1. Hikayem Başlıyor
Her şey İstanbul'a Üniversite okumak için gitmemle başladı. 1 Odada 4 kişi kalıyorduk İrem, Deniz, Ada ve Ben. Bir gün yatağımda oturdum ve telefonumdan Ateş grubunun haberlerine bakıyordum birden bire Ateş grubunun 1 ay sonra İstanbul konser vereceği haberi önüme çıktı. Hemen internet den bilet aldım tabi 1 ay önce aldığım için biraz pahalıya aldım 600 TL ne demek ya? Aslında bu İstanbul'da okumak çok iyi olmuştu. Hem olur da Ateş grubu konser verirse diye dişimden tırnağımdan arttırdığım para sonunda işe yarayacak, hem seviğim grup ateşi dahada önemlisi hayranı olduğum Ayaz'ı görebilecektim. O bileti aldığımda içimden bir ses diyordu ki "İşte şimdi Hikayem Başlıyor."
*
Sonunda o beklediğim an gelmişti, Ateş'in konserine gidiyorum. Hızlıca hazırlanıp yurttan çıktım ve konser alanına gittim. Gözlerimi hayranlıkla etrafta gezdirdim. Ben birazdan burda Ateş grubunu göreceğim değil mi?
Biletimi gişeye verdikten sonra kalabalığın içerisine girdim. Aslında bileti bir ay önce almanın da faydaları vardı. Çünkü en ön sıradayım. Birkaç dakika sonra konfetiler eşliğinde grup sahneye çıktı. Ateş grubu, hepsinden önemlisi Ayaz tam karşımda duruyor. Sanırım rüyadayım. Bu bir rüyaysa kimsenin beni uyandırmasını istemiyorum. Sonsuza dek uyuyabilirim.
Herkes gibi çılgınlarca şarkılara eşlik ettim. Bu harika bir şey. Gerçekten harika! Birkaç saat sonra konser bitmişti. Yavaş yavaş kalabalık dağılmaya başlamıştı. Bense Ateş'le fotoğraf çekinmek için kulisin önüne gittim ve çantamdan cüzdanımı çıkardım. Hayır lütfen bu olmasın... Fotoğraf çekinmek için belirli bir ücret ödemem gerekiyor ve cüzdanımda koca bir hiçlik var. Yoksa çaldırdım mı? Hayır nasıl çaldırabilirim ki...
Bir süre gözlerimi etrafta gezdirerek düşündüm. Hatırladığım şeyle elimi yavaşça alnıma vurdum. Yurtta kalmıştı, hemde çalışma masamın üstünde. Aptal Açelya! Gerekli ücreti ödemezsem Ateş'le asla fotoğraf çekinemem. Hemen telefonumu çıkardım ve İrem'i aradım. Tırnaklarımı kemirirken İrem'in sesini duydum. "Efendim?"
"Alo İrem, ben fotoğraf çektirmek için ayırdığım parayı yurtta unutmuşum. Onu getirebilir misin?" dedim yalvaran sesimle. Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra İrem konuştu. "Ben bugün iznimi kullandım." Elimi bu kez sertçe alnıma vurdum. Bu bir şaka olmalı! Koskocaman bir şaka!
"Kızlardan birisi getirsin olmaz mı?" Derin bir çekip yeniden konuştu. "Onlarda kullandı iznini."
"Ne ara kullandınız üçünüzde izninizi ya?!" sesimdeki hiddete engel olamamıştım. Gerçekten şuan olanlar kocaman bir şaka gibi! Bir hayalim gerçek oluyorken diğer bir hayalimin çöpe gitmesini istememiştim. "Bugün üçümüz alışverişe gittik. Ne zaman unuttun?"
Doğru ya, bugün kıyafet alışverişine gitmişlerdi. Derin bir iç çektim. "Ben nasıl fotoğraf çekinicem şimdi?" dedim ve yavaş adımlarla etrafta dolanmaya başladım.
"Ne bileyim? Ben mi dedim sana paranı yurtta unut diye?" İrem'in ani çıkışına karşı kaşlarım çatıldı istemsizce. Zaten moralim sıfırın bile altında şuan, birde onun üstüme gelmesi hiçbir fayda sağlamıyor. "İrem..." dedim uzatarak.
"Tamam tamam... Git görevlilere yalvar belki seni içeri alırlar." Bakışlarım benden bağımsız bir şekilde kulisinnonundeki iki görevliye kaydı. Harika! İki görevlinin vicdanına kaldım şuan. Parmaklarımı saçlarıma geçirip geriye attım. "Bana şans dile."
"İyi şanslar..." dedi ve telefonu kapattı. Tamam sakin olmalıyım. Şirin bir kız olmalıyım ki bana izin versinler. Gülümsedim ve korkak adımlarla görevlinin yanına gittim. "Merhaba." dedim elimi sallayarak.
"Merhaba?" dedi tek kaşını kaldırarak. Bu adam bana böyle korkunç bir şekilde bakarken ben hiçbir şey rica edemem. Sertce yutkunup boğazımı temizledim. "Ben fotoğraf çekinmek için ayırdığım paramı yurtta unutmuşum izin verirseniz ben içeri girebilir miyim? Gerekli ücreti yarın öderim. Lütfen..." dedim yalvararak.
"Maalesef hanımefendi. Bu yasak buna izin veremeyiz." dedi sert tavrını koruyarak. Ne kadarda nemrut bir herif. Yüzüm istemsizce düştü. "Lütfen... Bu an için çok bekledim." dedim yine yalvaran sesimle. Adamın kasları mümkünmüşcesine daha çok çatıldı.
"Olmaz dedik hanımefendi. Nesini anlamıyorsunuz?!" Aniden bağırınca istemsizce irkildim. Omuzmlarım benden bağımsızca yukarı kalkmıştı. Omuzlarımı hızla indirdim ve kaslarımı çattım. Tam konuşacağım sırada birden bire kulisin kapısı açıldı.
Ateş grubunu görünce gözlerim irileşti. Ayaz bir an bana baktı ancak çok oyalanmayıp görevliye döndü. "Ne oluyor burada, bu bağrışmalar ne?" Ayaz'ın otoriter sesine karşı hayran bakışlarıma engel olamadım. Görevli sert bakışlarını sonunda benden çekip Ayaz'a baktı. "Efendim, bu kız sizinle fotoğraf çekinmek istiyor ama gerekli ücreti ödemeyeceğini söylüyor." Adam sert sesini koruyarak konuşmaya devam etmişti. Sözleri karşısında kaşlarım hızla çatıldı.
Ben öyle bir şey söylemedim! Düpedüz yalan söylüyor! "Ben öyle bir şey söylemedim! Paramı unutmuşum, yarın öderim ücreti dedim." Yıllarca bu an için bekledim. Antalya'dan kalkıp geldim ve şu başıma gelenlere bak! Ayaz bana bakarken konuştu. "İçeri gel." dedi ve kulisin kapısını araladı.
"Ama efendim bu yasak." dedi görevli müdahale ederek. Ayaz aniden görevliye bakıp tek kaşını kaldırdı. "Ben izin veriyorum?" Otoriter sesiyle görevli öylece kalmıştı. Aralık dudaklarını kapatıp yavaşça baş selamı verdi. Ayaz'ın otoritesi karşısında gözlerimden kalpler fışkırmasana engel olabildiğimden emin değildim.
Tüm üyeler kulise girdiği sırada bende ilerlemeye başladım ve gözlerimi kısarak görevliye dil çıkardım. Bir şey söyleyecek gibi olduğunda panikle kendimi kulise attım.
Kapiyi kapatıp çekingence diğer grup üyelerine bakarak yavaşça boğazımı temizledim. "Eğer sizin için sorun varsa çıkabilirim." Çekingence konuşmaya karşısında Hakan gülümseyerek başını iki yana salladı. "Abimiz onay verdikten sonra bize pek bir şey söylemek düşmez." dedi ve bir elini Ayaz'ın omzuna attı. İstemsizce güldüm.
Yavaş adımlarla yanlarına giderken çantamdan telefonumu çıkarttım. Bir sürü fotoğraf çekindim ve grubun bütün üyelerine üstümdeki tişörtü imzalattım. Tam çıkıyordum ki Ayaz beni geri çevirdi ve benle birlikte bütün üyelerle selfi aldı. Sonunda Kulisten çıktım ve yavaş yavaş konser alanından uzaklaşmaya başladım.
Aniden durdum ve ellerimi ağzıma kapatıp güçlü bir çığlık attım. Şaka gibi, inanamıyorum! Resmen Ateş'in konserine gittim. Birde üyelerle de tanıştım. Yeniden ilerleyeceğim sırada durdum.
Bir dakika ben Ayaz'a teşekkür ettim mi? Bir süre gözlerimi etrafta gezdirerek düşündüm. Hayır etmedim...
Hemen koşarak konser alanına ilerlemeye başladım. Aptal kız, adam senin için görevli bile azarladı. Geldiğim sırada Ateş arabalarına biniyordu. Hızlıca o tarafa doğru koşmaya başladım. Birden ayağım takılmasıyla güçlü bir çığlık attım. Son birkaç saniyeden ne olduğunu anlamam biraz uzun sürmüştü. Düşmüştüm ama canım yanmıyor. Sanırım birinin üzerine düştüm.
Yavaşça başımı kaldırdım ve üzerine düştüğüm kişiye baktım. Tamam... Beklediğim şey kesinlikle Ayaz'la göz göze gelmek değildi. Rezil olmak diye buna deniyordu değil mi? Hızlıca kalkmaya çalışırken ayağım kaydı ve yeniden üzerine bocalandım. Görevlilerinden biri hızla yanıma geldi ve beni ayağa kaldırdı. Toparlandığım sırada o da ayağa kalktı ve üstünü silkeledi. "Beni kulise aldığınız için teşekkür etmeyi unuttum. Bunun için gelmiştim ama şimdi de üzerinize düştüm. Biraz batırdım sanırım, özür dilerim."
Birden gülmeye başladığında başımı daha çok eğdim. Bana hiç yardımcı olmuyorsunuz ama... Boğazımı temizleyip başımı kaldırdım. Sonunda gülmeyi kestiğine konuşmaya devam ettim. "Her şey için teşekkürler ve az önce olan olay için özür dilerim. Ücreti de yarın ödeyeceğim. İyi akşamlar." Hafif bir baş selamı verdim ve ilerlemeye başladım.
Ayaz birden kolumdan tutup beni kendine çevirdi. "Buna gerek yok, ücreti ben karşılayacağım..." Birden duraksamasıyla hızla atıldım. "Açelya."
"Memnun oldum Açelya. Dediğim gibi ben her şeyi halledeceğim." dedi ve gülümsedi. O kadar güzel gülüyorsunuz ki... Hayran bakışlarımı bir kenara bırakıp konuştum.
"Bende memnun oldum." dedim ve kolumu çektim. Arkamı dönüp hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Yeterince uzağa gittimde derin derin soluklar almaya başladım. Az önce yaşananlar gerçekti değil mi? Benim kurmacalarımdan biri değildi.
Tamam Açelya bunu sonra düşünürsün, şimdi yoluna devam et. Sonunda yurda varınca anahtarımla kapıyı açtım. Yavaşça içeri girip ayakkabılarımı çıkarttım. İrem hızla yatağından inip yanıma geldi.
"Ne oldu ne oldu anlat hadi." İrem'in heyecanlı sesine karşı derin bir nefes aldım. "Sakin ol, bir üstümü değiştireyim anlatacağım her şeyi."
Üstümdeki imzalı tişörtü çıkartıp dikkatle katladım. O şuanda dünyanın en değerli parçalarından birisi. Asla zarar gelmemeli. Pijamalarımı üzerime geçirdim ve saçımı topuz yapıp yatağıma bağdaş kurarak oturdum. Kızlarda yatağımın önüne yere oturdular.
"Ne oldu anlat hadi. Şimdi çatlayacağım." İrem'in heyecanlı sesine karşı yüzümü buruşturdum. "Ne olmasını bekliyorsun İrem?"
"Anlatacak mısın yoksa yumruk mu atayım?" Yumruğunu havaya kaldırdığı sırada yavaşça geri çekildim. Bir yandan eleleimi iki yana sallarken bir yandan konuştum. "Aman aman gerek yok." Hızlıca olan her şeyi anlattım.
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra konuşmaya başlamışlardı.
"İnanamıyorum kızın başına gelenlere bak." dedi Ada hayretler içerisinde. Bende başımı ranzanın merdivenine yasladım. Gerçekten hepsi bir rüya gibiydi. Son anda rezil olmasam daha güzel olabilirdi tabii ama elimizdekiyle idare edeceğiz artık.
"Bir de ne olmasını bekliyosun diyor. Beni, koskaca ünlü şarkıcı Ayaz Korkmaz kulise alıcakta... Ben ne olmasını bekliyosun diyicem. Oldu başka?" İrem'in söylediği şeye karşı başımı ranzanın merdiveninden çektim. "Adam bir iyilik yapıyım da cennete gideyim diye düşündü belkide nerden biliyorsunuz?" dedim sinirle. Hemen olayları başka yerlere yormam gibi hiçte harika olmayan bir özellikleri vardı.
"Kızım hiç kimse hayranını kulise almaz alsa da ücreti o ödemez. Tabii para verdikleri zaman mecburen alıyorlar orası ayrı." Deniz'in söylediği şeye karşı gözlerimi devirdim. Bir kere aramızda statü farkı var. Ben onun milyonlarca hayranından yalnızca bir tanesiyim. Adam halime üzüldü o kadar.
"Aynen, Deniz'e katılıyorum. Kimse böyle bi şey yapmaz." Ada'ya karşı yavaşça başımı sallayıp örtümü kaldırdım. "Aynen kızlar öyle. Ben şimdi yatıyorum size de iyi geceler." dedim onları ciddiye almadığını belli etmek istercesine.
"Hadi canım hadi sana iyi Ayaz'ın üstüne düşmeler." İrem söylenerek yerden kalkmıştı. Diğer kızlarda kalkarken İrem ranzanın merdivenlerine yöneldi.
"Sus İrem!" dedim sinirle ve yatağıma yattım. İrem beni hiç umursamadan koca bir kahkaha attı. Diğer kızlarda ona eşlik etti. Komik miydi? Hiç sanmıyorum...
İnanın umrumda değildi. Çok yoruldum ve şuan tek istediğim uyumak. Uyumak adına gözlerimi kapattıktan dakikalar sonra uyuya kalmıştım...
*
Yavaş yavaş gözlerim açılmaya başladı. Birden gözüme bir ışık vurdu, güneş ışığı. Bir yandan da telefonumun alarmı kulaklarımı çırmalıyordu. Elimi yastığımın altında bir süre dolaştırdım ve sonunda telefonumu buldum. Yarım açık gözlerimle zar zor telfonu görüyordum. Sonunda alarmı kapatıp doğruldum.
Saate baktığımda gözlerim istemsizce büyüdü. Aptal kafam, yanlış saate alarm kurmuşum. Yenide kalktım ve elimi, yüzümü yıkadım. Lavabodan çıktığımda biraz hava almak için yavaş adımlarla pencereye yöneldim. Kızlar hâlâ uyuyordu ve onları uyandırmak istemiyordum.
Pencerenin yanına geldiğimde perdeyi açıp pencereyi araladım. Gözlerimi kapatıp derince bir nefes aldım. Gözlerimi aralayıp bahçede gezdirirken bakışlarım bir yere takıldı. Okulun kapısında bir araba vardı. Aynen dün Ayaz'ın bindiği arabaya benziyordu.
Dur bir dakika...
Bu zaten dün Ayaz'ın bindiği araba. Hatta plakası bile aynı. İyi de burda ne işi var ki?
Hemen pencereyi kapattım ve dolabına yöneldim. Elime ne geldiyse üzerime geçirdim. Ayağıma da siyah topuklularımı giydim ve odadan çıktım. Merdivenlerden inerken bri yandan topuzumu düzeltiyordum. Yurttan çıkıp arabanın yanına gittim ama Ayaz arabada yoktu, sadece şoför vardı.
Arabanın arkasına geçip Ayaz'ı beklemeye başladım. Dakikalar sonra okuldan yüzünü gizliyerek birisi çıktı. Bu Ayaz'dan başkası olamazdı. Kimse tanımasa bile ben onu tanırdım. Gerçekten de benim okulumda! Ayaz arabanın yanına gelince beklediğim yerden çıkıp yavaşça Ayaz'a doğru yürümeye başladım. "Vay Ayaz Korkmaz..." dedim sakince.
Beni gördüğünde duraksadı. Zor da olsa yutkunduğunu fark etmiştim. Tedirgin gözleri bir bende bir etrafta geziniyordu. Neden korkuyordu bu kadar? Sakin sesimle konuşmaya devam ettim. "Neden benim okulumda olduğunuzu sorabilir miyim?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Bakışlarını yeniden etrafta gezdirdi ve konuştu.
"Bu okula bağış yaptım o kadar." dedi başındaki şapkasını düzeltirken. Gözleri neredeyse tamamen kaybolmuştu. "Sizce de tuhaf değil mi? Daha dün akşam yardım ettiğiniz bir hayranınızın sabah okuluna gelip bağış yapmak. Koskoca şehirde burayı mı buldunuz?" Sözlerimdeki iğnelemeye engel olamıyordum. Engel olmak gibi bir niyetimde yoktu. Ona hayrandım hem de çok ama şuanda olanlar tuhaftı. Amacının aklımdaki şey olmamasını umuyordum.
"Ben neden geldiğinizi az çok tahmin edebiliyorum da..." dedim sessizce. Başını yavaşca kaldırıp alaylı bir gülüş attı. Yoksa duydu mu? "Öyle mi? Neden gelmişim?" Gerçekten de duymuş...
Duruşundan ödün vermeden konuşmaya devam ettim. "Neden olacak. Beni kulise aldığın için övünüp durucaksınız, bir de ücretide ödeyecektiniz değil mi? İstemiyorum, teşekkürler. Ben okuldan sonra ödeyeceğim." dedim ve yurda geri gitmek için ilerledim. Yanından geçerken kolumu hızla kavradı ve bedenimi kendine çekti. Yakınlığımızdan dolayı gözlerim istemsizce büyümüştü.
"Ücreti ben ödeyeceğim. Kafanda neler kurdun bilmiyorum ama buraya sana hava atmak için falan gelmedim. Uzun zamandır bu okula bağış yapmayı düşünüyordum zaten." Bu sefer alayla gülen ben oldum. "Şu art arda gelen tesadüflere bak sen." dedim sessizce.
"Ne dedin?" dedi kaşlarını çatarak. Boğazımı temizleyip ondan biraz uzaklaştım. Bu yakınlık beni rahatsız etmeye başlamıştı artık. "Yok bir şey. Lütfen buraya bir daha gelme. Kendimi kötü hissetmeme sebep oluyorsunuz."
"Sen ne biçim bir hayransın ya? Normalde beni gören bir hayran beni kovmaya değil bana sarılmaya çalışırdı." Küstah konuşması gözlerimin iyileşmesine sebep oldu. Gerçekten şuan ona satılmaması falan mı bekliyordu? Eğer kast ettiği şey boğazına satılmamasa onu yapamama çok az kalmıştı.
Ardından güçlü bir 'Hah' çektim ve kolumu ondan kurtardım. "O biçim bir hayranım! Ne yapacaksın?!" dedim bende onun gibi küstahça konuşurken. Yıllardır hayranı olduğum adam bu olamazdı. Hiç tahmin ettiğim gibi biri değilmiş. Hatta dün geceki gibi bile biri değilmiş.
"Kızlar biraz fazla gururlu olur derlerdi de inanmazdım." O ne dediğinin farkındamıydı acaba? Kendini ne sanıyordu? Ya da beni nasıl biri olarak görüyordu? Elimle omzundan yavaşça ittim. "En sevdiğim üye sensin diye, senin kölen olucağımı mı sandın?!"
Kaşları havalandı ve yüzüne bir gülümseme yayıldı. Vazgeçtim Ayaz bey, hiç güzel gülümüyorsunuz. "Demek en sevdiğin üye benim. Bunu öğrendiğim iyi oldu." dedi ve yeniden hiç hoş olmayan bir gülücük attı. Hızlı adımlarla yanımdan geçti ve arabaya binip gitti.
Ellerimi yumruk yapıp ayaklarımı hırsla yere vurdum. Nasıl böyle bir şeyi ağzımdan kaçırırım azımdan kaçırırım? Zaten yüksek olana egosunu beslemiştim âdeta. Sinirle yurda geri dönüp odama çıktım. Odanın kapısını sertçe kapatınca kızların bakışları beni buldu. "Ne oldu ya?"
Deniz'in söylediklerini takmayarak gidip yatağıma oturdum. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirirken konuştum. "Ayaz bizim okula gelmiş." dedim kızlara açıklama yapmak için. "Eee... Bu çok iyi haber değil mi? Ateş gurubunun en sevdiğin üyesi Ayaz bizim okula gelmiş. Senin şuan mutluluktan havaya uçman lazımdı niye bu kadar sinirlisin?" İrem ne olduğunu anlamaya çalışırcasına konuştuğunda derin bir nefes aldım ve durumu kısaca özet geçtim.
"Yuh!" Deniz konuştuktan hemen sonra İrem araya girdi. "Açelya bazen gerçekten bir salak olduğunu düşünüyorum. Böyle bir şeyi nasıl ağzından kaçırırsın?!"
Gerçekten çok yardımcı oluyorsun İrem... "Çok sinirliydim birden ağzımdan kaçırdım." dedim ve derin bir of çektim. Kafayı yiyeceğim. Cidden kafayı yiyeceğim.
"Böyle birisini olduğunu hiç düşünmemiştim. Havasından geçilmiyor resmen. Okuldan sonra git ve o ücreti öde. Bir de zengin tribi çekmeyelim." Ada'nın söylediğime istemsizce güldüm. Ancak hiç gülünecek bir halde değilim. Hızlıca kendimi toparlayıp konuştum. "Neyse boş verin şimdi bunları. Hadi kızlar şimdi kahvaltıya geç kalıcaz herkes yemek haneye!" dedim ortamdaki havayı dağıtmak için. Kızlarda benimle beraber ayağa kalktı ve odadan çıktık.
*
Okul sonunda bitti. Tam bir işgence gibiydi. Hemen müdür beyin odasına gittim ve izin kağıdımı müdür beye verip yarım saatliğine izin aldım. Meydana kadar yürüdüm ve geçen bir taksiye bindim. Ajansa gelince ücreti ödedim ve taksiden indim.
Tamam... Buraya girmek hiç kolay olmayacak.
Ajansın kapısına geldiğimde hiçbir şey yokmuş gibi ilerlemeye devam ettim. Tâ ki kapının önündeki güvenlikler kollarıyla önümü kesene kadar. "Nereye hanımefendi?" Mükemmel bir soru. Ne söylersem söyleyeyim şuanda beni içeri almayacaklar. Ben konuşacağım şeyi düşünürken ajansın kapısından bir güvenlik daha çıktı. Bu dün kulisin önünde bana bağıran adam!
Bakışları beni bulduğunda kaşları havalandı. Yüzüme şirin bir gülümseme takınıp adama el salladım. Adam beni takmadan diğer güvenliklerle konuşmaya başladığında istemsizce yzuum düştü. "Bu hanımefendi Ayaz beyin özel misafiri. Buyurun lütfen." deyip kapıyı açtı. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Herkesten beklerdim ama bu adamdan bana böyle bir jest yapmasını beklemezdim. Adamın konuşmasıyla diğer iki güvenlikte yolumu kesen kollarını indirmişti.
Yüzündeki memnun gülümsemeyle içeri girdim. Yavaşça etrafa bakındıktan sonra resepsiyona yöneldim. Yavaşça boğazımı temizleyerek kadının dikkatini çekmeyi başarmıştım. "Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?" dedi kadın tüm sevecenliğiyle.
"Merhaba. Ben dün Ateş'in konserine gitmiştim ancak fotoğraf çekinmek için gerekli olan ücreti ödeyememiştim. Buraya ücreti ödemek için gelmiştim ama..." Bende kadın gibi sevecen konuşmaya dikkat etmiştim. Kadın bir süre kaşlarını çatarak düşündü. Ardından kaşları havalandı. "Siz Açelya hanımsınız! Ayaz bey sizin geleceğinizi söylemişti. Ücretiniz Ayaz bey tarafından ödendi. Endişelenmenize gerek yok." Kadın sevecen tavrını koruyarak konuşmaya devam etmişti.
Buna sevinmemeli bekliyorsunuz değil mi hanimefendi. Üzüngünüm ama asıl endişelenmem gereken şey bu! Ellerimi yavaşça iki yana salladım. "Hayır, Bunu kabul edemem. Lütfen ödemeyi yapmak istiyorum." Yalvaran ses tonuma karşı kadının bakışlarını şaşkınlık kapladı. Kendini hızla toparladı ve konuştu.
"Üzgünüm hanımefendi. Ayaz bey tarafından sıkıca tembih edildik. Sizden gelen hiçbir ücreti kabul edemeyiz." Kadın mahçupca konuştuğunda derin nefes aldım. Gerçekten şu insanları düşürdüğü hâle bak! Tembihlemek ne demek ya?!
"Ayaz bey nerde şuan?" dedim sakin tutmaya özen gösterdiğim sesimle. Sakin kalmalıyım, sonuçta bu kadının hiçbir suçu yok. Sakin kalmalıyım... "Prova odasındalar ama birazdan mola verecekler. İsterseniz biraz bekleyin." dedi ellerini önünde birleştirerek.
Başımla onayladım ve yakınlardaki bir koltuğa oturup beklemeye başladım. Bütün bunları yaşamak zorunda mıydım gerçekten? Şu aptal ücreti ödeyip çekip gidemiyorum bile.
Birkaç dakika sonra görüş açımdaki asansörden gülüşerek çıkan Ateş grubunu görmüştüm. Hepsi çıktığında yavaşça ayağa kalktım ve o tarafa doğru ilerlemeye başladım. "Ayaz bey!" dedim kelimeleri bastırarak. Bütün üyelerin bakışları bana dönmüştü. Hakan'ın kaşlarının havalandığını görmüştüm. "Sen dün Ayaz'ın kulise aldığı kız değil misin?" dedi emin olmaya çalışır bir see tonuyla.
Ayaz başıyla onaylayıp Hakan'a baktı. "Ta kendisi." Ben gözlerimi devirirken konuşmaya devam etti. "Siz gidin ben geliyorum." dedi yeniden arkadaşlarına karşı konuşarak. Üyeler Ayaz'ı başıyla onayladı ve yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Ayaz bana doğru yavaşça adımladı. "Ne oldu, okulda yaptığın şey için özür dilemeye mi geldin?"
Kaşlarım benden bağımsız havalandı. Hâlâ haklı olduğunu mu düşünüyor gerçekten? Hem ben ne yapmışım ki ondan özür dileyeceğim? "Ne yapmışım ki?" dedim düşüncelerimi dışarı vurarak.
"Daha ne yapacaksın? Hayranı olduğun kişiye kötü davrandın. Üstelik ben sana o kadar iyilik yaptım." Küstah egoist! Yaptığı iyiliği bile insanın yüzüne vuruyor. Sıktığım dişlerimi hızla serbest bırakıp onun gibi küstahça konuştum. "Özür dilenilecek bir şey yaptığımı düşünmüyorum." Söylediğim şeyle aramızda birkaç saniyelik bir sessizlik oluştu. Onun konuşmayacağını anladığımda devam ettim. "Zaten ben buraya bunları konuşmaya gelmedim." Artık konuya girmek istiyordum.
"Ne konuşmak için geldin?" dedi ve kollarını goğsünde kavuşturdu. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim. "Dün ödeyemediğim ücreti ödemek için geldim..."
"Onu ben karşıladım." Aniden lafımı bölündüğünde sinir katsayım daha da artmıştı. Bravo, madalya da takayım mı? "Biliyorum. Hatta ödememi kabul etmemeleri için danışmanları uyarmışsın." dedim trk kasımı kaldırarak. Omuzlarını gururla geriye attığında şaşkın bakışlarım yerini koruyordu.
"O zaman teşekkür etmeye geldin?" Konuyu çarpıtıp duruyordu ve bu iyice sinir bozucu olmaya başlamıştı. Bu adam illa ona minnet etmemi falan mı istiyor? Kusura bakmayın Ayaz bey, ama daha çok beklersiniz. "Hayır hiçbiri için gelmedim. Ücreti ödeyeceğimi söylemiştim. Neden ücreti ödedin?" dedim sinirle.
"Ben de sana ücreti ben ödeyicem dedim ve ödedim. Aynı kulvardayız Açelya hanım." dedi beni taklit ederek. Söylediği şeyle derin bir nefes verdim ve hızla çantama yöneldim. İçinden parayı çıkarttım ve Ayaz'ın elini hızla tuttum. Elini açıp parayı koydum ve elini kapattım. Ellerimi çektiğim esnada kaşları çatıldı. "Bu ne şimdi?" dedi eline bakarken.
"Aslında benim ödemiş olmam gereken ama senin ödediğin ücret. Kimseye borçlu kalmayı sevmem. Prensip meselesi" dedim ve en iğneleyici ses tonumla. Bir şey söylemesine fırsat vermeden arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Arkamdan söylendiğini duyuyordum ama asla umurumda değildi. Hızımı hiç kesmeden ilerlemeye devam ettim ve ajanstan çıktım.