AZADE DEMİRSOY
Yaklaşık 2 aydır Bahoz'la görüşüyorduk. İlk 2 hafta boyunca her öğle yemeğinde benim için ilk buluştuğumuz restorana geldi. Ben her sabah odama çiçekler geliyordu. Yani bir kızın gözünü boyamak için bir erkek ne yapıyorsa hepsini yapıyordu.
O günlerde artık sıradan kadın erkek arkadaşlığından sevgililiğe geçmemiz için her gün ısrar etmeye başladı. 2 hafta kadar da bu şekilde ısrar etmesine izin verdim.
Son 1 aydır da sevgiliydik. Artık bir şekilde evlilik konusunda adım atmasını sağlamalıydım. Madem bana bu kadar aşıktı, mutlaka düşünmüş olmalıydı. Ama henüz bu konudan bahsetmemişti.
Akşam yemeğimizi yerken Behram konuyu açtı. "Nasıl gidiyor Karaaslan'la?"
"Normal sevgililik günleri... Jestler, çiçekler, arada küçük hediyeler, tatlı mesajlar..." derken yüzümü buruşturuyordum.
"Gerçekten 2 ayda bu adam sana aşık oldu mu?"
"Neden öyle dedin?"
"Ne bileyim öyle ilk görüşte birinin arkasına takılmak ve peşinde koşmak falan" derken yüzü şekilden şekle giriyordu.
"Ah ikizim, sen bilmezsin böyle şeyleri ama söyleyeyim... (hafifçe öksürüp boğazımı temizledim) Bahoz ve onun gibiler aşık olduğundan değil başka ihtiyaçlarının peşinden koştukları için yaparlar bunu. Karşısındakini elde edene kadar her şey, elde ettikten sonra 'next (sıradaki)' yaparlar. Sen asla öyle sığ düşünceli biri olmadığın için bunların peşinde koşmazsın, o yüzden bilmiyorsun"
"Sen çok biliyorsun bakıyorum"
"Eh, bizim de bir iki tecrübemiz var erkekler hakkında, benim başıma gelmese de çevremdeki kızlardan biliyorum."
"Sen dikkatli ol da bu Karaaslan sana çok yaklaşmasın"
"Merak etme hiç yalnız buluşmadığımdan bir adım atamıyor bana"
"Aferin"
"Ama yine de her gün onun yüzüne gülmek canımı sıkıyor. Bu işlerin hızlanması ve hemen sonuçlandırmak için bir şeyler yapmam gerek ama hevesli görünmemem de gerek."
"Sen orasını bana bırak var benim aklımda bir şeyler"
"Ne var?"
"Birkaç güne netleştireyim planlayayım halledicem, o it seni kaçıracak, kardeşini de benim kucağıma atacak."
"Kucağına atacak derken? Behram sakın kıza bir şey yapmıyorsun!"
"Saçmalama be, ne yapıcam kıza. Elimizde koz olacak o kız. Kötü davranmayacağım ama biraz eğlenceğim diyelim"
"Abartma da... Ne olursa olsun o kızın suçu yok. Bahoz'un anlattığına göre kızlarına karşı çok sert ve korumacıymış Firaz Ağa"
"İyi işte benim yanımdayken de korusun da göreyim!"
"Sen yine de çok üstüne gitme, bir kadının daha kalbi kırılmasın daha fazla. İşimiz bittiğinde yaşanacaklardan dolayı zaten yeterince acı çekecek, o zamana kadar kızı üzme sakın!"
"Tamam dedik ya!"
Yemeğimizi yedikten sonra odalarımıza çekildik. Odama gittiğimde telefonumun ışığı yanıyordu.
"Ay yine mi?" diye söylenerek telefonu elime aldım. Tahmin ettiğim gibi Bahoz...
"Güzelim, seni çok özledim...💕"
Gözlerimi devirirken cevap verdim. "Ben de özledim sevgilim, nasılsın?"
Cevap gelir diye beklerken görüntülü aradı. "Hayır ya" diyerek istemesem de telefonu açtım.
Gülümseyerek "Sevgilim?" diye açtım telefonu.
"Güzelim, müsaittin değil mi?"
"Yok, Behram da burada onun yanında sana sevgilim diyorum" diyerek kıkırdadım.
"Aaa bahsettin mi bizden?" dediğinde "saçmalama söylemedim tabii ki yalnızım şu an odada"
"Tüh, ben de söylersin de artık daha rahat görüşürüz diyordum."
"Saçmalama, daha erken"
"Ne erken, ben artık hep yanında olmak istiyorum"
Heh, istediğim kıvama geliyordu artık.
"Nasıl olacak o?"
"Alacam kızım seni"
"Ne biçim konuşuyorsun alacam kızım falan Bahoz!"
"Kusura bakma, sadece çok istiyorum ondan öyle kabalaştım biraz"
"Tamam ama dikkat et sen yine de, sevmiyorum öyle kıro kıro konuşmaları"
"Tamam güzelim, daha dikkatli olurum"
"Eee, napıyorsun şu an?"
"Müzik dinleyip seni düşünüyordum, başka işim mi var benim"
"Bahooooz" diye nazlandım.
"Güzelim, bana böyle dediğinde nasıl eriyorum bir bilsen"
Biz konuşurken kapı çaldı. Telefonu indirirken Behram içeri girdi.
"Telefonda mıydın?"
"Evet, hastaneden kızlarla konuşuyordum" diyerek göz kırptım, Bahozla konuştuğumu anladı.
"Yemekte söylemeyi unuttum da hafta sonu Urfa'dan misafirlerimiz gelecek, evde olmalısın." dediğinde şaşırdım.
"Kim gelecek?"
"Bilmiyorum, amcamın tanıdıklarıymış, İstanbul'a gelecekler iyi ağırlayın bizi rezil etmeyin falan dedi sinirlendirdi beni zaten"
"Tamam sinirlenme hallederiz."
"Tamam hadi sen de yat uyu hastanede yoruluyorsun zaten" deyip odadan çıktı.
Telefonu kaldırıp Bahoz'la konuşmaya döndüm.
"Misafir mi geliyormuş?"
"Evet, amcamın gereksiz tanıdıklarındandır."
"Anlaşamıyorsunuz sanırım amcanlarla"
"Pek sevdiğimiz söylenemez" dedim dürüst bir şekilde.
"Behram ağırlasın sen uğraşma"
"Olmaz öyle şey, amcamın tanıdıklarıysa ve bu kadar ihtimamla iyi ağırlayın dediyse kesin gıcık insanlardır. Behram adamlara kaba davranırsa amcamla uğraşır dururuz, hiç çekemem onun saçma sapan konuşmalarını" dedim ve bunlar doğruydu.
Amcamla hiçbir zaman iyi olmadı aramız. Ama o iş yaptığı adamlar İstanbul'a her geldiğinde bizim eve yollayıp "orada da bir eviniz, yeğenlerim sizi ağırlar" deyip misafir yollardı.
"E hafta sonu görüşemeyecek miyiz peki?"
"Maalesef" dedim dudak bükerek.
"Yarın öğlen görüşeceğiz ama değil mi?"
"Görüşeceğiz tabii" dedim.
"Tamam güzelim hadi yat uyu dinlen sen, yarın görüşürüz"
"Görüşürüz" deyip telefonu kapattım.
Telefonu kapattığım gibi Behram'ın odasına gittim. Kapıyı çaldım ses gelmeyince araladım ama Behram odada değildi.
Aşağıdaki çalışma odasına gittim, kapının altından ışık sızıyordu.
"Behram, müsait misin?" diyerek kapıyı araladım.
"Müsaitim gel" dedi.
"Hayırdır ne misafiri bunlar?"
"Amcamın iş yaptığı pislikler işte. Ama şansımıza bu seferkiler ailecek geliyor"
"Şansımıza derken?"
"Sana görücü geliyorlar" dediğinde gülüyordu.
"Ne saçmalıyorsun be? Ne görücüsü"
"Valla benim aklımda başka bir şey vardı ama amcamın ilk kez bir yaaraya merhem olacağı tuttu. Adamlarla iş ilişkileri varmış, 'ilişkileri daha da pekiştirmemiz gerek yeğenim, Azade kızımızın da yaşı geçiyor evde kaldı neredeyse, Mahmut Ağanın oğlu da okumuş kızımıza iyi bakar, bir tanışsınlar' diye buyurdu sevgili amcamız" derken amcamın taklidine de yapıyordu.
"Kendi kızını niye vermiyormuş sevgili Bihruz Ağamız?"
"Seni düşünüyormuş sevgilim amcan, o olmasa evde kalırmışsın" derken sinirle otuz iki diş gülüyordu.
"Adam gerçekten her gün başka bir şeyle geliyor ya" derken kendimi Behramın karşısındaki koltuğa attım.
"Boşver sen onu. Adamların geleceğini Bahoz'a söyle sen."
"Bahoz'a mı?
"O salak da elini çabuk tutması gerektiğini bilsin, işler hızlansın bir an evvel"
"Anladım, ekmeğimize yağ sürdü bizim Bihruz Ağa desene" derken ikimiz de keyifle gülümsüyorduk.
&&
Ertesi gün öğlen beş karış suratla Bahoz'la buluştum. Tüm yemek boyunca keyifsiz rolü yaptım. Bahoz da dayanamayıp sordu artık:
"Azadem, sormayayım diyorum ama yüzünün hali ne ne oldu? Akşam bir şeyin yoktu. Hastanede biri bir şey mi dedi?"
"Yok hastanede bir şey olmadı."
"Evde mi oldu?"
"Boşver Bahoz önemli bir şey değil"
"Azade, anlatır mısın güzelim, lütfen kardeşinle mi tartıştın o mu canını sıktı."
Derin bir nefes alıp verdim. "Azade, Behram'la ilgili değil mi? Bak söyle yoksa gidip ona sorarım" derken ayağa kalkıyordu.
"Otur saçmalama, önemli bir şey yok. Hafta sonu misafirler gelecek demişti ya akşam Behram"
"Evet, duydum, amcanın misafirleri gelecekmiş."
"Benim için geleceklermiş" derken başımı eğmiş çatalımla tabağımdaki yemekleri didikliyordum.
"Ne demek senin için geleceklermiş?"
"Görücü olarak geleceklermiş tanışmaya" derken kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
Dumura uğramış şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. İşte fitili ateşlemiştik. Eğer bu plan tutaacksa bu birkaç gün içinde her şey netleşecekti. Hadi Bahoz, düş artık tuzağımıza...