"Duru! Ama ben açım." Oflayarak kapıyı açtım. Hiç buyur etmemi beklemeden içeriye girdiğinde "Gel tabi canım. Alıştın nasılsa." dememe aldırmadan mutfağa geçti ve tabak çatal koymaya başladı masaya.
"Bizim evi mi gözetliyorsun sen? Efe gittiği an kapidasin."
"Evet." dediğinde tek kaşımı kaldırıp ona baktım. "Ne?"
"İnkar falan etmeyecek misin? İnsan yalandan da olsa yok ya, ne münasebet falan der."
"Utanmıyorum ki peşinde koşmaktan."
"Birazcık utanma duygun olsa, sevinebilirdim aslında." deyip sandalyeye oturdum. Hazırlamaya başladığına göre, hevesliydi demek. Hevesini kırmak olmazdı şimdi.
"Utanma duygum yok demedim ki. Senin peşinde koşmak ve bunu herkesin bilmesi utanılacak bir şey değil benim için dedim."
"Herkesin bilmesi derken?"
"Şimdilik, Efe hariç." diyerek güldü, ben hâlâ sabit bakışlarla ona bakarken.
"Söylememi istersen, ben asla çekinmem." Telefonunu eline aldığında "Mal mısın lan?" diyerek telefonu çekeceğim sırada yere düşürdüm. "Böyle paramparça olursun bak sen de."
"Özür de dilemeyeceksin yani?" Sorarcasına bana baktığında "Hayır." dedim. "Git yaptır, yenisini al. Sanki paran yok." Ayağımla telefonu ona doğru teptikten sonra, masaya koyduğu suyu içtim. "Hem sana kim dedi ki al eline telefonu Efe'yi ara diye. Deli mi ne?"
"Neyse." Telefonu alıp ceketinin iç cebine koydu. "Senin numaranın olmadığı bi telefon çok da mühim değildi zaten."
"Azcık fren mi yapsan?"
"Fren?"
"Fazla sürat ölüm getirir ya hani.."
"Ölürken göreceğim son gözler seninki olacaksa.." dediğinde, suyu onun ağzına teptim bu sefer.
"Fazla romantizm kaşıntı yapıyor bende. İçeriye aldık diye şımarma. Ye yemeğini git." Bardağı geri çektiğimde bir kaç kere öksürdü ve sessizce yemeye başladı yemeğini. İyi. En azından arada laf dinleyesi tutuyordu demek. O an, gözünün önüne gelen onun gözlerini düşündüm. Sarhoşken, arabaya binip de sizmadan biraz önce. Çok güzelmiş, dediğimde arabadan bahsettiğimi düşünmüştü. Hayır salak gözlerin, demiştim mırıldanarak. Umarım duymamıştır diye düşünmeden de edemedim şu an. Hiç iltifat etmemişken bile gitmiyordu, etsem kapıda yatardi artık.
"Ee?"
"Of!" Elimdeki çatalı masaya vurdum ve "Sohbet etmeden duramıyor musun sen?" diye sordum sinirle.
"Etsek ne olur ki? Benimle ilgili hiç mi bir şey öğrenmek istemiyorsun yani?"
"Hayır." dediğimde bozulmuştu. Bir an için yüzü düşse de toparladı kendini sonra. Bense, orada öylece oturmuş, vereceği tepkileri seyrediyordum sadece. Tanımak değil belki, ama anlamak istiyordum onu. Ne yapmaya çalıştığını deli gibi merak ediyordum mesela. Neden peşimde olduğunu ve neden bir türlü vazgeçmediğini?
"Tamam. Ben anlatayım o zaman." Sinirle gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ve "Uykum var." dedim dişlerimin arasından.
"Ama sen de hep uyuyorsun."
"Evet. Sorun mu var?"
"Yo. Etrafta olan biteni kaçırıyorsun diye." dediğinde kahkaha attım. Bana șaşkınca baktığında omuz silktim, açıklama yapmak yerine. Bir kaç seneye kalmaz, olan biten her şeyi kaçıracak biri için, oldukça komikti bence kurduğu cümle. Yaşama sevinci olan, asla vazgeçmem diyen, etrafa gülücükler saçıp umutla geleceğe bakan bir kız olmamıştım zaten hiçbir zaman. Olmayacaktım da. Olsam da, değişen tek bir şey bile olmazdı zaten. Kefen yine beyaz, çukur yine iki metre, morg yine soğuk olacaktı..
"Komik olan ne tam olarak?" dkye sorduktan sonra "Hayır." diyerek düzeltme gereği duydu kendini. "Seni güldürmüș olmak güzel de.."
"Hayatın kendisi." O bana götüyle gülerken, ben de karşılıksız kalamazdım ne de olsa, değil mi?
"Seni karşıma çıkartan hayat.. Evet, cidden komik." dediğinde "Neden?" diye sormam, şaşırmasına sebep olmuştu. İlk defa onunla ilgili bir şeyi merak etmiştim çünkü. Ya da sesli söylemiştim diyelim.
"Istedigini almaya alışmış biriyim ben, evet. Ama birilerinin peşinden koşan biri, asla değilim." dedi Gülerek kafasını iki yana sallarken. "Gelip biri anlatsa, çatlayana kadar güler sonra da devamını bile dinlemeden çıkar giderdim yanından. Ama işte, hayat, asla yapmam dediklerini bile yaptırıyor insana."
"Yapmak zorunda değilsin." Dikkatle bana baktığında, "Boşa yoruyorsun kendini." dedim. "Yapmak istediğini zaten yapamayacaksın." Konuşmaya devam edeceğim sırada "Uykun vardı senin, değil mi?" diyerek kalktı masadan. Aynı hızla da kapıdan çıkarken, "Gerçeklerden böyle kaçılmıyor yalnız." dediğimde bana doğru döndü, az önceki boş bakışlarının yerini yine o bitmek bilmeyen gülümsemesi aldı ve "Yanılıyorsun." dedi.
"Ne?"
"Diyorum ki, sabah görüşürüz." Kapıyı kapattığında çığlık attım ve sinirle koltuğun yanındaki yastığı fırlattım kapıya. Yemin ederim ki, aşırı uyuzdu bu adam!