde aynı anda yürümeye başladığımızda sessizliği ilk ben bozdum "Sizin tamamen bitti mi ?"
Neyden bahsettiğimi kolayca anlamıştı "Ona göre sadece ara verdik ve bugün tam beş ay oldu."
Mutsuzdu. Bu her halinden belliydi ve bunu dışa vurmaktan kaçmıyordu. Şule nasıldı bilmiyordum, dışardan bakıldığında mutlu gibi gözüksede toprağın altına gömdüğü çığlık atan küçük bir kız çocuğu olduğunu tahmin edebiliyordum. Bir şekilde insan en yakın arkadaşının acısını anlardı.
Sormamam gerektiğini cevabımı aldıktan sonra fark etmiştim ve bu yüzden konuyu dağıttım "Baranla veya Dicleyle hiç konuştun mu ?"
"Hayır." sessi bana karşıda mesafeli gibiydi. "Andaç nerde ?" diye ani bir soru yöneltti.
"Bilmiyorum, aylardır onu görmedim." yutkundum "En son o gece gördüm."
Hep olduğu gibi ortalıklarda yoktu. Okula dönem başladığından beri hiç uğramamıştı ve basketbol takım kaptanı sanırım artık o olmayacaktı. Olmayışını fırsat bilen herkes koça yalakalık yapıyordu. Bu bana çok saçma gelsede insan oğlu bu kadar yapmacıktı işte. Bu yıl mezun olacaktık ve bir yıllık popülerite için ruhunu satacak insanlar görmüştüm.
"Öğrenirsen haber verir misin ?" dedi şimdide acelesi var gibiydi.
"Tamam." dediğim an nazikçe gülümseyip yanımdan ayrıldı.
Eneste bir haller vardı. Sorsam cevap verirdi belki ama pek üzerinde durmadan ilerleyip sınıfa girdim.
Her zaman oturduğum sıraya oturduğumda telefonumun titremesiyle elime aldım.
Daha mesajı açmadan içime anlık çöken sıkıntı bana oldukça tanıdıktı.
'O gece ne yaptığınızı biliyorsun ve artık bende biliyorum. Oyunu benim kurallarıma göre oynayacağız iki numara...'
O geceden kastını anlamıştım, zaten son dönemede aklımdan çıkmadığı gibi birde hayatımı yönledirir olmuştu. Bu sadece altımızın arasında bir sırdı. Ama iki numaranın ne olduğunu anlamamıştım.
Elimdeki telefon kayarak elimden düştüğünde hızla geri alıp mesajın devamını okudum.
'...polise gitmek yok ama teslim olmak var, Canselin'in katilini bulun. Bunu yapmadığınız taktirde sizin sırınızı ifşa ederim.'
Sırama yerleştirdiğim eşyalarımı alıp ayaklandım ve bizimkilere mesaj attıp bahçeye doğru ilerledim.
Koşarak ilerlerken çarpıtığım kişiye baktım.
"Be-ben özür di-dilerim."
Atakan o mükemmele yakın gülümsemesini kullanarak "Sorun değil." dedikten sonra "Esmira ?"
"Evet." dedim gülümseyerek "Adım bu yani."
Ilk defa doğru söylemesinin verdiği mutluluk ve içimdeki endişe harmanlanırken söyleyeceği şeyi yarım kesip hızla ondan uzaklaştım.
Okuldan dışarı çıkıp hep birlikte buluştuğumuz o parka hızlı adımlarla tek başıma ilerledim. Mesajı tekrar tekrar okuyup daha net anlamaya çalışırken yanıma gelen kişiyle kafamı kaldırdım.
"Umarım sadece beni çağımışsındır."
Enese tedirginlikle baktım "Hayır." sonrasında "Neden sadece sana haber vermem gerekiyordu ?" diye sordum.
6 Ay Önce
Enesin abisinden izinsiz aldığı arabasına hızlı adımlarla ilerlerken durup hepimize baktı "Aranızda alkol almayan var mı ?"
Andaç kafasını saladığında Enes araba anahtarını Andaç'a fırlattı. Andaç anahtarı havada tuttuktan sonra sürücü koltuğuna yerleşti bende yanındaki koltuğa oturdum.
Son beş dakkikada yaşananları henüz sindirememiştim.
Arkama dönüp "Kimin cesedi ?" diye sordum korkuyla.
Enes yutkundu ve gözlerini kaçırıp
"Sizin sınıftaki; Canselin." diye söyleyiverdi bir anda.
Elimi şaşkınlıkla ağzıma götürüp nefesimi tuttum. "Na-nasıl?"
Ölüm...
Hayatın kanunuydu bu sanırım. Ama ben nasıl hissetirebileceğini veya nasıl sonuçlar doğuracağını şu ana kadar hiç düşünmemiştim. Daha önce cenazeye bile gitmemiş ben, şu an sınıf arkadaşımın öldüğünü öğrenmiştim. Kafamdan Canselinin gülen suratı canlanınca gözlerimde oluşan sıvıyı gözlerimi kapatarak engelledim.
Yakın değildik ama o çok gençti. Mutlaka bir ailesi, onu seven dostları vardı. Her şeyden önemlisi o çok gençti ve her şey yarım kalmıştı onu için.
"Bilmiyorum." dedi Enes kafasını cama doğru yatırırken.
Dicle konuştu bu sefer "Peki neden gidiyoruz, zaten suçumuz yok sadece ifade verirdik." dedi yarım yamalak bilgisi ile kendine göre en mantıklı gelen şeyi söylemişti.
Şule Enesin yerine cevapladı "Alkol aldık ve reşit değiliz. "
Baran konuşmaya başladı bu sefer "Partide olduğumuz ortaya çıkarsa bütün oklar bizi gösterebilir."
Andaç herkesin aksine daha sakin bir sesle "Bizim bir suçumuz yok, eminim çoğu kişi partiden ayrılmıştır."
Hepsini dinliyordum ama odaklanamıyorum. Ben hala Canselinin ölümüne şaşırırken Andaç'a döndüm "Durdur arabayı !" dedim boğuk bir sessle.
Nedenini bile sormadan arabayı durdurduğunda Enes karşı çıkmıştı "Durmanın sırası değil !" arka koltukta olmasına rağmen sessi sanki çok uzaktan gelmişti.
Sadece bir shot atmıştım. Sarhoş değildim. Eminim kanıma bile henüz karışmamıştı ama midem bulanıyordu. Ölüm düşüncesi benim midemi bulandırıyordu.
Kapı kolunu ikinci seferde bulup açmıştım. Arabadan indiğimde sanki yer çekmişti ve eğilip midemdeki her şeyi çıkardım biri de benim arkamdan çıkmıştı ama kim olduğunu arkam dönük olduğu için göremiyordum. Saçımdan tuttup kusmama yardım ederken bittiğini fark edince dolu su şişesini eline döküp dekolte bölgemi ve yüzümü yıkadı.
Kaldırıp kafamı kim olduğuna baktığımda esmer bir doksan boylarında olan bedenddn kim olduğunu anlamıştım "Teşekkür ederim Andaç."
Hemen arkamdan Şule de arabadan inip "Sanırım, bende kusucam." dediğinde Enes ve Diclede indi.
Enes hem Şuleye hem bana baktı "Yediğiniz bir şey mi dokundu. Çünkü Şule alkol almadı, seninde almadığını düşünüyorum. "
Andaç'a tutunurken kafamla onayladım "Sanırım partiden önce dışarda yemek yemiştik o dokundu." dedim tahminimce.
Başımdan aşağı gelen yağmur damlalarıyla Andaç konuştu "Yağmur başlamadan gitsek iyi olur." dedi.
Hepimiz kafamızla onaylayıp arabaya tekrar bindiğimizde. Andaç arabayı çalıştırmak için anahtarı çevirdi. Garip motorumsu ses buna engel olurken Enes öne yaklaştı "Noldu ? Benzin mi bitti ?"
"Hayır benzin değil, motorla ilgili olmalı. "
Andaç tekrar arabadan indiğinde kafamı geriye yatırdım. Bu geceyle ilgili içimdeki sıkıntı git gide artıyordu.