4.Bölüm: “Bilinmeyen”
Maya Aydar…
Benim gitmemekte kararlı olduğumu görünce Taygun, ya pes etti ya da ikna etmenin bir yolunu bulmaya çalışıyormuş gibi sessizleşti. Eli alnına gitti, biraz alnını ovaladı, daha sonra bana baktı.
"Bildiğim her şeyi, sana bildiğim kadarıyla anlatacağım. Çok soru sormak yok ve öğrendikten sonra ben ne diyorsam onu yapacaksın. İtiraz etmek asla yok!!!” dedi.
"Bana uyar," deyip yatağımın üzerine bağdaş kurup oturdum. "Seni dinliyorum," dedim.
Taygun, makyaj aynamın önündeki pufu çekti, üzerine oturdu. Makyaj masam olduğu gibi kapandı diyebilirim. Kitaplarda 'iri yarı' diye bahsedilen, insan azmanı gibi hayalini kurduğum o karakterler kadar iri. Tamamen siyah giymiş, elinde de siyah eldivenler var.
"Bak Maya, annen eğitmendi. Avcı eğitmeni. Bu bölgeden tamamen annen sorumluydu. Beni de Üstad Arven, yani annen eğitti. Hepimizin kendimize has bazı doğaüstü güçleri olur. Doğaüstü gücümüz nedir ve nasıl kontrol ederiz, bunu eğitmen Arven öğretir bize. Sonra hepimizi serbest bırakır, belirli bölgeler tayin eder ve orada ölümlü insanları korumaya başlarız. Tarih boyunca farklı isimler verildi: Vampir, Drakula, Kötü Ruh, Cadı gibi... gibi... Bu kötü varlıklar hâlâ dünyada yaşamaya devam ediyorlar. Benim eğitimlerin finaline gelmiştik, artık sonlara yaklaşmıştık. Bir şeyler oldu, bir aksilik. Eğitmen Arven ortadan kayboldu. Hepimiz onu aramaya başladık. Bir taraftan vampirlerle mücadele ettik, bir taraftan da eğitmenimizi bulmaya çalıştık. Ama asla ne bir iz, ne bir görüntü olmadı, ulaşamadık. Ta ki kendisi çıkıp gelene kadar…
Kucağında seninle tekrar ortaya çıktı. İlk beni buldu ve 'Bu kızım Maya, bundan sonra senin görevin kızımı korumak. Kimse nerede olduğunu bilmesin. Normal bir hayat yaşayıp, zamanı geldiğinde gerçekte kim olduğunu, hazır olduğunda öğrensin,' dedi. Sonra annen, sen ve ben gelip, şu an baban sandığın bu kişiye seni emanet ettik. Günü geldiğinde ben ya da annen gelip seni alacaktık. Anlaşma bu yöndeydi. Anlaşmaya uydu, seni mutlu edemese de en azından korumayı başardı. Sadece okul ve hastalanırsan hastane için evden çıkmanın sebebi buydu. Çok fazla dışarıda, göz önünde olmanı istemedik. Dede Hasan... O da bizden biri. Varlığımızdan haberi var.
Kütüphanede ve yakınında olmanı istedi. Ben onay vermedim, ancak sen büyüdükçe içinde, seninle birlikte büyüyen başka bir şey daha vardı. Gerçekte kim olduğunu öğrenme arzusu. İçten içe sorgulamaya başlamıştın. Bu sorgulama, 'Annem kim, nerede? Öldüyse fotoğrafını bari gösterin’ sözlerinle oldu... Dede Hasan, ben Maya'yı oyalayıp gerçeklere hazırlarım deyince artık kabul ettik. Tabii bu durum 3 sene uzadı.
Kütüphanede, Dede Hasan'ın gözü hep senin üzerinde oldu. Bu kızda bir şeyler var. Sadece annesinden aldığı özellikler değil, başka bir şeyler daha var. Bu kızın gerçek babasını bulmak zorundayız, dedi. Eğitmen Arven'i çok aradım ama bulamıyorum. Nerede, hiçbir bilgi yok. Babanla ilgili de hiçbir şey söylemedi. Öylece ortadan kayboldu. İlk kaybolduğunda sana hamile olduğunu öğrenmiş, o yüzden çekip gitmiş. 3 sene sonra seninle çıkıp geldi ve güvenliğini sağlayınca tekrar ortadan kayboldu. Yani, yaşıyorsa da bilemiyoruz. Avcıları eğitme işi başkasına kaldı. Hepimiz bir şekilde başımızın çaresine bakıyoruz, tek umudumuz bir gün yeniden ortaya çıkması..."
"Bunu öğrenmenin bir yolu var mı peki? Babam kim olabilir?"
"Hiçbir şey bilmiyoruz. Bunu öğrenmenin bir yolu varsa da artık birlikte o yola çıkacağız.” deyince atıldım;
“Gelemem, bu bilinmezlik benim için çok fazla. Ayrıca ailem…” dedim. Sesim çaresiz bir tonda çıktı.
“Ben babanla konuşurum Maya. Dediğim gibi o kan emici vampir ikinci bir defa buraya gelmeden seni götürmem gerekiyor.” dedi.
“Ben ölümlü müyüm? Normal bir insan mıyım?"
"Bildiğim kadarıyla annen gibisin; yarı ölümlü, yarı Avcı."
"Yani ben Vampir Avcısı mıyım?"
"Öyle biliyorum, başka bir yeteneğin ya da gücün varsa onu da artık birlikte öğreneceğiz.”
“Ama ben vampir avcısıysam, bugün sokakta çarptığım o vampir neden benim peşime düşsün ki? Aksine benden kaçması gerekiyor."
"Senden kaçmaz. Ama benden kaçar. Yıllardır buralarda benim olduğumu iyi bilir ve karşılaşırsak yaşama şansı çok az. Bunu bildiği için sokakta peşini bıraktı. Çünkü burası benim bölgem."
"Peki, bugün o öğrencilerden duyduğum, Ohri'de yaşananlar..."
"Evet, doğru tahmin. Vampirlerin işi.”
“Ne yapmayı düşünüyorsunuz?"
"O bölgeyi temizlemeyi düşünüyoruz. İşin arkasında hangi klan var öğrenmek zorundayız. Ona göre tedbir alıp bölgeden uzaklaştıracağız.”
“Bugün çarptığım vampir... En tehlikelisi dedin. Neden öyle bir şey söyledin?"
"Hiçbir şey dikkatinden kaçmıyor Maya, bu konuda annen gibisin. O vampirin adı Silas… Çok tehlikeli ve diğerlerine göre çok güçlü. 300 yıldır hayatta kalmayı başaran tek vampir. Genelde antik Mısır hayranlığı olduğu için hep o topraklarda, piramitler arasında yaşamayı tercih etti. Sonra bir şey oldu, aniden Makedonya'ya geldi ve Eğitmen Arven'in peşine düştü. Yaşıyor mu, yaşıyorsa şu an nerede diye bizden daha çok Silas aramaya başladı. Sebebini öğrenmeye çalışıyorum. Yaptığı bir şey daha var, gelirken yalnız gelmedi, ordusuyla birlikte geldi.”
“O halde şu an benim peşimde bir vampir ordusu mu var?"
"Henüz yok. İlgisini ne kadar çektin bilmiyorum, ama Eğitmen Arven'in kızı olduğunu öğrenirse... Evet, peşine vampir ordusu düşecek. Zaten buraya geliş amacı Avcı kadınlardan birini ele geçirmek. İlk tercih annen. Varlığını ve neden kaybolduğunu araştırmaya başladığında bir kızı olduğunu da öğrenecek ve annene ulaşamazsa kızının, yani senin peşine düşecek. Neden kadın bir avcının peşine düştüğüne dair birkaç tahminim var. Bunları daha sonra sana uzun uzun anlatacağım. Şimdilik bu öğrendiklerini sindirmen gerekiyor. Hadi Maya, gitmeliyiz çok vakit kaybettik.”
“Babamla, daha doğrusu üvey babamla konuşmak istiyorum," dedim.
Parmağını şıklattı. Gözlerimi kısıp baktım, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Kısa bir süre sonra odamın kapısı tıklatıldı.
"Maya, müsait misin?" diye babam seslendi.
Taygun, işaret parmağıyla daire çizdi. Kapı kendi kendine açıldı, benim de şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. Babam içeriye girdi, önce Taygun'a, sonra bana bakıp kapıyı kapattı. Benimle değil de Taygun'la konuşmaya başladı.
"Vakit geldi mi?" diye sordu.
Taygun;
"Aslında gelmedi. Eğitmen Arven hâlâ kayıp. Ama Silas burada. Maya'yı alıp götürmeliyim. Silas bir daha gelirse burada kıyım yapar, önüne geçmek zorundayım," dedi.
Babam, daha doğrusu üvey babam, bana bakınca yataktan inip ona doğru adımladım.
Derin bir nefes alıp verdi babam;
“Elimden geldiğince seni korumaya çalıştım. Özellikle mesafeli durdum. Birbirimize çok bağlanmayalım istedim. Çünkü bir gün veda edecektik. Bu veda zor olmasın diye hep mesafeli ve uzak kaldım sana. Ama sen tüm bunlara rağmen bir gün bile saygısızlık yapmadın, hayatımda geçirdiğin tüm bu süre için sana teşekkür ederim Maya. Kendine dikkat et. Tehlike geçtiğinde ara sıra beni ziyaret edersen sevinirim," dedi.
Çok duygulandım, ağlamaya başladım. Babam... Diğer babalar gibi değil. Her zaman suratı asık ve sert diyordum ama sebebi bambaşka bir şeymiş. Hızlıca yanına adımlayıp sarıldım, ağlamaya başladım.
"Korkuyorum," dedim.
İlk defa saçlarımı okşadı.
“Korkma. Senin annen hiç korkmazdı. Çok güçlü ve cesur biriydi. Sen o annenin kızısın. Korkma. Taygun'a güven. O ne derse onu yap."
"Güvenir miyim bilmiyorum ama sevmedim onu ben, çok ukala!" dedim.
Taygun;
"Buradayım, duyuyorum!" dedi.
Omuz silktim, saçlarımı okşadı babam.
"Hadi bakalım, yeni ve gerçek hayatın şimdi başlıyor. Çok dikkatli ol," dedi.
Gözlerimi silip uzaklaştım.
"Tehlike geçtiğinde seni ziyarete geleceğim.”
“Bekliyor olacağım," dedi… “Ben Siren’i oyalıyorum. Görüşürüz," deyip çıktı odadan.
Taygun ayaklandı, dolabın kapaklarını açtı. İçerisinden iki tane sırt çantası çıkardı.
"Çok sevdiğin ve asla ayrılamadığın bir şeyler varsa, bunların içine doldur. Gereksiz yük değil, sadece lazım olabilecek ve sevdiğin eşyalar."
"Kitaplarım vardı," dedim.
"Olmaz, onları alamayız. Ama söz, sevdiğin her kitabı okumanı sağlayacağım. Ne zaman, nerede istersen."
"Söz mü?”
“Evet, söz."
Birkaç parça kıyafet, kişisel eşyalarımı ve paketli badem şekerlerimi aldım. Sevdiğim takılarımı... İkinci çantaya gerek bile kalmadı. Paltomu giydim.
"Nasıl çıkacağız? Duvarlardan geçme özelliğin var mı?”
Gözlerini devirdi, ne yani olamaz mı? Saçmalamadım mı?
“Camdan…” deyip o tarafa adımladı.
Zaten ev tek katlı. Camı açıp önce kendisi çıktı, sonra atlamam için bana işaret etti. Atlamama bile gerek kalmadı, bacaklarımı sarkıttığımda Taygun uzanıp önce bacağımdan, sonra belimden tutup indirdi beni.
"Evin arkasına gitmeliyiz," dedi.
Taygun önde, ben arkada yürüdük. Evin arka tarafına geçince, kocaman siyah bir araba gördüm. Bileğimden tutup hızlı hareket etmemi sağladı. Arabayı bindiğimiz gibi gecenin sakinliğinden faydalanıp çok hızlı bir şekilde yollarda ilerledi.
Telefon etti birine ve;
“Maya benimle…” dedi.
Soru sormadım, güvenmek istiyorum sadece.
Sessizliği Taygun bozdu;
“Benim en güzel kontrol edebildiğim doğaüstü gücüm zihinlere hükmetmek. Senin zihnindeydim Maya. Tehlikede ya da üzgün olduğunu anlıyordum, nasıl anladığımı seninle sürekli nasıl iletişim halinde olduğumu anlatacağım ama biraz sabırlı olmalısın.” dedi.
“Korkuyorum, ben bu kadar şeyin sadece kitaplarda olduğunu düşünüyordum. Gerçekte vampirlerin var olduğunu hatta avcı olduğumu öğrenmek… Nasıl desem… biraz saçma biraz ürkütücü geldi. Üstelik ben vampir severim…” dedim.
Hızla başını çevirip bana baktı Taygun;
“O soğuk kan emici canilerin neyini sevdin Maya?”
Omuz silktim…
Ahh bilsem… Acaba annem avcı babam vampir mi? Evrime kafa atan bir ailem olabilir mi diye düşündüm. Taygun kahkaha attı ve;
“Baban vampir olamaz, imkansız… Eğitmen Arven vampirlerin en nefret ettiği avcı…” dedi.
“Zihnimden defolup gider misin? Orası benim özel alanım. Zaten dipdibeyiz, bir de zihnimi meşgul etme!!!” diye carladım…
Sadece ukala bir tavırla tebessüm etti Taygun…
Bu yaptığı haksızlık, çünkü ben aynı anda çok farklı konuları çok hızlı düşünen biriyim. Zihnimde at koşturmasına gerek yok! Annemi bulunca ilk isteğim Taygun’u zihnimden şutlaması olacak!
Bu defa da kahkaha attı…
Gözlerimi devirdim…