Kanita ve Andres için yeni bir dönem başlamıştı, ama aşklarını açıkça yaşamak için henüz zamanın gelmediğini biliyorlardı. Kuzeni Valeri'nin desteği sayesinde artık yalnız değillerdi, ancak hala önlerinde aşmaları gereken engeller vardı. Valeri'nin taç giyme töreni yaklaşıyordu ve krallığın yeniden inşası için büyük bir adım olacaktı. Bu törende Kanita da önemli bir rol oynayacaktı, çünkü onun mücadelesi ve kararlılığı krallığın yeni umudu haline gelmişti.
Tören hazırlıkları hummalı bir şekilde devam ederken, sarayda bir hareketlilik vardı. Krallığın dört bir yanından gelen temsilciler, yeniden inşa edilecek bu krallık için desteklerini göstermek üzere saraya geliyorlardı. Kanita, hala yorgun olsa da, bu
yeni başlangıç için gücünü toparlıyordu. Andres ise onun her an yanında duruyor, ona hem fiziksel hem de duygusal destek veriyordu.
Valeri'nin 18. doğum günü ve taç giyme töreni yaklaşırken, sarayda bir heyecan hâkimdi. Tüm gözler genç prensin üzerindeydi. Valeri, genç yaşına rağmen güçlü bir lider olma yolunda ilerliyordu. Kanita ve Andres ise bu yeni dönemde onun en büyük destekçileri olacaklardı. Ancak herkesin bilmediği bir şey vardı: Kanita ve Andres'in aralarındaki bağ, yalnızca dostlukla sınırlı değildi. Ama bunu açıklamak için doğru zamanı beklemek zorundaydılar.
Taç giyme töreni günü gelip çattığında, saray büyük bir kutlamaya hazırlanıyordu. Valeri, krallığın yeniden doğuşunu simgeleyecek bu törende, halkına ve saray
temsilcilerine umut verecekti. Kanita ve Andres ise bir yandan bu yeni düzeni kurarken, diğer yandan içlerindeki gizli aşkı ne zaman açıklayacaklarını düşünüyorlardı.
Kanita, Valeri'nin yanında dururken bir yandan geçmişte yaşadıkları acıları hatırlıyor, ama geleceğe umutla bakıyordu. Çünkü artık yalnız değildi. Hem kuzeni Valeri'nin hem de Andres'in desteğiyle yeni bir krallığın temellerini atacak, geçmişin karanlık anılarını geride bırakacaklardı.
Valeri'nin tacını takmasıyla birlikte büyük şölen resmen başlamıştı. Kutlamalar, müzik ve neşeyle dolu bir geceydi. Davetliler arasında, tüm dikkatler genç prensin üzerindeydi. Valeri, elindeki içki kadehini yudumlarken gözlerini salondaki kalabalığa gezdiriyordu. Aniden birinin ona çarpmasıyla irkildi.
Bir anda, elindeki kadeh sallandı ve sıvı yere döküldü. Dengesini kaybeden Valeri, önünde duran elf kızı kollarına aldı. Kızın zarif yüzüne ve yeşil gözlerine baktığında, sanki zaman bir an için durdu. Valeri'nin nefesi kesilmişti, o an büyülenmiş gibi hissetti.
Tam o sırada, baş garsonun sert sesiyle aniden gerçek dünyaya geri döndü. "Bu ne cüret! Prense nasıl çarparsın? Hemen içeri git!" diye bağırdı baş garson, öfkeli bir şekilde.
Valeri, başını dik tutarak ciddi ama sakin bir sesle garsona döndü. "Yeter! Bu sadece bir kazaydı. Kızın bir suçu yok."
Elf kız, başını eğip kısık bir sesle özür diledi. "Affedin, Majesteleri. Gerçekten istemeden oldu."
Valeri, yumuşak bir gülümsemeyle ona bakarak, "Önemli değil," dedi. "Adın nedir?"
Kız, utangaç bir şekilde gözlerini Valeri'ye kaldırdı ve hafifçe fısıldadı: "Adım Elysia, Majesteleri."
Valeri, Elysia'nın ismini duyduğunda bir an duraksadı. Bu isim, tuhaf bir şekilde ona tanıdık gelmişti, sanki çok uzun zamandır beklediği birini bulmuş gibiydi. Göz göze geldikleri o an, ikisi arasında görünmez bir bağ kurulmuş gibiydi.
Şenlik sabaha kadar sürmüş, danslar ve kutlamalar kraliyet sarayının her köşesine neşe yaymıştı. Ancak nihayet gece sona erdiğinde, davetliler ve kraliyet ailesi odalarına çekildi. Valeri de odasına döndüğünde kafasında hâlâ Elysia ile yaşadığı anın yankıları vardı. Sabaha doğru
uykuya dalmıştı.
Sabah güneşinin ışıkları sarayın büyük pencerelerinden süzülürken, kral ailesi kahvaltı için uzun masanın etrafında toplanmıştı. Masada sohbet eden kral Setis ve diğer aile üyeleri arasında Valeri, gece boyunca yaşanan olayları düşünüyordu. İçindeki huzursuzluğu bastıramıyordu.
Valeri, sessiz bir an bulduğunda başını çevirip kraliyet kahyasına döndü. Soğukkanlı bir ifadeyle, "Dün geceki baş garsonu odama çağır," dedi. Kahya, Valeri’nin talimatını sessizce kabul ederek odadan ayrıldı.
Masada kısa bir sessizlik oldu. Kral Setis, oğlunun yüzündeki ciddiyeti fark etti ama bir şey sormadı. Valeri, düşüncelere dalmıştı. Elysia ve garsonla yaşanan o an, gözlerinin önünden gitmiyordu. Baş
garsonun odasına gelmesiyle birlikte, gece yaşananların ardındaki gerçekleri öğrenmeye kararlıydı.
Valeri, odasında baş garsonun gelmesini beklerken pencereden dışarı bakarak gece boyunca zihnini meşgul eden o elf kızı düşünüyordu. Oda kapısı yavaşça açıldı ve baş garson içeri girdi, biraz tedirgin görünüyordu. Valeri, garsona ciddi bir ifadeyle döndü.
"Gece bana çarpan elf kızı... Kimdir o?" diye sordu Valeri, gözlerini garsona dikerek. "Kimlerdendir, yaşı, nerede yaşar, ailesi kimdir? Tüm detayları bilmek istiyorum."
Baş garson, Valeri’nin ciddi tonuna alışık değildi ama yine de sorularını cevaplamaya başladı. "Majesteleri, o kızın adı Elysia.
Saraya hizmet eden bir elfin kızıdır. Yaşı on sekiz, ailesi ise uzak bir köyde yaşıyor. Ancak kendisi uzun süredir saray mutfağında çalışıyor ve sadık bir hizmetkârdır."
Valeri, garsonun anlattıklarını dikkatle dinledi, yüzünde düşünceli bir ifade vardı. İçinde büyüyen merakın sebeplerini kendisi de tam olarak anlamamıştı, ama o kızın gözlerinde gördüğü bir şey, onu derin bir şekilde etkilemişti. Baş garson sözlerini bitirdikten sonra tereddütle Valeri'ye sordu:
"Majesteleri, affınıza sığınarak soruyorum, bu kızı neden bu kadar merak ettiniz? Sadece bir hizmetçi. Sizi rahatsız ettiyse gerekli cezayı verebiliriz..."
Valeri, bir an duraksadı, gözleri garsona döndü ama sorunun ağırlığını hissediyordu. "Hayır," dedi yavaşça. "O
istemeden bana çarptı, bir hata yapmadı. Cezalandırılması söz konusu değil." Sonra içten bir şekilde ekledi, "Sadece... farklı bir şey hissettim. O kadar."
Garson hafifçe başını eğdi, anlamış gibi yaparak odadan ayrıldı. Valeri, yalnız kaldığında kendini düşüncelere bıraktı. Elysia’nın gözlerinde gördüğü şeyin ne olduğunu anlamak için sabırsızlanıyordu.
Valeri, kahyasını odasına çağırarak kararlı bir sesle konuşmaya başladı. "Dün geceki elf kızı, Elysia, artık benim yanımda hizmet edecek. Tüm günlük işlerim, rutinlerim, her şey ondan sorulacak. O benim kişisel hizmetkârım olacak."
Kahya, şaşkın bir ifadeyle Valeri'ye baktı. "Elysia mı, majesteleri?" diye sordu, tereddütle. Valeri, yüzünde sakin bir
ifadeyle başını salladı. "Evet, Elysia. Onu istiyorum."
Kahya, kararı anlamaya çalışarak tekrar sordu, "Ama majesteleri, o mutfakta çalışan bir görevli. Nasıl olur da onu kişisel yardımcınız yapabilirsiniz?"
Valeri'nin sesi daha da kararlı hale geldi. "Benim dediğim olacak! O kızı istiyorum. O benim yanımda olacak ve hiç kimse, benden başka kimse ona emir vermeyecek. Şimdi git ve söylediklerimi yerine getir."
Kahya hemen eğilerek odayı terk etti. Valeri'nin isteğiyle birlikte harekete geçen kahya, Elysia’yı bulup ona olanları anlattı. Ardından sağlık kontrolü yapıldı, temizlenip yeni kıyafetler giydirildi. Saçları özenle tarandı, yüzü parlatıldı. Bir süre sonra, Elysia eski halinden bambaşka birine
dönüştü. Artık daha asil ve zarif duruyordu, sanki prenseslerden biriymiş gibi.
Valeri, kızın karşısında yeniden duruşunu gördüğünde, içinde bir şeyin daha da derinleştiğini hissetti. Artık yanında olacaktı, ama bu yeni durum, Valeri için hem tehlikeli hem de büyüleyici bir yolculuğun başlangıcı olabilirdi.