RUHU ÖLMÜŞ BALIK1

1052 Kelimeler
Çürümeye mahkum edilmiş, üzeri örtülen salt duygular. Bununla beraber içinde bir duygu kırıntısının dahi kalmadığını hissetmen fakat bununla yaşamaya mecbur bırakıldığının gerçeği. Tüm bu gerçekler birleşip insanın zihninden hiç silinemeyeceği bir kabusa dönüşebilir miydi? Dönüşebilirdi, hatta o kabuslar insanın hayatta tutunduğu tek gerçeği bile olabilirdi. Yaptığım itiraf ve bunun yüzünde bir değişikliğe yol açacağını düşündüğüm Ulaş, sanki ona sıradan ve bilindik bir şey söylemişim gibi gri gözleriyle gözlerimin içine bakmaya devam etti. Ona Alp Tekinin öz abim olmadığını söylemiştim. Peki neden bu cümleme karşı bir tepki vermiyordu? Yoksa yaşadığı şoku bir şekilde gizlemeye mi çalışıyordu? Gizleyemezdi, karşımda ki gri gözlerin sahibi duygularını saklayacak sıradan bir adama benzemiyordu. Aksine duygularından kaçmadan yüzleşecek kadar cesur bir adam izlenimi veriyordu. Benim gibi değildi o, aslında aynı yeryüzünde yaşadığım hiç kimse benim gibi olamazdı. Nihayet mühür vurulmuşçasına sessizliğini koruyan dudakları konuşmak için hafifçe aralandı. "Sen Okyanus Tekin, on üç yaşında baban tarafından yetimhaneye bırakıldın, bir kardeşin var ve o da annenle yurt dışında yaşıyor. Sen ve alp Tekin on altı yaşındayken yetimhaneden amcanız tarafından alındınız. Amcan büyük bir iş adamı ve sayılı zenginlerden biri. Sen ise on dokuz yaşına girdiğin günün ertesi amcanın evinden kaçtın. Şimdi söyle bana atladığım başka bir şey var mı?" Tek nefeste tek çırpıda anlatmıştı hayatımın ön yüzünü. Fakat anlattıklarının arkasında olup ta hiç bilmedikleri? Bir paranın yada herhangi bir nesnenin bir ön yüzü ve bir de arka yüzü vardır. Ulaşın anlattıkları benim hayatımın ön yüzünün bir kaç parçasıydı sadece. "Atladığın başka bir şey yok, dersine iyi çalışmışsın." O an yüzümde ki sahte gülümsemenin altında yatan duygularımı tıpkı hayatımın arka planında ki gerçekleri gibi hiç bir zaman öğrenemeyecek olması, işte buna gerçekten gülümseyebilirdim. "Alp Tekinle beraber büyüdünüz, nerede ne yapmayı sevdiğini bilen nadir kişilerdensin. Bu durumda ona ulaşmamız için iyi bir köprü işlevi görebilirsin öyle değil mi?"diye sordu. Bu soruyu sorarken yüzünde bir gram bile duygu kırıntısı yoktu. "Peki."dedim sonunda beklediği cevabı verirken. "Alp Tekine ulaşmanı sağlayacak, hatta o aradığın diğer adamla beraber çevirdikleri işin ne olduğunu öğreneceğim. Fakat tüm bunların sonunda senden bir şey isteyeceğim." Yaptığım açıklama sonrası gri gözlerinde bir hareketlilik sezdim. "Ne istiyorsun?"diye sordu aynı ifadesiz sesiyle. "Alp Tekinle işin bittiğinde, onu bana teslim edeceksin." Bu isteğim karşısında gri gözlerini bir kez daha gözlerimde gezdirdi Ulaş. "Ben amacıma ulaştıktan sonra ne yaparsan yap."dedi beklemediğim bir umursamazlıkla. Ulaşın bu isteğimi sorgulayacağını düşünmüştüm, en azından Alp Tekini bana teslim etmesinde ki amacı merak edeceğini düşünmüştüm. Fakat o bunu yapmamıştı, ne beni sorgulamış ne de bunun arkasında ki nedeni merak etmişti. "O zaman anlaştık,"diyerek elimi ona doğru uzattım. Ulaş ona doğru uzattığım elime çevirdi bakışlarını, bir süre uzattığım elime karşılık elini uzatıp uzatmama konusunda kararsız gibi görünse de son anda ona uzattığım elime karşılık verdi. "Anlaştık."dedi yalın sesiyle, ardından geri çekilip aynı umursamaz ifadesiyle içeriye geri döndü. * İçeri geri döneceğim sırada kapının çalınmasıyla beraber bu isteğimi geri çevirip, çalan kapıyı açtım. Karşımda beliren uzun boylu, mavi gözlü genç kız elinde üstü örtülü bir kapla, hayret dolu bakışlarıyla beni inceledi. "Sen kimsin?"diye sordu meraklı sesiyle. Karşımda tıpkı benim yaşlarımda olduğunu tahmin ettiğim genç kıza bir cevap vermek için hazırlanmıştım ki hemen arkamda beliren Yasin hızlı hareketlerle genç kızın elinde ki kabı almış gülümseyen bir yüz ve oldukça samimi