Telefonu havaya kaldırmamla, Alperen’in yüzündeki o yumuşak ifadenin yerini anında sert bir ciddiyet aldı. O kömür karası gözler kısıldı, çenesi kasıldı. “Ver şunu,” dedi, elini uzatarak. Sesi buz gibiydi. Telefonu avucuna bıraktım. Mesajı okurken yüz kaslarının gerildiğini, boynundaki damarın belirginleştiğini görebiliyordum. Birkaç saniye ekrana baktı, sonra başını kaldırıp ormanın derinliklerine, sanki Yıldıray oradaymış gibi öldürücü bir bakış attı. “İt,” diye tısladı dişlerinin arasından. “Öfkesi dindi herhalde." Düşündüğümden daha fazla öfkelenmişti. "Sanırım." dedim. "Şu an harekete geçmek istiyor olmalı." Alperen telefonu bana geri verirken derin bir nefes aldı. “Cevap verme. Şimdi değil. Önce şu eve girelim, bir soluklanalım. Yıldıray’ı düşünmek istemiyorum şu an.” “Ama...”
Ücret ödemeden günlük olarak güncellenen sayısız kitap ve hikayeyi okumak için QR kodunu tara ve hemen indir


