BÖLÜM 5: gölge sesleri

1342 Kelimeler
Okulun koridorları, Lily için tanıdık olmaktan çıkmıştı. Her adımı, yankılanan ayak sesleriyle kafasının içinde çınlıyordu. Öğrencilerin kahkahaları, fısıldaşmaları, hatta tahtaya tebeşirle yazılan kelimeler bile... hepsi fazla uzaktaydı. Sanki bir camın arkasından bakıyor gibiydi hayata. Ivy, yanında yürüyor, normalmiş gibi davranıyordu. Konu açıldığında her şeyi tekrar “rüya” diye geçiştirmişti. Lily, bu tavrın ardındaki gerginliği görüyordu artık. Lily’nin zihninden o gece bir an eksilmiyordu. Maskeli adamın “küçük kraliçe” diye fısıldayışı, Ivy’nin aniden ortaya çıkışı, sonra bayılmadan önce hissettiği... güven. Bir yabancı ama tanıdık bir el. Adrian. Bilmiyordu neden, ama içinden bir ses, o yardım eden kişinin Adrian olduğunu söylüyordu. Ivy birden omzuna dokundu. “Sen de Max’e katılmak ister misin? Öğle arasında arka bahçeye çıkacağız. Biraz temiz hava iyi gelir.” Lily istemsizce başını salladı. “Olur…” Ama zihnindeki ses hala susmuyordu. “Sana yalan söylüyor.” Bahçeye çıktıklarında Max ellerini havaya kaldırıp dans eder gibi bağırdı: “Heyyy karanlık kraliçem geldi!” Lily hafif gülümsedi. Max’in enerjisi tüm o iç karartıcı düşünceleri bastırmaya yetiyordu. Ivy ise kahkaha atıyormuş gibi yapıyordu ama Lily farkındaydı—o gülüş, gerçekten çok uzaktı. Otlar üzerinde otururken, Lily Ivy’ye baktı. Bir anlığına, onun gözlerinde o geceki kırmızı parıltıyı görür gibi oldu. Kısa bir saniyelik parıltı. Elini alnına götürdü. “Başım yine ağrıyor…” “Yine mi?” dedi Ivy, endişeli görünerek. “Belki hastalanıyorsundur, dün gece soğuk yemiş olabilirsin.” “Ya da biri bana yalan söylüyordur,” diye geçirdi içinden Lily. Tam o an Max bir şaka patlattı ama Lily duymadı. Çünkü çitin öte yanında biri duruyordu. Uzaktan. Siyah paltolu, gözleri güneşin ışığında bile parlayan bir adam. Adrian. Lily gözlerini kırptığında adam kaybolmuştu. Max’in kahkahası hâlâ devam ediyordu ama Lily’nin içindeki his büyüyordu. İzleniyordu. Ama yalnız değildi. ------ Gece olduğunda, Lily’nin odası hiç olmadığı kadar sessizdi. Ivy, annesinin yanına gittiğini söyleyip çıkmıştı. Lily başta bu duruma şaşırmamıştı, ama sonra telefonunun ekranına baktı: Mesaj yok, arama yok. Sanki Ivy, bir anda buhar olup uçmuştu. Penceresini araladı. Rüzgâr yavaşça saçlarını okşadı. Bir anlığına, ağaçların arasında bir siluet gördüğünü sandı. Gözlerini kısmadan edemedi. Siyah. Uzun. Sanki... o geceki adam. Yatağına uzandı ama gözlerini kapatamıyordu. Uyku gelmiyordu; bunun yerine, bir ürperti dolandı vücuduna. Sonra… Bir ses. Adını fısıldayan bir ses: “Lilian…” Aniden oturdu yatağında. Kalbi göğsünü delip çıkacakmış gibi atıyordu. Nefesi kesilmişti. Oda boştu. Ama ses… kulağında yankılanıyordu hâlâ. Gözleri kapanmaya başladı. Bilinç yavaşça karardı. Sanki biri parmak uçlarıyla zihnine dokunmuştu da tüm gerçeklik bükülmeye başlamıştı. --- Rüya mıydı? Hatıra mı? Yüksek taş kemerlerin altında yürüyordu. Uzun kırmızı bir elbise giymişti. Ayak bileklerine dek inen altın işlemeler… ama yürürken hiçbir kumaş sesi yoktu. Büyük bir taht salonuna girdi. Tahtta biri oturuyordu. Göz göze geldiler. Buz mavisi gözler. Karanlıktan oyulmuş saçlar. Hareketsiz ama yakıcı bir duruş. Adam ayağa kalktı ve bir adım attı ona doğru. “Sen,” dedi Lily, sesi bir fısıltıydı. “Tanıyorum seni…” Adrian, bir şey söylemeden elini uzattı. Parmakları Lily’nin yanağına uzanacak gibiydi ama… --- Birden Lily gözlerini açtı. Nefes nefeseydi. Kalbi sanki hâlâ rüyadaki gibi atıyordu. Ama asıl garip olan… yanağında bir sıcaklık hissetmesiydi. Bir dokunuşun ardında bıraktığı o titreşim… Yavaşça pencereye yürüdü. Bahçeye baktı. Hiçbir şey yoktu. Sadece gece. Ama içten içe biliyordu. Biri burada. Ve o kişi, onu yalnız bırakmıyor. Adrian’ın adı zihnine fısıldandı yine. Bu kez kendi sesiyle. ------ Sabah olduğunda Lily yatağında, sanki hiçbir şey olmamış gibi uyanmıştı. Ne çizik, ne ağrı, ne iz… Ama o gece yaşadıklarını unutmamıştı. Ormandaki bağırışlar, boğuşma, Ivy’nin aniden belirişi ve sonra karanlığa gömülen bilinç. Hepsi zihninde hâlâ canlıydı. Pencereye yürüdü. Hava pusluydu. Gökyüzü gri bir sisle kaplıydı. İçindeki huzursuzluk da aynı bu hava gibiydi—yoğun, belirsiz ve boğucu. Telefonuna gelen mesaj ekranında parladı: MAX: “Bugün depresyon müfredat dışı mı? Yoksa sana kahve kaçakçılığı yapmam gerekecek mi?” Lily istemsizce gülümsedi. Ne kadar sinir bozucuysa o kadar da iyi geliyor… --- Okulun avlusunda Max onu uzaktan görünce elindeki kahveyi yüksekçe kaldırdı. “Ve işte karşınızda, sisler kraliçesi!” dedi, kollarını açarak Lily’ye doğru yürürken. “Ruh hâlini yine Londra havasına sabitlemişsin. Karanlık, soğuk ve kesinlikle ‘gotik şıklık’ kategorisinde.” Lily gözlerini devirdi. “Merhaba Max.” Max kahvesini uzattı. “Lütfen iç, yoksa sabah modundaki bu yüz ifadesine tahammül edemem.” Beraber okul bahçesindeki banklardan birine oturdular. Lily gözlerini etrafta gezdirdi. Ivy ortalarda yoktu. “İyi misin sen?” diye sordu Max, bu kez sesi daha ciddiydi. “Son günlerde... şey gibisin. Sanki biri seni izliyormuş gibi hissediyorsun ama aynı zamanda kimse yokmuş gibi davranıyorsun.” Lily, Max’in gözlerine baktı. “Bana deliymişim gibi bakma ama... evet, tam olarak öyle hissediyorum.” Max kıkırdadı. “Deliysen en azından zarifsin, sorun yok. Ama cidden—bu sadece yorgunluk olabilir. Ya da... çok fazla vampir dizisi izledin.” “İzlemiyorum,” dedi Lily, dudakları titrek bir tebessümle kıvrıldı. “Onlar bana biraz fazla gerçek geliyor şu sıralar.” Tam o sırada Lily’nin gözleri, okulun uzağındaki ağaçların arasına takıldı. Bir gölge kıpırdadı. Çok kısa bir an. Belki rüzgar, belki bir hayal. Ama Lily’nin kalbi sıkıştı. Max, onun yüzündeki değişimi fark etti. “Yine mi? Ne gördün bu kez?” Lily yutkundu. “Bilmiyorum... ama bir şey var.” Max ayağa kalktı, oyuncu bir tavırla etrafına baktı. “Dostum, bir gün gerçekten karanlıktan bir yaratık çıkarsa, önce kahvemi fırlatıp sonra koşarım. Uyarıyorum.” Lily gülmeye başladı. İlk defa, içten bir kahkaha attı. Gerginliği az da olsa çözülmüştü. Ama o anda... bir bakış hissetti sırtında. Gölgelerin içinden. Ve bu kez... o bakışta tanıdık bir soğukluk vardı. ------ Gece. Orman. Ay yüksek. Sessizlik… Lily, Max'in inatla onu eve bırakmak istemesine rağmen, ormanın kenarına kadar yürümekte ısrar etmişti. İçinde bir çağrı vardı sanki—onun anlayamadığı ama ruhunun bildiği bir çağrı. “Eğer bu bir korku filmi olsaydı,” diye mırıldandı Max, “sen ana karakter olurdun ve ben kesin ilk ölen salak.” “Geri dön Max,” dedi Lily bir an durarak. “Buradan sonrası bana ait.” Max önce şaka yapacak gibi oldu ama sonra onun yüzündeki ifadeyi görünce sustu. “Dikkatli ol, karanlıkta kaybolma Kraliçem.” Lily tek bir gülümsemeyle cevap verdi ve adımlarını ormana doğru yöneltti. İçerilere ilerledikçe hava soğuyordu. Ağaçların gölgeleri uzuyor, sis yer yer yerde kıvrılıyordu. Ve sonra... çıtırtılar. Arkasını döndü. Kimse yoktu. Ama kalbi küt küt atıyordu. Birden çalıların içinden iki iri yaratık fırladı. Gözleri sarı, dişleri parlaktı. Kurt adamlar. Tüyleri gri-siyah karışımıydı, tıpkı geceyle gündüz arasındaki çizgi gibi. “O bu!” dedi biri, insanla hayvan arası bir sesle. “Mühürlü melez! Kanı lanetli!” Lily çığlık atmak üzereydi ki biri önüne atladı. Ivy. Gözleri parlak kırmızıydı, dişleri uzamıştı. Avuçlarında parlayan eski bir mühür vardı. “Dokunamazsınız ona!” diye haykırdı. Kurtlar bir an duraksadı. Sonra birden ikisi birden Ivy’e atıldı. Ivy tek hareketle birini yere savurdu ama diğeri pençesini omzuna geçirmişti. Lily geri çekilirken gözlerinin önünde bir gölge belirdi. Siyah pelerinli, uzun boylu bir figür. Sessizdi, ama varlığı bile havayı titretiyordu. Adrian. Göz göze geldiklerinde Lily’nin içi titredi. Buz mavisi gözleri geceye meydan okuyordu. Hiçbir şey söylemeden ileri atıldı. Bir hareketle kurtların ikisini de yere bastırdı. Toprak, bir büyüyle çatladı sanki. Ivy hemen toparlandı. Ama o anda... yeni bir grup ortaya çıktı. Bu kez vampirler. 3 kişi. Gümüş zırhları vardı. Soylu görünümlü ama gözlerinde kana susamışlık vardı. “O bizim için tehlike!” dedi biri. “Kandan doğan bir kırılma... Dengemizi bozacak!” Adrian onlara döndü. “Size buraya gelmeyin dedim.” “Senin bağlandığın kan bizim geleceğimizi tehdit ediyor,” dedi diğeri. “Ya bize katılır, ya yok edilir!” İvy hırladı. “O daha çocuk!” Lily bir adım geri attı. Etrafında herkes bir şeyler söylüyor, tehdit ediyor, koruyor ya da yargılıyordu. O ise sadece… korkuyordu. Adrian gözlerini kapattı. “Bu gece savaş varsa... ben de içindeyim.” Ve sonra, gece parçalara ayrıldı. Kurtlar vampirlere saldırdı. Ivy, Lily’yi korumak için kalkan gibi önünde durdu. Adrian, kendi halkına karşı döndü. Ağaçlar arasında kavga sesi yankılandı. Pençeler, dişler, büyüler... Karanlıkta kıvılcımlar uçuştu. Lily, çaresizlikle yere çöktü. Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben neyin içindeyim…” Ama cevap, rüzgarla gelen bir sesle verildi: “Kaderin...” dedi Adrian’ın sesi. “Kanla yazıldı, ateşle okunacak.” ---
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE