Bölüm|10

2053 Kelimeler
Büyükler tarafından bahçeye yollanan çocuklar yarın için plan kurmakla meşguldüler.  Babalarını oyalamak için Çiçek evde kalmayı kabul etmişti. Tabii ki de Çiçek bahçede kardeşleriyle yarın için plan kurarken Tan da onların yanındaydı. Başka türlüsü mümkün değildi zaten. Çiçek okul değiştirse Tan da değiştirirdi. Çiçek dünyanın bir ucuna gitse Tan ondan önce o uca gidip Çiçeği için uygun ortamı hazırladı. Tan, Çiçek için her şeyi yapardı. Eğer annesinin onu sağ bırakacağını bilse Çiçek ile eşitlenebilmek için 3 sene üst üste sınıfta bile kalırdı ama Tan bunu yaparsa Çiçek’in inanılmaz bir şekilde üstün başarı gösterip sınıf atlamasından da çekinmiyor değildi. Her ne kadar aşkının karşılığı olduğuna inansa da Sarı Çiçeği onu süründürmeye yeminli gibiydi. Gerçi Tan, haminnesinden duyduğu cümleye dayanarak nikâhı basana kadar sabretmesi gerektiğini biliyordu. Çiçek Toprak ne zaman Çiçek İnan olurdu işte o zaman herkes gerçek Tan İnan’ı görürdü. Tan tarafında ne değişir bilinmezdi ama durum böyle bile olsa Çiçek’te yaprak kımıldamazdı. Ona pür dikkat bakan Tan, canını sıktığı için sitem etti Çiçek. ‘‘Ya sen evine gitsene artık!’’ ‘‘Ben sensiz içtiğim sütten tat bile alamıyorum, sen bensiz kalırsan gerçekten hastalanırsın Çiçeğim. Buna izin vereceğime ölürüm daha iyi.’’ Tan’ın ciddi bir tonda söylediği bu cümleler Çiçek’in bir an için heyecanlanmasına neden oldu ama çabuk toparladı. ‘‘Ya biraz rahat ver. Dibime dibime girmişsin nefesini yüzüme üflüyorsun filan. Bu ne böyle ya? Kalbimi ağrıtıyorsun. Asıl sen yanımda oldukça hasta oluyorum ben.’’ Çiçek’in bilinçsizce kurduğu cümleler Tan da farklı etkiler yaratıyordu. Yanlarında iki meraklı ağabey olmasına aldırmadan biraz daha yaklaştı Çiçek’e. ‘‘Çiçeğim kalp ağrısı bende de oluyor biliyor musun? Özellikle sen bana somurtup başkasına gülümserken,’’ Çiçek’in elini kendi kalbine götürerek devam etti. ‘‘İşte burada yer yerinden oynuyor. Senin için ektiğim çiçekler soluyor. Çok ağrıyor burası ama sonra gülüşünün ne kadar güzel olduğunu düşünüyorum. Kalbim yeniden hafifliyor. Çok seviyorum seni be!’’ Elinin altında hissettiği hızlı çarpıntılar tüm bedeninde yankılanıyordu küçük kızın. Babasının onu sevmesine bayılırdı Çiçek. Saçlarından öperek, koklayarak, ona sıkıca sarılarak severdi babası onu. Kulağına tatlı sözler fısıldar, kızının gözlerine gülerek bakardı. İçi erirdi Çiçek’in babasını böyle gördükçe. Onu her şeyden koruyacağını bilirdi çünkü babasının. Annesi olmayan bir kız için baba en büyük dayanaktı. Ama şimdi farklı bir güç hissediyordu bu küçük adamın bakışlarında. Babasında gördüğü saf sevginin yanına aşk denilen bir çeltik de atmışlardı. Aşk ile sevgiyi, gönül bağını birbirine karıştırıyordu Çiçek. Bu yüzden babasının yerine gelmeye çalışan herkese düşmandı. Aşkın, sevginin ne olduğunu öğrenmeden de bu düşmanlık bitmeyecekti. Babasına olan bağlılığı baskın geldi küçük kızın ve elini çekti Tan’ın parmakları arasından. ‘‘Ben artık sana laf anlatmaktan vazgeçtim. Babamı seviyorum ben! Başkası olmayacak.’’ ‘‘O senin baban Çiçeğim tabii ki de seveceksin ama ben de senin çocuklarının babası olacağım. Beni de seveceksin.’’ Çiçek duyduğu cümle ile gözlerini kocaman açtı. Duyduklarını kardeşleri de duydu mu diye onlara bir bakış attı ama Mehmet ve Can kendi aralarında konuşuyorlardı. Tan’dan önce ağabeylerine ağızlarının payını bildirmeye karar verdi. ‘‘Ya siz orada ne konuşuyorsunuz. Bu şahsiyet gelmiş çocuklarımız olacak diyor bana. Böyle mi abilik yapıyorsunuz bana?’’ ‘‘Çiçeğim yeter gerçekten bunaldım ben ya!’’ Can önce Çiçek’e sitem etti. Ardından Tan’a dönüp konuştu. ‘‘İkizim değil mi al senin olsun. Siz evlenin biz de rahatlayalım.’’ ‘‘Ya ne diyorsun sen? Ne evlenmesi?’’ ‘‘Hiç bana bakma kızım nasıl olsa bir gün olacak.’’ ‘‘Memo ya şuna bir şey söyle. Hain ikiz!’’ Mehmet, derin derin nefesler alıp kardeşine baktı. ‘‘Çiçeğim sence de biraz abartmıyor musun? Sonuçta Tan kötü bir şey demiyor. Hem turşunu kuracak değiliz. Bugün nasıl babamız için anne bakıyorsak yarın da senin için koca bakmamız gerekecek. Hazır isteyenin varken bence bu fırsatı hiç kaçırmayalım.’’ Çiçek hışımla yerinden fırlayıp ‘‘Alacağınız olsun ben babamın yanına gidiyorum o beni kimselere vermez,’’ deyip bahçeden kaçarak uzaklaştı. Tan, Mert amcasının yanına gidemeyeceği için hayal kırıklığıyla başını önüne eğdi. ‘‘Üzülme Tan, kızların hepsi böyle. Onları asla anlayamayacağız ama sana işine yarayacak bir taktik verebilirim.’’ Tan, Mehmet’in sözleriyle başını kaldırdı. ‘‘Gerçekten mi Memo? Çok isterim.’’ Mehmet oturduğu yerde arkasına yaslandı ve Tan’ın geleceğini şekillendirecek o sihirli 4 kelimeyi söyledi. ‘‘Kaçan kovalanır, kovalanan kaçar.’’ Tan, ilk itiraz edecek oldu. Ağzını açtı geri kapattı. Düşündü, derin bir nefes aldı ve kafasında havai fişekler patladı. Tan İnan, Sarı Çiçek’ini elde etmek istiyorsa ne yapması gerektiğini anlamış oldu: Görmezden gelmek... *** Salonda olan Levent, Salih ile kıyasıya bir tavla turnuvasına girişmişti. Çocukların bahçede olmasını fırsat bilen Kevser de çoktan Hülya’yı yanına çekmiş onsuz geçen iki günün raporunu alıyordu. ‘‘Bak sen şu işe demek Mert adaylarla görüşeceğini söyledi.’’ ‘‘Bir tek o olsa. Kendi de bir sınav yapacakmış.’’ ‘‘ÖSS’yi duydum da MSS’yi ilk kez duyuyorum.’’ Kevser’in şen kahkahası Salih’in dikkatini çekse de elindeki zarları atıp Levent’in iki pulunu kırdı. Hülya ise Kevser’in keyiflenmesiyle iyice somurtmuştu. ‘‘Kız sen niye astın yüzünü eski kocanı mı kıskandın yoksa?’’ Hülya, gözlerini büyüterek Kevser ablasına baktı. ‘‘Abla ne diyorsun ya? Ne diye kıskanayım Mert’i? Bizim aramızda arkadaşlıktan öte bir şey yok.’’ ‘‘Zaten yeni kocanla bu eve geliyorsan mümkünse olmasın canım.’’ ‘‘Abla ben yıllar önce bir tercih yaptım.’’ Bakışları kocasını bulunca iç çekti. ‘‘Levent’i çok seviyorum. Mert ise benim çocukluğum demek. Birlikte büyüdük biz. Annemi kaybettiğimde kaç yaşındaydım ki? Çiçek’ten iki yaş büyüktüm belki. Sonra üvey anne geldi başıma. Ben de babaannemin yanına postalandım. Her zaman Mert vardı yanımda. Belki de bu yüzden aşkla minneti karıştırdım. Sevginin bir sürü çeşidi varmış abla. Benim Mert’e olan sevgim hiç azalmadı ama bu sevginin bir erkeğe duyulan sevgiyle uzaktan yakından ilgisi yokmuş. Ben her duyguyu Levent’te keşfettim.’’ ‘‘E, peki yüzünü neden asıyorsun?’’ ‘‘Çiçeğim, hemen kaptırdı kendini. Mert görüşeceğim diyor ama yalan. Onu tanımıyorsun sanki.’’ Kevser, Hülya’nın sözlerine hak veriyordu ama içinden bir ses acele karar vermemeleri gerektiğini söylüyordu. ‘‘Dur bakalım gün doğmadan neler doğar. Daha hiçbir şey olduğu yok. Hem yarın kafeye adaylar gelsin hele bir.’’ ‘‘Hiç bilmiyorum abla. Zaten Mert’ten olanları gizleyeceğiz diye göbeğimiz çatladı. Levent dedi haberlere bile konu olmuş bu ilan. Allah’tan akıllı kocam bu ilanın şaka amaçlı olduğuna dair bir haber hazırlatmış. Diğer kanallardan tanıdıklarına da ricada bulunup haberi böyle yayınlamalarını istemiş.’’ ‘‘Aferin Levent’e helal olsun. Sen merak etme tatlım ben de mahalleye 3 farklı dedikodu yaydım mı kimse Mert’i aklına bile getirmez.’’ ‘‘Ay, abla yeni dedikodular mı var? Abla söylesene çabuk haber değerleri yüksek mi?’’ Kevser bir kahkaha daha attı. ‘‘He, yüksek anam yüksek! Kocandan öğreniyorsun bu lafları değil mi?’’ ‘‘Of! Abla çatlatma da söyle. Neymiş dedikodular?’’ ‘‘O zaman mahalleye yayacağım ilk dedikoduyla başlayayım. Bu dedikodu kapı önlerinde çekirdek çitleyenler için gelsin,’’ derken kıkırdamayı ihmal etmedi. ‘‘Handan geçen sene nişanlanmıştı ya hani.’’ ‘‘E?’’ ‘‘Yok şu gün yok bugün derken kız bakmış bu çocuğun bununla evleneceği yok nişanı atmış.’’ Hülya kocaman açılan ağzıyla karşısındaki kadına bakakaldı. ‘‘Aa, ciddi misin abla? Tüh çok üzüldüm.’’ ‘‘Kız ne üzülüyorsun o çocuğun yüzünde nur yoktu. Geç bile kaldı.’’ ‘‘Olsun abla ya Handan kim bilir ne haldedir şimdi.’’ ‘‘Hah işte ikinci dedikodu da bununla ilgili. Dün bir bugün iki Handan nişanı attığı gibi başkasını bulmuş. Önümüzdeki ay nişanı var.’’ ‘‘Ay yok artık bu ne hız?’’ ‘‘E, kızım bu devirde kim kimi bekler. İyi yaptı. Oh helal olsun kıza. Ah vah demeden hayatına devam etti.’’ ‘‘E, abla üçüncü dedikodu ne?’’ ‘‘Üçüncü dedikodu Handan’ı bile unutturacak cinsten. Genç kız sonuçta mahallede adı çıksın istemem. Sadece Mert’in olayı kapansın diye halka açacağım bu bilgileri. Yoksa hiç uğraşmazdım. Nasıl diyordunuz? Ha, benim için haber değeri yok bunların.’’ ‘‘Anladık abla tamam hadi üçüncü dedikoduyu söyle.’’ Kevser, Hülya’nın meraklı haliyle mest oldu. ‘‘Tamam kız. Bu üçüncü dedikodu da altın günlerinin unutulmazı olacak. Hani bizim 45’lik Nazire var ya.’’ ‘‘E?’’ ‘‘E’si 45’inden sonra üçüncü çocuğa hamile kalmış safım. Yedi aylık olmuş karnıyla kapıya bacıya sığmıyormuş.’’ Hülya hayal kırıklığıyla ‘‘Hı!’’ derken buldu kendini. Dedikodu olmuş, altın günlerine kurulmuş olsa da Hülya için Handan’ın olayından daha önemli durmuyordu bu dedikodu. ‘‘Bak sen ne oldu beğenemedin mi?’’ ‘‘Ay, abla ne bileyim. Artık millet 40’ından sonra anne oluyor. Bana çok tuhaf gelmedi.’’ Kevser’in hoş kıkırtısı duyuldu salonda. Salih keyfi yerinde olan karısına bakıp iç çekti. Kevser, kocasının ona baktığını fark edince kocasına göz kırptı ve Hülya’ya geri döndü. ‘‘Kız Hülya, hiç kafan basmıyor senin bazen. Tabii anacığım benimkinden iyi olmasın aslan gibi kocan var ama buradaki kocaların hepsi öyle mi sanıyorsun sen? Millet 45’i geçti mi yatak odasını bozup iki çekyat atıyor odaya be. Karı kocalıktan, abi kardeşliğe geçiş yapıyorlar. O altın günlerindeki kadınlar Handan’ın aşk hayatı yerine tabii ki de Nazire’nin cinsel hayatını konuşacak. Millet neye açsa onun sohbetini yapar bebeğim.’’ Hülya öğrendikleriyle bir yaşına daha girmişti. Bu tarz olaylara hep uzaktı. Kocasıyla da ilişkileri hâlâ ilk gün ki gibi olduğundan başkalarının özel hayatını da kendilerininki gibi sanıyordu. Kevser, kızaran Hülya’yı görünce gayri ihtiyari genç kadının omzuna hafifçe vurdu. ‘‘Allah iyiliğini versin kız. Kıpkırmızı oldun.’’ ‘‘Ay, vurma abla ya ne bileyim ben, hiç aklıma gelmezdi.’’ ‘‘Allah getirtmesin kuzucuğum.’’ Baş ve işaret parmağıyla kulağını çeken Kevser ardından parmaklarıyla sehpaya vurdu. ‘‘Aman tahtaya vur, poponu kaşı bir de dilini ısır kız. Allah muhafaza.’’ Hülya, Kevser’in dediklerini ikiletmeden tekrarladı en son dilini ısırıp kocasından tarafa baktığında Levent’in geniş bir sırıtmayla onu izlediğini gördü. Yakalanmanın verdiği utançla başını öne eğip dudaklarını dişlemeye başladı. ‘‘Ay, Hülya diyordun da inanmıyordum. Vallahi taze âşıklar gibisiniz. Ne bu utangaçlık kız? 3 çocuk annesi olacaksın bir de.’’ ‘‘Abla bunun çocuk doğurmakla ne ilgisi var?’’ ‘‘Gördüğüm kadarıyla yokmuş canım.’’ ‘‘Tamam abla ya, gelme üstüme zaten rezil oldum kocacığıma da.’’ ‘‘Aman o aç kurda rezil olmazsın, baksana şu adamın gözlerine. Utanmasa seni kucakladığı gibi odaya kapatacak.’’ ‘‘Abla ya! Ayıp oluyor.’’ Kevser, Hülya’nın bu utangaç hallerine dayanamayıp bir kahkaha daha patlattı. Tavla oynayan erkekler aynı onda onlara dönünce kendini toparlayıp ciddiyetini takındı. ‘‘Ne bakıyorsunuz? Salih oyununa geri dön canım.’’ ‘‘Peki karıcığım.’’ Tavla oynamaya geri dönen kocasıyla Kevser de Hülya’ya döndü ve Hülya’nın ‘Sen nasıl bir şeysin?’ sorgulu bakışlarıyla karşılaştı. ‘‘Ne?’’ ‘‘Abla sen ne yaptın ya? Salih abiyi muma çevirmişsin?’’ Kevser kolunu Hülya’ya uzattı. ‘‘El sür biraz. Belki sen de sebeplenirsin.’’ ‘‘Dalga geçme abla. Söylesene Salih abiye ne yaptın da böyle oldu?’’ ‘‘Ay Hülyacığım biz buna kadınlığını kullanmak diyoruz. Şimdi ne desem sen anlamazsın. Boş ver anacığım.’’ Hülya tam cevap verecekti ki teras kapısından hışımla giren Çiçek buna engel oldu. ‘‘Çiçeğim ne oldu kuzum?’’ ‘‘Ne olacak canımcığım teyzeciğim. Aldık başımıza belayı. Hayır, ben mi istedim bu kadar güzel ve harika harikası olmayı ama Allahçığımın takdiri ne yaparsın, katlanacağım.’’ ‘‘Neye katlanıyorsun tatlımcığım?’’ ‘‘Neye olacak aşkımcığım Hülyacığım? Hâlâ nasıl olduğunu bilmesem de senin oğluna. Hayır, yani benim bile senin çocuğun olma ihtimalim daha yüksekken onun olması, gerçekten hayretler verici.’’ ‘‘Ama Çiçeğim üzülüyorum. O benim oğlum. Hem kötü bir şey yapmıyor ki oğluşum. Alt tarafı seni seviyor.’’ ‘‘Aşkımcığım Hülyacığım ben beni sevmesin demiyorum ki ama gitsin az ötede sevsin. Ne öyle her dakika yanı başımda... Biraz yalnız kalmak istiyorum çok mu?’’ ‘‘Aa, ama bence hata yapıyorsun Çiçeğim.’’ ‘‘Neden ki canımcığım Kevserciğim teyzeciğim?’’ ‘‘Neden olacak bir tanem. Gün gelir devran döner. Bir gün seni bunaltan bu sevgiye de muhtaç kalırsan görürsün.’’ ‘‘Ay üstüme sağlık. Benim biricik, bir tanecik aslan kral babacığım var. O beni kimseye muhtaç etmez. Hem Devran kim ki? Yeni mi taşındı mahalleye?’’ ‘‘Hayır Çiçeğim, atasözü bu.’’ ‘‘Hımm. İyi gelince tanışırız artık. Ben hayatımcığım babacığımın yanına gidiyorum. Çiçek ona nasihatler vermeye çalışan iki kadına da omuz silkip babasının odasına doğru ilerledi. ‘‘Ay abla çok üzülüyorum küçük aşkıma. Ben böyle bir sevgi görmedim. Nasıl, ne zaman oldu anlamadım bile. Tan kendini bildi bileli ‘Çiçeğim,’ dedi başka bir şey demedi.’’ ‘‘Çocuk onlar Hülya üzülecekler de sevinecekler de. Hem bak görürsün yakındır bu kızın burnunun sürtmesi. Ne demişler kul hatasız olmaz.’’ ‘‘Ay, bilmiyorum abla küçük aşkımın daha fazla üzülmesini de istemiyorum. Hakkımızda hayırlısı olsun.’’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE