GEÇMİŞ SAYFA2

2428 Kelimeler
Ulaş arabayı apartmanın önünde durduğunda hızla arabadan inip gri gözlerin sahibini beklemeden eve çıktım. Beyaz kapının önüne gelip bir kaç kez tıklatırken hemen arkamdan Ulaş'ta yetişmişti. Yasin her zaman ki gülümsemesiyle kapıyı açarken konuşmayı da ihmal etmemişti. "Hoş geldiniz kaçaklar," Yasin'in sözlerini başımı hafifçe hoş bulduk anlamında salladığımda hızla içeri geçtim. Amacım biraz yalnız kalmaktı fakat hemen salondan bana seslenen Fırat'ın sesiyle bir kaç saniye duraksamak zorunda kalmıştım. "Okyanus, içeri gelsene biraz." Fırat'ın beni çağırmasıyla adımlarımı ona doğru attım, hiç bir şey için şüphelensinler istemiyordum. Fırat bana yanında bir yer açtığında, açtığı yere yerleşerek tüm odağımı elinde ki kataloğa çevirdim. "Bu akşam benim için çok özel olan birinin doğum günü partisine katılacağım fakat hala hangi renkte bir takım giymem gerektiğini bilmiyorum bana yardım eder misin?" "Ederim,"diyerek bana uzattığı kataloğu elime aldım ve Fırat'a uygun bir takım elbise seçmeye çalıştım. Açık renkten koyu renge doğru sıralanmış takımları teker teker incelediğimde, gözüme takılan gri renginde ki takım elbise bana çok tanıdık gelen bir çift gözü hatırlatmıştı. Nedensizce zihnimde fotoğrafı beliren Ulaş, tüm dikkatimi dağıtmıştı. "Eee ne düşünüyorsun? Bir renk seçebildin mi?" Fırat'ın sesiyle kendime geldiğimde gözlerimi bir kaç kez kırpıştırıp lacivert tonlarında ki takım elbiseyi işaret ettim. "Bu renk fena değil bence, hem sana da yakışacak." Fırat seçtiğim takım elbiseden memnun olmuş bir ifadeyle tebessüm etti. "Yardımın için teşekkür ederim okyanus." Fırat yüzümde ki mutlu ifadeyle yanımdan ayrıldığında hemen arkasından kapıda Yasin göründü. Anlaşılan bugün yalnız kalamayacaktım. * Hava çoktan kararmış Fırat çoktan akşam ki doğum günü partisine gitmek için evden ayrılmıştı. Ben ise hala doğru düzgün yalnız kalamamış, zihnimde düğümlenmiş soru işaretlerine bir cevap bulamamıştım. "Sende gelmek ister misin okyanus? Elayla beraber akşam yemeğini dışarıda yiyeceğiz de." Yasin'in sesiyle bakışlarımı karşımda ki sokak lambalarından ayırmak zorunda kalmıştım. "Teşekkür ederim Yasin. Size şimdiden afiyet olsun." "Ela da gelmeni çok istiyor, sana ilk görüşte kanı ısınmış." "Belki başka zaman."diye geri yanıt vererek Yasin'in teklifini reddettim. Yasin de beni sık boğaz etmeden cevabımı saygıyla karşılamıştı. Yasin beni odasında ki küçük balkonda yalnız bıraktığında nihayet gerçek anlamda bir nefes aldığımı hissetmiş, bakışlarımı içinde tek tüm insanların olduğu sokağa geri çevirmiştim. Kimisi elinde sevdiğinin eliyle akşam yürüyüşü yapıyor kimisi de yalnızlığın üzerini örtmüş siyahıyla kaçar adımlarla kendi karanlığına doğru koşuyordu. Ben de yalnızlığın üzerini örtmüş siyahıyla kaçar adımlarla kendi karanlığına doğru koşan o insanlardan biriydim bir kaç gün öncesine kadar. Karanlığa koşmaktan çok ölüme doğru koşuyordum dersem daha doğru olurdu. Bir kaç saniye geç gelseydi yanıma Ulaş, belki de bugünleri göremeyecektim. İçimde yıllarca alp tekine karşı beslediğim nefretin bir intikama dönüştürmek isteyeceğimi bilemeyecektim. Belki de o gün hayatın bana oynadığı oyun diye nitelendirdiğim bu mucize, benim göremediğim gerçeklerim di. Ve ben o gerçeklere yeni bir sabaha uyandığım her gün yavaş yavaş yaklaşıyordum. Düşüncelerim giderek derinleştiğinde burnuma dolan sigara kokusuyla kendimi toparlayarak, bana bu kadar yakın olan bu kokunun sahibine doğru döndüm. Ulaş iki dudağı arasında ki sigarasını içerken bakışlarını bana doğru döndürmüştü. "Biliyor musun ölü balık, bazen suya düştüğün için değil sudan çıkamadığın için boğulursun." Sesinde ilk defa bana anlatmak istediği bir şeylerin olduğunu sezdim. "Ölü balığın boğulduğunu mu düşünüyorsun?"diye sordum. "Ölü balığın boğulduğunu zaten biliyorum." O an bakışlarım anlamsız bir ifadeye büründüğünde ulaşın ne demek istediğini tam olarak anlamak için gözlerimi gri gözlerine odaklamak istedim fakat balkonda ki ışıkları açmadığım dan olsa gerek ilk defa gri gözlerini tam olarak seçemiyordum. Ulaşın sözlerine karşı bir cevap vermek için hazırdım fakat o çoktan dudakları arasında ki sona geldiği sigarayı söndürüp konuşmaya başlamıştı. "Yarın için Hamit'le bir görüşme ayarladım müşteri ayağına-" Ulaşın sözünü keserek bugün Hamit'in masasından aldığım kartı cebimden çıkarıp gri gözlerin sahibine doğru uzattım. "Müşteri ayağına alp tekine ulaşman, en az bir kaç haftanı alır ama ben bu kartta ki numaradan Hamit'i arayıp bir buluşma ayarlarsam, Alp Tekin'in nerede olduğuna bir kaç saatte ulaşabilirim." "Bunun doğru olup olmadığından emin değilim ölü balık, bugünkü halin çok tuhaftı. Hala da kendine gelmiş sayılmazsın." Ulaşın verdiği yanıt sonrası hafifçe oturduğum yerden doğrularak, gri gözlerin tam karşısında durdum. "Tamam kabul ediyorum biraz tuhaftım Hamit'in odasından çıkarken ama sen biraz daha geç girseydin odaya ben zaten Alp Tekin'in yerini öğrenmek üzereydim. Yani bir nevi senin yüzünden bu plan başarısız oldu." Yaptığın açıklama Ulaş'ın bakışlarını kaçırmasına neden olurken konuşmaya devam ettim. "Hem sen neden odadan çıkmam için işaret verdin ki? Biraz daha kalsaydım eğer-" "Biraz daha kalsaydın eğer her şeyi mahvedebilirdin, bu yüzden çıkman için işaret verdim." "Senin baştan beri beni arabada beklemen gerekiyordu, neden birden içeri girdiğini de henüz anlamış değilim." Bir fısıltıdan ibaret çıkan sesimi her zaman ki gibi duymayı başarmış cevap vermeyi de ihmal etmemişti Ulaş. "Sen o küçük aklınla beni anlayamazsın ölü balık, bu yüzden boşuna uğraşma." Ulaş'ın bu sözlerine karşı bakışlarımı kaçırdım. "Şimdi bana telefonunu ver de şu küçük gördüğün aklımla, yarın Hamit'le bir buluşma ayarlayayım."dedim. Sesim bir öncekine göre daha sert çıkmıştı. Ulaş cebinden çıkardığı telefonunu bana uzatırken sol elinde tuttuğu kartı almayı da ihmal etmemiştim. Bir elimde kartı tutarken diğer elimde ki telefona kartta ki numarayı yazıyordum. Yazma işlemini bitirdiğim de arama tuşuna basarak telefonu kulağıma doğru götürdüm. Tam o sırada kulağıma doğru götürdüğüm telefon bir anda Ulaş tarafından alınmış, hoparlör kısmını etkinleştirerek telefonu geri teslim etmişti. Ulaşın bu hareketine karşı kaşlarım çatıldığın da telefondan gelen sesle tüm dikkatim çoktan dağılmıştı. "Alo," Hamit'in duyduğum sesiyle nefesimi tazelemiş çok geçmeden cevap vermiştim. "Ben okyanus." "Okyanus gerçekten sen misin?" "Evet," Bir anda oluşan sessizlikle gri gözlerin üzerimde olduğunu hissettim. "Önce yanıma gelmen şimdi de beni araman, beni çok mutlu etti Okyanus." Hamit'in bu sözleri karşısında gri gözlerin gözlerimin içine baktığını fark ettim. Gri irisleri olduğundan da büyümüştü sanki. "Bugün neden kaçar gibi gittin benden? Sana söylemek istediğim o kadar şey varken hemde," Hamit'in sesi yeniden duyulduğunda daha fazla bu şekilde konuşup Ulaş'ı şüphelendirmesine izin vermeden araya girdim. "Bende bunun için aradım seni, yarın buluşabilir miyiz diye soracaktım." "Ne zaman nerede istersen buluşabiliriz." "Peki o zaman yarın sana adresi ve saati atarım iyi geceler." Hızla kapattığım telefonu anında ulaşa doğru uzattım. Ulaş ona doğru uzattığım telefonu elimden alırken bile hala bana bakıyordu. "Hamit, belli ki senden hoşlanıyor." Ulaş'tan beklemediğim bu cümle karşısında hafifçe yutkunmak zorunda kalmıştım. Konuşmanın başından beri gözlerini üzerimden bir saniye bile çekmemesinin sebebi de buydu, şimdi daha iyi anlıyordum. Başından beri bir şeylerden şüpheleniyordu. "Bunun bir önemi yok,"diye yanıt verdim. "Elbette bir önemi yok, sadece neden bugün odasından çıkarken bu kadar tuhaftın onu anladım. Yoksa benim içinde hiç bir şeyi ifade etmiyor bu durum." Ulaşın sesi de yüzünde ki umursamaz ifade gibi, hiç bir duygu barındırmadan çıkmıştı. "Her neyse ben uyuyacağım, iyi geceler." Hızla Yasin'in odasındaki balkondan ayrılıp ulaşın odasına doğru ilerledim. Ulaşın odasına geçer geçmez, iki gündür üzerimde duran kıyafetlerden kurtulmak amacıyla ona ait olduğunu bildiğim büyük dolabı açtım. Gözüme çarpan ilk eşofmanı ve siyah yarım kol kazağı elime alarak hemen odanın köşesinde ki küçük banyoya geçtim. Ulaş odasını amacımıza ulaşana kadar bana verirken gerekirse bu iş için kendimi harcarım demişti. Bir geceliğine kullanacağım kıyafetlerine bir şey demezdi. Hem sabah uyanır uyanmaz üzerimi değiştirir, kıyafetlerini kullandığımın farkında bile olmazdı. Yani en azından ben öyle umuyordum. * Hissettiğim sarsıntıyla beraber açmak istemediğim gözlerim kendiliğinden açıldı. Gri gözlerin sahibi hemen karşımda ifadesiz yüzüyle bana bakıyordu. "O arıyor,"dedi elindeki telefonu bana uzatırken. Henüz uyanamamış zihnim ulaşın söylediklerini tam olarak idrak edememişken önce bana uzattığı telefona daha sonra gri gözlerini inceledim bir süre. "Anlamadım kim arıyor?"diye sordum hafifçe başımı yasladığım yumuşak yastıktan doğrulturken. "Hamit." Ardından telefonu açıp yeniden hoparlör kısmını etkinleştirdi Ulaş. "Günaydın, umarım seni uyandırmamışımdır." Hamit'in sesi boş odada yankılanırken hızla toparlanmaya çalıştım. "Yok, ben zaten uyanmıştım." "Buna sevindim, aslında ben seni bugün için aramıştım. Eğer sende müsaitsen bu buluşmayı daha erken bir saate alıp bildiğim çok güzel bir kahvaltı salonunda yapalım mı diye soracaktım." Hamit'in bu teklifi karşısında anında gri gözlerin sahibine doğru döndüm. Merakla onun vereceği cevabı bekledim. Çünkü biliyordum ki onun dudakları arasından dökülecek kelimeler benim gerçek cevabım olacaktı. "Çoktan kahvaltımı yaptım de, birde bunun kahvaltısıyla uğraşmak istemiyorum." Ulaşı'n fısıltılı halinde kurduğu bu cümleyi daha farklı kelimeler seçerek aktarmıştım benden bir yanıt bekleyen Hamit'e. "Ben kahvaltımı yaptım, belki başka zaman." "Peki o zaman buluşma yerini ve saatini bekliyor olacağım." "Tamam, görüşürüz." Ardından Ulaş vakit kaybetmeden telefonu kapatmış bakışlarını üzerimde ki kazağına yoğunlaştırmıştı. Anlaşılan o da fark etmişti üzerimde ki yarım kol kazağın ona ait olduğunu. Ulaş'tan bir şeyler söylemesini beklerken o her zaman ki umursamaz ve ifadesiz havasıyla, son kez gri gözlerini üzerimde gezdirip odadan çıkmıştı. Bende Ulaş'ın gidişi ardından, hızla banyoya yönelmiş önce rutin işlerimi daha sonra ise üzerimde ki ulaşın kıyafetlerinden kurtulmuştum. * Tıpkı dün sabah yaptığım gibi kahvaltı masasına oturmuştum fakat bu sefer yemeklerle bakışmamış aksine Fırat ve Yasin'in zoruyla masada ki kahvaltılıklardan atıştırmak durumunda kalmıştım. "Sen fark etmiyorsun ama bedenin resmen beslenmediğin için küçük kalmış okyanus." Yasin'in sesiyle zorla yutmaya çalıştığım peynir parçasını nihayetinde mideme inmesini sağladım. Daha fazla ertelemeden mide ilacımı almam gerektiğini kendime hatırlatarak Yasin'e doğru döndüm. "Sanırım haklısın."diyerek onayladım sözlerini. "Neyse ki artık bizimlesin, burada kaldığın sürece sana iyi bakacağız."dedi Yasin. Ardından hafifçe gülümseyip kahvaltısına devam etti. Bende bu boşluktan faydalanarak vakit kaybetmeden ayağa kalkmıştım. Bir an önce ulaşın beni evime götürmesini isteyecektim. Başta mide ilacım olmak üzere bir kaç parça kıyafet almam gerektiğini söyleyecektim. Bu yüzden Ulaş'ı bulmak amacıyla önce salona geçtim fakat orada yoktu. Sırasıyla tüm odalara baktığımda Yasin'in odasında ki balkon kapısının aralıklı olduğunu gördüm. Muhtemelen sigara içiyor olduğunu düşünerek adımlarımı küçük balkona doğru attığımda havada süzülmekte olan dumanı fark etmemle ulaşın orada olduğunu anladım. Ulaş sigarasını içerken, bir kaç adım sonrası hemen yanındaydım. Benim geldiğimi fark eder etmez gri gözleriyle bana doğru döndü. "Senden bir şey isteyecektim,"diyerek hızla konuşmaya başladım. "Beni bugün yarım saatliğine evime götürebilir misin? Almam gereken bazı şeyler var." Ulaş söylediklerimi duymamış gibi bakışlarını yeniden sigarasına odakladığında bu umursamaz tavrı yası yavaş sinirlenmeme yol açmıştı. En azından olumsuz yada olumlu bir yanıt vermesini bekliyordum. Fakat o bunu bile yapma zahmetinde bulunmuyordu. "Eğer başka bir işin varsa Fırat yada Yasin-" O an konuşmamaya temin etmiş gibi kilit vurduğu dudakları ilk kez cevap vermek için aralanmıştı. "On dakika sonra aşağı in." "Ne?" "On dakika sonra aşağı in."diye tekrar etti cümlesini. "Neden?"diye sorduğumda ise sabır diler gibi derin bir nefes alıp dudakları arasında ki sigarayı söndürdü. "Beni bazen çok zorluyorsun ölü balık."diye fısıldadı ve hızla yanımdan ayrıldı. Verdiği bu cevap evet anlamına mı geliyordu yoksa hayır anlamına mı geliyordu bilmiyorum ama bende hemen arkasından hızla balkondan ayrılmıştım. Ulaşın dediği gibi on dakika sonra aşağı inmiştim, apartmanın önünde ki arabasının önünde beni bekliyordu. Benim de geldiğimi gördüğünde sürücü koltuğunda ki yerini almış ardından benim de yerleşmemi bekleyip daha fazla vakit kaybetmeden arabayı çalıştırmıştı. Sonuçta bugün önemli bir gündü. Bugün nihayetinde amacımızın ilk adımını gerçekleştirecektik Alp Tekin'in yerini öğrenecektik. İlk durağımızın Hamit'le buluşma noktası olacağını düşünürken Ulaş aksine beni evimin önünde indirmişti. Evimin yolunu nasıl biliyor polemiğine girmeyecektim çünkü ulaşın daha önce de beni takip ediyor olduğu gerçeğini biliyordum. "Üzerini değiştir ve ne alacaksan al. Fazla vaktimiz yok." Ulaşın emir verir gibi çıkan sesine karşılık başımı olumlu anlamda sallayarak hızla evimin merdivenlerine doğru adımlarımı attım. Üç gün öncesine kadar bir daha dönmemek üzere çıktığım bu eve yeniden gelmek, son kez buruk bir gülümsemeyle tebessüm ettiğim ayna karşısında duruyor olmam. Artık tüm bunların kaderimin bir parçası olduğuna inanmıştım. Yoksa bu yaşadıklarımın başka türlü açıklayamıyordum kendime. Yatak odama doğru attığım adımlarımı o kadar dikkatli atıyordum ki yerde ki cam kırıklarının beni yaralaması şu an için isteyeceğim son şeylerden biri olduğu için yavaş adımlarımla açtığım eskimiş gardrobum dan elime aldığım ilk mavi dar pantolonu ve salaş tişörtümü üzerime geçirdim ardından orta boyutta ki el çantasına başta mide ilacım olmak üzere birkaç parça kıyafet alıp beni aşağıda bekleyen ulaşın yanında ki yerimi aldım. Ulaş birkaç saniye üzerimdekileri inceledi daha sonra ise yeniden arabayı çalıştırarak Hamit'le buluşacağım mekana doğru sürdü arabayı. Yarım saatlik yolculuğun ardından ulaş içerisinin fazlasıyla kalabalık olduğu bir kafenin önünde durdurdu arabayı. "Hamit içeride seni bekliyor, bende hemen sonra size yakın bir masada oturacağım. Gereken bilgileri aldıktan sonra beni arabanın önünde bekle, bu sefer herhangi bir aksilik yaşansın istemiyorum." "Eğer konuşmamızı bölmezsen, bu sefer herhangi bir aksilik yaşanmayacak."diyerek gerekli yanıtı verdim. Ulaş hiç bir şey söylememişti fakat o fark etmese bile tek kaşı çoktan çatılmıştı. "Güzel, şimdi artık Hamit'i daha fazla bekletmeden gidebilirsin." Ulaşın emir verir gibi çıkan sesine karşı derin bir nefes alıp verdim ardından hızlı adımlarla arkamda gri gözlerin sahibini bırakarak fazlasıyla kalabalık olan kafeye giriş yaptım. Bir çok masanın dolu olduğu, insan yoğunluğunun en fazla olduğu kafeye giriş yaptığımda her masayı teker teker inceleyerek fark etmiştim arkası dönük Hamit'i. Hamit masaya attığım bir kaç adımdan sonra fark etmişti beni. "Hoş geldin."diyerek sevecen bir gülümsemeyle karşıladı beni. "Hoş bulduk." Hamit'in karşısında ki sandalyeye yerleşerek boğazımı temizledim. "Günden güne beni daha da şaşırtıyorsun, hala karşımda olduğuna inanamıyorum." Hamit'in neşe saçan yüzünde ki mutluluk sesine de yansımıştı. "Seni umutlandırmak istemem Hamit ama-" "Biliyorum bana karşı hiç bir şey hissetmiyorsun tıpkı yıllar öncesinde ki gibi ama bugün yüzümde ki mutluluğun kaybolmasını istemiyorum okyanus." Derin bir nefes alarak başımı öne eğdim. "Peki tamam bununla ilgili konuşmayalım." Verdiğim yanıttan sonra kapıda görünen gri gözlerin sahibi bize hemen yakın bir masaya yerleşmişti. Nedensizce ulaşın yakınımda olması daha iyi hissettirmişti kendimi. "Biliyorum eskileri konuşmak istemiyorsun ama o şerefsizin elinden nasıl kaçtın okyanus? O adam bir psikopattı, seni almaya geldiğimde evin her tarafında adamları vardı, kapılara bile sen kaçma diye zincir vurmuştu. Oradan kaçman için ancak bir mucizeye ihtiyacın vardı." O anları bir kez daha hatırlamama neden olan Hamit'in sözleriyle zorlukla yutkundum. "Bir mucizeye ihtiyacım vardı evet, beni oradan çıkaracak birine çok ihtiyacım vardı. Ama ben beklemedim, mucizenin beni bulacağı o günün geleceğine hiç inanmadım Hamit, bu yüzden kendi mucizemi yine kendim yarattım." "Ama nasıl?"diye sordu şaşkın bir ifadeyle. Hamit'in merak dolu sesi ve bakışları ardından gözlerim yeniden gri gözlerin sahibine takılmıştı. Yüzünde hoşnut olmayan bir ifade vardı ulaşın. Sanırım bu da ne konuştuğumuzu duyamadığından kaynaklanıyordu. "Sanırım bunları anlatmak için hazır değilsin." Bu sözlerinden sonra hafifçe başımı olumlu anlamda salladım Hamit'e. "Evet hazır değilim." "Peki o zaman sen ne istersen onu konuşalım." "Aslında ben Alp Tekin'e ulaşmak-" Hamit kurduğum cümleyi tamamlayamadan sözümü kesti. "Ona ulaşmak istediğini biliyorum, sana yardım edeceğim."dedi. Yüzümde oluşan hafif şaşkınlıkla gözlerimi büyüttüm. "Hadi benimle gel," Hamit ayağa kalkarak elimden tutup beni arkasında yürütürken, Hamit tarafından bu tür bir hareketle karşılaşmayı tahmin edemediğim için aklım bir anda işlevini kaybetti sanki. Bir şeyler yapmam gerekiyordu ama ne yapacağımı bilmiyordum. Tam şu an bana yardımcı olabilecek o gözlerle karşılaşmayı her şeyden çok istiyordum. Fakat ilk defa görmek istediğim gri gözlerin sahibi ortalıkta yoktu ve ben neyle karşılaşacağımı henüz bilmeksizin fakat işin sonunda alp tekine ulaşacağımı düşünerek Hamit'in beni arkasında yürütmesine izin verdim. Bugüne kadar tüm mucizeleri kendim yaratmıştım, yanımda hiç kimsenin varlığına ihtiyaç duymadan hem de. Bugün istersen yeniden kendi mucizemi yine kendim yaratabilirdim. Yanımda Ulaş olmasa bile. Bölüm hakkında yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın♥ Diğer bölümde görüşmek üzere♥
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE