Mum ve Kibrit ☾ III

1536 Kelimeler
Sanki kafamı tekrardan bir yere çarpıp yere düşmüştüm, büyük bir sersemlik beni sarsarken neye bulaştığımı anlamaya çalıştım. Bu nasıl bir adamdı böyle? Bir...bebeği mi öldürmüştü? Ve annesini...otuz yıldır bir odada mı tutuyordu? "Ben...buradan nasıl kurtulacağım?" "Kurtulamayacaksın, tek umudun Hazar'ın seni kurtarabilmesi. Henüz bunu başarabildiği olmadı." Bu kötü bir rüya mıydı? Bütün çaresizlikleri ve vahşeti dinlediğim bir rüya mıydı? Gerçekten bir iddia bu kadar kötü bir şeye evrilebilir miydi? Planım tam olarak neydi peki? Bana güvenmeleri ve onları ifşa etmem mi? Bu kadar kolay mıydı bu? Bana güvenmeleri bütün sırlarını ortaya dökeceklerini göstermezdi. Yorulmuştum, başım çok ağrıyordu, loş ortamda uzun süre kaldığımdan mıdır bilinmez görüşümde çok iyi değildi. İçinde bulunduğun odanın kapısı yavaşça açıldığında içeriye dolan ışık, odanın bir kısmını aydınlığa boyadı. Başımı yavaşça kaldırdığımda Hazar'ı görmek beni şaşırmamıştı ta ki dudağının kenarındaki hatırı sayılır kanı görene kadar. "İyi misin?" dediğinde bu soruyu ben de ona sormak istemiştim ama sanki yasak gibi hissediyordum. "İyiyim." "Kafası kanıyor." dedi duvarın arkasındaki ses "İki kez bayıldı." Hazar içeriye doğru adımlarken duvardan destek alarak ayağa kalktım. Mum neredeyse sönmek üzereydi, şimdi fark ediyordum. "Seni taşımamı...ister misin?" Garip bir soruydu, tıpkı içinde bulunduğumuz oda ve duvarın ardındaki kadın gibi. "Hayır," diye mırıldandım cansız bir sesle "Sadece...buradan çıkmak istiyorum." Başını salladığında önümden yürüdü, arkasından bir kaç adım atarken dolabın yanındaki konsolu gördüm köşesinde iki tane hiç yakılmamış mum vardı. İçeriyi aydınlatan ışığın rehberliğinde onları alıp hızlı adımlarla duvara doğru adımladım. "Bunlar senin için," diye mırıldandım mumları çatlaktan içeriye doğru iterken "Bekle bir dakika." Yere döktüğüm kibritleri toplayıp kutuya koyduktan sonra yıpranmış kibrit kutusunu da duvardan içeri attım. "Görüşürüz," diye mırıldandım bana bakan yeşil gözlere. "Umarım görüşmeyiz," dedi fazla anlamlı bir sesle "Bir daha bu odaya düşmemeye çalış." Hiçbir şey söylemedim hâlâ beni ürkütmeye devam ediyordu yeşil gözler. Doğrularak beni bekleyen Hazar'a adımladım. Odadan çıktığımda önce kapıyı kapattı sonra da kapının önüne büyük bir kitaplık kapandı. "Orada bir kadın var." dediğimde Hazar şaşırmadı, bütün bu vahşiliğe alışmış ya da alışmaya mecbur bırakılmış olmalıydı. Ona sormalı mıydım? Onur Amir vurmuş olamazdı değil mi? Hayır. Babası mıydı? "Benim yüzümden mi?" Detaysız, direkt soruma karşın yürümeye devam ederken iç çekti. "Evet." O kadar Hazar'ın arka profilini incelemeye dalmıştım ki evi incelemek aklıma gelmemişti. Odaya girdiğimizde duvarlara düşen polis arabası ışıkları yoktu ve hava tamamen kararmıştı. "Neden peki?" "Seni...buraya getirdiğim için." Odanın kapısını kapatmak için bana döndüğünde tuhaf bir enerji hissettim. Ona acıyan yanımla intikamcı yanım kavga ediyordu. "Peki polisler ne için gelmiş?" "Onur Amir seni bizim kaçırdığımızdan şüpheleniyor, aslında bakarsan şüphelerinin hepsi doğru. Adımı senden öğrendiğini söylemedi, arabamı kameralar boyunca takip ettiğini falan zırvaladı." dediğinde sertçe yutkundum, o zaman bir şekilde bu adamların elinde olduğumu biliyordu değil mi? "Sana kim vurdu?" "Abim," güler gibi bir ses çıkardı "Neyse ki babam değil." Kapıyı kapattığında aramızdaki boy farkını anlamaya çalıştım on beş santim diyebilir miydim? Aramızdaki boy farkı az olsa ona gücümün yetmesi söz konusu olabilir miydi? Zayıf görünüyordu. Yatağına doğru ilerlerken üzerindeki sweati çıkardı, ardıdan kalan beyaz gömleği. Geniş omuzlarının aşağısında bekleyen ince beli, üzerindeki bol kıyafetlerin altında mı gizlenmişti. Siyah vücudunu saran atletinden yarım görünen dövmelere baktım sonra bakışlarım çok kısa bir an cama kaydı ve Hazar'ın bana baktığını gördüm. Utanmamıştım ama gerilmiştim. Bir odada baş başa kalmamız kulağa oldukça yanlış geliyordu, böyle bir durumda bile evet. "Polise ifade verirken her bir detayını anlatmak için." Birkaç adım atarak banyoya doğru yürüdüm, o ise alaylı bir mırıltıyla karşılık verdi. "Her bir detayım için daha fazla şey görmelisin." Utanç gider ayak sırtıma atlarken dudaklarımı içeri doğru çekerek giyinme odasıyla banyoya açılan kapıyı açtım. Fazla rahat davranıyor gibi gözüküyordum evet ama bu gerginlik ve utançla aynı ortamda kalmak istemiyorum. Kapıyı tamamen kapatmayı beceremediğim için biraz sinirlenerek geriye çekildiğimde cam kapaklı dolaba doğru yürüyerek sessiz bir çığlık attım. "Aptal mıyım ben?" diye fısıldadım yüzümü avuçlarken "Tabi ki aptalım!" "Kendine bu kadar yüklenme." olduğum yerde zıplarken yaslandığım dolaptan ayrılıp arkama döndüm, "Ne?" "Hiç," diye mırıldandı gözlerini acı çeker gibi yumduğu bir kaç saniye sonunda açtı "Aç mısın?" Açlıktan ölmek üzereydim, aslında en son midem bulanıyordu fakat şimdi aç olduğumu hissedemeyecek kadar açtım. "Hayır," dedim aptal bir gururlu olarak "Değilim." "Emin misin? Uzun zamandır yemek yemedin?" "Sen?" Sorumu garipsediği aşikardı, bunu neden sorduğumu ben de bilmiyordum. "Ben mi? Bilmiyorum..." Garip bir sessizlikle birbirimize baktıktan sonra Hazar elini cebine attı. "Uzun zamandır arıyor." dedi telefonu bana uzatarak "İyi olduğunu söyle." İtiraz etmeden telefonu alıp aramayı cevapladım. "Seray," "Çok şükür," dedi küfür etmeden hazırlanıyor gibi "Telefonumu açacağına olan inancım yoktu." Derin bir iç çektim, Hazar beni bu kadar ciddi izlemese olmaz mıydı? "O zaman neden sürekli aradın?" dedim gergin bir sesle, "Yemek yedin mi?" diye sorduğunda kaşlarımı çatmamaya çalıştım. "Yedim, iyiyim ben." "Yalancı, ne yedin? Üç saniyen var." "Pizza." dedim çabucak "Ve patates kızartması, buzlu kolayla." "Üç saniyede söylediğine göre yedin. Aslında seni aramamın sebebi, Onur Amir eğer aramamı açarsa telefondan yerini tespit--" Hazar elimdeki telefonu beklemediğim hızla alıp duvara fırlattığında olduğum yerde zıpladım, ona ne yaptığını soramadığım gibi o da bana dönmemişti. "Benim..." dedi nihayet yüzüme bakmaya karar vermiş gibi "Salak ya da güçsüz olduğumu falan mı düşünüyorsunuz?" Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Düşünüyorsunuz derken tam olarak kimi kast ediyordu? Beni ve Onur Amir'i mi? Yoksa Seray ile beni mi? Babası da siz diye kastettiği kesime dahil miydi? "Sen..." "Ben ne?" diyerek sesini yükselttiğinde, adımlarını bana doğru atmaktan geri kalmamıştı. Kafasına darbe falan mı almıştı? "Sen...iyi misin?" Sert bakışları eşliğinde bana tamamen yaklaştığında istemsizce arkamdaki duvara yapışmış, avuç içlerimi de soğuk cama yaslamıştım. Seray ile birlikte bunu planladığımı mı düşünüyordu? "İyi mi?" Elini bana doğru uzattığında korkuyla başımı geriye itekledim, mümkün olsa camın içinden geçip dolapta bir askılık olacaktım. "Ben--" Baş parmağı dudaklarımın üzerine kapanırken kalan dört parmağı kulak arkamla, çenemin arasındaki boşluğa uzanmıştı. Diğer elini omzumun hemen üzerinden dolaba yaslarken kolunun sıcacık iç kısmı, buzla yarışan tenime dokundu. "İnan bana kötü olmamak için hem kendi içimde hem de çevremle büyük bir savaş içerisindeyim." Aksini hiçbir zaman iddia etmemiştim hatta şuana kadar kötü olduğunu bile düşünemiyordum. Ama şimdi, telefonumu bir anda kırıp anlamadığım bir kızgınlıkla beni sıkıştırdığından beri şüphelerim vardı. Seray'ın sesi dışarıdan duyulabiliyor olmalıydı, bunun başka bir açıklaması yoktu. "Seray ile..." dedim başımı hafifçe çevirip parmağını çeneme düşürürken "Planladığım bir şey değildi." Gözlerindeki öfke hâlâ yerindeydi. "Adını da farkında olmadan söyledim polise. Olayları anlatırken, sana ne yaptığımızı da söyledim, yaralandığını." "Sana karakola gitme demiştim." "Bir kamyon arkadaşlarımın olduğu arabaya çarptı, abin hastane odasında beni sıkıştırdı ve haberlere çıktım. Ne yapmamı bekliyordun?" "Rana," dedi oldukça gerilmiş bir sesle "En başından beri yapman gereken tek şey beni dinlemekti." Cevap vermek hatta ona kızmak istedim ama olayların ilerleyişinde bir yerden sonra o haklıydı. "Ya da o aptal iddiayı kabul etmeyip bana bulamayacaktın." Dudaklarımdan hayret ettiğimi belirten bir nefes çıktı. "Sana bulaşmak mı? Sence bunu bilinçli mi yaptım? Arkadaşlarım normalde yaptığında hiçbir şey olmuyordu. Ben sizin pisliğinize bulaşacağımı nereden bileyim?" "İyi bir noktaya değindin, pisliğimize bulaştın. O pisliği üzerinden temizlesen bile eline bulaşacak." "Ne?" dedim beyin hücrelerim açlıktan mesajı taşımayı reddederken. "Arabaya çarpan kamyonda babamın işi değilmiş. Anlaşılan o ki seni isteyen başkaları da var." "Beni mi? Neden?" "Cengiz Köse, yüksek ihtimalle oğlunun katilini arıyor." "Yani seni." Hazar beklemediğim bir anda yüzüme eğildi, gözlerine bakarken şaşı olmamak gerçekten zordu. "Sence katile benzer bir tarafım mı var?" "Bilmiyorum, seni tanımıyorum." Gülümsedi, içten bir gülümsemeydi. Bakışlarım yüzünde dolaşırken kendimi tokatlamak istedim, normal bir an değildi, ilk gördüğümde numarasını almak istediğim kişi değildi. Her şey çok daha karmaşık ve çok daha yasaktı. "Güzel cevap," diye mırıldandı ardından geriye çekildi "Katil olsaydım, seni ölümden kurtarmaya çalışmazdım." Haklı olabilirdi ya da beni kandırıyor olabilirdi. "Baban...korumaya çalıştığın başka bir kızı, sen yokken öldürmüş." dedim konuya alakasız bir şekilde girerek, Hazar sözlerimle irkildiğinde ise konu daha da garipleşmişti. "Beni de öldürecek mi?" Donup kaldı, zihninin anılarıyla hazırladığı oyuna yenik düşmüş gibiydi. Acısını hâlâ hissediyor muydu? "Bunun olmaması için çabalıyorum bu yüzden bana yardımcı olmalısın." "Sana nasıl yardımcı olabilirim?" diyerek çıkıştım "Ben senin dediklerini harfi harfine yapsam bile her hareketimde tepeme binen bir abin ve daha tanımadığım halde ne kadar kötü birisi olduğunu bildiğim bir baban var." Bakışları gözlerime çıktığında aklına gelmiş gibi dudağının kenarındaki kurumuş kanı sildi. Elinin üzerinde gülümseyen dövmeye baktığımda neden böyle bir şey seçtiğini merak etmeden duramadım. "Her zaman bu kadar mızmız mısın?" "Ne?" "Sürekli kendine acıyor gibisin, insanlar sana herhangi bir konuda bir şey dediklerinde hep ama böyle şöyle diye söylenir misin?" Afallamıştım, kendime acıdığım yoktu, aksine kendimi suçlayıp duruyordum ve az önce mızmızlanmamıştım gerçek bir şeyden bahsetmiştim. "Abin ve babanla ilgili söylediklerim sana mızmızlanmak gibi mi geliyor?" dedim şaşkınlık içerisinde, sanki evli bir çifttik ve onun tarafı yüzünden kavga ediyorduk. Konumuz tamamıyla abisi ve babasına dönmüştü ama istediğim kesinlikle bu değildi. "Sadece söylediklerini yapsam bile---" "Sadece söylediklerimi yap!" İrkilerek gözlerimi normalden biraz daha açarak ona baktım, kaşlarım yerli yerindeydi ama nabzım için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Neden bu kadar öfkeliydi? Doğru soru şu olmalıydı bu öfke bana mıydı? "Sorun ne? Adını bilerek söylemedim dedim, Seray ile planlı bir şeyde yapmadığımı söyledim neden bu kadar öfkelisin?" "Sorun sensin!" diye bağırdığında dolan gözlerimi hızla yere indirdim, annemle babam bile bana doğru düzgün bağırmamışken o nasıl oluyordu da bu hakkı kendinde görüyordu? "Neden o aptal iddiayı kabul ettin ki? Senin yüzünden..." derince bir iç çekti "Benim yüzümden kimsenin ölmesini istemiyorum evet ama başkaları ölmesin diye kendimi öldürtecek değilim." Bana bilenmiş gibi görünen öfkesinin altında başka bir şey vardı. "Senin için ölecek değilim Rana."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE