Hırçınlığı, dalgalarıyla harmanlanmış deniz.
İçinde bir çok canlıya bir ev sahipliği yapan, diğer yandan bir çok ölü bedenin mezarlığı işlevini gören deniz.
Beni neden mezarlığına kabul etmedin?
Oysa benim bedenim ilk kez bu kadar umutlu gelmişti yanına, ilk defa bu kadar hazırlıklı gelen bedenimi neden kabul etmedin mezarlığına?
Neden benim mezarlığıma da ev sahipliği yapmadın?
Zaten ölü olan bedenimin temiz bir toprağı hak etmediğini bildiğim için gelmemiş miydim yanına?
Gözlerim usulca sonsuzluğuna kapanırken görmek istediğim son renk olsun istemiştim derin maviliğin.
Buna neden izin vermedin?
Belki de beni maviliğine kabul etmeyen sen değildin, beni maviliğinin içine hapsolmaktan son anda kurtaran kişiydi bunu kabul etmeyen. Oydu yaşadığımı dahi hissetmediğim hayatla bağımı koparmak istemeyen.
Karşımda ölümle aramda ki bağın kopmasına neden olan adama çevirdim bakışlarımı.
Neden buradaydı?
Neden izin vermemişti mavinin beni yanına almasına?
"S-sen kimsin..?"diyerek sorduğum soruya "Tıpkı senin gibi, gördüğü her uçurumdan atlamak isteyen biri."diye yanıt veren adamın keskin yüz hatlarından daha önce karşılaşıp karşılaşmadığımızı tahmin etmeye çalıştım. Fakat yüzünde ki sert ve acımasız ifade, bununla beraber sanki bir boşluğa bakar gibi bakan gri gözleri hiç tanıdık gelmedi.
Oysa karşımda ki mavi denizden bile derin olduğunu fark ettiğim bu gri gözlerini, bir kez olsun görseydim hiç unutmazdım.
Bileğimde ki ellerinden hızla kurtulup aramızda ki mesafeyi açtım karşımda ki yabancı adamla. İlk defa şahitlik ettiğim gri gözlerinden bir açıklama yapmasını bekledim. Neden burada olduğunu, kim olduğunu anlatmasını istedim.
Fakat o susmaya, beni de sonsuz bir merakın büyüsüne çekmeye devam etti.
Bir süre sonra giderek can sıkıcı bir hale gelen bu sessizliği bozmak için dudaklarımı araladığımda bu isteğimi, karşımda ki yabancı yüzün hiç beklemediğim bir anda sıkıca ellerimi kavrayıp beni arkasından koşturmasıyla geri çevirdim.
Ne oluyordu böyle?
Neden deli gibi koşuyorduk, üstelik hiç bir sebep yokken?
Hayat ne kadar da tuhaftı, yalnızca bir kaç saniye önce kendi isteğimle, üstelik büyük bir hevesle ölüme doğru yürürken şimdi ise ölümden kaçıyordum.
Sanırım ölmek isteyip te ölememek buydu.
Bugüne kadar ölüme üç kez yenik düştüğüm bu savaşta korkumu, nefretimi, hatta acımı bile o evde bırakıp kazanacağımı düşünmüştüm. Fakat kazanacağım umuduyla başlattığım bu ölüm savaşında bir kez daha yenilgiye uğramış kendimi dünyanın en şansız insanı gibi hissetmiştim.
Yalnızca aldığım bu yenilginin tek bir farkı vardı diğerlerinden.
O da şu an, bir deli tarafından neyden kaçtığımı bilmeden koşmaya mecbur bırakıldığım gri gözlerin sahibiydi.
Sonunda koşmaktan nefes nefese kaldığımda, göğüs kafesimin yerinden çıkıp her an patlayacakmış gibi olduğunu fark ettiğimde, elimi sıkıca kavramış bu yabancısı olduğum ellerden kurtulup durdum.
O an ilk kez gerçek bir nefes almaya mecbur bırakıldığımı hissettim.
"Neden bir deli gibi koşup duruyoruz? Hem sen kimsin beni nereden tanıyorsun?"diye sordum nefes nefese kalmaktan dolayı çıkan cılız sesimle.
Sorduğum soru karşısında bakışlarını bir süre etrafta gezdirdi gri gözlerin sahibi. Daha sonra tüm bedeniyle bana doğru dönerek nihayet soruma bir yanıt verdi.
"Seni tanımıyorum, sende beni ilk defa görüyorsun." Yaptığı bu kısa açıklamaya gülmek istedim bir an. Fakat koşmaktan dolayı hala inip kalkan göğüs kafesim buna izin vermedi.
"Peki ne istiyorsun benden? Neden kurtardın beni?"
"Seni kurtarıp kurtarmamakla ilgilenmiyorum, sadece bana bir konu da yardım etmek zorundasın tamam mı? Ondan sonra ne yaparsan yap umurumda değil. İstersen bir uçurumdan istersen de başka bir yerden atla." Söyledikleri tıpkı sesi kadar soğukkanlı çıkmıştı karşımda ki adamın.
Hem ben ne düşünmüştüm ki? Beni ölmekten kurtaran bir kahramanın geldiğini mi? Yada ölmemi istemeyen gizli bir hayranım olduğunu mu?
"Aklında ne var, ne düşünüyorsun bilmiyorum ama şimdi benimle geliyorsun. Bana yardım ettikten sonra işine kaldığın yerden devam edebilirsin, o zaman sana karışacak kimse olmayacak."
Sesinde ki sertlik ve umursamazlık rahatsız etmişti beni. Fakat bunu belli etmeden tıpkı karşımda ki yabancı adamın kullandığı soğuk tonu ayarlamaya çalışarak sanki az önce ölmek isteyen ben değilmişim gibi konuşmaya başladım.
"Ölmek isterim yada istemem, bu seni ilgilendirmez. Seninle de hiç bir yere gelmiyorum! Kendine işlerini yaptırabilecek başka birini bul."
Bu saçma sapan konuşmayı burada sonlandırıp, gri gözlerin sahibinden uzaklaşmak için hazırlanmıştım ki kolumu kavrayan sıkı elleriyle bir adım dahi atamadan bir çivi gibi yerime sabitlendim.
"Dediklerimi duymadın sanırım? Bana yardım ettikten sonra ne yaparsan yap umurumda değil! Şimdi bana yardım etmek zorundasın! Karşılığında ne kadar para istersen vereceğim."
Dudakları arasından dökülen her kelime için nefret dolu baktım gri gözlerine. Fakat sözlerine öfkelendiğimi belli etmek istemedim, tıpkı onun gibi soğukkanlı olmaya çalıştım.
"Ne yardımından bahsediyorsun sen?"diye sordum.
"Hem yardım isteyeceğin son kişi bile olamam ben. Görmüyor musun halimi? Eğer yardım edebilseydim önce kendime yardım ederdim."
Kurduğum cümleyle gözlerini bir süre üzerimde gezdirdi.
"Kendine yardım edemediğin belli,"dedi hala baştan aşağı beni incelerken. "Fakat bu benim umurumda değil."
Kurduğu son cümle olmuştu bu, adını henüz bilmediğim gri gözlerin. Ardından cebinden çıkardığı sigarasını hiç beklemeden dudakları arasına götürmüştü.
O an bu gri gözlerin altında yatan gizemin ne olduğunu tahmin etmeye çalıştım fakat gözlerinin ardından ki boşlukta ki siyahın tüm duygularının üzerini örttüğünü fark ettiğimde bu fikirden vazgeçtim ve ona yardım edebileceğimi düşünen bu adamın peşinden gitmeye karar verdim.
Hem zaten yorgun, hiçbir şey hissetmeden alışkanlıktan yaşamayı sürdüren bir insan için hayat daha ne kadar kötü olabilirdi ki?
*
Uçurum kenarının o ıssız bölgesinden ayrıldığımızda, yalnızca gri gözlerin sahibini takip ediyordum. Ona yardım edebileceğimi düşündüğü o konu her neyse onu öğrenmek istiyordum. Kendime bile bir faydam dokunmamışken bunca yıl, başka birine nasıl bir faydam dokunabilirdi ki?
Belki de bu sırf bu sorunun yanıtını öğrenebilmek için, bu adamın peşinden gitmeliydim.
Ana caddeye çıktığımız sırada, ölümüm olacağını düşündüğüm o silik yolları yeniden yürümek, nedensizce yüzümde aptal bir gülümsemenin oluşmasına sebebiyet vermişti. Tek kişilik ve bir daha asla yürümemek üzere çıktığım bu yolu şimdi iki kişilik dönüyor olmak tanrının benimle oynadığı en komik oyunlardan biri olmalıydı.
Aksi takdirde bir kaç saat önce yaşadıklarımın başka bir açıklaması yada adı olamazdı.
"Gri göz." Attığı adımlar benim tek bir adımımın iki katı olan bu adama nasıl sesleneceğimi bilemediğim için başından beri dikkatimi çeken tek şey, gözlerinin rengiyle seslenmiştim.
Ona taktığımı düşündüğü bu lakabı tuhaf bulmuş olmalıydı ki tek kaşını havalandırarak birkaç saniye yüzümü inceledi.
"Gri göz?"diye sordu sorgular gibi.
"Adını bilmiyorum, ne diye seslenmemi isterdin?"
Bir cevap vermedi soruma, adı da kendi kadar gizli olan bu adam daha da tuhaf gelmeye başlamıştı bana.
"Adını söylemeyecek misin?"diye sordum ona yetişmeye çalışırken. Adımları kadar hızlıydı ki o yürürken ben neredeyse koşuyordum.
Adını söylememekte ısrar eden gri gözlerin sahibine doğru döndüm koşarken.
"Merak etme, seni polise şikayet etmeyeceğim."
Kurduğum bu cümle aniden duraksayıp bana doğru dönmesine neden olduğunda, beklemediğim bu ani hareketiyle başımı göğsüne çarpmak zorunda kalmıştım.
Bedeni de yüzünde ki ifade kadar sert olan adamın bakışları gözlerimi bulduğunda, tereddütle gri gözlerine bakıp bakmama konusunda kararsız kaldım.
"Seni ölmekten kurtardığım için mi polise şikayet edeceksin?"diye sordu yapmacık bir gülümsemeyle.
Yapmacık bile olsa güldüğünü görmek, bir kaç saniye afallamama neden olmuştu.
"Aslında iyi bir fikir, sonuçta kim olduğunu, adını dahi bilmiyor olduğum yabancı bir adam, hayatıma müdahale ediyor. Hemde benim isteğimin dışında bir müdahaleydi bu." Sesim sonlara doğru oldukça kararlı ve net çıkmıştı.
"Hayatın senin için bu kadar basitse eğer, benimle geliyor olman pekte zor olmamalı senin için. Hem oradan atlamayacağını biliyordum, bu yüzden seni kurtarmış sayılmam."
"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"diye sorduğumda sabır diler gibi nefesini tazeleyip bakışlarını yeniden bana doğru döndürdü.
"Çünkü ölmek isteyen birine göre, fazla ölü bakıyordu gözlerin."dedi.
Ölmek isteyen birine göre fazla ölü bakıyordu gözlerin.
Kurduğu bu cümlede kaç saniye takılı kalmıştım bilmiyorum ama ilk defa birinin beni bu kadar iyi tanımlayabilmesi yüzümde yıllardır pek rastlamadığım bir duyguyu ön plana çıkarmıştı.
Şaşırma duygusu.
"Ayrıca fazlasıyla korkuyordun, o kadar çok korkuyordun ki tüm bedenin, büyük bir buz kütlesini altında kalmış gibi titriyordu." O an bir kez daha yüzümde beliren o duyguyu bastıramadım, yüzümde görmemesi gereken bir şeyi görmüş gibi şaşkın bir ifade vardı.
Fakat yüzümde ki bu şaşkın ifade pek sürmemiş, gri gözlerin yeniden konuşmaya başlayan sesiyle son bulmuştu.
"Şimdi hala polise gidip beni şikayet etmek istemiyorsan, içeri gir." Sözleri ardından işaret ettiği eve kaydırdım bakışlarımı.
Burası iki katlı bir apartmandı.
Dış boyası yıllardır üzerinden geçilmediği için gerçek rengini kaybetmişti. Hemen yanında ki boş geniş alanda ise birbirinden güzel üç tane araba vardı. Büyük ihtimalle bu arabaların sahipleri apartman da yaşayan kişilere aitti.
Dışarıdan yalnızca bir aile apartmanına benzeyen bu evi incelemeyi bırakıp gri gözlerin de işaretiyle vakit kaybetmeden adımlarımı içeri doğru attım. Attığım her adımda sızlayan ayak tabanlarımdan da kolayca anlayabiliyordum ki dinlenmeye ve uzun süre kesintisiz rahat bir uykuya ihtiyacım vardı.
İlk defa gerçek anlamda uyumaya ihtiyacım olduğumu hissediyordum.
Hemen arkamdan yürümekte olan gri göze doğru döndüm.
"Neden buraya geldik? Sana yardım etmeyecek miydim?"diye sordum.
"Acele etme,"dedi oldukça sakin bir sesle. Ardından cebinden çıkardığı anahtarı beyaz kapının yuvasına yerleştirip kapıyı açtı.
Kapı açılır açılmaz bir genç adam belirdi karşımızda. Yüz hatları gri gözlerin sahibine benzeyen bu adam kıvırcık saçları ve kahverengi gözleriyle oldukça farklı bir tarzı vardı.
Beni ve gri gözlerin sahibine şaşkın bir ifadeyle bakarken, hemen arkasından başka bir genç adam daha gelmişti.
"Ne oluyor oğlum burada?"dedi kıvırcık saçlı adamın hemen arkasında ki sarışın çocuk.
Kıvırcık saçlı olan hala bana ve gri gözlerin sahibine bakmayı sürdürürken çok geçmeden hemen arkasında ki sarışın arkadaşının sorusuna bir cevap verdi.
"Sanırım Ulaş eve kız atıyor kardeşim."
Ulaş!
Sabahtan beri adını öğrenmek için verdiğim mücadele nihayet başarıyla sonuçlanmıştı. Demek ki gri gözlerin sahibinin adı Ulaş'tı.
Fakat adı gibi ulaşılabilir biri miydi, işte orası merak konusuydu.
"Çok konuşmayın da içeri geçin."diye emir verdi gri gözlü. Gri gözlerin verdiği emirle beraber hepimiz içeri geçtik.
Nedense öğrendiğim bu ismini hala tam olarak idrak edememiştim.
İçerisi aynı evin içerisinde yaşayan üç erkeğe göre fazla temizdi. Tüm eşyalar yerli yerinde ve oldukça ferah bir salonu vardı. Dışarıdan yansıyan ışık ise odayı fazlasıyla aydınlatıcı bir işlev haline getirmişti.
Ben televizyonun hemen karşısında ki kahverengi koltuklardan birine yerleşirken gri gözlerin sahibi sanki kaçacağımdan şüphe edermiş gibi hemen yanıma oturmuştu.
Kıvırcık ve sarışın arkadaşları ise hemen çaprazımız da ki koltuklara yerleşmişti.
"Evet kardeşim, seni dinliyoruz."dedi kıvırcık olan. Ardından sarışın olan kıvırcık arkadaşının sözlerini destekledi. "Büyük bir merakla seni dinliyoruz."
Ben dahi tüm gözler gri gözlerin sahibine döndüğünde düzgün bir açıklama yapmasını umut ettim. Çünkü aklım git gide karışıyor, ne düşünmem gerektiğini bilemez hale geliyordum.
"Seyitin adamlarından birini buldum dün, biraz hesaplaştıktan sonra patronunun yurt dışında olduğunu söyledi. Ama oğlu hala burada Türkiyedeymiş. Eğer oğlunu bulursam babasına ulaşmak kolaylaşacak."
Anlattıklarından hiç bir şey anlamadığım gri gözlere anlamsız bir ifadeyle bakmayı sürdürdüm.
"Tüm bunların benimle ne alakası var?"diye sordum dayanamayarak. Sorduğum soruyla bu sefer tüm gözler bana çevrilmişti.
"Alp Tekin."dedi gri gözlerin sahibi.
Yıllar sonra duyduğum bu isim tüylerimin birden ürpermesine neden olmuştu. "Seyitin oğlu en son senin Abinin yanında görülmüş."
Abi!
Bu kelime hiç bir anlam içermiyordu benim için, ben yıllar önce bu kelimenin sahibini onunla beraber içimde öldürmüştüm zaten.
"O benim abim falan değil!"diyerek sesimi yükselttim birden.
"Benim bir abim yok."
Gri gözlerin sahibi yükselttiğim sesimle beraber tek kaşını kaldırarak bana baktı.
Alp Tekin'le aranızda ki kişisel mesele beni ilgilendirmiyor. Ona ulaşmanın tek yolu sensin."diye oldukça sert bir yanıt verdi bana.
Ardından ulaşa bir cevap vermek için yeniden dudaklarımı aralamıştım ki kıvırcık olan benden önce davranıp konuşmaya kendi devam etti.
"Peki kardeşim alp tekini bulacağız."dedi boğuk bir sesle, ardından bakışlarını bana doğru döndürerek konuşmasına devam etti.
"Ama ondan önce seni bir tanıyalım. Adın ne?"
Bana sorulan bu soruyu kıvırcık olana bakarak değil de hemen yanımda ki gri gözlerin sahibine bakarak verdim.
"Okyanus."
Kendime hiç yakışmayan bir ismim vardı ve oldum olası ismimden her zaman nefret etmiştim.
Kıvırcık olan ayağa kalkarak elini bana doğru uzattı. "Ben Fırat."dedi kendini tanıtarak. Ardından eski yerine geçerek bu sefer sarışın olan ayağa kalkıp elini bana doğru uzattı.
"Bende Yasin."dedi.
Adının Yasin olduğunu öğrendiğim sarışınla da el sıkıştığımda hepimizin bakışları aynı anda ulaşa doğru döndü.Tabi ki de o da arkadaşları gibi nazik bir adammış gibi benimle normal bir şekilde tanışmayacaktı.
Bunu ben dahil odada ki arkadaşları da çok iyi biliyordu. Bu yüzden ulaştan bir hareket beklemeyi bırakıp adının Yasin olduğunu öğrendiğim sarışına çevirdim bakışlarımı.
"O da Ulaş."diye tanıttı arkadaşını.
"Sözlerine uyup onu dinlersen hiç sıkıntı çekmezsin, aksi takdirde diğer tarafıyla karşılaşmanı hiç istemeyiz."
Bunu tanıştığımız andan beri çok iyi anlamıştım zaten.
"Tanışma faslınız bittiyse asıl konuya girebilir miyim artık?"diye sordu Ulaş hala soğukkanlı çıkan sesiyle.
"Gir kardeşim, asıl konuya gir."dedi Fırat ulaşın daha fazla beklemesini istemediği sesiyle.
"Alp Tekin."diyerek yeniden konuşmaya başladı Ulaş. Sürekli bu ismi söyleyip durması gittikçe sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
"Nedenini bilmediğim bir dava yüzünden polislerden kaçıyormuş, bu da demek oluyor ki onun da Seyitin oğlu yiğitten pek bir farkı yok. Hatta beraber bir iş çevirdiklerini bile düşünüyorum. Aralarında ki iş birliği her neyse en başta onu öğrenmek diğer işlerimizi daha da kolaylaştıracak." Ulaş yaptığı açıklama sonrası bakışlarını bana doğru döndürdü.
"Sen de bu yüzden buradasın, önce alp tekine ulaşmamıza sağlayacak daha sonra yiğitle beraber araların da ki iş birliğini öğreneceksin."
Ulaşın bu sözlerinden sonra kahkaha atmak istedim bir an. Çünkü bu söylediklerinin bir imkansız olduğundan henüz haberi yoktu.
"Alp Tekinle aramızda sıradan bir kız kardeş ve abi ilişkisi olduğunu mu düşünüyorsun? Senin için çok üzücü olacak ama o adama benim üzerimden ulaşman imkansız. Yani beni boşu boşuna buraya getirdin, sana yardım edemeyeceğimi en başından söylemiştim. Şimdi bu saçmalık bittiyse gidiyorum ben, umarım bir daha tesadüfen bile olsa karşılaşmayız gri göz."
Sesim oldukça sakin ve kendinden emin çıkmıştı, gri gözün bir cevap vermesini beklemeden ayağa kalkıp kapıya doğru ilerlediğimde çok geçmeden dış kapının önüne gelmiş, kapı kolunu sıkıca kavrayarak, bu evden çıkmaya hazırlanmıştım ki daha kapı açılamadan bir el kapının üzerine kapanmış, beni de kapı ve kendi arasında sıkıştırmıştı.
"Sen sadece söylemek istediklerini söyledin ve bende dinledim. Şimdi benim söyleyeceklerimi dinle," Gri gözlerinin bana bu kadar yakın olmasından mı yoksa söylediklerinin beni bu denli etkilemiş olmasından mı dolayı bilmiyorum ama boğazımın ortasına bir yumru oturmuş, konuşma işlevimi geçici bir süreliğine durdurmuştu.
"Alp Tekine ulaşıp, yiğitle arasında ki işbirliğini öğrenmeden hiç bir yere gidemezsin. Ayrıca sürekli bana yardım edemeyeceğini, işime yaramayacağını söyleyip durman giderek canımı sıkmaya başladı. İşime yaramayacağını düşünseydim, zaten karşına çıkmazdım. Sende büyük bir ihtimalle bir kaç hafta sonra belki ölmek istediğin için değil ama bu dalgınlığın yüzünden bir arabanın altında kalarak ezilir hayatını kaybederdin."
Söyleyeceği her şeyi söyleyip geri çekilen gri gözlerin sahibine doğru döndüm. Ve yüzüme alaycı bir ifade yerleştirip ulaşın yüzünü ayrıntılı bir şekilde inceledim.
"Kendini çok akıllı sanıyorsun öyle değil mi gri göz? Fakat bilmediğin bir gerçeği açıklığa kavuşturayım."dedim. O an gri gözlerin yaptığım açıklamayla bana döndüğünü gördüm.
Dudaklarımdan dökülecek her kelime için tüm dikkatini bana vermişti.
Sonunda gri gözlerin sahibini daha fazla bekletmeden bilmediği o gerçeği söyledim.
"Alp Tekin benim öz abim değil."
Bölümü beğendiyseniz oy verip yorum yapmayı unutmayın♥