Mumu korkarak duvara çevirdim, baktığım yerin biraz aşağısında elim kadar bir kırık vardı, kadının sesi oradan geliyordu.
Mumu aşağı indirerek oraya baktığımda bana bakan yeşil bir göz gördüm.
Çığlığım mumun ateşini titretirken geriye doğru kaçtım, bir çığlık daha atarak mumu yere bıraktıktan sonra zar zor gördüğüm kapıya koşmak için ayağa kalkmıştım ki başımı sert bir şeye çarpıp kalktığım yere geri düştüm.
İnanılmaz bir acı gözlerime kadar inerken inleyerek yere serildim. Elim saçlarımın arasına dalarken elime bulaşan şeyin kanım olduğunu biliyordum.
"İyi misin?"
Bana seslenen kadına cevap veremeyecek durumdaydım, dilim uyuşmuştu ve mumun aydınlığına bir kızın gölgesi düşmüştü.
Rüya mı görüyordum?
"Gözlerini kapatma---"
Gözlerim kapandığında kulaklarımda kıkırdayan bir kızların sesini duydum ve irkilerek aydınlığa kalktım.
"Demiştim, çok yakışıklı!"
Gözlerimi kaldırıp, ileriye doğru baktığımda BMW'den inmiş, oturduğumuz kafeye doğru gelen kumral çocuğa baktım.
"Numarasını almak zorundasın." dedi Eylül keyifle, Nil'in bakışları bana kayarken başımı sağa sola salladım.
"Hayır kızlar, bu hiç ama hiç eğlenceli değil!"
Üçü de bana bakarken beni ciddiye almayarak güldüler.
"Bana numarasını verir mi sizce?" dedi Nil gözlerini devirerek "Tam bir ana kuzusu."
Kumral saçlarını omuzlarının gerisine atarak derin bir nefes aldı, mavi gözleri kafede dolandı, çantasından çıkardığı parlatıcıyı, şekilli dudaklarına sürdüğünde onu izliyordum.
"Nil." dedim geçmişi değiştirme gücüm varmış gibi,
"Gidiyorum."
Sandalyeyi geriye iterek cilveli bir şekilde yürümeye başladığında bakışlarım önümdeki tabağa indi, tatlım henüz bitmemişti, o günü yeniden yaşıyordum.
"Rana,"
Kendime gelerek Eylül'e baktığımda parmağıyla Lina'yı gösterdi.
"O seslendi."
Lina'ya baktığımda gülerek serçe parmağını bana uzattı.
"Seninle de bir iddiaya girelim. Bir araba seç, gelen ilk üç arabadan genç birisi inerse telefon numarasını isteyeceksin."
"Hayır," diyerek kesin bir dille onu reddettiğimde bana yandan bir bakış attı.
"Oyunbozan."
Kafenin önünde duran Range Rover ile ayağa fırladığımda kızlar şaşkınca bana baktılar.
"Gitmem lazım."
Çantamı ve telefonumu alarak kafeden çıktığımda Hazar2ın arabadan inip telefonla konuştuğunu gördüm. Arabasının plakasına bakmak istediğimde bakışlarımız kesişti ve gözlerimin önünde sahne değişti.
Kendimi bir anda evimde buldum, elektrikler gitmişti ama Hazar'ı görebiliyordum.
"Karakolun önündeyken," dedi eldivenli elini yavaşça kaldırırken "Seni öldürmeme şu kadarcık kalmıştı."
İşaret ve baş parmağını birbirine değecek kadar birbirine yaklaştırdığında bedenim alev almıştı.
"Neden vazgeçtin?"
Yutkunamadım, dolan gözlerimi kırpıştırarak geriye birkaç adım daha attığımda derince bir nefes aldı.
"Önemi yok, her türlü ölmen gerekiyor."
Polise bile gitsem olaylar aleyhime gelişmişti tam olarak ne yapmam gerekiyordu? Ne yapmalıydım da bunlar yaşanmamalıydı.
"Seninle geleceğim," diye mırıldandım hızla "Beni öldürmeyeceğini biliyorum. Gidelim çabuk."
Kolunu tutarak gitmek için kapıyı açtım, hiçbir şeyimi almama gerek yoktu, vakit kaybetmemeliydim.
"Ne saçmalıyorsun?"
Hazar'ı çekiştirerek bir şekilde binadan çıkardığımda karşımda Nil ve Erdem vardı.
Hayır...
Böyle olmaması gerekiyordu. Sahne yeniden değişti, karşımda ezilmiş bir araba vardı, Erdem'in kanı dışarıya kadar akmıştı, Nil yerde yatıyordu.
"Nil!"
Ona doğru ilerledim, sahne değişti, Nil yerde pamukların içindeydi.
"Yeter," diye mırıldandım zihnime "Yeter."
İçeriye giren adamları gördüğümde yaşanacakları ezbere biliyordum, en azından rüyamda onu kurtaramaz mıydım?
Nil'e doğru atıldım.
"Vuramazsınız onu!"
Adamlardan birisi beni çekiştirirken diğeri Nil'in üzerindeki pamukları tekmeledi.
Hayır...
Gözlerimi kapatıp bunu görmemeyi diledim ama olmadı, silah Nil'in göğsünü yine deldi, kanı yere gürültüyle damladı.
"Yeter!"
Boğazımı parçalayacak kadar kuvvetli bir çığlık attığımda bilincim yerine gelmemek konusunda ısrarcıydı. Bunu bana yapan vicdanım mıydı? Uyanmak için ne yapmalıydım?
Ani bir dürtüyle gözlerimi açtığımda mum ışığının düştü tavana baktım birkaç saniye sonra saçlarım arasındaki elimi fark ederek yavaşça doğruldum, ıslak yanaklarımı elimin tersiyle silerek arkama yaslandım.
"İyi misin?"
Hiçbir şey söyleyemedim, kiminle konuştuğumu bilmiyordum, gerçekten böyle birisi var mıydı? Varsa neden oradaydı?
"Babası izin verince seni çıkaracaktır."
Babası...
Her şey babası yüzünden olup bitiyordu değil mi?
"Babasını öldürmemin...bir yolu var mı?" diye mırıldandım fazla dürüst bir şekilde, karşımdaki kişinin kimin tarafında olduğunu bilmiyorken üstelik.
"Deneme bile," dedi endişeli bir şekilde "Her şey çok daha kötü olur."
"Daha ne kadar kötü olabilir?"
Öfkeli sesimin arkasına guruldayan midemin üzerine elimi bastırdım.
"Arkadaşlarım öldü."
"En azından sen hayattasın, değil mi? Onlar için devam etmelisin?"
Acıyan kafama boştaki elimi bastırırken dişlerimi sıkarak istemeden gıcırdattım ve bu daha da kötü hissetmeme sebep oldu.
"Sen kimsin peki? Neden oradasın?"
"Ben..." diye mırıldandı kadın "Hatırlamıyorum sanırım otuz seneden fazla oldu."
Nefesim ciğerlerime sıkışıp kaldı, birkaç saniye donukluk üzerimden gitmedi. Otuz yıl mı demişti? Ve kim olduğunu hatırlamıyor muydu?
"Kim olduğunu hatırlamıyor musun?"
"Hayır...sadece adımı hatırlıyorum."
Merakla emekleyerek duvara doğru yaklaştım.
"Peki adın ne?"
"Lema..."
Lema. Demek adı buydu, yaşını hatırlamıyor olmalıydı ama otuz yıl olacaksa...
"Kaç yaşında buraya geldiğini hatırlıyor musun?"
"Duvara yazdım ama...okuyamıyorum."
Elimi çatlaktan içeriye doğru uzattım ve avucumu yazdım.
"Görebiliyorsan avucuma elinle çizer misin?"
Benim aksime oldukça sıcak olan eliyle elimi tutarak, parmağıyla avucuma yavaşça çizdi.
1.
9.
9.
3.
1993.
O zamandan beri alıkonduysa...otuz yıl ederdi evet.
"Hiçbir şeyi hatırlamıyorsan otuz yılı nereden bildin?"
"O söyledi."
"O kim?"
"Burada bir tarih daha var," dedikten sonra avucuma çizdiği sayıları anlamaya çalıştım.
1966.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Doğum tarihi olabilir miydi? Eğer öyleyse bu onun 57 yaşında olduğunu gösterirdi. Yani 27 yaşından beri burada mıydı? Doğru mu hesaplıyordum? Elimi kendime çekerek kararan gözlerimi kırpıştırdım birkaç kez.
"İyi görünmüyorsun."
Başımı hafifçe salladım.
"İyi değilim."
Üzerime düşen gölgeye döndüğümde Nil'i hemen arkamda görmeyi beklemiyordum, göğsündeki taze kanla ve solmuş teniyle oradaydı.
"Nil..." diye mırıldandım olduğum yerde rahatsızca hareketlenirken.
"Hepsi senin suçun."
Biliyordum, hepsinin benim suçum olduğunu biliyordum ve bunu telafi etmemin hiçbir suçu yoktu.
"Özür dilerim," diyerek bakışlarımı yere indirdiğimde Nil'in acıyla güldüğünü duydum.
"Özür mü dilersin? Böyle mi? Bu sakinlikle mi? Benim için, bizim için hiçbir şey yapmayacak mısın?"
"Deniyorum," diye mırıldandım suçluluğun altında ezilmeye devam ederek "Ben---"
Kulaklarımdaki çınlama lafımı keserken olduğum yerde acıyla inledim, sanki birisi kulağımın içinde çığlık atmıştı ve ben sağır olmanın eşiğindeydim.
"Ben..." diye mırıldandım acı içinde "İntikamını...alacağım."
Nil'in önümde çöktüğünü ve elini omzuma koyduğunu gördüğümde kulaklarımdaki çınlama son buldu. Başımı kaldırıp kirlenmiş yüzüne baktım önce hemen sonra göğsündeki kana ve yaraya.
"Rana, sözünü unutma. Eğer Hazar'a aşık olup her şeyi unutursan seni asla affetmem."
Dudaklarım birkaç kez kıpırdadı fakat konuşamadım
, Hazar'a aşık olmak mı? Böyle bir şey mümkün müydü? Baktığımda ölüm gördüğüm bir adama aşık olmak mı?
"Kullan onu."
Sertçe yutkundum ama tükürüğüm boğazıma takılmakta ısrarcıydı, karşımdaki şeyin ya da kişinin Nil olmadığını idrak edebilecek kadar kendimdeydim ama neden onu görmeye devam ediyordum?
"Nil, kötü olan o değil." diye fısıldadığımda Nil'in yüzünde daha önce hiç görmediğim bir gülümseme belirdi.
"Göreceğiz."
Arkaya doğru devrilirken gözlerim kapandı ve tekrar açıldığında görüş açımda tavan vardı, elim saçlarımın arasındaydı, yattığım yerden doğrularak karşıma baktığımda çatlağın olduğu duvarın karşımda olduğunu görmek garip hissettirmişti, hiç oraya gitmemiş miydim?
"Orada mısın?"
Bana bakan bir göz yoktu, gördüğüm her şey hayal miydi? Arkama baktığımda yaslandığım dolabın biraz solumda kaldığını gördüm. Hareket etmiş miydim?
"İyi misin? İkinci kez bayıldın."
İkinci kez mi? En son duvarın önündeydi ve Nil ile konuşurken devrildiğimi hissetmiştim ama buraya mı gelmiştim?
"Bana ne oldu?"
"Bir anda ayağa kalkıp kapıya koştun, kapıyı yumrukladın sonra ne oldu bilmiyorum bir yere bakarak geriye doğru adımladın ve bayıldın."
Bu kadar çabuk mu deliriyordum? Yoksa rüyaların içinde rüyalar görüp duruyor muydum?
"Sen...Hazar'ı tanıyor musun?"
"İyi birisi, babasının aksine yufka yürekli." dediğinde derince bir iç çektim,
"Senden önce bu odaya başka bir kızı koymuşlardı, Hazar'ın haberi yokken babası kızı boğdu."
Midemin kaynadığını hissettiğimde ne yapacağımı bilemedim, benim sonumda mı böyle olacaktı?
"Sen...izledin mi?"
"Evet," dedi kadın normal bir şeyden bahseder gibi "Tek yapabildiğim izlemek."
"Peki o kızla da konuştun mu? Onu neden buraya koymuşlar?"
"Hatırlamıyorum ama eğer Hazar'ın babası seni öldürmeye çalışırsa hamile olduğunu söyle."
"Ne?"
"O adam bir çocuğu bile öldürecek kadar gaddar ama garip bir şekilde hamile kadınları öldüremiyor. Beni de o yüzden öldürememişti."
Merakla ama en çokta tedirginlikle duvara doğru yanaştım, gözünü görmek bana oldukça korkutucu gelse de alışmış gibiydim.
"Peki ya sonra? Çocuğuna ne oldu?"
"Onu öldürdü."