KAÇIŞ / "Gölge"

1940 Kelimeler
Kaçış - 2 / 13. Bölüm ( Düzenlenmiştir.) * * * * * * * * * * Söylediklerini idrak etmek noktasında alnımın tam ortasından vurulurken, elimdeki kağıdın ağırlığının her saniye arttığına yemin edebilirim. Artık tuttuğum şey tonlarca ağırlıktaydı ve ben altında ezilmek üzereydim. Başımıza düşmeyen kiremitler Ammar ile aramızda büyük bir duvar örmüştü. Hissedebiliyordum. İkimiz de duvarın iki ayrı kenarlarından birbirini görmeye çalışan iki köre dönüşmüştük. Ve yeniden ne yapacağımı bilememenin yanık tadı burnuma yayılmaya başlamıştı. Suyun altında çırpınan ben nihayet boğulmaya başlamıştım. Onun bakışları ise hiç kurtarmaya çalışacak gibi durmuyordu.... Daha önce, bir bıçağın soğuk bir ten üzerindeki kayışına kendi gözlerim ile şahit olmuştum. Derimin altına geçen demirin bedenime attığı çizgi saniyeler içerisinde gerçekleşmiş olsa bile o an, sürekli bir paradoks halinde sonradan kafamın içerisinde dönüp durmaya devam etmişti. Ve ben, ne zaman söylediklerimi dilimin ucundan dökmek için yalpalasam, arada kalsam yavaş bir çekim halinde zihnimin içinde gerçekleşen o anın içerisine atlıyordum. O sivri ucun, derime bastırılması ve bir kuvvet ile minik bir yarık oluşturması, o yarığın etrafına hızla kandan bir asker sürüsünün saldırması... Hepsi en yavaş ve en yakın hali ile gözlerimin önünde yeniden canlanıyordu. Sanki dilimin ucuna birikmiş arada kalmışlık, her an ruhuma batacakmış gibi... Aklım benimle büyük bir oyun oynuyordu. Anlatamamanın yükü en çok bu nedenle ağırlaşıyordu. Belki bir nebze olsun anlatacak kuvveti kendimde bulabilseydim, olanların bir hayal ile zihnimden taşmasına mani olabilirdim. Kim bilir... Tam karşımdaydı. Hatta benim ruhumun en içini görebilmek için dizlerine doğru eğilmiş, yüzüm ile aynı hizada duruyordu. Çatık kaşları ve olayları anlamak için verdiği gayreti o kirpiklerinin altında duran boşluktan akıyordu. Onu bugüne kadar hiç bu kadar merak eden bir halde görmemiştim. Bu hali, sarsılmaz duran bedenine çok zıttı. Benim sanrı demem üzerine omuzuna büyük bir yük bindirdiğimi hissediyordum. Ve bu cümlelerimin devamını getirmemem için en büyük nedenimdi. Ancak Ammar, aramızdaki o mesafeli boşluğa rağmen anlatmam için bağırır gibiydi. Konuşmasa bile bağıran sesini olduğum yerden duyar gibiydim. "Artık konuşman gerektiğini sen de biliyorsun. Seni bekliyorum." Beni bekliyordu... Ama ben hala konuşabilmenin bir yolunu bulabilmiş değildim. Üstelik onun normal bir zamanda öylesine bakarken bile ruhumu tüm çıplaklığı ile gördüğünü biliyordum. Şu an ise dikkatli bakışları altında çırılçıplaktım. Konuşmasam dahi kanadığımı gördüğüne emindim. "Ben..." deyip duraksadığım da, gözlerim onun yüzünden yavaşça aşağı doğru kaydı. Ayaklarımızın hemen altında duran parkelerdeydi bakışlarım. Ruhumun bir sanrının etkisi ile kıvrım kıvrım kıvrılması, tıpkı parkenin çizgilerini andırıyordu. O çizgilerin arasında devamlı büyüyen ve asla birbirine değmeyen zikzaklar, benimle aynı renkteydi. "Joseph Levy ölmedi Ammar..." Konuya nasıl gireceğimi bilemediğim için içimden geçenleri asla evirmeden söylediğim zaman bakışlarım ayak ucumdan hızla yeniden onun yüzüne doğru tırmandı. Merak eden halinin yerine, yüzündeki her çizgisine hızla yayılmaya başlayan bir endişe vardı. Kurduğum cümle ile gerçekten delirdiğimi düşünmesi çok muhtemeldi. "Nasıl?" diye karşılık verdiği zaman onun tek kelimelik sorusunu benim hakkımdaki endişesi daha fazla şekillenmeden yanıtlamaya başladım. Birkaç saniye içinde endişenin yerini, büyük bir