GEÇMİŞ SAYFA1

1591 Kelimeler
Evren sanki bizim için kurgulanmış bir oyun alanıydı, içinde ki canlılar ve nesneler de bu oyunun bize sunduğu birtakım oyuncaklardı. Bu oyunun asıl figürleri ise içinde yaşamaya mahkum edilmiş insanlardı. Yaşamaya da oynamaya da mahkum edildiğimizin bu oyun da herkesin başarıyla yerine getirmesi gerektiği bir görevi vardı. Benim görevim, nefes almadan yaşayabilmeye çalışmaktı. Acının, hayal kırıklığın, sevincin, hüznün arkasına gizlendiğim duygularımı serbest bırakıp cesur bir şekilde kaldığım yerden devam edebilmekti. Fakat kimsenin benimle ilgili bilmediği bir detay vardı, ben yaşamaya mecbur bırakıldığım bu oyunda bir oyuncu değildim. Aksine başından beri bu oyunun her zaman ilk kaybedeni olmuştum. Ulaş çoktan arabayı çalıştırmış, amacına ulaşma adına ilk adımlarını atmıştı, bu adımları atarken de hazır mısın diye sormuştu bana. Hazır mıydım değil miydim bilmiyordum ama yeniden geçmişin aralıklı kapılarına ulaşacağımı bilmek beni tedirgin ediyordu. Yıllar önce bazı yapraklarını yırttığım, bazı yapraklarını ise yaktığım o kitabı bir daha açacak olmam göğüs kafesimin içine sakladığım tüm duyguların, yeniden gün yüzüne çıkacağı endişesiyle kalbimin ortasında hafif bir sancıya neden oluyordu. Ve hissettiğim bu sancı her saniye giderek artıyor beni olmadığım kadar endişelendirmeye başlıyordu. Ulaş'la yaptığımız bu yolculuk sırasında hiç konuşmamıştık, ben başımı yasladığım yolcu koltuğundan hiç çekmemiş, Ulaş ise hedefine ulaşmak için bir takım planla uğraşmaktan hiç vazgeçmemişti. Bir süre sonra hafif öne savrulduğum frenle zar zor tutunduğum kapı koluna sıkıca yapıştım. Bu ani duraksamayla bakışlarım önce karşımızda ki büyük harflerle yazılmış Gürcü fabrikasına kaymış ardından gri gözlerin sahibiyle buluşmuştu. "İn." Gri gözlerin anlamsız emriyle ona bakmayı sürdürdüm. "Anlamadım..?" "Arabadan in." Sesi bu sefer biraz daha katı çıktığında derin bir nefes alarak arabadan hızla indim. Benim hemen ardımdan Ulaş'ta arabadan indiğinde bakışlarımı bir süre fabrikanın girişine çevirdim. Girişte uzunlamasına çevrilmiş demir parçaları dikkatimi çeken ilk detay olmuştu. Fabrika çalışanları tarafından büyük bir kamyona özenle taşınan büyük demir parçalarına adeta bir altın kadar dikkatli bakıyorlardı. "Fabrikayı incelemen bittiyse beni dinleyecek misin?" Ulaş'ın hemen yakından gelen sesiyle bakışlarımı gri gözlerine çevirdim. "Dinliyorum." "Az sonra içeriye iki farklı zaman diliminde gireceğiz. Sen Hamit'le konuşmak için onun odasına geçerken bende bir müşteri izlenimiyle yakınında olacağım," "Senin şu an için kendini gizlemen gerekmiyor mu?"diye sorduğumda başını evet anlamında salladı. "Aferin ölü balık, aklın bu konularda iyi çalışmaya başlamış. Fakat şu an için kendimi gizlemek yerine içeride neler olup bittiğini öğrenmek, herhangi bir sorun karşısında yanında olmak daha akıllıca bir davranış." Ulaşın verdiği yanıt sonrası derin bir nefes alarak konuşmaya devam ettim. "Peki planın ne? Benden tam olarak ne yapmamı istiyorsun?" "Hamit'le konuşup üvey Abin hakkında bilgi almaya çalışacaksın." "Peki eğer-" devamını getirmeme izin vermediği cümlemi aniden keserek konuşmasına devam etti. "Eğer gerekli bilgiyi vermezse o zaman ben içeri geçerek Hamit'i biraz dışarıda oyalayacağım. Sende bu sırada bilgisayarı yada herhangi bir iletişim cihazından abinden bir iz bulmaya çalışacaksın. Alp tekine ulaşmam için ona ait bir telefon numarası bile yeterli olur. İşin bittiğinde hemen odadan ayrıl, seni burada bekliyor olacağım." Söyleyeceği her şeyi, yapmam gereken her şeyi anlatmıştı Ulaş, fakat tek bir ayrıntıyı es geçmişti. Hamit'in benimle ilgili geçmişte ki düşünceleri ve hislerinden habersiz oluşu. Hamit'in yıllar öncesinde bana beslediği duyguları hakkında hiç bir fikri yoktu. Beni iyi yada kötü nasıl karşılayacağını bile henüz tahmin edemediğim fakat bunu yapmakta mecbur olduğumu, alp tekine ulaşmak için bu riski almak zorunda olduğumu hatırlatarak benden bir cevap bekleyen gri gözleri daha fazla bekletmeden konuşmaya başladım. "O zaman içeriye giriyorum."diyerek bir adım öne atıldım. Ulaş hiç bir şey demeden başını olumlu anlamda salladığında fabrikanın girişine doğru ilerlemeye başladım. Fabrikanın içine girmek üzere olduğum sıralarda son anda ulaşın duyduğum sesiyle arkamı döndüm. Ulaş bir kaç adım sonrası aramızda belirli bir mesafe bırakarak "Dikkatli ol ölü balık,"diye mırıldanmıştı. Ulaşın bu uyarısını her ne kadar umursamaz bir şekilde baksam da, nedensizce gri gözlerinde sezdiğim hareketlilik hoşuma gitmişti. Fakat artık içeri geçmem için bana uyarı veren aklıma uyarak son adımımı da atıp fabrikaya giriş yaptım. İçeride devasa boyutlarda ki makinelerin çıkardığı birbirinden farklı sesler ve hiç hız kesmeden çalışan işçilerin yoğunluğu vardı. Öyle ki burada atacağım çığlık bile zor duyulurdu. Vakit kaybetmeden ilk gördüğüm çalışanın yanına gittim. "Merhaba," Karşımda ki genç adam ona duyurmaya çalıştığım sesimi çok sonra fark etmişti. Fakat sonunda sesime kulak verip bana cevap vermişti. "Buyurun..?" "Hamit gürcünün odası nerede acaba?" Genç adam mavi gözleriyle sorduğum soruyla beraber bir süre beni inceledi. "Sen ne yapacaksın patronu?"diye sordu şüpheli çıkan sesiyle. "Onunla görüşmem gerekiyor." Genç adam mavi gözleriyle bir süre daha beni incelediğin de hemen merdivenin sağ tarafında kalan odayı işaret etti. "Teşekkür ederim."diyerek hızla işaret ettiği kapıya yöneldiğimde adımlarımı hızlandırmıştım. Nihayet beyazın üzerine sıçramış sarımsı renginde ki kapının önüne geldiğimde çok geçmeden kapıyı bir kaç kez tıklatıp içeriye geçtim. Karşımda gördüğüm esmer tenle beraber istemsizce titreyen bedenim, beni geçmişin en koyu karanlığına yeniden götürmüştü. Unutmak için bunca yıldır harcadığım tüm çabalarımın boşuna olduğunu tam bu an fark etmiştim. Koyu kahve gözleri şaşkınlıkla açılmış, dili lal olup konuşmayı unutmuş Hamit'in yüzünde ki o ifadeden de çoktan anlamıştım beni karşısında görmeyi hiç beklemediğini. "Ok-okyanus..." Hamit'in ismimi söylediği sesi titremişti. "Lütfen, geç otur."diyerek ayağa kalkıp beni karşıladığında işaret ettiği siyah deri koltuğa yerleştim. Hamit ayağa kalkarak hemen karşımda ki koltuğa otururken bir an önce bu odadan ayrılmak istedim. Fakat yapamadım, burada biraz daha kalmaya mecburdum. Başta Hamit olmak üzere alp Tekinle beraber hayatımı mahvetmişlerdi! Ve ben hayatımı bir kabusa çevirmelerinde katkısı olan o adamın karşısındaydım. İçimde bir zamanlar söndüğünü hissettiğim o alev yeniden kendini belli etmeye başlamıştı. Ve o ateş geçen her saniye yüreğimde bir delik açmaya, o deliğin boşluğuna da beni hapsetmeye devam etmişti. "Okyanus, benim haberim yoktu Alp'in sana böyle bir alçaklığı yapmasına izin vermezdim inan bana. Sana deli gibi aşıkken nasıl bir başka adama teslim edebilirdim ki?" Hamit'in sözleri geçmişte ki karelerin bir kez daha zihnimde canlanmasına sebep olduğunda ağlamamak için sıktığım çenemin sızısını kalbimde hissediyordum. "Ben buraya geçmişi konuşmaya gelmedim, bana bir konuda yardım etmeni istiyorum." "Tabi ki ne istersen." "Alp'e ulaşmam gerek, onunla yüzleşmek istiyorum. Sen onun en yakın arkadaşıydın, nerede olduğunu biliyorsan eğer lütfen söyle bana." Hamit kurduğum cümle üzerine ayağa kalkarak benim yanıma geldi, dizlerini hafifçe kırıp hemen yanımda benimle daha yakın olmaya çalıştı. "O günden sonra, sana yaşattıklarını öğrendikten sonra tüm ilişkimi kestim onunla. Böyle bir adamın arkadaşı olduğum için kendimden tiksindim. Seni çok aradım ama bulamadım." İçinde ki sessizlik, sesine yansımıştı Hamit'in. Ellerini öne çıkararak önümde birleştirdiğim ellerimi tuttu. Elimde hissettiğim teniyle hızla geri çekildim. "Dokunma bana,"diye uyardım sert bir sesle. Hamit verdiğim uyarıma kulak verip ellerini ellerimden çekti. "Sana o kadar çok şey borçluyum ki, benden her ne istersen onu yapacağım. Madem Alp'e ulaşmak istiyorsun, senin için-" Sözlerinin devamını getirememişti Hamit çünkü birden açılan kapı ile içeri Ulaş girmişti. Hamit, kapıda görünen Ulaş'ı gördüğünde anında bana yakın olmak için kırdığı dizini düzeltip ayağa kalktı. "Siz kimsiniz?"diyerek Ulaş'ı sorgulayan Hamit'in sesi sert çıkmıştı. "İş anlaşmaları için gelmiştim, önemli bir iş için sizin fabrikanız la anlaşma yapmak istiyorum." Ulaşın verdiği cevap üzerine bir kaç saniyeliğine bakışlarını bana döndürdüğü gri gözleri odadan çıkmak için bana işaret veriyordu. Hamit'in Ulaş'la girdiği diyalogtan faydalanarak hızla ayağa kalkıp odadan çıkacaktım ki masanın üzerinde duran fabrikayla ilgili kartın işimize yarayacağını düşünerek cebime atıp ardından hızla odadan ayrıldım. Odadan çıkar çıkmaz kaçar adımlarla dışarı çıktığımda nefes nefeseydim, korkuyla inip kalkan göğsüm ve deminden beri ağlamamak için sıktığım çenem.. İçim dolup taşarken daha fazla tutamamıştım kendimi. Ulaşın arabası arkasına gizlenmiş, kimsenin beni bu halde görmesini istemediğim için de yere çömelmiştim. Ağlamamak için sıktığım çenemi serbest bırakmıştım bir süre sonra, göz yaşlarımın yanaklarımdan süzülüp kalbime doğru akmasına izin vermiştim. Bu kadar zorlanacağımı tahmin etmemiştim, geçmişimin yeniden aynı büyüklükte beni böylesine sarsacağını düşünememiştim. İçimde yıllar önce söndürdüğümü düşündüğüm ateşin yeniden bu denli canımı yakacağını hesaba katmamıştım. Bu sefer evde ki hesap pazara uymamıştı, ben bir kez daha kendime yenilmiş, acımın beni ele geçirmesine izin vermiştim. Nefes nefese kaldığımı hissettiğim kalp ritimlerim düzene girmeye başladığında hemen kenarda bulunan kaldırımdan yardım alarak ayağa kalktım. Kızarmış olduğunu düşündüğüm gözlerime ellerimle hava yapmaya çalışarak gözlerimin içinde ki kızarıklığı en aza indirmeye çalışmış, göz altlarım da biriken yaşları ise kimse görmeden silmeye başlamıştım. Kendimi biraz daha iyi hissettiğimde gizlendiğim arabanın arkasından ayrılmaya hazırlanmıştım ki, başımın sert bir gövdeye çarpması ile bu isteğimi geri çevirmek zorunda kaldım. Çarptığım sert bedenin sahibine dönen bakışlarım, artık çok tanıdık gelen gri gözlerle karşılaştı, gri gözleriyle muhtemelen kızarık gözlerimi incelediği bakışlarında kısa bir hareketlilik gördüm. Gözleri sanki olduğundan biraz daha fazla açılmıştı ulaşın. "İçeride ne oldu?" Ulaş'tan beklediğim bu soru karşısında hafifçe yutkunmak zorunda kaldım. "Hiç bir şey olmadı, verdiğin görevi yerine getirmeye çalıştım sadece." Verdiğim yanıt gri gözlerin sahibini pek memnun etmemişti. "İçeride benim bilmediğim bir şeylerin olduğunu biliyorum, içeri girdiğimde yüzün bembeyazdı." "İçeride hiç bir şey olmadı tamam mı? Gördüğün gibi gayet iyiyim," Sesim haddinden de yüksek çıktığında ulaşın kaşlarını çattığını gördüm. "Kimi kandırdığımı sanıyorsun sen? Yüzün bir canavar görmüş gibi bembeyaz kesilmiş, gözlerinin içi ise kan çanağına dönmüş kadar kırmızı. Burada iyiyim laflarına gerçekten inanacağımı mı düşünüyorsun?" "Neye inanmak istiyorsan ona inan,"diyerek arabaya doğru yönelttiğim adımın önünü keserek karşıma geçti Ulaş. "Bir zarar mı verdi sana? Ne biliyim seni sinirlendirecek bir şey mi söyledi? Neden bu halde olduğunu söylemek zorundasın! Eğer beraber bir iş yapacaksak her şeyi bilmem gerekiyor. İçeride ne oldu? Hamit neden senin yanında diz çökmüştü?" Ulaş'ın ardı ardına sıraladığı sorularla beraber beynim her an patlamaya hazır bir bombaya dönüşmüştü. Beynimin içinde ki bu bomba ise biraz daha bu fabrikanın önünde kalmaya devam edersek patlayacak gibiydi. "Senin bilmen gereken tek bir şey var o da eğer bir kaç saniye arayla içeri geç girseydin şu an elimizde alp tekine ulaşacak bir kaynağımızın olacağıydı. Şimdi Hamit adamlarını buraya yığmadan önce uzaklaşalım." Bu sefer ulaşın herhangi bir cevabını beklemeden hızla arabada ki yolcu koltuğunda ki yerimi aldım. Tek isteğim bu lanet fabrikadan bir süreliğine uzaklaşmak ve kafamı toparlamaktı. BÖLÜM SONU 🤍
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE