ilk bölüm
Yıldızhan..Zaman, savaşın tozlu sayfalarını çevirmeye devam ederken, kahramanlık destanları unutulmaya yüz tutar.""Bir askerin hayatı, vatan sevgisiyle yoğrulmuş, zorlu bir mücadeledir.""Cephe hattında, her bir nefes, hayatta kalma mücadelesinin bir parçasıdır."Kalbimde atan tek ritim, yaklaşan çatışmanın nabzıydıGörev bekliyordu ve ben, ölümün eşiğinde dans etmeyehazırdımKaranlıkta ilerlerken, her adımım bir mayına basma riskini taşıyordu."Savaş, bir insanın en derin korkularıyla yüzleşmesi demekti."
"Unutmak zordu, yaşananlar hafızamda derin izler bırakmıştı."
"Her kurşun, sadece bedeni değil, ruhu da yaralıyordu
Gözlerim kızıla çalmış, ellerim toprağın kokusunu sindirmiş bir halde, tüfeğimi omzuma astım. Ay, yüzüme vurduğu her ışıkta, gözlerimde yansıyan o son savaşın hatıraları canlanıyordu. Sanki her bir yıldız, kaybettiğim arkadaşlarımın gözleri gibi parlıyordu."
Gözlerim, çölün sonsuz kumlarında kaybolurken, içimde yankılanan tek ses, kalbimin düzensiz atışlarıydı. Her kum tanesi, sırtımda taşıdığım yükün ağırlığını simgeler gibiydi. Güneş, tenimi yakarken, ruhum daha da buz kesiyordu. Geçmişin hayaletleri, gözlerimin önünde dans ediyordu. Unutmak istediğim anılar, tıpkı çöl fırtınası gibi beynimi kasıp kavuruyordu. Ellerim, tüfeğin kabzasına sımsıkı yapışırken, parmaklarım tetiğe doğru ilerliyordu. Ama ateş edemiyordum. Ne kendime, ne de bu sonsuz çöle. Sanki kurşunlar tükenmişti içimde. Sadece boşluk vardı. Ve bir umut kırıntısı. Bir gün buradan çıkacağım, bu kumların arasından sıyrılıp gideceğim umudu..."
Gözlerim, çamurlu hendekten yükselen sisin içine dalmıştı. Ellerim, titrek bir şekilde tüfeğimin kabzasına sarılmıştı. Her nefes alışımda, ciğerlerime dolan barut kokusu, kaybettiğim arkadaşlarımın hayaletlerini canlandırıyordu. Ali, gülüşüyle kamp ateşini ısıtan; Mehmet, her zaman şakayla karışık sözlerle moralimizi yükselten; ve Zeynep, çetin şartlara rağmen yılmayan, çelik gibi bir kadın... Onlar artık yoktu. Komando olmak, sadece bir üniforma giymek değildi. Bu, çelikten bir irade, çelikten bir beden ve çelikten bir yürek gerektiriyordu. Her antrenman, her görev, ölümle burun buruna gelmek demekti. Ama biz, vatanımız için her fedakarlığa razıydık. Şimdi ise, geriye kalan tek şey, bu çamurlu hendekte, onların anısını yaşatmaktı. Belki de komando olmak zorundaydık, çünkü başka türlü onların hatırasına layık olamazdık."
Komando olmak, sıradan bir insanın sınırlarını zorlayıp, çelikten bir iradeyle dövülerek yeniden şekillendirilmesi demektir. Bu, sadece bir üniforma giymek değil, bir yaşam tarzıdır. Her sabah gözlerini açtığında, ölümün gölgesinde yaşamaya hazır olduğunu bilmek zorundasındır. Eğitildiğin her an, sınırlarını zorlarsın. Açlık, susuzluk, uykusuzluk, acı... Hepsi senin en yakın dostların olur. Dağlarda kaybolur, çöllerde susuzluktan kıvranır, düşman hatlarının ardında nefesini tutarak ilerlersin. Ama tüm bunlara rağmen, vazgeçmezsin. Çünkü sen bir komandosun. Vatanın için, milletin için her fedakarlığı yapmaya hazırsın. Komando olmak, sadece fiziksel bir güç değil, aynı zamanda çelikten bir ruha sahip olmaktır. Çünkü en zorlu koşullarda bile, umudunu kaybetmeden savaşmaya devam etmek zorundasın. Ve unutma, bir komando asla yalnız değildir. Yanında, aynı idealler için savaşan kardeşlerin vardır."
Sabahın kör karanlığında, uyku sersemi askerlerimi bir araya topladım. Gözlerindeki uyku mahmurluğu ve merak karışımı bir ifade vardı. 'Dinleyin beni,' dedim sesimi yükselterek, 'Bugün sizin için özel bir gün. Bugün, sadece birer asker değil, birer savaşçı olduğunuzu göstereceksiniz.' Sözlerimle gözlerindeki alevler yükseldi. Biliyordum, onlar bu anı bekliyordu. Çünkü bir komando, zorluklarla beslenir."Bugün, hayatlarınızın en önemli günlerinden biri. İlk kez, gerçek bir göreve çıkıyorsunuz. İçinizde heyecan, korku, belki de biraz da endişe olabilir. Bu duygular çok doğal. Ancak unutmayın, sizler komandosunuz. Eğitildiğiniz her an, bu güne hazırlandınız. Dışarıda sizi zorlu bir mücadele bekliyor. Düşman güçlü olabilir, ama bizden daha güçlü değil. Her birinizin görevi çok önemli. Birbirinize güvenin, birbirinizi koruyun. Hatırlayın, tek başınıza bir hiçsiniz ama birlikte bir ordusunuz. Şimdi gidin ve görevimizi tamamlayın. Vatan size güveniyor."
"Bu topraklar, sizin gibi kahramanlara emanet olduğu için ne kadar şanslıyız. Gözlerinizdeki çelik parıltı, yüreğinizdeki ateş, beni her daim gururlandırıyor. Hatırlayın, siz sadece birer asker değil, bu milletin umudusunuz. Dönüşünüzde, zaferden başka bir şey kabul etmeyeceğiz. Gidin ve görevinizi başarıyla tamamlayın, komandolarım. Bizler, her daim sizinle gurur duyacağız."
Askerleri kışlaya uğurladıktan sonra, kendimi odama atıp dinlenmeye karar verdim. Bir fincan çay eşliğinde rahatlamak isterken, annem beni aradı. Yine aynı konuları konuşacağımızı bildiğim halde, telefonu açıp açmama konusunda tereddüt ettim. Aile büyükleri olarak, onlar da iyilik istiyorlardı ama bazen bu kadar ısrarcı olmaları beni yoruyordu."
Efendim anne," dedim yorgun bir sesle. Bir süre sessizlik oldu, sonra annemim endişeli sesi kulağıma ulaştı: "Yıldızhan'ım, neden böyle yapıyorsun? Neden bizden uzaklaşıyorsun?
Yıldızhan: "Anne, burayı biliyorsun. Ben bir askerim, her zaman müsait olamıyorum. İşler çok yoğun geçiyor."
"Oğlum, anlıyorum işlerin yoğun olduğunu. Ama sen bizden tamamen kopmuş gibi davranıyorsun. Yıllardır evine bile uğramıyorsun. Neden böyle yapıyorsun yavrum?"
Anne, biliyorsun ki sen de bu konuyu daha önce konuştuk. Eve neden gelmediğimi çok iyi biliyorsun. Lütfen aynı şeyleri tekrarlama."
"Oğlum, konunun ne olduğunu çok iyi biliyorum ama sen de biliyorsun ki herkesin hayatında farklı dönemler oluyor. Belki biraz zaman geçince her şey yoluna girecektir."
Oğlum, bir hafta sonra evleneceksin ve hala ortalıkta yoksun. Babam bu duruma çok kızıyor. O kızı hiç mi düşünmüyorsun? Lütfen artık bu kadar üzme ve gel. Bu senin de hayatının en önemli günlerinden biri, bunu kaçırmak istemezsin değil mi?"
Anne, ben bu evliliği istemiyorum ve bu nikah törenine katılmayacağım. Babama bunu söyle. Beni zorla evlendirmeye çalışmasın."
Saçmalama Yıldızhan! Senin o kızın ailesine can borcun var, unuttun galiba geçmişi. O nikah olacak ve sen orada olacaksın. Babanın oraya gelmesini istemiyorsan bir an önce iznini alıp buraya gelmelisin
Anne, bu evlilik benim boğazıma atılmış bir düğüm gibi. Ben o kıza karım gözüyle bakamam, o benim kardeşim gibi. Niye anlamıyorsunuz? Benim mutluluğum bu değil."
Yıldızhan, daha fazla bu konuyu uzatmak istemiyorum. Yarın iznini alıp buraya geliyorsun. Yoksa baban gelecek ki baban gelirse de benim kadar sakin konuşmayacak. O zaman işler daha da zorlaşır. Lütfen beni kırma, oğlum."
Annemle konuştuktan sonra derin bir nefes aldım. Tam o sırada kapı çaldı ve asker elinde çayla içeri girdi."
"Asker çayı masama bırakıp gülümsedi. 'Afiyet olsun komutanım' dedi. Bir yudum aldım ve buz gibi olduğunu fark edince şok oldum. Bu nasıl çay? Buz taneleri bile vardı sanki! Sen benimle dalga mı geçiyorsunÇay o kadar soğuktu ki, sanki buzdolabından yeni çıkmış gibiydi. O anın gerginliği odada yükselirken, ben de içimdeki öfkeyi zorlukla bastırıyordum."
Asker: Özür dilerim Komutanım, aslında sıcaktı getirirken. Ama sanırım yolda soğumuş olacak
Git bana sıcak çay getir. Bir daha aynı şey olursa farklı konuşurum."
"Ben sıcak bir çay beklerken bana buz gibi bir şey mi ikram ediyorsun? Sanki çocukmuşum gibi benimle dalga geçiyorsun."Yıldızhan masama tekrar oturdum ve bu evlilik işini düşünmeye başladım.geçmişe dönmeye başladım
Tetiği çektiğim an, dünyam başıma yıkılmıştı. Gözlerim, küçük kızın çığlık atan yüzüne takıldı. Babasının cansız bedenine bakarken, içimde bir şeyler kırılmıştı. Son nefesinde kızıma bakışları, gözlerimde silinmeyecek bir görüntü oldu. 'Kızımı koru' der gibiydi bakışları. Yanlış eve geldiğimizi anladığımda çok geçti. O gece, sadece bir emri yerine getirmemiştim, bir aileyi yok etmiştim. Vicdanım beni kemiriyordu."
Babasının son sözleri, 'Kızımı koru' beni derinden sarsmıştı. Yanlışlıkla onun hayatını karartmıştım. Vicdanımın emriyle onu kendi yanımda barındırmaya karar verdimOnu ilk gördüğümde, küçük bir kız çocuğu gibi görünüyordu. Babasının ölümüyle yıkılmıştı ve ben onu korumak zorundaydım. Zamanla aramızda kardeş gibi bir bağ oluştu. Ama aşiretin büyükleri, bizim evlenmemizi istiyordu. Onu kendi kardeşim gibi görüyordum, nasıl evlenebilirdim? Vicdanım bunu kabul etmiyordu. Aşiretin baskısı altında kalmak istemiyordum, ama onu da üzmek istemiyordum
Aşiret büyükleri, bu evliliğin bir borç olduğunu, babasının kanının yerde kalmaması gerektiğini söylüyorlardı. Vicdanımın sesini duyuyordum ama aşiret büyüklerinin sözünü dinlemek zorundaydım. Onu karım olarak göremez dim, ama bu evlilik gönlümden değil, borçtan doğuyordu."Can borcun dan hemde