TAŞINMA

1071 Kelimeler
“Sen kimsin bana bağırıyorsun lan lavuk!” Cengiz öfkeyle adamın üzerine yürürken hızla engel olmaya çalıştık. Ama ikisi de çok sinirliydi ve engel olamıyorduk. Adam, bizden sıyrılarak Cengiz’in yakasını tuttu. “Gebertirim seni, piç.” Tüm gücümle onları ayırmaya çalışıyordum ama yapamıyordum. İnsanlar camlara çıkmış bize bakıyorlardı. Çaresiz kalmıştım. Birden arkamda hissettiğim hareketlilikle şaşkınca bakakaldım. Birkaç polis etrafımıza doluşmuştu. Yandaki karakoldan, sesleri duyup gelmiş olmalılardı. Onlar müdahale ederken, yumruğunu kaldıran Cengiz’in bileğini tuttuğumda, aynı hamleyi yapmak isteyen bir el benim elimi tutmuştu. Gözlerimi elin sahibine çevirdiğimde karanlık bakan mavi bir çift gözle, göz göze gelmiştim. Savaş... Şaşkınca ona bakarken o bana yaklaştı. “Güneş, geri çekil.” Kafamı onaylar anlamda salladım ve dediğini yapıp geri çekildim. Cansu sakin görünüyordu ama ne kadar korktuğunu tahmin edebiliyordum. Polisler onları ayırdığında, adam Cansu’ya döndü. “Def olup gideceksin evden.” “Evimden oldum şimdi ne yapacağım ben? Konuşmam lazım." Cansu koşarak giderken diğerleri de dağılmışlardı. Şikayetçi olmadıkları için polisler, bir işlem yapmamıştı. Eve yürümeye başladığımda Savaş’ın bana seslenmesiyle adımlarımı durdurdum. “Güneş!” Yavaşça ona döndüm. Birkaç adımla aramızdaki mesafeyi minimuma indirdi. “Ne oldu?” “Kamera kayıtlarını inceledik, her dakikayı takip ettik ama kapınıza dayanan kimse olmamış. Telefon kayıtlarını inceledik, tehdit de eden yok şantaj yapan da.” İçimde yoğun bir öfke hissettim. Çaresiz kalan, ağlayan bir kadın ondan yardım istemişti ama o hiçbir şey yok, diyerek olayı kapatmaya çalışıyordu. Öfkeyle tısladım. “Söylesene Savaş, kimleri koruyorsun da olayın üstünü örtmeye çalışıyorsun?” “Ne korumasından bahsediyorsun?” Histerik bir kahkaha attım. “Kadın ağlıyor, panik atak geçiriyor, senden yardım istiyor sen ise olayı kapatmaya çalışıyorsun. Belli ki birilerini koruyorsun.” “Güneş, kanıtlarsam ne yapacaksın?” Sessizce ona baktım. Kendinden çok emindi. Birçok ihtimal kafamdan geçti. “Savaş biliyor musun?” “Neyi?” Diye fısıldadı. Gözlerimi kıstım. “Bu olayla çok ilgilisin. Bence senin bir parmağın var.” Kahkaha attı. Yapmacık bir kahkaha değildi, çünkü gülerken kendinden geçmişti. Kahkahalarının arasından konuştu. “Ee sonra?” “Belki de sen yaptın,” dedim büyük bir kararlılıkla. Bu sefer alaycıl bir şekilde güldü. “Güneş bu zekanı özel hayatın için de kullan.” Bir an duraksadı. “Ya da kullanma. Saçmalıyorsun.” “Ben niye hala seni dinliyorsam,” diye tıslayıp tam yürüyeceğim sırada beni durdurdu. “Neden böyle bir şey yapayım peki?” “Bilmiyorum,” diye mırıldandım. Ciddiyetle gözlerimin içine baktı. “Binnaz’ın bana ulaştığı andan beridir bu olayla ilgileniyorum Güneş. Burada böyle şeylerin olmasına izin vermem. Onları bulmaya çalıştım tekrar tekrar kayıtları izledim, dinledim. Ama hiç hareketlilik yok. Kadın kafasında kurmuş.” Binnaz kafasında kurabilir miydi bunları? İlaçlar kullanıyordu ama gayet normal bir insan gibi yaşıyordu. Bazen ise manyaklaşıyordu. Bir an sosyal medya hesabında, sürekli alkol masaları paylaştığını hatırladım. Belki de uyuşturucu kullanmıştı. Halüsinasyon görmüştü çünkü evde hiç de normal değildi. “Uyuşturucu almış olabilir. Evde bazen manyaklaşıyor,” dediğimde Savaş kaşlarını çattı. “Siz nasıl ev arkadaşı oldunuz?” “Ortak arkadaş ayarladı,” dedim. Savaş bir süre sessiz kaldı. “Dediğin gibiyse burada uyuşturucu olaylarının dönmesine de izin veremem. Öğrenciler ve çalışanlar yaşıyor burada. Ben Binnaz’ı takibe alacağım. Senden sadece dikkatli olmanı istiyorum.” “Teşekkürler,” diye fısıldadım. Bir şey demeden yürümeye başladığında kafama takılan şeyi sordum. “Neden Kale’de sürekli bana bakıyordun?” Bana dönmeden yürümeye devam ederek sorumu cevapladı. “Hap almış gibi dans ediyordun.” Şaşkınlıkla dudaklarımı araladım ve arkasından bakakaldım. O ise biraz ötesindeki motorun yanına gitti ve siyah kaskını kafasına geçirdi. Bindiği motorun sahildeki motor olduğunu görünce kaşlarımı çattım ve öfkeli, hızlı adımlarla evime doğru yürümeye başladım. Arkamdan son sürat bana doğru gelmesiyle korkuyla kenara çekildim. Ama vizörü açık olduğu için attığı kahkahayı duymuştum. O, gözden kaybolunca, sinirle yürümeye devam ettim. Türkler neden tanıdığının üzerine araç sürme şakasına bayılıyordu? Aklım Cansu’da kalmıştı. Hemen onu aradım. Açtığı anda konuştu. "Ev sahibimi ikna edemedim. Sokakta kaldım. Benim aklımda şöyle bir fikir var Güneş. Sen Binnaz’ın yanında epey sıkıntılısın. Benim ev sahibim de parayı seven bir adam. Biz, beraber kalsak, kira katlanacağı için kabul eder.” Bu güzel plandı. Binnaz’dan kurtulabilirdim. Cansu da sokakta kalmazdı. O işe gider gitmez toparlanacaktım. O gelmeden evden gitmiş olacaktım çünkü vereceği tepkiyi kestiremiyordum. Ttelefonu kapatırken R’den gelen mesajı fark etmiştim. Bebeğim sen beni arama, ben müsait olunca arayacağım. Saçma gelse de çok üzerinde durmadım. Muhtemelen işleri vardır. Bilgisayarımı açınca blog sayfamı silmem gerektiğini hatırlamıştım. Sayfayı çok seviyordum ama ilişkim için sorundu. Zor da olsa sayfamı sildim. Blog sayfamı dergi olarak çıkarmayı hayal ederdim hep. Şimdi ise hayalime veda etmek zorundaydım. Belki başka dergilerde yazarlık yapar veya bir kitap yazardım, kim bilir? ☀️ Sabah Cansu arayıp, ev sahibiyle konuştuğunu ve taşınmamı söylemişti. Mutlulukla yataktan fırladım ve toparlanmaya başladım. Cansu da bize gelmişti ve Binnaz gelmeden çabucak eşyaları taşımamız gerekiyordu. Cansu poşetlerimi alıp, evine giderken poşetlemeye devam ettim. Tekrar geldiğinde elimdeki çantaları uzattım. “Geri kalanları ben alırım, gelmene gerek yok.” O çıktıktan sonra son olarak banyodaki eşyalarımı poşete doldururken telefonumun çalmasıyla duraksadım. Annem arıyordu hemen cevapladım. “Güneş! Güneş çabuk evden çık, derhal!” Kaşlarımı çattım. “Neler oluyor?” “Binnaz hastaymış. Şizofren o Güneş, tımarhanede kalmış!” Duyduklarım karşısında donakaldım. “Burada bilgilerine baktırdım. O evde tek bir saniye daha durma.” Hızlıca yerden kalktığımda duyduğum anahtar sesiyle olduğum yere mimlendim. Kalbim korkudan hızla çarpıyordu ve nefes alamıyordum. Kapı açıldığında ne yapacağımı bilemez halde aynaya bakıyordum. Bana zarar verebilir miydi? Bir şey yapmalıydım. Yumruklarımı sıktım ve derin bir nefes aldım. Aynaya doğru eğildim ve kaşlarımı düzeltmeye başladım. O kadının adım seslerini işitebiliyordum. Kalp atışlarım kadar hızlıydı ve gittikçe bana yaklaşıyordu. Hiç istifimi bozmadan yüzüme doğal bir ifade yerleştirdim. Kapı açılınca gülümseyerek ona döndüm. Sert ve ciddi bir yüz ifadesi vardı. “Hayırlı olsun taşınıyor musun?” Sertçe yutkundum ve hüzünlü bir şekilde gülümsedim. “Bölümü bırakmaya karar verdim, ailemin yanına dönüyorum.” Banyodan çıkıp koridorda ilerlemeye başladım ve tam kapının önüne koyduğum poşetleri almak için eğilmemle kulağımın dibinde onun nefesini hissettim. “Hiç inanmadım.” Sesini duymamla duraksadım ve yavaşça ona döndüm. “İstediğine inanmakta özgürsün.” Gözleri dolmuştu. Birden yere çöktü ve hıçkırarak ağlamaya başladı. “Sen de gidiyorsun.” Onun yanında eğildim ve elimi omzuna koydum. Böyle bir tepki beklemiyordum. “Gitmek zorundayım.” “Annem de babam da ayrıldıktan sonra beni istemedi. Beni yapayalnız bıraktılar. Yanımda olan sadece sen vardın. Sen de beni bırakma. Hani beni seviyordun?” Onu böyle bırakmak istemiyordum ama kalmak da istemiyordum. Önüme dönüp tekrar bir adım attığımda arkamdan gelip saçımı kavramasını ve beni geriye doğru çekmesini beklemiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE