RUHU ÖLMÜŞ BALIK2

1939 Kelimeler
Saatler bir kum saatinin arka yüzünü ön yüzüne bir defalığına çevirdiğimiz o kısa dilim kadar hızlı geçmişti sanki. Dışarıda ki güneş çoktan batmış, batan güneş ise etrafı karanlık bir ortamın içine çoktan sürüklemişti. Gün boyunca Yasin ve Fırat'ın ara ara kısa çaplı kavgalarına tanıklık etmiş ve onların da büyük bir baskı ve zoruyla daha önce hiç tanışmadığım bir oyunla tanışırken bulmuştum kendimi. Yasin ve Fırat birbiriyle o kadar benzer yönlere sahipken Ulaş'ın aralarında en farklı oluşu, içimde ona karşı beslediğim merak duygusunu kat be kat artırıyordu. Büyük bir sevinç ve kahkaha eşliğinde bana seslenen Yasin'in sesiyle düşüncelerimden bir süreliğine uzaklaştım. "Sen bugüne kadar neredeydin be okyanus?"diye sordu. Anlamadığım bu sorusu karşısında tek bir kelime döküldü dudaklarımdan. "Hı..?" "Demek istediğim keşke daha önce tanıştırsaydı Ulaş seni bizimle. Yıllar sonra senin gibi kafa dengi birini tanımak hoşuma gitti." Yasin'in kurduğu cümlenin ardından Fırat hafifçe Yasin'in koluna vurdu. "Yıllar sonra ilk kez Fırat'ı oyunda yenmeme yardım edecek birini tanımak hoşuma gitti demiyor da kafa dengi birini bulmam hoşuma gitti gidiyor. Ulan Yasin bilmez miyim ben seni?" Fırat'ın anlam yüklü cümlesi Yasin'in bir kahkahasına daha sebep olurken onların bu haline bir kez daha tanıklık ediyor oluşum, istemsizce yüzümde beliren gülümsemeye engel olmamı etkisiz kılmıştı. "Günlük dozumu da aldığıma göre, bana yol göründü arkadaşlar, ben odama çekiliyorum gidip biraz da yengenizle ilgileneyim. Bugün oyuna daldık, fazla ihmal ettim." Yasin mutlu bir şekilde yanımızdan ayrılırken salonda yalnızca ben ve Fırat kalmıştık. Fırat kol saatine bakarak bakışlarını bana doğru döndürdüğünde konuşmak in dudaklarını çoktan aralamıştı. "Tek başına kalmaktan korkmazsın değil mi okyanus?" Fırat'ın sorusuyla yüzümde alaycı bir ifade belirdi. Tek başıma kalmak, hayatıma tek kişilik devam etmek benim hayat biçimim olmuştu neredeyse. Bundan korksaydım eminim şu an burada olamazdım. "Korkmam merak etme, yalnızlık beni korkutmaz. Korkulması gereken o kadar insan ve daha bir çok şey varken hemde." Fırat sözlerimi doğru bulmuş olacak ki başıyla onayladı beni. "Yarın yeni ve başka bir günde görüşmek üzere. İyi geceler okyanus." "İyi geceler Fırat." Yine kendi yalnızlığımın içine çekildiğimde salonun hemen köşesinde ki kapının dikkatimi çekmesiyle adımlarımı o yöne doğru attım. Açık kahve tonlarında ki bu kapının açmak için bir kolu yoktu, muhtemelen kimsenin içeri geçmesini istenilmediği için sökülmüştü. Nedense bu kapının Ulaş'la bir ilgisi olduğunu düşünüyordum çünkü bu evde tuhaf olan ne varsa bunun başında hep o geliyordu. Bu gizemli kapının sırrını bir kenara bırakıp eski yerime geçmek için hazırlanıyordum ki kapının açılma sesini duydum. Büyük ihtimalle Ulaş gelmişti. Saniyeler sonra tıpkı tahmin ettiğim gibi salon kapısının önünde beliren ulaşı gördüğümde istemsizce ayağa kalkma gereği duydum. Ulaş yavaş ve sakin adımlarla yanıma yaklaşırken, boğazımın kurduğunu hissettim birden. "Sen,"diye seslendi sinir bozucu bir sesle. "Benim bir adım var." "Adın sana hiç yakışmıyor,"diye itiraf etti sesinde hiç bir hissiyat bulundurmadan. Nedense ulaşın bu itirafı beni şaşırtmamıştı aksine benimle aynı fikirde olması hoşuma bile gitmişti. "Güzel, benimle aynı fikirde olmana sevindim." Verdiğim yanıtın ardından ulaşın aramızda ki tüm mesafeyi kapattığını gördüm. "Adın Okyanus olmamalıydı senin,"diyerek konuşmasına devam etti Ulaş. "Çünkü sen bir okyanusa değil de o okyanusun dibinde unutulan ruhu ölmüş balıklara benziyorsun." Ruhu ölmüş balık, bu gerçekten bana yakışan bir isimdi. Ve bu ismi bana yakıştıran gri gözlerin sahibi, ruhuma hiç bakmadan beni görebilen tek kişiydi. "Madem ismimi bana yakıştırmıyorsun o zaman bana yakıştırdığın isimle hitap et."diye bir öneride bulundum, kuruyan boğazımı düzeltmek için yutkunurken. Ulaş'ta bu fikri beğenmiş olacak ki başını belli belirsiz hafifçe salladı. Ardından son kez gri gözlerini üzerimde gezdirip, dolgun kırmızı dudaklarını hafifçe araladı. "Beni takip et." Hiç bir şey demeden hemen arkasından yürümeye koyulduğumda uzun girişin sonunda ki kapıya doğru ilerledik. Ulaş tıpkı gözlerinin rengine yakın grimsi renkte ki kapıyı açarken, vakit kaybetmeden ikimizin de odaya geçmesini sağladı. Odaya girdiğimiz sırada, gözüme çarpan iki kişilik geniş yatak ve hemen yanında ki komidinin üzerinde ki bir kaç sigara paketle bu odanın ulaşa ait olduğunu anladım. "Bana yardım edeceğin, amacıma ulaşmamı sağlayacağın o güne kadar bu odada kalacaksın." Ses tonu daha çok bilgi verir gibi değil de emir verir gibi çıkmıştı. "Demek odanı bile benim için feda etmeni sağlayacak kadar önemli bu iş senin için,"diye fısıldadım kendi kendime. Fakat bu fısıldama kendime kendime fısıldamaktan çok, sesimin ulaşın duymasını sağlayacak kadar ayarsız çıkmıştı. "Bu iş için yalnızca odamı değil, kendi hayatımı bile harcarım. Umarım bu kısa açıklamam bu işin benim için ne kadar önemli olduğunu anlamana yetmiştir." Ulaşım bilmediğim sırları için bana açık kapı bıraktığı bu cümlesi üzerine düşünmem gerektiğini aklıma not edip konuşmaya ben devam ettim. "Bu iş senin için önemli bunu anladım."diyerek sözlerini onayladım. "Zaten bu iş senin için bu kadar önemli olmasaydı, beni bu sabah o uçurumun kenarından çekip almazdın aksini düşünemiyorum çünkü sende genç bir kızı son anda ölmekten kurtaracak bir kahraman tipi yok." Ulaş bu sözlerimi duymamazlıktan gelerek komidinin üzerinde ki paketini ve kibrit kutusunu almak için hafifçe eğilmiş daha sonra aldığı paketi ve kibrit kutusuyla beraber odadan çıkmadan hemen önce son kez parlak gri gözlerini gözlerime dikmişti. "Yarın çok işimiz olacak, bu yüzden iyice dinlen. Herhangi bir sorun çıksın istemiyorum." Ulaş verdiği son emriyle beraber odadan çıkmak için kapıya doğru ilerlemeye başladığında hemen arkasından artık gerçekten yorgun olduğumu belli eden sesimle "İyi geceler gri göz."diye seslendim. Duyduğu sesimle son anda bakışlarını bana doğru çevirdi Ulaş. Odadan tamamen ayrılacağı sırada ise bu gece son kez bana cevap vermek için aralanmıştı dudakları. "İyi geceler ölü balık." Ulaş ardında bıraktığı kapının tok sesiyle beraber odayı terk ederken, farkında olmadan bugüne kadar ki en anlamlı iyi geceler dileğini vermişti bana. Ve bunu sadece son anda eklediği iki kelimeyle yapmıştı. * Gözlerim sabahın ilk ışıklarıyla aralandığında gördüğüm ilk yüz olmuştu Yasin. Her zaman ki şebek gülümsemesiyle bana bakıyordu. "Günaydın okyanus." "Günaydın Yasin."diye karşılık verdim. "Umarım dün gece rahat uyumuşsundur." Hala uzanıyor olduğum geniş yataktan hafifçe doğrularak cevap verdim Yasin'e. "İyi uyudum." "Peki o zaman işlerini hallettikten sonra mutfağa gel, seni biriyle tanıştırmak istiyorum." Yasin yaptığı açıklamadan sonra heyecanlı olduğunu belli eden bir gülümsemesiyle yanımdan uzaklaştı. Bende Yasin'in gidişi ardından ellerimi ve yüzümü yıkayıp adımlarımı mutfağa doğru attım. Adımlarım geniş uzun koridorda ki kapıları takip ettiğinde hangi kapının mutfağa açılacağını henüz bilmediğimden gözüme kestirdiğim ilk beyaz kapıyı açmak için kapının koluna yeltenmiştim ki kapı benden hemen önce içeriden başka biri tarafından açılmıştı. İçeriden ıslak ve dağınık saçlarıyla çıkan Ulaş, beni karşısında beklemediği ni belli eden gözleriyle bir kaç saniye yüzümü inceledi. Bakışlarımız aynı yerde birbirimizin gözleri içinde buluştuğunda konuşmak için dudaklarımı aralamıştım ki ulaşın saçlarından süzülen bir kaç su damlası alnımdan yanaklarıma doğru süzülmüş bu da hiç beklemediğim bir şekilde yanaklarımın alev alıyormuşçasına ısınmasına sebep olmuştu. Yanaklarımda hissettiğim su damlasını hızla silerek gri gözlerin sahibine doğru döndüm. Nedensizce kalp ritimlerin de bir hızlanma sezmiştim o an. "Şey.." "Ne istiyorsun sabah sabah ölü balık? Yoksa okyanusunun yolunu mu kaybettin?" Ulaşın bu cümlesiyle beraber hızla toparlanıp kendime gelmeye çalışmıştım. "Yasin beni mutfağa çağırdı, onu arıyordum." Nihayet kurduğum mantıklı cümle derin bir nefes vermeme neden olmuştu. "Hemen çaprazda ki kapı,"diyerek mutfağın kapısını işaret ettiğinde, hızlı adımlarla yanından uzaklaştım. Nefesimi tazeleyerek hızla girdiğim mutfakta Fırat, Yasin ve yabancı genç bir kız kahvaltı masasının etrafında toplanmış muhtemelen beni bekliyorlardı. "Günaydın okyanus,"diyerek bana ayrılan sandalyeye oturmamı rica eden Fırat'ı kırmadım. Ben bana ayırdıkları sandalyeye geçerken Yasin çoktan hemen yanında ki kumral tenli, narin ve oldukça zarif görünen genç kızın kim olduğunu tanıttı. "Evet sevgilim, işte sana dün bahsettiğim arkadaşım okyanus. Kendisi bir süre burada bizimle kalacak." Yasin'in açıklaması ardından bakışlarını bana çeviren genç kız nazik bir şekilde elini bana doğru uzattı. Bende aynı şekilde karşımda ki genç kızın eline karşılık verdiğimde Yasin konuşmasına devam etti. "Okyanus, seni tanıştıracağımı söylediğim kişi benim diğer yanım, sevgilim, Ela." "Memnun oldum."diyerek hafif tebessüm ettim adının ela olduğunu öğrendiğim genç kıza. O da aynı ifadeyle bana gülümsediğinde bu sefer Fırat'ın sesini duyduk. "Şimdi artık kahvaltıya başlayalım mı? Ben daha fazla dayanamayacağım." Fırat'ın kahvaltı için istek dolu çıkan sesine karşılık herkesin yüzünde bir gülümseme belirdiğinde ben hariç herkes çoktan kahvaltıya başlamıştı. "Sen neden yemiyorsun?" Elanın içten sorduğu bu soruya karşılık verdiğim yanıt pek gecikmemişti. "Sabahları pek iştahım olmaz benim, bu yüzden kahvaltı yapmam." "Ciddi misin? Bu imkansız! Sabah kahvaltısını yapmadan kendime gelemem ben!" Fırat'ın sesi adeta isyan edermiş gibi çıkmıştı. "O sensin kardeşim, herkes sen gibi mi?" Yasin'in Fırat'a verdiği cevap üzerine aralarında tatlı kısa bir tartışma başladı. Aslında kahvaltı yapmamamın sebebi tam olarak bu değildi, her sabah düzenli içtiğim mide ilacımı içmeden su bile içemezdim. Malum tüm eşyalarımla beraber ilaçlarım da o evde kaldığından kimseye bunu söyleyememiş böyle bir bahane bulmuştum. En kısa zamanda bir eczaneye uğrayıp ilaçlarımı almam gerektiğini aklıma not ederek Fırat ve Yasin'in küçük çaplı tartışmasına geri döndüm. "Biliyor musun okyanus bazı yönleriniz Ulaş'la çok benziyor. Neredeyse Yasin'le 3 yıldır beraber olmamıza rağmen ulaşın bir kere bile bizimle kahvaltı yaptığını görmedim." Elanın yaptığı açıklama sonrası sanki en başından beri hep bizi dinliyormuş gibi kapıda duran Ulaş vakit kaybetmeden yanımıza geldi. "Yine giyinmiş kuşanmışsın kardeşim, bu sefer gideceğin durak neresi?" Fırat'ın sorusuyla beraber odada kısa bir sessizlik oluştu. Tüm gözler ukala döndüğünde Ulaş Fırat'ın sorusunu duymamış bir şekilde gri gözlerini bana çevirdi. "Kahvaltını yaptıysan çıkalım mı?" Ulaş'ın sorusuyla beraber hafifçe yutkunup ayağa kalktım. "Olur."diye kısa bir yanıt verdim. Ardından vakit kaybetmeden ikimizde mutfaktan ayrıldık. İşte şimdi başlıyorduk diye düşündüm, hem zaten bir an önce ikimizin de amacına ulaşması en iyisi olacaktı. Ulaş evin dış kapısını kapatırken ben çoktan apartmanın önüne gelmiştim. Bir kaç dakikanın ardından Ulaş'ın da gelmesiyle onu takip ettim. Ulaş cebinden çıkardığı anahtarla siyah renginde ki arabanın kilidini açarken çoktan sürücü koltuğunda ki yerini almıştı. Bende hızla sürücü koltuğunun yanında ki yolcu koltuğunda yerimi aldığımda, Ulaş hiç bir şey demeden arabayı çalıştırıp ikimizi de apartmandan uzaklaştırdı. Yaklaşık beş dakikaya yakın bir süredir geçen sessiz yolculuğumuza dayanamayarak tüm dikkatini yola odaklamış gri gözlerin sahibine döndüm. "Nereye gittiğimizi söylemedin?"diye sordum hafif çekingen bir sesle. "Nereye gittiğimizi hiç sormadığın içindir belki." Ulaş'ın verdiği mantıklı cevap karşısında bir kaç saniye afallasam da hızla toparlanıp konuşmaya devam ettim. "Peki nereye gidiyoruz?" Sorduğum bu soruyu en başından beri sormamı bekliyormuş gibi arabayı kenara çekerek durduran Ulaş, emniyet kemerini çözerek bana doğru döndü. "Bu sorunun cevabını sen vereceksin." "Nasıl?" " Sevgili üvey abinin en yakın arkadaşlarından birini tanıyor musun?"diye sordu oldukça ciddi bir sesle. Ulaş'ın bu sorusuna karşı hazır bir cevabım yoktu, bu yüzden hem biraz düşünmem hemde geçmişi hatırlamam gerekiyordu ve her ikisi de şu an bunu yapmak isteyeceğim son şeylerden biriydi. Fakat buna mecbur olduğumu kendime hatırlatarak Alp Tekin'in amcamların evine sürekli davet ettiği arkadaşlarından birini hatırlamak için kendimi zorladım. O an aklıma gelen esmer yüzün sahibiyle anında Ulaş'a doğru döndüm. "Hamit Gürcü, onunla çok sık görüşüyordu." "Peki onunla ilgili ne biliyorsun?" "Babasının bir fabrikasında yöneticilik yapıyordu." Verdiğim yanıttan memnun olmuş bir ifadeyle başını iki yana hafifçe salladı Ulaş, ardından cebinden çıkardığı telefonla bir arama yaptı. Yaptığı bu arama Hamit'le ilgiliydi. Ulaş telefonun diğer ucunda ki kişiye Hamit'in yöneticisi olduğu fabrikanın ismini öğrenmek istediğini söyleyerek anında telefonu kapattı. Ulaş'ın telefonu kapatması ardından sorup sormama konusunda kararsız kaldığım fakat oldukça merak ettiğim o soruyu sordum. "Beni de böyle mi buldun? Tek bir telefon açıp nerede olduğumu öğrenerek mi? Ulaş ona yönelttiğim bu soru karşısında cevap vermek için beni pek bekletmemişti. "Hayır, seni bizzat kendim takip ettim." Böyle bir yanıt vereceğini tahmin edemediğim gri gözlerin sahibi bir kez daha beni böylesine şaşırtmayı başarmıştı. "Neden peki? İstesen tek bir telefonla öğrenebilirdin, neden beni takip etme gereği duydun?" "Her şeyi bu kadar merak etmemelisin ölü balık, yoksa bu merakın bir gün sıkıştığın okyanusta seni başka bir balığa yem yapabilir." Ulaş son cümlesiyle beraber telefonundan gelen mesaja vermişti tüm odağını. Ben ise hala beni neden takip ettiği kısmında takılı kalmıştım. Tüm hayatımı olmasa bile, benim hakkımda bilmemesi gerekenlerden bile daha çok şey bilgiye sahipken, neden bizzat beni takip ettiğini anlamıyordum. Ulaş, dalgın düşüncelerim arasında kaybolmak üzereyken son anda sesiyle beni kendime getirmişti. "İşte şimdi harekete geçiyoruz , hazır mısın?" Bölüm hakkında ki yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın.♥
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE