KAPANA KISILAN FARE1

1049 Kelimeler
Gürültü. Hayatımın son bir kaç yılında bu kelimenin yalnızca bir kaç harften veya heceden oluşan bir kelime olmadığını anlamıştım. Öyle ki ben yıllardır kulağımı tırmalayan bu sesle yaşıyordum. Bir kaç saniye öncesinde yeniden duyduğum bu seste yıllardır kulaklarımda yankılanan o seslerden farksızdı. Apar topar evden çıkmıştık duyduğumuz bu gürültülü sesle. Hazal adında ki genç kızın kapısı önüne geldiğimizde ise Fırat vakit kaybetmeden zili çalmış ardından defalarca kez kapısını tıklatmıştı genç kızın. Fakat kapı tam da tahmin ettiğim gibi kimse tarafından açılmamıştı. Bu durum karşısında birbirine bakarak başlarını hafifçe olumlu anlamda sallayan Yasin ve Fırat hiç beklemediğim bir anda beni yanlarından hafifçe uzak tutarak kapıyı kırmışlardı. Kapının kırılması ardında başta Yasin ve Fırat olmak üzere ben ve Ulaş'ta hemen arkalarından onları takip etmiştik. Adımlarımı bu yabancısı olduğum evde Yasin ve Fırat'ı takip ederek attığımda her tarafın mavi renklere bürünmüş olduğu salonun ortasına gelmiştik. "Hazaall!" Fırat'ın endişe dolu sesiyle bakışlarımız kanlar içinde yerde yatan genç kıza döndüğünde bedenim buz tutmuştu sanki o an. İçim titremiş yutkunamamıştım bile. Fırat anında yerde bileklerinden akan kırmızı sıvıyı durdurmak için eline geçen ilk bez parçasını kızın bileklerine bağlamış ardından da hızla yerde ki hareketsiz bedenini kucaklayıp salondan çıkarmıştı. Fırat'ın hemen arkasından giden Yasin'in ardından geriye yalnızca ben ve Ulaş kalmıştık etrafın tümünü kan kokusuyla kaplayan bu salonda. Bakışlarımı bir saniye bile yerden çekmediğim bu kırmızı sıvıyı izledim bir süre. Bu halimi gören kimse hayatında ilk defa kan görüyormuşum zannederdi. Fakat öyle değildi, aslında en iyi ben tanırdım bu can yakıcı kırmızı sıvıyı. Ardından bıraktığı izi, acıyı, kırıklığı, hüznü en iyi ben bilirdim. Belki de şu an bu yüzden kendimi böylesine garip hissediyordum. Yerde ki kırmızı sıvının varlığını daha önce bu kadar çok yakınımda hissettiğim için. "Gidelim buradan," Ulaş'ın duyduğum sesiyle kendime gelmeye çalıştım. "Biz gitmeyecek miyiz arkalarından?"diye sordum sesim titrerken. "Hayır,"diye kesin bir dille yanıt verdi Ulaş. "Ama-" "Gitmeyeceğiz dedim, ben az sonra Fırat'ı arayıp durumunu öğrenirim." Ulaş'ın bu umursamaz tavrı ilk kez öfkeyle dolup taşmama neden olmuştu. Az önce genç bir kız neden olduğunu bile bilmiyor olduğum bir sebeple kendi canına kıymıştı, ulaşın en azından Fırat yada Yasin gibi endişeli olması gerekmez miydi? Sonuçta kaç yıldır beraber kapı komşuluğu yapıyorlardı. Dünyanın en hissiz duvarı karşımda olsa bile bu duruma içi giderdi. En azından küçük bir duygu kırıntısı bile olsa bir tepki verirdi. Ama Ulaş bir tepki bile vermemişti. İstemsiz bir şekilde çatılan kaşlarımla Ulaş'ın karşısına dikildim. "Hiç mi merak etmiyorsun gerçekten? Kaç yıldır kapı komşusu olduğun o genç kıza hiç mi üzülmüyorsun?" Sesim hesap sorar gibi çıktığında ulaşın da kaşlarının çatıldığını gördüm. "Üzülürüm, üzülmem endişelenirim endişelenmem bu seni hiç ilgilendirmez." Ulaş'ın verdiği yanıt üzerine ona diyecek hiç bir şey bulamamıştım, kalbinin böylesine buzdan olduğunu hiç düşünmemiştim. Onu sadece en ufak bir detaya bile öfkelenen aksi huysuz biri sanıyordum. Fakat bu düşüncelerimin yalnızca bundan ibaret olmadığını kanıtlamıştı bana. Daha fazla Ulaş'ın yüzünü görüp öfkelenmektense hızla hazalın evinden ayrılmayı tercih ederek, hızlı adımlarla ulaşın yanından ayrıldım. * Hazalın kendi canına kıydığı o günden sonra iki gün boyunca sürekli Fırat ve Yasin'le iletişim kurmuş hazalın durumuna öğrenmiştim. Yasin'e hazalın durumunu her sorduğumda durumunun hala kritik olduğunu söyleyip durmuştu bana. Geçen bu iki gün boyunca Yasin'in yüzünü üzerini değiştirmek için geldiğinde görüyor Fırat'ı ise hiç görmüyordum. Ulaş ise onlardan farklı olarak yalnızca geceleri oldukça geç bir saatte kapının açıldığını duyup eve geldiğinde görüyordum. Hiç bir şey demeden kendini başka bir odaya kapatıyor gün boyunca ise odasından hiç çıkmıyordu. Hazal'ın hastanede yatışının üçüncü gecesi yine gece yarısına doğru kapının açılma sesini duydum. Gelen Ulaş'tı her zaman ki gibi. Eve geçtiği gibi hızla mutfakta ki o siyah kapılı balkona geçerek bir sigara yakmıştı. Kendime engel olamadan hemen arkasından gitmiştim Ulaş'ın. Ona olan öfkem her ne kadar bu geçen süre içinde etkisini azaltsa da hazalın durumuna hala bu denli duyarsız kalması sinirlerimi bozuyordu. Ulaş yanına geldiğimi fark ettiği sırada gri gözlerini anında bana çevirdi. Sanki yanına geleceğimi daha önce de tahmin ediyormuş gibiydi. "Yarın bir işimiz var bu yüzden erkenden hazır ol." "Ne işi?"diye sordum anında. "Alp Tekin'in yanına gidiyoruz." Ulaş'ın cümlesi bir şimşek gibi zihnimde çaktığında sözlerini idrak etmem bir kaç dakikamı aldı. Nasıl ulaşmıştı ona? Birden bire böyle bir karara nasıl varmıştı? Zihnim bir süre bu sorular arasından gelgit yaşarken bu iki gün boyunca sürekli bunu araştırmak için ortadan kaybolmasının ardından ki nedenin alp tekini araştırmak olduğunun yeni farkına varmıştım. "Ben hiç bir yere gitmiyorum."dedim az önce yaptığı emrivakisine karşı. "Gitmiyor musun?"diye sordu inanmıyormuş gibi. "Daha bir kaç gün önce onun karşısına çıkmak için çırpınan sen şimdi gitmek istemediğini mi söylüyorsun? Bu kadar çabuk mu pes ettin yoksa?" Sesinde bir özgüven tınısını vardı. Benden o kadar eminmiş gibi konuşuyordu ki sanki düşüncelerimi okuyordu. "En azından o kızın iyi olduğunu görmeden hiç bir şey yapmak istemiyorum." Verdiğim yanıt gri gözlerin sahibini bir kez daha memnun etmemişti. "Daha doğru düzgün tanımadığın biri için neden bu kadar çok endişeleniyorsun?" Sesinde bu sefer öfkeye yakın bir ton vardı. "Endişeleniyorum çünkü benim senin aksine bir kalbim var. Başka biri için endişelenebilen, üzülebilen, kırılabilen bir kalbim var." Zorlukla yutkundum ve başımı gri gözlerin sahibinden uzak bir yere çevirdim. Her ne kader gözlerim onun gri irislerinden uzak bir yere baksa da, sessiz ve ifadesiz bakışlarını üzerimde hissediyordum. "Senin bir kalbin var öyle mi?" Ulaş'ın duyduğum sesiyle çenemi sıktım. "Ben sana bir şey söyleyeyim mi ölü balık? Eğer bir kalbin olduğunu gerçekten düşünseydin bir hafta öncesine kadar onun sonsuza dek durmasını sağlayacak o uçurumun kenarına gitmezdin." Ulaş söyleyeceklerini bitirmiş beni de gözlerine bakmak için kendine çevirdiğinde sık sık nefes alıp vermeye çalıştım. "Günü gelip ikimiz de amaçlarımıza ulaştığımızda sen de göreceksin, bugüne kadar attığını düşündüğün kalbin aslında hiç atmamış. İşte o zaman bugüne kadar aslında hiç atmadığını düşündüğün kalbini durdurmak için yeniden o uçurumun kenarına gideceksin fakat bu defa seni durdurmak için orada olmayacağım ölü balık." Avuç içlerimin terlediğini, bedenimin korkuyla sarsıldığının o an fark ettim. Ulaşın dudakları arasından dökülen her kelime ucuna bir iğne yapıştırılmış gibi kalbime batmış, battığı yerde ise hafif bir sızının izini bırakmıştı. Benim bile bazen hissedemediğim yaşamımdan nasıl böylesine bir haberdi? Geleceği görür gibi yaşayacaklarımı anlatmıştı bana, Alp Tekinle yüzleştikten ve ondan bir intikam aldıktan sonra yeniden o uçurumun kenarına gideceğimi söylemişti. En sonunda ise tıpkı bir hafta öncesine kadar hayatla aramda ki bağı koparmak için gittiğim uçurumda beni engellemek için orada olmayacağını söylemiş, söylediklerinin bende bıraktığı etkiden habersiz cümlesini tamamlamış, yanımda ki varlığının izini ise sanki burada hiç olmamış gibi kaybettirmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE