yılzdızhan..Bu dağlar... Ah, bu dağlar! Ne çok şey bilirler, ne çok şey görmüşlerdir. İnsanların içindeki acıları, sevinçleri, umutları, hayal kırıklıklarını... Her şeyi. Tıpkı bir asker gibi, en zorlu anlarda bile yanındadırlar. Hiçbir zaman yalnız bırakmazlar. Onlar benim en iyi yoldaşım, sırdaşım oldular. Onların arasında geçirdiğim her an, beni daha da güçlendiriyor, daha da cesur yapıyor. Dağlar, bir askerin en iyi yoldaşıdır. Bunu ben, Yıldızhan, bizzat yaşadım, tecrübe ettim.İnsan, geçmişe takılıp kalıyordu. Ama geçmiş, geçmiyordu işte. Ne kadar unutmak istese de, o anılar, o acılar, bir şekilde hep peşini bırakmıyordu. "Unuttum" demekle unutuluyor muydu sahi acılar? Keşke öyle olsaydı. O zaman, kimse geçmişin yükünü taşımak zorunda kalmazdı. Ama hayat böyle değildi işte. Geçmiş, insanın içinden bir türlü sökülüp atılamıyordu. Tıpkı bir yara gibiydi, kabuk bağlasa da, izi hep kalıyordu.
Acılar... Ah, o acılar! Boğazımı sıkıyor, nefes alamıyorum sanki. Her gece uyuduğumda o an, o lanetli an gözümün önüne geliyor. Zühre... Şimdi ben ona nasıl "karım" derdim? Onun ailesinin kanı elimde olduğu halde, onu nasıl koynuma alırdım? Bu nasıl bir çelişkiydi, bu nasıl bir çıkmazdı?
Zühre... Benim kız kardeşim gibiydi. Onu asla karım olarak göremezdim. Babam neden bunu anlamıyordu? Ailesini öldürdüğüm bir kıza nasıl karım derdim? Nasıl ondan çocuk yapardım? Bu nasıl bir şeydi? Aşiret zaten beni iyice sıkıştırıyordu. Onların da baskısıyla bu işin içinden nasıl çıkacaktım bilmiyordum. Çaresizdim.
nasıl olacaktı bilmiyorum. Sabah babamı aradığımda "Gelemeyeceğim" dediğimde Zühre'nin sesini duymuştum. Benden hoşlandığından emindim ama ben asla onun duygularına karşılık veremezdim. Ben ona karım diyemezdim. O da bana kocam. Aramızda her zaman bir acı, bir gözyaşı vardı. O lanetli gece, o kanlı ellerim... Bunlar ikimizin arasında sonsuza dek sürecek bir uçurumdu. Zühre'yi seviyordum, bunu biliyordum. Ama bu sevgi, kardeş sevgisiydi. Başka türlüsü mümkün değildi.
Zühre'nin sesini duyunca gerçekten yıkılmış gibi oldum. Onu üzmüştüm, biliyordum. Ama bu bir gerçekti. Zühre benim kardeşim gibiydi. Onu karım olarak göremezdim. Babam bunu neden anlamıyordu
Derin bir oh çektim. Sigara tabakamdan bir sigara aldım. Dudaklarıma yerleştirip yaktım. İlk nefesi içime çektim. Duman ciğerlerimi sanki delip geçiyordu. Nikotin, bedenimi bir anlık rahatlatmıştı ama içimdeki yangın hala devam ediyordu. Zühre... Onun sesi, o masum bakışları gözümün önüne geliyordu. Onu nasıl bu hale getirmiştim? Nasıl bu acıyı yaşatmıştım ona? Kendime lanet ettim. Ben nasıl bir adamdım?
Yanıma devrem Murat geldi. "Ne yapıyorsun burada?" diye sordu. Ben de her zamanki gibi "Oturuyorum," dedim. O da "Derdi içine atmak olmaz. Anlat ki derdine derman olsun," dedi. "Benim derdimin dermanı olmaz," diye cevap verdim. Murat, "Niye bu kadar umutsuzsun
Murat, "Yapma böyle kendine kardeşim," dedi. "Bak, yiyip bitiriyorsun kendini. Niye kendine böyle yazık ediyorsun? Bak, o kıza da yazık."
Atamıyorum içimden, atılmıyor!" diye haykırdım. "Sanki her gece üstüme üstüme geliyorlar. Ben şimdi ona nasıl bakacağım 'karım' diye? O düğün nasıl olacak? Bana düğün değil ölüm günü olacak bu düğün!"
Murat, "Yıldızhan, böyle vicdanınla savaşamazsın," dedi. "Niye böyle yapıyorsun kendine.
Bilmiyorum," dedim çaresizce. "Her şey üstüme üstüme geliyor. Bir yandan aşiret, bir yandan babam, bir yandan vicdan azabım... Ne yapacağımı bilmiyorum. Bugün babamı aradım ve düğüne gelemeyeceğimi söyledim. Eminim babam durmayacak, buraya gelecek. Şimdi ne diyeceğim, ne yapacağım hiç bilmiyorum."
Murat, "Yıldızhan, galiba Allah' sesini duydu" dedi. Yıldızhan, "Ne diyorsun sen?" diye sordu. Murat, "Karşıya bak," dedi. Yıldızhan, baktı. Karşıdan sinirle gelen babasını gördü. Ayağa kalktı. "Hadi siktir," dedi. Babası geldi ve yakasından tuttu. "Lan sen hiç mi adam olmayacaksın?" diye bağırdı.
Yıldızhan, babasının elini yakasından çekti. "Baba, ne yapıyorsun? Burası askeri alan, rezil oluyoruz!" dedi. Babası, "Senin yüzünden onca yolu buraya kadar geldim. Sen niye beni dinlemiyorsun? Ben sana geleceksin dedim, sen de geleceksin! Beni buraya kadar sürüklemeye utanmıyor musun?" diye bağırdı. Yıldızhan, "Baba, ben telefonda sana açık ve net söyledim. Ben düğüne gelmeyeceğim!" dedim.Babam öfkeyle Yıldızhan'ın yüzüne baktı ve "Yıldızhan!" diye haykırdı.
Babası, o kızın"Ne halde olduğunu biliyor musun? İki gözü iki çeşme ağlıyor. Geçmişte yaptığın hatanın bedelini ödemek zorundasın. Biz aşirete ne diyeceğiz? Sen ağa olacaksın oğlum!" dedi. Yıldızhan, "Baba, ben ağa olmayacağım. Ben vatani görevini yapan bir askerim. Ben hiçbir zaman senin gibi olmayacağım.
Yıldızhan, ben ağasaysam.sen de ağayım! Sen bunun için yetiştirildin, ben de onun için yetiştirildim!" diye bağırdı. Yıldızhan, "Baba, senin bu ağalık davan yüzünden abimi kaybettik, kız kardeşimi kaybettik. Hala mı görmüyorsun? Daha kaybedecek neyimiz kaldı? Sıraya beni mi dizdin? Kaç evladını daha kurban vereceksin?" diye karşılık verdi
Babası, "Haddini bil! Eski davaları açma! Abin de kız kardeşin de benim yüzümden ölmediler! Beni suçladığın yeter!" diye bağırdı.
Yıldızhan, askerlerine şöyle bir baktı. Sonra babasına döndü. "İçeri geçelim," dedi. Babasını içeri geçirdiler. "Burada ne işin var?" diye sordu. Babası, "Seni alıp düğüne götürmeye geldim," diye cevap verdi.
Yıldızhan, "Baba neden anlamıyorsun? Ben evlenmek istemiyorum!" diye karşı çıktı. Babası, "Anlamak istemiyorum oğlum! Senin o kıza bir can borcun var. Can borcunu da kapatmak zorundasın. O kızla evleneceksin! Aşiret bunu istiyor. Beni aşirete ters düşürme!"
Yıldızhan, "Baba, can borcu değil! Onu da kendimi de bir ömür boyu sürükleyen bir lanet! Niye anlamıyorsun? Bu evlilik hem benim için hem de onun için bir ölüm!" diye haykırdı. Babası, "Konu kapandı! Şimdi hemen hazırlanıyorsun ve gidiyoruz
zühre..Bazı acılar vardı... Kanasa da acırdı, kanamasa da... Sarsan da acırdı, sarmasan da... Benim acım da öyleydi işte. Ne zaman Yıldızhan'ı düşünsem, ne zaman o geceyi hatırlasam içimden bir şeyler kopuyordu sanki. Onun gözlerindeki o çaresizliği, o öfkeyi gördükçe daha da beter oluyordum. Beni korumak isterken, beni daha da çok yaralıyordu.
Kulağımın dibinde hala o sözler çınlıyor... 'Beni istemediğini, düğüne gelmeyeceğini..' Oysa ben gelene kadar her şeyi hazırlamıştım. Damatlığını bile ben seçmiştim. Neden beni istemiyordu? Neden beni sevmiyordu?" Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. "Ben ona ne yapmıştım ki? Neden beni böyle cezalandırıyordu?"
Kayınvalidem yanıma geldi. "Üzülme güzel kızım. Baban şimdi gidip onu getirecek," dedi. "Gelse ne olacak ki?" dedim. "Anne, beni hiçbir zaman sevmiyor. Ben ona ne yaptım? Neden bana böyle davranıyor? Yıllarca onu sevdim ama o benim bu evde.olduğum için gelmiyor. Niye benden bu kadar nefret ediyor?"
Kayınvalidem yanıma geldi. "Üzülme kızım," dedi. "Yıldızhan gelecek. Düğününüz olacak, Allah'ın izniyle. Sen bizim gelinimiz olacaksın." "Zühre anne," dedim. "O hiçbir zaman bana karısı olarak bakmayacak. Neden bilmiyorum ama benden nefret ediyor. Yoksa bir sevdiği mi var?" Annem, "Yok öyle bir şey kızım," dedi. "Yıldızhan öyle biri değil.
""Neden bilmiyorum ama Yıldızhan benden uzak duruyordu. Ben sanki lanetliymişim gibi, bana yaklaşınca kaçıyordu. Yıllardır evdeyim diye bir gün arayıp sormuyor. Telefonu her açtığımda geri kapatıyordu. Benden nefret edecek ne yapmıştım ki ben ona?"
İçimde bir fırtına kopuyordu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm acılar, tüm hayal kırıklıkları, tüm öfke bir anda patlamaya hazır bir volkan gibi içimde fokur fokur kaynıyordu. Yıldızhan... Ah, o Yıldızhan! Beni bir ömür boyu bu acıya mahkum eden adam. Onu seviyordum, evet, seviyordum. Ama bu sevgi, beni her geçen gün daha da tüketiyordu. Onun beni sevmeyeceğini bile bile, ona bağlanmak, beni uçurumun kenarına sürüklüyordu. Her gece, onun hayaliyle uyuyup, onun yokluğuyla uyanıyordum. Onun sesi, onun gülüşü, onun dokunuşu... Hepsi zihnime kazınmıştı. Ama o, bana bir yabancı gibi davranıyordu. Sanki ben, onun hayatında hiçbir zaman var olmamıştım. Beni görmezden geliyor, beni duymuyordu. Sanki ben, onun için bir hiçtim. Bu acı, içimi kemiriyordu. Beni yavaş yavaş öldürüyordu. Ben, Yıldızhan'ın beni sevmesini, beni kabullenmesini istiyordum. Ama o, benden kaçıyordu. Sanki benden nefret ediyordu. Ben ona ne yapmıştım ki? Neden beni böyle cezalandırıyordu? Bu sorular, zihnimi kemiriyordu. Beni deli ediyordu. Ben, Yıldızhan'ı seviyordum. Ama bu sevgi, beni yok ediyordu. Ben, bu acıyla yaşamak istemiyordum.
Daha fazla dayanamadım. Öfkeme yenildim ve odama gittim. Ne varsa yere fırlattım. Cam kırıkları, eşyaların sesi birbirine karıştı. Gözyaşlarım sel gibi akıyordu. İçimdeki yangını bir türlü söndüremiyordum. Kayınvalidem yanıma geldi. "Kızım, sakin ol," dedi. Ama sakin olamıyordum. Bir panik atak krizi geçiriyordum. Nefes alamamaya başlamıştım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Ellerim titriyordu. Başım dönüyordu. Sanki dünya üzerime yıkılıyordu. Kayınvalidem beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Derin nefes al," diyordu. "Geçecek, geçecek." Ama geçmiyordu. Bu kriz, beni daha da dibe çekiyordu. Yıldızhan... Onun beni sevmeyeceğini, beni istemeyeceğini düşündükçe daha da kötü oluyordum. Ben ona ne yapmıştım ki? Neden beni böyle cezalandırıyordu? Bu sorular zihnimi kemiriyordu. Beni deli ediyordu.
Ellerim terlemeye başlamıştı. Burcu burcu ter dökülüyordum. Kayınvalidem, "Zühre, kendine gel kızım! Ne oluyorsun?" diye telaşla sordu.
"Ben nefes alamıyorum," dedim. Kayınvalidem yanıma geldi. "Tamam kızım, geçecek geçecek," dedi. "Bana sarıl." Tam o sıra bayılmışım. .
Gözlerimi açtığımda, bembeyaz bir odadaydım. Etrafımda tanıdık yüz vardı. (kayınvalidem) başımda oturmuş, endişeyle bana bakıyordu. "Zühre'm, iyi misin?" diye sordu. "Ne oldu sana böyle?" Konuşmak istedim ama sesim çıkmadı. Boğazım kurumuştu sanki. Ellerimi hareket ettirmeye çalıştım, güçlükle kıpırdayabildim. Vücudum çok yorgundu. Kendimi çok halsiz hissediyordum. Odaya bir doktor girdi. Yanıma yaklaşıp nabzımı kontrol etti. "Kendine geldi," dedi anneme dönerek. "Birazdan konuşmaya başlar." Doktor gittikten sonra annem bana döndü. "Kızım, neden konuşmuyorsun?" dedi. "Bir şey mi oldu?" Cevap veremedim. Sadece gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Kalbimde büyük bir acı hissettim. Sanki bir bıçak saplanmıştı içime. Annem, "Kızım, neyin var? Anlat bana," dedi. "Seni bu hale getiren ne?" Yine konuşamadım. Sadece ağladım. Doktor tekrar odaya geldi. "Sanırım bir panik atak krizi geçirmiş," dedi. "Şok etkisiyle bayılmış." Annem, "Panik atak mı?" diye sordu. "Ama neden?" Doktor, "Bunun nedenini bilemeyiz," dedi. "Belki de yaşadığı stresli bir olaydan kaynaklanıyordur." Annem, "Haklı olabilir," dedi. "Son günlerde çok üzgündü." Doktor, "Kendine dikkat etmesi gerekiyor," dedi. "Bu tür krizler tekrarlayabilir." Doktor gittikten sonra annem bana sarıldı. "Üzülme kızım," dedi. "Her şey düzelecek." Ama ben, hiçbir şeyin düzelmeyeceğini biliyordum. Yıldızhan beni terk etmişti ve ben, bu acıyla yaşamak zorundaydım.
Gelmeyecek değil mi anne?" dedim. "Ben düğünde,
tek başıma duracağım." Annem, "Öyle deme kızım, gelecek," diye beni teselli etmeye çalıştı. "Hayır, gelmeyecek!" dedim. "Ben o gelinlikle, o kalabalığın içinde tek başıma kalacağım. Herkes bana acıyarak bakacak. 'Kocası onu terk etti' diye fısıldayacaklar. Ben bunu kaldıramam anne!" Gözyaşlarım sel gibi akıyordu. "Ben Yıldızhan'ı çok seviyorum. Ama o beni sevmiyor. Beni istemiyor. Benimle evlenmek zorunda olduğu için, beni cezalandırıyor." Tam o sırada telefon çaldı. Annem telaşla telefona baktı. Kayınbabam arıyordu. Yüzü asıldı. "Ne diyecek şimdi?" diye mırıldandı. Telefonu açtı ve konuşmaya başladı. Ben ise, merakla onu dinliyordum.
Annem telefonu kapattıktan sonra bana döndü. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. "Şükür kızım," dedi. "Yıldızhan'ı da almış geliyorlarmış. Yoldalarmış
Duyduklarım karşısında ilk kez mutlu olmuştum. Hayatımda ilk defa böyle mutlu olduğumu görüyordum. Yıldızhan geliyordu! Biz evlenecektik! Ben onun karısı olacaktım! Yıllardır bunun hayalini kuruyordum. Heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ellerim titriyordu. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Sanki dünyalar benim olmuştu. Bu mutluluğu, bu heyecanı tarif edemiyordum. Yıldızhan'la bir ömür boyu mutlu olacaktık. Biz birbirimize çok yakışıyorduk. Kader bizi bir araya getirmişti. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Biz artık bir aile olacaktık.