Acı ☾ III

1161 Kelimeler
Hayır. Hayır lütfen. Başımı Nil'e doğru döndürdüm, ağzımın içindeki kan dudağımın kenarından çeneme süzülürken ona doğrultulan silaha baş kaldırmaya çalıştım. "Onu öldürmeyin! Lütfen!" Sesimi duyan sadece bendim sanki, Nil'in göğsünde delikler açan iki kurşunun sesi çığlığımla karıştığında yattığım yerden öylece onları izliyordum. Nil'i öldürmüşlerdi. Nil'i öldürmüşlerdi! Nil... Adamlardan birisi onu un çuvalı gibi omzuna attığında göğsünden akan kan yere damladı, damlaların sesi tokat gibi suratıma çarparken bir çığlık daha attım. Hiç düşünmeden onu vurmuşlardı. Gözlerimdeki yaşlar tenimi üşüterek akarken gözlerim yavaşça karardı, içinde tek kaldığım odanın kapısı kapandı ve soğuk kollarını bana biraz daha sardı. "Nil..." diye fısıldadım acıyla, beni kurtarmak isterken işlerin bu kadar kötü gideceğini düşünmemişti. Öleceğini bilseydi o gün beni yine de kurtarır mıydı? Keşke kurtarmasaydı, Hazar o gün beni evde çoktan vurmuş olmalıydı. Bedenimin ufak titremeleri dururken uykuya duyduğum açlıkla gözlerimi tamamen kapattım, en azından onun yanına gidecektim. Gidecek ve özür dileyecektim. Gözüme çarpan ışık huzmesiyle, göz kapaklarım kıpırdandı, kapının gürültülü açılışını duyduğumda bana doğru gelen siluetin kim olduğunu anlamaya çalıştım. Önüme çöktüğünde sıcak parmakları, boynumda nabzımı yokladı. "Nil..." diye fısıldadım kim olduğunu bilmeden "Nil..." Üzerindeki kabanı çıkardığını puslu bir şekilde olsa da görmüştüm, beni zorlanmadan doğrultup, kabanı omuzlarımın üzerinden geçirdiğinde başım ona doğru düştü. Kabanını birleştiren eli gördüm, elin üzerindeki gülen yüz dövmesini. Hazar. Yaşıyor muydu? "Beni duyabiliyor musun?" Evet, duyabiliyordum üstelik görebiliyordum ama bedenim tepki vermekten çok uzaktı. Dudaklarımı araladığım anda söylemek istediğim tek şey arkadaşımın ismiydi. Nil. "Beni kendisine doğru çekerek kucağına aldığında üşümem biraz bile azalmamıştı. "Hazar Bey, onu götüremezsiniz." Kiminle konuşuyordu? "Sana sordum mu?" dediğinde sesi göğsünün içinden geliyordu. "Hazar Bey," "Bir adımı söylersen..." Gözlerim kapandı, tenim ısınmaya başlamış olmalıydı, ayaklarımdaki ve ellerimdeki uyuşukluk yerini acıya bırakmıştı. Çaydanlığın buharı kadar sıcak bir yere yatırıldığımda gözlerimi hafifçe araladım, Hazar'ın beni inceliyor olmasını beklemediğim için soru sormak adına dudaklarımı araladım ama sesim çıkmadı. "Sana benimle gel dediğimde, gelmeliydin." diye fısıldadı sert bakışları biraz olsun yumuşamazken. Gözlerim kapanacak gibi oldu ama o kadar dikkatli bakıyordu ki bunu yaparsam inanılmaz savunmasız hissedeceğim için gücümü harcadım. "Babamla başımız belada, ikimizin de, senin yüzünden." Geri çekildiğinde arabada olduğumu idrak etmem zaman aldı, kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırmadan birkaç dakika öylece durdu. "Polise ifade verdin mi?" Evet diye fısıldadım ama sesim çıkmadı, Hazar pekte sevecen olmayan bakışlarıyla bana döndüğünde başımı korkuyla aşağı yukarı salladım. "Adımı verdin mi?" Bu kez başımı iki yana salladım. "Peki ya bundan bahsettin mi?" dedi elini kaldırıp gülen yüz dövmesini gösterirken, "Hatırlamıyorum." Nihayet fısıltım duyulur hale geldiğinde derin bir iç çekerek önüne döndü, arabayı çalıştırdığında sıcağın kolları tatlıydı. Uyumak istiyordum ama kendini suçlayan yanım buna hakkım olmadığını söyleyip duruyordu. "Yaralı mısın?" Hangi anlamda? Bedensel olarak yaralı değildim sanırım değil mi? Çenemde büyük bir sızı vardı ama önemli değildi, ruhumdan haberim yoktu. "Hayır..." diye fısıldadım fakat arabanın ani freniyle koltukların arasında boşluğa döndüm. Hazar'ın kafasını eğerek küfür ettiğini gördüm, ben toparlanana kadar gazı köklemiş ve beni aynı yere savurmuştu. "İyi misin?" Arka cam parçalandığında şarja takılmış gibi hissederek çığlık attım. Hazar bileğimden tutup beni öne doğru çektiğinde, aradan geçip sürücü koltuğunun hemen yanındaki yolcu koltuğuna oturdum. Korkudan mı bilmiyorum görüşüm netleşmiş ve enerjim yerine gelmişti, sıcaktan dolayı da olabilirdi. "Aşağı kay." Hazar'ın ne dediğini anlamayarak ona döndüğümde, kafamdan tutup pekte nazik olmayan bir hareketle ayak ucumdaki boşluğa inmemi sağladı. Birkaç silah sesiyle parçalanan camı duyduğumda başını eğmiş arabayı sürmeye çalışan Hazar'a bakıyordum. "Baban mı?" Sorum, arabanın hırıltısı ve silah sesleri arasında kaybolup giderken Hazar direksiyonu aniden sola kıvırdı. Bunu beklemediğim savrularak başımı torpidonun köşesine çarptım ve inleyerek koltuğa tutundum. "Kaçamayacağız." Hayır, duymak istediğim şey kesinlikle bu değildi, kimden kaçtığımızı bile bilmiyorken yakalanmak istemiyordum. Hazar el frenini çekerek arabanın u dönüşü yapmasını sağladığında ben şaşkınca olup biteni anlamaya çalışıyordum. "Koltuğa otur." dedi el frenini indirip gazı köklerken "Hava yastıkları açıldığında boynun kırılsın istemiyorsan." "Ne?" Hızla kalkıp koltuğa oturduğumda camlarından silahların çıktığı, siyah bir cipe doğru süratle ilerlediğimizi gördüm. "Emniyet kemerini tak." Onlarla kafa kafaya çarpışmayı mı düşünüyordu gerçekten? Biz düşünüyorsak bile onlar da mı düşünüyordu? Silahlar ateşlendi ama ön cam yerindeydi, benim tarafımda ayna kırılırken bacaklarıma tutundum. "Onlarla çarpışacak mıyız?" Kalbim kaburgalarımı kırmak için tekmelerken, ciğerlerimin içini havayla doldurup nefesimi tuttum. Gerçekten onlarla çarpışacaktı! Gözlerimi kapatmak üzereyken karşıdaki arabanın kayarak solumuzdan hızla geçtiğini gördüm, Hazar'ın tarafındaki cam parçalanırken çığlık atarak ellerimi kafama siper ettim. Vurulmamıştım, hızla yanımdaki koltuğa baktım, vurulmamıştı. "Sen..." dedim sesim yerini bulurken "Delirdin mi?" Arkamızdaki araba sebebini anlamadığım bir şekilde durmuş bizi takip etmeyi bırakmıştı. "Asıl sen delirdin mi?" diye bağırdığında oturduğum koltukta sıçramış şaşkınca ona bakıyordum, alkollüyken gördüğüm kişi ile şimdiki kişi asla aynı değildi. "Karakola giderken aklın neredeydi?" Gözlerimi kırpıştırdım, benim ona bağırmam gerekmiyor muydu? "Senin yüzünden arkadaşların öldü! Sende ölecektin! Sana benimle gel dediğimde gelmeliydin." Bir eli zahmetsizce direksiyonu parmakları arasında oynatırken diğer eli vitesi fırlatır gibiydi. Neden beni suçluyordu? Bütün bunların sebebi oydu. Ne bekliyordu? Tıpış tıpış onunla gitmemi ve hiçbir şey olmamış gibi davranmamı mı? "Herkesin başını belaya soktun, sadece kendininkini değil. Sayende artık benim başımda belada." Neden kendimi savunamıyordum ki? Söyledikleri zoruma mı gitmişti? Hayır, arkadaşlarımın benim yüzümden öldüğünü biliyordum ama benim başıma açılan bu belanın suçlusu kesinlikle ben değildim. "Bütün bunları...baban mı yaptı?" Dilimin ucuna gelen onca kelime taze yara olduğunda geriye bu soru kalmıştı. Tek merak ettiğim şey elbette bu değildi ama en çok merak ettiklerimden biriydi. Soruma cevap vermedi. Camları kırılmış ve hareket süremiz boyunca, tümsek üzerinden geçiyor gibi hoplayan arabayla nihayet bir eve geldiğimizde Hazar arabayı durdurup el frenini çekti. Bir süre eve boş boş baktıktan sonra kapıyı açtı, indikten sonra kapıyı sertçe kapattı ve arka koltuktan kabanını alıp benim tarafıma geldi. Üç katlı, beyaz renkli ve bahçesi oldukça bakımlı olan eve baktım. Beni kendi evine getirdiğini biliyordum, beni neden buraya getirdin, eve götür gibi şeyler söylemenin mantıklı olmadığının da farkındaydım. Hazar kapıyı açtığında hiçbir şey söylemeden arabadan indim, kabanını çıplak omuzlarıma bıraktığında bedenimi bir ürperti sardı. Narkoz almış gibi hissediyorum ve hislerim tamamen geri geldiğinde yaşanacak patlamayı hayal edemiyordum. "Sadece bana uyum sağla, ortalık yatıştığında konuşacağız." Hiçbir şey söylemedim, kolunu sırtımın arkasından geçirip omzumu tuttuğunda onunla birlikte eve doğru adımladım, şu saatten sonra beni, kimin nereye götürdüğü gerçekten önemsizdi. En yakın arkadaşım gözlerimin önünde öldürülmüştü. Nil... Kalbimin teklediğini hissettim, çığlıklarımla hapsedilmiş gözyaşlarım kapıyı zorlarken sertçe yutkundum. Şimdi değil. Bekle. Bahçe kapısından içeri girdiğimizde bize doğru adımlayan adama baktım. "Hazar Bey," dedi adam endişeyle "İyi misiniz?" "Benim arabayı götür Mustafa Bey. Yapmasınlar, hurdalığa verdir." Koskoca Range Rover hurdalığa mı gidiyordu? Bu kadar çok mu parası vardı? Başımı yavaşça Hazar'a doğru çevirdim, boynuna ancak geliyordum. Ona gücümün yetme ihtimali yoktu değil mi? Ya da belki de yanında güvende olduğum tek kişiydi. Gerçekten tek istediği beni korumak mıydı? Öyle değilse...ne kadar ileri gidebilirdi? "Babanıza haber verelim mi?" "Gerek yok, akşam gelince görüşürüz." Adamın gözleri bana kaydığında Hazar'a bakmayı bırakıp hızla önüme döndüm. Birlikte yeniden eve yürümeye başladığımızda gerilmiştim, beni içeride tam olarak kimler ya da ne bekliyordu bilmiyordum. Evin büyük kapısının sağ tarafı açıldığında bize bakan hizmetliye bakmamaya özen göstererek içeriye girdim. Hazar'ı takip ettiğim süre boyunca üzerimdeki yük çığ gibi büyüyordu. "Hazar Bey," "Odama çıkıyoruz." dedi Hazar kadına dönmeden "Rahatsız etmeyin." Korkmalı mıydım?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE