Deponun metal kapısı, dışarıdan gelen polis sireni sesiyle hafifçen titriyordu. Her saniye, o ince sac levhanın ardındaki tehdidin büyümesiyle geriliyor, sanki bir balon gibi şişiyordu. Bedirhan'ın "Hemen!" komutuyla ortalık bir anda bir kaosun soğukkanlı provasına döndü. Selin, hard diskleri söküyor, Hayal, masanın üzerindeki tüm fiziksel belgeleri topluyordu. Yaman ise olduğu yerde kalmış, avuçlarının içine bakıyordu. Bu eller, bir zamanlar at sırtında mavzer taşır, en sert rakibini bile susturan bir tokadın sahibi olurdu. Şimdi, klavyenin üzerinde gezen, titreyen, bir hafıza kartının küçücük ağırlığını taşımakla yükümlü birer aletti. İçinde, babasının gururlu, çatık kaşlı yüzü canlandı. Ona, "Oğul, bir aşiretin başı sadece gücüyle değil, onuruyla da ayakta kalır," dediği o son av günün

