Ulaş'ın dün gece söyledikleri bir kez olsun bile aklımdan hiç çıkmamıştı, sürekli zihnimin içinde dönüp durmuş benim göremediğim bir detayı bana fark ettirmeye çalışmıştı sanki.
Daha tanışalı bir hafta olmasına rağmen beni benden iyi nasıl tanıyabilirdi?
Geleceği görür bir ermiş gibi yaşayacaklarımı nasıl bu kadar emin anlatabilirdi ki?
İçinde boğulmaya yatkın olduğum düşüncelerimden kendimi uzak tutmaya çalışıp Ulaş'ın da dün gece söylediği gibi erkenden uyanarak hazırlanmıştım. Ben Ulaş'la ilgili düşüncelerim arasında boğulurken asıl düşünmem ve kafa yormam gerektiğim konuyu unutmuştum.
Bugün Alp Tekin'in yanına gidecektik.
Bir kaç gün öncesine kadar karşısına çıkmaktan son anda beni alıkoyan Ulaş, bugün beni onun yanına kendi isteğiyle götürecekti.
Bu duruma gülsem mi şaşırsam mı bilememiştim.
Yatağın üzerine bıraktığım buz mavisi gömleği giymek için hazırlanmıştım ki kapının açılıp karşımda gördüğüm gri gözlerle bu isteğimi gerçekleştiremediğim gibi ayrıca donup kalmıştım.
Ulaş elinde bir peruk ve bir kaç parça kıyafetle yanıma geldiğinde gözlerini bir kez bile üzerimde yalnızca yarım atletimin olduğu vücuduma kaydırmamıştı.
Elinde ki peruk ve bir kaç parça kıyafeti yatağın üzerine atmış, gri gözlerini yalnızca gözlerime sabitleyerek kalın dudaklarını bir şeyler söylemek için aralamıştı.
"Bunları giyin ve on dakika sonra aşağıda ol."
Ulaş sözlerinin ardından hızla yanımdan ayrıldığında bedenim hala bir canavarla karşılaşmışım gibi buz kesilmiş bir haldeydi. Bu durumda utanıp yanaklarımın kızarması gerekmiyor muydu? Yada Ulaşa odaya aniden girdiği için bağırmam falan gerekmiyor muydu?
Bunların hiç birini yapamamıştım çünkü Ulaş bana bu fırsatı tanıyacak bir zaman dilimi bile bırakmadan ışık hızıyla gelmiş ve yine ışık hızıyla gitmişti.
Gün geçtikçe onu tanımamı zorlaştıran gri gözlerin sahibini bir gün gerçekten tanıyacağım umuduyla, kendi kimliğini açığa çıkarana kadar onu bekleme kararı aldım.
Ardından ise sanki Ulaş az önce hiç yanıma gelmemiş gibi hazırlanmaya devam ettim, tabi bu defa kapıyı kilitlemeyi unutmadan.
*
Ulaşın verdiği kıyafetleri giymekte hiç bir sorun yaşamamıştım çünkü verdikleri günlük hayatta da giyebileceğin kıyafetlerdi. Siyah kapşönlü bir kazak ve hemen altında da aynı renkte bir pantolon vermişti.
İşin garip tarafı ise hemen elimde ki sarı renkte ki perukla ne yapacağımdı?
Ulaşın bunu neden verdiğini anlayamasam da bakır renginde ki saçlarımı güzelce toplayıp elimde ki sarı peruğu takmaya çalıştım.
Peruğu takar takmaz karşımda ki boy aynasından yansımamı inceledim.
Karşımda sanki başka biri vardı, beni bu halde kimse tanıyamazdı.
Gerçek bir sarışına dönüşmüştüm, tenim zaten açık olduğu için peruk taktığım hiç belli olmuyordu. Aynada son kez görüntüme baktığımda yüzümü biraz renklendirmem gerektiğinin farkına vardım ve elime geçen ilk renkle dudaklarıma bir renk verdim. Elime aldığım siyah kalemle gözlerime de bir renk verdiğimde artık gerçekten tanınmaz biri olmuştum.
Yüzümde kapatılması gereken bir kusur olmadığı için, doğallıktan yana durarak yüzüme ek hiç bir şey yapmadım.
Hazır olduğumu hissettiğimde aynada ki yabancı görüntüme son kez bakıp odadan ayrıldım.
Ulaş sona geldiği sigarasından başını kaldırdığında göz göze geldik, gri gözleri bir kaç saniye üzerimde gezindi. Şu an ki görüntüm hakkında ne düşündüğünü merak etsem de bunu belli etmeden yolcu koltuğumda ki yerimi aldım. Hemen ardımdan Ulaş'ta sürücü koltuğuna yerleştiğinde nereye gideceğimizi söylemeden arabayı çalıştırıp ikimizi de evden uzaklaştırdı.
Bir süre sonra Ulaş sıkıca kavramış olduğu direksiyonu hafifçe sağa kırıp tenha bir yolun girişine doğru sürmeye devam etti arabayı.
Nereye gidiyorduk böyle?
Hemde beni kamufle edip fakat kendisi oldukça normalken...
Artık içimde tutmakta zorlandığım soru işaretlerini Ulaş'ın da belli belirsiz bir yola girişimizi yaparken sormaya başlamıştım.
"Benim neden başka bir kılığa bürünmemi istedin?" Sorduğum bu ilk soru karşısında gözlerini bir kaç saniyeliğine yoldan çekip bana çevirdi Ulaş.
"Çünkü gideceğimiz yerde tanınmaman gerekiyor."
"Ama sen-"
"Merak etme beni gideceğimiz yerde herkes tanıyor." Ulaşın sözümü keserek kurduğu bu cümle karşısında afallamıştım.
"Peki nereye gidiyoruz?"diye sordum en başında sormam gereken soruyu en son da sorarken.
Ulaş bir yanıt vermedi bu soruma karşılık. Aksine sessizliğiyle verebileceği en güzel cevabı vermişti zaten.
*
Ulaş arabayı durdurup gözleriyle inmem gerektiği emrini verirken vakit kaybetmeden arabadan inip etrafımı incelemeye başladım. Çoğunluğu devasa büyüklükte ki ağaçlarla kaplı bu ıssız yolda bir mekanın önünde durmuştuk.
Böylesine bir yolda saatte bir iki arabanın geçtiği muhtemeldi. Ayrıca mekanın hemen yanında duran bir kaç araba büyük bir ihtimalle içeride neyin döndüğünü bilmediğim mekanda ki kişilere aitti. Büyük bir merakla geldiğimiz mekanın dış çevresini gözlemlemeye devam ederken gözlerim bu mekanın içinde nelerin döndüğüne dair bir fikir oluşturmak için bir tabela aradı fakat kendisi kadar gizli olan bu mekanın herhangi bir tabelası yoktu.
Sanırım böylelikle mekanın sahibi oldukça dikkat çekmek istemişti kendisi kadar gizli mekanıyla.
"Sırada ki planın ne?" Ulaş sorduğum soru üzerine bir kaç adımla aramızda ki mesafeyi kapattı.
"İçeride anlatacağım ne yapmamız gerektiğini, şimdilik sadece bugün olduğun kişi değilsin bunu bil. Ona göre davran."
Ulaş'ın verdiği yanıtla beraber yapmacık bir şekilde gülümsedim. Ellerimle bana ait olmayan saçlarımla beraber kendimi işaret ettim.
"Zaten kendi kişiliğimde olmadığım halimden de belli olmuyor mu?"diye sordum.
Ulaş sorduğum soru üzerine bir süre daha gri gözleriyle inceledi beni. Ardından öylesine sorduğum soruya gelişi güzel bir yanıt verdi.
"Haklısın bir ölü balıktan çok, gözlerini hayata yeni açmış sarı renginde bir balığa benziyorsun."dedi.
Gözlerini hayata yeni açmış sarı balık..
Sanırım ben ölü balığı daha çok seviyordum.
Ulaş çok geçmeden ikimizi de nihayet adı bir sır kadar gizli bu mekanın içine geçirdiğinde dikkatimi çeken ilk şey büyük bir pist ve pistin hemen bir kaç adım uzağında ise şarkı söyleyen genç bir kadındı. Şarkı söyleyen genç kadının etrafında ki masaların çoğu hemen hemen doluydu.
Burası ne idüğü belli olmayan pavyon tarzı bir meyhaneye benziyordu. Her farklı kişilikten insan vardı etrafımda.
Oldukça genç ve yakışıklı görünümlü adamların da, elli yaşına yeni girmiş kır saçlı amcaların da bulunduğu karmaşık bir mekandı burası.
Anlaşılan Alp Tekin kendisine yakışacak tarzda bir mekan seçmişti yine.
Bakışlarımı bu loş ışıkta rengini pek belli etmeyen gri gözlere çevirdim. Böyle bir yerde gerçekten nasıl bir planı olduğunu oldukça merak ediyordum açıkçası.
Hemen yanımıza gelen genç bir adam ulaşın kulağına bir şeyler fısıldamış ardından da Ulaş ta bana doğru dönüp aramızda ki tüm mesafeyi kapatmıştı.
"Salim sana ne yapman gerektiğini anlatacak. Onu iyice dinle ve bir hata yapma."
Ulaş'ın fısıltılı çıkan bu cümlesi ardından tek kaşım istemsizce havalanmıştı.
"Sen nereye gidiyorsun?"
"Birazdan göreceksin."
Ulaş verdiği yanıtın hemen ardından yanımdan uzaklaşırken hemen başımda koruma görevi üstlenen genç adama çevirdim bakışlarımı.
"Ulaş nereye gitti?" Sorduğum soru karşısında bakışlarını bana doğru döndüren esmer genç adam anında soruma bir yanıt verdi.
"Ulaş ağabey sadece yapman gerekenleri sana anlatmak için beni görevlendirdi, onun dışında başka bir soruma cevap veremem kusura bakma yenge."
Salim adında ki genç adamın sona eklediği "Yenge" kelimesine karşılık yüzümde anlamsız bir ifade belirdi.
"Yenge mi?"diye sordum dudaklarım arasından istemsizce dökülen bu saçma soruyla.
"Ulaş ağabeyimin manitası değil misin sen?"diye sordu şaşkın bir yüzle.
"Hayır."
"Kusura bakma bacım ben yanlış anlamışım."dedi başını mahcup bir ifadeyle öne eğerken. Karşımda ki genç ve esmer adama sorun değil anlamında başımı salladığımda etrafta bir sessizlik hakim oldu.
Müziğin sesi kesildi, sahnede şarkı söyleyen oldukça süslü ve genç kadın ortadan kayboldu. Neredeyse tüm masaların dolu olduğu sandalyeler giderek azalmaya başladı. Mekanda ki bu değişikliğin nedenini öğrenmeye çalışırken bana doğru eğilip kulağıma bir şeyler fısıldayan salimi fark ettim.
"Sanırım artık harekete geçmemiz gerek."
Nefesimi son kez derin bir şekilde içime çekip ayağa kalktım. Beni adımlarıyla yönlendiren Salim'i takip ederek neredeyse ışığın çok az olduğu karanlık bir koridorda yürümeye başladık. Koridor her ne kadar karanlık olsa da yan yana dizilmiş kapıların içinde ki ışık oldukça yoğundu. Bir kaç adım sonrası salim ikimizi de bir kapının arkasına getirdi.
"Burada bekleyelim, Ulaş ağabey birazdan çıkar."diye mırıldandığını duydum salimin.
"Ne yapmamız gerektiğini doğru düzgün anlatacak mısın?"diye sordum.
"Sabret yenge, pardon bacım."
Derin bir nefes verip ardından da sabır diler gibi bir nefes aldım.
Ben kendi kendimi sakinleştirmeye çalışırken açılan bir kapıyla karanlık koridor birden aydınlandı. Salim her ikimizi de bir kapının arkasına gizlediği için birinin bizi fark etmesi oldukça güçtü.
Açılan kapının ardından etrafa yayılan yoğun ışık huzmelerinin gözlerimin bir kaç saniyeliğine kamaştırmasıyla zor bela görmüştüm odadan çıkanların yüzünü.
Önce uzun bacaklı, kızıl saçlı ve teni bir kar kadar beyaz olan alımlı bir genç kız çıktı, ardından tüm karizması ve havasıyla Ulaş'ın çıktığını gördüm.
Ve son olarak yılların hiç değiştirmediği yüzü ve karakteriyle Alp Tekin göründü. Yüzünde ki ifade ve benim bıraktığım o acının izi de hiç değişmemişti.
Alnının kenarına bıraktığım küçük iz hala orada duruyordu. Bunu aramızda ki bunca mesafeye rağmen çok iyi görebilmiştim.
Bir süre kapının önünde durup konuşmaya devam ettiler, arada ki uzaklık farkı fazla olduğu için konuştuklarını duyamamıştım ama Alp Tekinin yüzünde oldukça memnun olmuş bir ifade vardı.
Bu da demek oluyordu ki Ulaş aklında ki planı kusursuz bir şekilde işliyordu.
Bir süre sonra Ulaş'ın önce Alp Tekinle daha sonra ise kızıl saçlı kadınla el sıkıştığını gördüm.
Yalnızca burada dikkatimi çeken ilk detay kızıl saçlı kızın Ulaş'la el sıkışırken gizlice avuç içine bıraktığı katlanmış bir kağıt parçası olmuştu. Bunu öylesine kolay ve kimseye fark ettirmeden yapmıştı ki kızıl saç, ben bile uzaktan güç bela fark etmiştim kimsenin göremediği bu detayı.
Kızıl saçtan beklemediğim bu hareket benim yüzümde anlamsız bir şaşkınlığa yol açarken, Ulaş sanki bunu bekliyormuş gibi karşısında ki kızıl saça hafifçe gülümseyip, avuç içinde ki notu hızla ceketinin cebine attı.
Bir süre sonra başta Alp Tekin olmak üzere Ulaş ve kızıl saç adımlarını uzun koridorun sol tarafına doğru atarken Salim bana doğru döndü.
"Alp Tekin'in odasına gireceksin girişte beyaz bir dolabın sağ alt çekmecesinde kılıç şekline benzer bir anahtar var onu alman gerek. Sonrada hemen çık. Ulaş ağabey seni aşağıda bekliyor olacak."
Salim yaptığı açıklamayla ona hiç bir şey sormama izin vermeden ters yönü kullanarak izini kaybettirmişti.
Tek başıma kaldığım bu zaman diliminde hızlı olmam gerektiğini kendime bir kez daha hatırlatarak arkasına gizlendiğim kapıdan ayrılıp adımlarımı Alp Tekin'in odasına doğru attım.
Salim'in söylediklerini tekrarladım attığım her adımımda.
Sonunda kapının önüne vardığımda uzun koridoru son kez kontrol ederek içeri geçtim. Etrafımı inceleyerek vakit kaybetmek yerine hızla karşımda ki beyaz renginde ki dolabın yanına doğru ilerledim. Salimin söylediği gibi sağ alt çekmeceyi seçerek bahsettiği kılıç desenli anahtarı bulmaya çalıştım. Çekmece dosyalar ve pek çok renkte not defterleriyle dolu olduğu için anahtarı bulmak biraz zamanımı alacaktı.
Bir yandan çabuk hareket etmeye çalışarak anahtarı aramaya koyulurken bir yandan da her çeşit renkten bulunan bu not defterlerinden birini elime alarak içinde ne yazdığını öğrenmek istiyordum. Fazla zamanımın kalmadığını kendime hatırlatarak çekmecede ki dosyaların tümünü kaldırıp anahtarı daha iyi aramaya koyuldum.
Fakat ortada anahtar falan yoktu.
Birinin her an kapıyı açacağı korkusu tüm bedenimin korkuyla kasılmasına neden olurken umudumu kaybetmemeye çalıştım. O lanet anahtarı bir an önce bulup çıkmalıydım artık bu odadan. Yoksa her an birine yakalanabilme ihtimalim oldukça yüksekti.
Son kez nefesimi tazeleyip önümdeki çekmeceye odaklanmaya çalıştım.
Ellerim çekmecenin her bölümünü tavaf ederken parmaklarıma çarptığını hissettiğim metal bir nesneyle anahtara dokunduğumu fark ettim. Hızla gümüş rengine yakın anahtarı cebime atarak ayağa kalkmak için hazırlanmıştım ki kapının önünden gelen seslerle olduğum yere çivi gibi çakılıp kalmış hareket edemez hale gelmiştim.
Kapının önünde duyduğum ses Alp Tekin'e aitti.
İçeri girer de beni yakalarsa eğer o zaman Ulaş'ın kusursuz işleyen planı benim sayemde bozulabilirdi.
Yakalanacağım korkusuyla etrafımı inceleyerek kaçacak bir yer aradım fakat hiç bir pencere yoktu bu odadan çıkmamı sağlayacak!
Bu durumda kaderime boyun eğmekten başka bir çarem yoktu.
İşte şimdi kapana kısılan bir fare gibi ortada kalmıştım.