acıma duygusunun almasından ölesiye korkuyordum. "O bahçeden çıktığımız andan beri tam burada..." İşaret parmağım şakağıma doğru gitmişti. Gözlerim dolmaya başlarken, parmağım ile dokunduğum tenimde ayaklanan yeni hayaller olduğuna yemin edebilirdim. "O burada nefes almaya devam ettikçe ölmeyecek Ammar. Asla peşimi bırakmayacak." Bir müziğin yavaşça arkadan çalmaya başladığını hissediyordum. Bu notalar annemin küçükken benim için söylediği ninniye aitti. İçinde büyük bir Süleyman Mabedi kurulmasını istediği ninnisine. O tınılar kulağımın içine yavaş yavaş düşerken göz kapaklarıma kadar yükselen sular vardı. Notalar yükseldikçe, onlar da yükseliyordu. Bakışlarının içindeki endişenin, cam bir vazonun yere düşüp parçalara ayrılması gibi yere çarpıp sağa sola dağıldığını görebiliyordum. Endişenin her kırık parçasında kendi ruhumun acıyan aksini görebiliyordum. Ammar' ın gözlerinin içinde yeni bir uykudan uyanmış anlayış benim göz bebeklerimin içindeki o siyah boşluğa bakarken, aklım hala parçalara düşen yorgun aksimdeydi. Onun anlayışının sırtını sıvazlayan bir acıma duygusu olduğunu varsayıyordum, camdaki akislere daha dikkatli bakmama neden oluyordu bu varsayım. Ama oradaydı. Göz bebeklerimden ona doğru bakan Küçük Naomi' yi görebilecek kadar dikkat vardı bakışlarında. Anlayış bakışının dokunduğu her yerdeydi ve Küçük Naomi' nin yaralarını sarması için ona göstermek istediğine yemin bile edebilirdim. Ammar bir süre daha bakmaya devam ettikten sonra bakışlarını yavaşça benden çekti. Kafasındaki sorgulamaları bir rafa kaldırdığını biliyordum. Sorgulaması biter bitmez çıkarmıştı beni kadrajından. Onun bakışları geri çekildiğinde, yeniden bir yabancı gibi görüleceğimden ötürü kalp atışlarımın yeniden hızlandığını hissettim. Dizlerine doğru eğilmiş bedeni ahşap parkeye doğru indi. Çıplak parkeye oturduktan hemen sonra kalçalarının üzerinden geriye doğru kaydı. Sırtı yağmur damlalarının çarptığı camın duvarına yaslandığında, kafasını hafifçe geriye attı. Adem elması sakallarının arasından daha net görünmeye başlamıştı. Ve saçları... Onlar, her teli tek tek birbiri ile kavgalı olan kardeşler gibiydiler. Alınlarına düşen tutamlar, onu olduğu yaştan daha küçük gösteriyordu. Güzelliğinin bir şiir tasviri gibi aklımı karıştırmaya başladığını hissetmem ile bakışlarımı hızla yüzünden çektim. Güzel olması, yanlış olmadığı anlamına gelmiyordu... "Ne zaman başladı tam olarak bu durum?" Sesi tok ve biçimliydi. Çıkarken en ufak bir sekteye uğramamıştı. "Bilmiyorum. O günden hemen sonraki gündü sanırım." Benimki onun sesine oranlar daha kesikti. Hatta öyle ki aklımı işgal eden düşünce sürüleri nedeni ile suyun altından ona sesleniyormuşum gibi bir etki bıraktığıma adım kadar emindim. Tanıdık ninni tınısı dinmişti fakat onun konuşmaya devam edeceğini gösteren sessizlik, soğuk bir havanın bize doğru üflenmesine neden oluyordu. Ellerimi dizlerimin üzerinde ısıtma gereği duyabilecek kadar soğuk esen bir hava kütlesiydi bu. "Kabuslardan ötürü korktuğun günlerde sana söylediğim şeyi hatırlıyor musun Aişe?" Bunu söylemesi ile bakışlarım yeniden ondaydı. Hiçbir sorun yokmuş gibi çıkan sesi benim duyduğum endişeyi gölgelemek için miydi, yoksa gerçekten sorun yok muydu onun için? O gün bana zihnimin kötü anıları kusmak için kabus görmem gerektiğini söylemişti. Ama bu öyle bir şey değildi. Her şey capcanlıydı ve lacivert takım elbiseli adamın yüzündeki ifade her gördüğümde delirecekmişim hissini sonuna kadar yaşatıyordu. Ya da gerçekten delirmiştim. Ölen bir adamı görmenin neresi normal olabilirdi ki? "Hatırlıyorum..." dediğimde, söyleyeceklerini şimdiden tahmin eden yanım baskın çıkmıştı ve hızla devamını getirdim. "Zamanın nasıl geçtiğini, bugün günlerden hangi gün olduğunu, seninle o bahçeden kaçışımızın üzerinden ne kadar süre geçtiğini ve hangi ayda olduğumuzu bilmiyorum Ammar. " Sesim suyun altında boğulmamak için çırpınan bağırtılardan farksızdı ve ben nefes alamadığımı sonuna kadar hissediyordum. "Peşimizde onlarca adam var. Seninle bir araya geldiğim andan beri kaç tane cesede denk geldim, öldüresiye dövüldüm ve her an beni bırakıp gitme ihtimalin var. Sence bu kadar sorun varken, benim ölü bir adam görüyor olmam normal mi? Zihnimin peşine düşmesi gereken bu kadar problemi varken Joseph Levy' nin beni her gördüğünde intikam alır gibi bakması canımı hepsinden daha çok yakıyor." Haklıydım. Ama kendime olan kızgınlığım en çok bu kadar güçsüz olmamaydı. Kendi zihnime bile sahip çıkamayacak kadar dirençsizdim ben. "Seni çok iyi anlıyordum." Bunu derken, kafasını arkaya iyice yaslamış ve tavana bakıyordu. O benim gibi değildi. Bir tavrı ile duygularını o kadar güzel yansıtabiliyordu ki, beni anlayan tarafının bütün bedenine yayıldığına yemin bile edebilirdim. "Ama eğer bir gün seni bıraktığımda arkamda savunmasız bir şekilde kalacağına inanıyorsan çok yanılıyorsun. Seninle yollarımızı ayırmamızın tek yolu yüzde yüz güvenliğinden ve rahatından emin olduğumda olabilir ancak. Bundan emin olabilmek için bu kadar zor ya yolları ayırmak... Senin canının ehemmiyeti benim için ilk öncelik olduğu için hemen arkamda bırakamıyorum seni." Onun ayrılık ihtimalleri içinde bana bulmaya çalıştığı yer o kadar hızlı kalbimi hızlandırmıştı ki ne kadar güçsüz olduğumu bir kez daha hissedince yine kızmıştım kendime. "Aişe..." dediği zaman o sesin her harfinde beni anlayan bir kırıklık vardı. Ve ben o kırıklığın bu sarsılmaz bedenden çıktığına bir an inanamadım. Karşımda konuşan o değil gibiydi. "Bir evladın zalim bile olsa babasını vurması kolay değil. Onun kalbinde açtığı yaralara rağmen ve binlerce insanın ölümüne neden olmasına rağmen baban olduğunu kabul etmen şart. O gün hiçbir evladın elinde tutak istemediği bir silah vardı senin elinde ve sen hiçbir evladın yapamayacağı o şeyi yaptın. Ve sen binlerce insan için Joseph Levy' i vurabildin." O konuştukça, halim biraz önce ayağımın takılması ile devrilen sehpayı andırıyordu. En az onun kadar yıkılıyordum. Ve doğrular büyük kerpiç taşları olup aramıza düşüyordu. Üst üste düşen her taşta Ammar' ı görmek her geçen saniye biraz daha zor oluyordu. "Ömründe bir kez olsun ölüm görmemiş olmana rağmen o kadar cesursun ki, bu hayalleri görüyor olman inan bana sadece ne kadar insan olduğunu gösteriyor. Acı verdiğini biliyorum. Fakat alışamamanı yeğlerim. Ben de en çok alışamamayı dilerdim. Bu hayatı sen seçmedin belki ama insan kalman için zihninin mücadele etmesi şart. Bırak en azından aramızdan birisi insan gibi hissetsin. Ama..." dediğinde, durduğu yer beni söyleyeceği şeye hazırladığı şeydi. Göz bebekleri yeniden içimdeki Küçük Naomi' yi okşamaya başlamıştı çünkü. "... alışmamanın başka yolları da mümkün. Sana bir doktor getirmeme müsaade edersen eğer-" dediği an, yem,den Joseph Levy bulunduğumuz yerdeydi. Bana deli olduğumu kabullendirmek istediğini fark ettiğim an tam karşı çıkacaktım ki işaret parmağını hızla havaya kaldırdı. Parmağı dudağına götürdüğü an fısıldamaya başladı. "Sessiz ol!" Ne olduğunu anlayamamıştım ama istemsizce susmak zorunda kalmıştım. Alaca bir sessizliğin içinde ilk birkaç saniye hiçbir şey duyamamış olsam da, sonrasında kulağıma gelmeye başlayan tıkırtı sesleri ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ammar olduğu yerden yavaşça doğrulurken bütün dikkati dış kapıdan bize doğru gelen seslerdeydi. Onun ayağa kalkması ile ben de ayaklanmıştım. Kapıya doğru yürüyecekti ki yeniden fısıldamaya başladı. "Sen burada bekle. Sakın peşimden gelme." Cümlesi tam olarak bitmemişti ki gözleri arkamda duran pencereye kaydı. "Ya da vazgeçtim. Benimle gel. Sakın yanımdan ayrılma." Pencereden gelebilecek bir tehlikeye karşı fikir değiştirdiğini anlamıştım. Kafamı hızla onaylarcasına salladığımda gözlerimin içinde yeşermeye başlayan korkuyu görebiliyordu. Ve hızla müdahale etti. "Korkma. Ben yanındayken kimse kılına bile dokunamaz." "Tamam korkmuyorum." O yürümeye başladığı zaman tam arkasındaydım ve söylediğim cümle koca bir yalandan ibaretti. Ammar, kapıya doğru yürürken kalbimin boğazımda attığını hissediyordum. Nefes almakta zorlanıyordum ve kesilen tıkırtılar ile korkum iyice yükselmişti. Ammar, kapıya yürürken hızlı birkaç adımda hemen kapının solunda duran mutfağa girdi. Tezgahta duran bıçaklardan birisini avucuna alırken bir anda kolumu tuttu ve arkasına iyice çekti. Neredeyse ona bitişik bir haldeyim. Yavaş yavaş solumasını hissedebiliyordum. Avına yaklaşan vahşi bir hayvandan farksızdı. Yüzünü göremesem bile şu an burun deliklerinin öfke ile açılıp kapandığına emindim. Dış kapının önüne geldiğimiz zaman adımları yavaşladı. Nefes alışını bile kontrol ediyor gibiydi. En sakin hali ile kapının merceğine yaklaştı. Birkaç saniye sadece baktı. Gözlerini mercekten çektiğin an fısıldayarak konuştu. "Biraz uzaklaş. Kapının arkasından ayrılma. Açacağım..." Dediği emirleri koşulsuz yerine getiren bir askerden farksızdım. Hızla söylediğini aynen yaptım. Benim güvenliğimden emin olunca son bir kez daha merceği kontrol etti ve hızla kapıyı açtı. Kalbim her an yerinden çıkacak gibi atarken Ammar baktığı yerde kalakalmıştı. Merakım kalbimle beraber kanımda akarken yemin ederim ki nefes alamıyordum. Bir anda eğildi ve ne yaptığını anlamadığım bir şeyi kurcalarken hiçbir şey olmamış gibi içeri girdi. Kapıyı kapattığı an elinde siyah bir kutu vardı. Kutunun üzerine yapıştırılmış kağıdı bana doğru uzatırken yazan italik ve İbranice yazı ile olduğum yerde kala kalmıştım. Sayın Naomi Levy' e. Saygılarımız ile... Ben ne olduğunu anlamadan elimdeki kağıt ile bakışmaya devam ederken Ammar ' ın sesi ile büyük bir rüyadan uyanmış gibi oldum. "Sanırım artık kartları açık oynamanın zamanı geldi Naomi Levy... Mükemmel bir pazarlığın eşiğinde olduğuna adım kadar eminim. Bütün iplerin tamamını ilk kez kendi ellerine almaya hazır ol. Zor bir karar olacak bu." Söylediklerini idrak etmek noktasında alnımın tam ortasından vurulurken, elimdeki kağıdın ağırlığının her saniye arttığına yemin edebilirim. Artık tuttuğum şey tonlarca ağırlıktaydı ve ben altında ezilmek üzereydim. Başımıza düşmeyen kiremitler Ammar ile aramızda büyük bir duvar örmüştü. Hissedebiliyordum. İkimiz de duvarın iki ayrı kenarlarından birbirini görmeye çalışan iki köre dönüşmüştük. Ve yeniden ne yapacağımı bilememenin yanık tadı burnuma yayılmaya başlamıştı. Suyun altında çırpınan ben nihayet boğulmaya başlamıştım. Onun bakışları ise hiç kurtarmaya çalışacak gibi durmuyordu.... ( Maide Suresi, 82. ayet: ) Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. * * * * * * * * * * Selamun Aleykum. Selam ve dua ile...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE