Şile'deki orman, geceyi bir battaniye gibi üzerlerine çekmişti. Dedemin taş evi, ay ışığının zorlukla sızdığı sık ağaçların arasında, zamanın unutmuş olduğu bir yalnızlık abidesi gibi duruyordu. İçerisi, toz ve nem kokuyordu; tek bir yağ kandili, duvarlarda uzun, dans eden gölgeler oluşturarak karanlığı delmeye çalışıyordu. Yaman ve Hayal, açık duran şömineye odaklanmış, içeri sızan serin havayı bertaraf etmek için ufak bir ateş yakmaya uğraşıyorlardı. Bir köşede, Bedirhan, uydu terminalinin antenini, çatıdaki hasarlı kiremitlerden birinden dışarı sarkıtmak için uğraşıyor, yüzü konsantrasyonla gerilmişti. Selin, kapının hemen yanındaki küçük pencereden dışarıyı izliyordu. Gözleri, yaprakların arasından süzülen ay ışığının aydınlattığı orman derinliklerini tarıyor, içgüdüleriyle dinliyord