çıkan sesiyle karşımda ki alımlı genç kıza bir cevap vermişti. "Neden zahmet ettin Hazal, ellerine sağlık çok teşekkür ederiz." "Ne demek afiyet olsun,"diyerek geri yanıt veren Hazal adında ki genç kıza, son kez teşekkür edip anında kapıyı kapattı Yasin. "Neden kaçar gibi kapattın kapıyı?"diye sordum Yasin'e doğru dönerken. "Hazal biraz gevezedir, durduk yere boş boş konuşup, bir sürü soracaktı seninle ilgili. Bende seni bu durumdan kurtardım diyelim. Eh bu durumda bir teşekkürü hak ettim öyle değil mi?" Yasin'in yüzünde ki içten gülümseme, yüzümde hafif bir tebessümün oluşmasına neden olurken "Teşekkür ederim o zaman,"diye karşılık verdim sözlerine. Yasin teşekkürüm den memnun olmuş bir ifadeyle gülümsemeye devam ederken hemen yanımıza doğru gelen Fırat'ı fark ettik. "Hazal mı geldi?"diye sordu yüzü gülümserken. "Nereden anladın?"diye sordum yarı şaşkın bir ifadeyle. Fırat sorduğum soruyla beraber bakışlarını Yasin'in elinde ki kaba çevirdi. "Çünkü bu kapıyı bizim dışımızda çalacak tek kişi Hazal. Ayrıca gelen bu lezzetli koku ise yalnızca Hazal geldiğinde burnuma dolar." Fırat'ın verdiği yanıt sorduğum sorduğum soruya karşılık verilen en gerçek cevaptı. "Neyse hadi içeri geçelim,"diyerek komut veren Yasin'in sesiyle beraber adımlarımızı dış kapının olduğu giriş bölümünden uzaklaştırdık. Salona geçtiğimiz sırada nedensizce gözlerim gri gözlerin sahibini aradı. Fakat Ulaş salonda değildi. "Yasin sen Ulaş'ı çağır Hazal en sevdiğin yemeği yapmış de." Fırat'ın emir komutuyla Yasin anında yüzünü düşürmüştü. "O da koşup gelecekti zaten değil mi kardeşim? Biliyorsun böyle saçma sapan durumlarda onu rahatsız etmememiz için kaç kere uyardı bizi, bunun iyi bir fikir olacağını düşünmüyorum. Bu yüzden git sen çağır Fırat." Yasin bu sefer topu Fırat'ın üzerine attığında yüzünü düşüren ve hafifçe kaşlarını çatan taraf Fırat olmuştu. "Bence bu durumda onu rahatsız etmemiz en iyisi olacak."dedi Fırat kahve tonunda ki koltuklarından birine otururken. "Siz ikiniz, neden ondan bu kadar çok korkuyorsunuz?"diye sordum kendime engel olamadan. "Ulaş'ı tanımıyorsun okyanus. Onunla üç yılımızı paylaşan arkadaşları olarak bugün bile hala bazı konular için Ulaş'ın cevabından çekiniriz." Sorduğum soruya karşı oldukça ciddi ve kararlı yanıt Fırat'tan gelmişti. "Sizi öldürecek hali yok ya," Fırat belli belirsiz gülümsedi. "Fiziken değil belki ama sözleriyle seni gerçekten yaralayıp öldürebilir." Fırat'la aramızda geçen üstü kapalı bu konuşmanın sahibi anında kapıda belirdiğinde etraf ölümcül bir sessizliğin içine gömüldü. Ulaş kapının önünde kendini beğenmiş tarzı ve havasıyla durduğunda bir süre yalnızca baştan aşağı onu inceledim. Giydiği siyah deri ceketi omuzlarının genişliğini daha da belirgin bir hale getirirken, sağ elinde tutuğu araba anahtarıyla dışarı çıkmak üzere olduğunu kolayca anlayabilmiştim. "Yine nereye gidiyorsun kardeşim?"diye soran Yasin'in sorusuna cevabı pek gecikmemişti. "İşim var, bu gece geç gelirim beni beklemeyin." Ulaş verdiği yanıt sonrası hızla yanımızdan ayrılırken bakışlarım anında karşımda ki ikiliye döndü. Fırat ve Yasin, Ulaş'ın gidişi ardından aralarında bir şey konuşmaya başlamıştı. Tüm dikkatimi Yasin ve Fırat'ın konuşmasına verip, aralarında ne konuştuğunu anlamaya çalıştım. Fırat'ın Yasin'e "Yine oraya mı gidiyor sence?"diye sorduğunu buna karşılık Yasin'in de "Gidecek başka yeri yok ki."diye cevap verdiğini duyduğumda ise zihnim de oluşan bir kaç soru işareti ve merak duygusuyla hemen şu an Ulaş'ın arkasından çıkıp nereye gittiğini her şeyden çok öğrenmek istedim. Benim hayatımı bu denli araştırıp öğrenen birine karşı, benim de onun hakkında bazı şeyleri öğrenmek istemem fazlasıyla hak ettiğim bir haktı. Ve ben bu hakkımı bu evde kaldığım sürece layığıyla yerine getirecektim. Yorumlarınızı bekliyorum.💜
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE