Anlamsız bakışlarla yüzümü süzmüştü. Zihninden birkaç bir şey geçmiş olacaktı ki sakallarını sıvazlamıştı.
" Seni görmüyorum ? "
Demişti sorarcasına. Ya tarih olacaktım ya da tarih yazacaktım.
" Görüyor musun sanki ? Ne kalbimin parçalandığını ne de nefesimin kesildiğini. Sen hiçbir şeyi görmüyorsun Barlas. "
Bağıra bağıra söylediklerimden sonra duraksamıştı.
" Tahmin ettiğim..."
Sözünü kesmiştim. Başka bir zaman asla söyleme cesaretine erişemezdim.
" Evet tahmin ettiğin şey. Ben. "
Söylemesi hiç de kolay değildi. Titrek bir nefes verdim.
"Seni seviyorum. Oldu mu ? Seviyorum seni. Hem de 1 aydır. "
Gözyaşlarımı elimin tersiyle silmeye çalışmıştım. Pek de başarılı olduğum söylenemezdi. Barlas itirafımdan sonra başını ovalamış ayağıyla tempo tutmaya başlamıştı.
"Asel. Ben. "
Deyip susmuştu. Gelecek cevabın beklediğim gibi olduğunu anladığımda ağlamayı kesmek için derin nefesler almaya çalışmıştım.
" Olmayacağını biliyorsun Asel. "
Demişti az önceki sesiyle alakası bile olmayan bir ses tonuyla. Sert bir ses tonuyla konuşuyordu. Beni hiç tanımamış gibi...
" Hastamdın sen benim. Babamın ortağının kızısın ben nasıl seninle ilgili böyle bir şey düşünebilirdim ? Bilmiyor musun aramızda yaş farkını ?"
Demişti bağırmasına devam ederken. Gözümden damlayan yaşlara engel olamadığımda gözlerimi kapattım. Canımı yakmaya çalışıyordu. Ve amacı cidden buysa başarıyordu.
" Barlas. "
Sözümü kesmişti.
" Çoluk çocukla işim yok benim Asel. Ne kadar çabuk hislerinden vazgeçersen senin için o kadar iyi olur. "
Kalbimin yandığını hissetmiştim. Bunlar beklediğim cümlelerdi ama bu kadar yakacağını hiç düşünmemiştim. İlk kez gözüme bu kadar acımasız gözükmüştü. Bu benim tanıdığım Barlas değildi. O bana böyle olamazdı. Yapmazdı.
" İşim gücüm var benim. Eve gitmen için bir taksi çağırırım. "
Dediğinde burukça gülümsemiştim. Dizlerim titriyordu.
" Gerek yok. Daha fazla uğraşmana da gerek yok. Çoluk çocukla yani. Ben tek giderim. "
Dediğimde soğukça başını sallamıştı.
" İyi sen bilirsin. "
Ardında bakmadan gittiğinde iyice uzaklaşmasını beklemiştim. Derin derin nefesler almaya çalışıyordum. Hayır, Asel burada olmaz. Diye fısıldadım kendime. Eve gitmeliydim. Sırf onu sevdiğim için bu şekilde reddedilmeyi haketmemiştim. Hala delicesine akan gözyaşlarımı sildim. Ben sildikçe onlar inatla daha çok akıyorlardı.
O gelmeden önce kalktığım banka oturdum. Bir süre sessizce gözyaşı dökerek denizi izlemiştim. İçimde bir şey yanıyordu. Kalbim sancıyordu. Ne kadar süre ağladım bilmiyordum ama içimin yangını sönmüyordu. Eve gitmeliydim.
Zar zor kalkıp sahilin cadde kısmına yürüdğümde gözyaşlarımı yeniden sildim. Onlar yüzünden önümü göremiyordum. Gözüme boş bir taksi takıldığında ilerleyip bindikten sonra adresi verdim. Kollarımı birleştirdiğimde gözyaşlarım sonunda durmayı başarabilmişti.
Başımı ellerimin arasına alıp dizime yaslandım. Bu saatten sonra ne yapacağımı bilmiyordum. Mahvolmuştum. Eve gidip delicesine bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Çoluk çocuk... O çoluğun çocuğun saçını niye öpmüştü o zaman ? Neden kolye almıştı ona ? Ağladığım için kıyamayıp aldığını söylemişti. Peki ben bugün karşısında hıçkırıklar içinde ağlarken neden acımasızca suratıma bakmakla yetinmişti ?
İki kelimeyle mi değişmişti vicdanı ? ' Seni Seviyorum. ' 'un bu kadar etki edeceğini bilseydim sonsuza kadar kilit vururdum kalbime. En azından umut olurdu hala içimde. Yok olmuş umut kırıntılarının acı sözlerinin arasında savaşmak zorunda kalmazdım. Kalbim böyle kırılıp paramparça olmazdı en azından. Tarih olmuştum.
Eve girdiğimde montumu kenara atıp üst kata, odama girmiştim. Kendimi sıkmama daha fazla dayanamayan dizlerim kendiliğinden tutmamaya başladığında kapının arkasına çökmüştüm. Elimdekileri sinirle fırlatırken dizlerimi kendime çekmiştim.
Hıçkıra hıçkıra ağlarken kalbime bastırıyordum. Kahretsin. Her şey lanet olası duygularım yüzünden oluyordu. Ben mahvoluyordum. Bağıra bağıra ağlamak beni rahatlattığı kadar ciğerlerimin acımasına sebep olduğunda zorlukla nefes almaya çalışmıştım.
Gözlerim kararıyordu. Bitik psikolojim yetmiyormuş gibi kahvaltı yapmaya bile fırsatım olmamıştı. Annemle babamın yokluğu ilk kez bu kadar çok işime yaramıştı. Sakinleştirmeye çalıştım kendimi. Aklıma soğuk sesi geldiğinde titrek bir nefes vermiştim. Daha dün gece kolumda olan elleri bugün yoktu. Dün gece ' Umarım bana öyle bakmaz ' dediğim gözleri aynı korktuğum şekilde bakıyordu bana.
Yavaş adımlarla yatağıma ilerledim. Üstümü çıkarmadan kendimi yorganımın altına bıraktım. Yemek yiyecek halim yoktu. Yalnızca uyumak ve mümkünse de hiç uyanmamak istiyordum. Kalbim hala parçalarına ayrılmış bir cam gibi batıyordu bana.
Ağlayarak uykuya daldığımda boğazım yanıyordu...
Yapışmış gözlerimi istemeden de olsa araladığımda kapkaranlık bir odayla karşılaşmıştım. Hava kararmıştı. Bu kadar çok uyumuş olmam imkanlı mıydı ? Saçlarımı karıştırıp oturur pozisyona geçtim. Gözlerimin içi yanıyordu, boğazım acıyordu, ciğerlerim ağrıyordu ve burnum sızlıyordu. Harika, ne kadar da mükemmel hissediyordum öyle. Ben kendimi bu kadar berbat hissediyorsam kim bilir görünüşüm nasıldı ?
Korka korka banyoya ilerlediğimde aynadaki görüntüye inanamamıştım. Sahiden dağılmış gözüküyordum. Tipimi düzeltmeye bir yerden başlamalıydım. Kıyafetlerimi çıkarıp ılık suyla duş aldığımda köpüklere bakıp anlamsız anlamsız gülüyordum. Sonunda kafayı yemeyi başarmıştım.
Vücudumu gevşettikten sonra çıkıp kurulandığımda bornozla dolabımın karşısına geçmiştim. En beni depresyondan çıkarabilecek pijama takımımı ararken gözüme saten pijamalarım takılmıştı. Siyah güzel bir seçimdi. Üstüme geçirip şortunu düzelttiğimde kıvrılan kollarını da aşağı indirmiştim. Çok açık değildi, üşümezdim.
Kafamdaki havluyla makyaj masama oturduğumda yüzüm az çok daha iyi gözüküyordu. Gerçi sabahki halime nazaran şuan olağanüstü gibiydim. Saçımı hafifçe kuruttuktan sonra tararken saate bakmıştım. Akşam 7 'ydi. Bu kadar geçmiş olamazdı. Düşüncelerimin ve uykumun beni zamandan bu denli kaçıracağını hiç düşünmemiştim.
Morarmış olan göz altlarıma azıcık kapatıcı sürmüştüm. Daha iyi gözüküyordum. Hiçbir şey belli olmuyordu. Daha da canlılık katabilmek için hafif renk veren bir lip balm kullandığımda aynadaki halime bakıp burukça gülümsedim. İşte ben buydum. Güçlü gözüküyordum. Hiçbir şey olmamış gibi. En azından sabahki kadar solgun ve yıkılmış durmuyordum.
Saçlarımı elektiriklendiği için tekrar taradıktan sonra telefonumu da alarak odamdan çıkmıştım. Ev sessizdi annemler hala gelmemişlerdi anlaşılan. Büyük ihtimalle çizimleri yetişmemişti. Böyle durumlarda ya sabahlarlardı ya da gece gelirlerdi.
Karnımın guruldamasıyla mutfağa yönelirken hizmetçiler yoktu. Bu saatte müştemilatta olurlardı ve çağırılana kadar gelmezlerdi. Annemlerde evde olmadıklarına göre gelmeleri için bir sebep yoktu. Yalnız kalmak istiyordum. Evde yalnızca kendim olayım istiyordum. Bu halimi kimseye görümeden atlatmalıydım. Kendi yemeğimi kendim halledebilirdim. Buzdolabına yöneldiğimde annemin el yazısıyla yapışmış bir post-it görmüştüm.
' Tatlım bizim çizimimizin ne zaman biteceği belli değil. Bu notu gördüğünde beni ara lütfen. '
Post -iti alıp buruşturarak çöp kutusuna attığımda dolaptan makarna çıkarmıştım. Onun ısınmasını beklerken annemin numarasını tuşlamıştım.
" Alo anne. Aramamı söylemişsin. "
Sesimden neyse ki ağladığım anlaşılmıyordu. Uyumanın faydalarından biri de buydu.
" Prensesim sen o notu yeni mi gördün ? "
Onaylar mırıltılar çıkardığımda tekrar konuşmuştu.
" Bizim işimiz yarılandı sayılır ama sen bizi bekleme. Uykun geldiğinde uyu. Ayrıca yemeğini yemeyi unutma anneciğim. "
Makarnayı karıştırırken cevaplamıştım.
" Tamam anne. Görüşürüz. "
" Görüşürüz. "
Dediğinde telefonu kapatıp geniş tezgahın kenarına koymuştum. Ocağın altını kapatıp makarnayı tabağıma alırken dolaptan meyve suyu da almıştım. İlk öğün için mükemmel aperatiflerdi.
Hızlıca yemeğimi yerken midemin biraz da olsa rahatladığını hissediyordum. Boş boş etrafa bakındıktan sonra tabağımı kaldırarak kendimi salondaki köşeme atmıştım. Battaniyemi üstüme alarak başımı koltuğun kenarına koyup dizlerimi kendime çekmiştim. Tam olarak depresyonluk ortamdı.
Televizyondaki film bitene kadar dalgınca onu izlerken, aklımdan Barlas 'ın bugün bana dediklerini silmeye çalışıyordum. Kafamı dağıtmak için dirensem de yine de ilk aklıma gelen oydu. Telefonumdan bir bildirim sesi daha geldiğinde göz devirerek onu elime aldım. Bugün okula gitmemiş olmam Melisa 'ları telaşlandırmıştı. Yani öyle düşünüyordum.
Whatsapp 'a girdiğimde gelen neredeyse 200 mesaja göz gezdirdiğimde kısaca iyi olduğumla ilgili bir şeyler yazıp geçiştirmiştim. Yorgun hissettiğimi söyleyip telefonu sessize aldığımda kendime rastgele bir film açmıştım. Gerekirse kafam dağılana kadar 40 film izleyecektim.
İlerleyen saatlerde 2. filmim de bittiğinde dizlerimi kendime çekip başımı ovaladım. Çok ağrıyordu. Annemler hala gelmemişlerdi. Bunu değerlendirebilirdim. İnsanların üzgün olduğunda iştahları açılır veya kapanırdı. Benim ise üzgün olduğumda sürekli uykum geldiğinden iştahımın kapalı mı açık mı olduğunu bilmiyordum bile.
Yeniden odama ve yatağıma döndüğümde bu kez elim istemsizce boynuma gitmişti. Barlas 'ın kolyesi... Hala aynı yerinde olan kolyeyi nazikçe çıkarıp takı çekmeceme koydum. Ona kızgındım ama kolyeye zarar gelsin istemiyordum. Gurur bu durumda umursadığım bir şey değildi. O bir hediyeydi ve benim için kimden geldiğinin bir önemi yoktu.
Üzgün olduğumda fazla uyuma huyum sayesinde yeniden esnerken tekrar örtünün altına girmiştim. Bu şekilde 20 saat uyuyabilirdim. İşime gelirdi. Çok geçmeden uykuya daldığımda bunların bir rüya çıkmasını dilemiştim. Tabi bu pek de mümkün olmayacaktı.
' Haketmiyorsun Asel, sen asla sevilmeyeceksin. '
' Seni önemsediklerini mi sanıyorsun ? '
' Zavallı Asel hep yalnız kalacaksın. '
" Hayır. "
İstemsizce bağırarak gözlerimi açtığımda nefes nefese kalmıştım. Doğrulup elimi kalbime koyduğumda nefes almakta zorlanıyordum. Titreyen elimi durdurmaya çalıştım. Başaramayınca daha da ağlama isteğiyle dolduğumda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım.
Psikolojik durumlar kabusları etkilerdi. Bu bugün o kabuslardan birini görmemi açıklayan en mantıklı nedendi. Uzun zamandır görmüyordum. Bugün tam da sevilmemekle ilgili gördüğüm kabuslar beni yanıltmamıştı. Sevilmeyecektim. Serhat haklıydı.
Komodinde duran şişemi alıp dudaklarıma götürdüğümde birkaç yudum su içmiştim. Perdeden süzülen ışık güneşin doğmaya başladığını bağırırken bakışlarımı karşı duvardaki saatime çevirdim. 6.30 'du. Okula gitmek için hazırlanmalıydım. Tam vaktinde uyanmıştım.
Makyaj masamın karşısına geçip kendimi süzdüm.Bu ben değildim. Ne olursa olsun yıkıldığımı kimseye belli etmezdim ben. Etmeyecektim de. Dışarıdan gülücükler saçacaktım. Mutsuzluğumla kimseyi mutlu etmeyecektim.
Aynadan kendime burukça gülümsedikten sonra gardıropumdan okul formalarımı alıp giymiştim. Saçımı açık bırakıp ağladığımın anlaşılmaması için ufak bir makyaj yapmıştım. Çantamın içine öylesine birkaç kitap sıkıştırdıktan sonra odamdan çıkarak merdivenlerden indim. Ev hala olağandan da sessizdi. Yemek masasına ilerlerken hizmetçiler masayı kurmuşlardı. Son olarak içeceği koyuyorlardı.
" Günaydın. Annemler yok mu ? "
Dediğimde ikisi de bana dönmüştü. Tek kişilik kahvaltı hazırlamışlardı.
" Günaydın Asel Hanım. "
Demişti adını bilmediğim kız.
" Günaydın Asel Hanım. Hayır yoklar. 8 den sonra geleceklermiş. "
Demesiyle başımı sallayıp sandalyeye oturmuştum. Filiz kahvemi doldurduktan sonra tepsiyi eline alarak konuşmuştu.
" Afiyet olsun efendim. "
" Saol. "
Yemeye başladığımda onlar da yanımdan gitmişlerdi. Çabucak kahvaltımı yaptığımda evden çıkıp şoförün yanına giderek arabaya binmiştim. Umarım bugün bana yol gösterecek bir şeyler olurdu. Çünkü ne yapacağımla ilgili hala en ufak bir fikrim yoktu. Melisa 'ya yaşadıklarımı anlatıp biraz olsun içimi dökecektim. Okula gitmemin iyi yanlarından biri buydu. Diğeriyse, başarabilirsem, kafamı dağıtacak oluşumdu. Başka türlü kendime gelemeyecek gibiydim.
Okulun içine girdiğimde omzumu dikleştirdim. Ne Selen ne de bir başkası. Kimse benim yıkıldığımı göremeyecekti ama ben kendime bir söz vermiştim. Hepsinin tek tek yıkılışını görecektim.
Bilerek Serhat 'ı karşıma çıkarmanın bedelini ona ödetecektim ama bugün zamanı değildi. Güzel planlar iyi demlenmeliydi bana göre. Her şeyi planlanmadığında aksilikler bir planının çoğu zaman sonunu getirirlerdi.
Sınıfa girdiğimde Melisa sıramızda telefonla oynuyordu. Ahmet ve Emre ortalıkta görünmüyorlardı.
" Günaydın. "
Dediğimde başını telefondan kaldırmıştı.
" Günaydın Asel Hanım. Yüzünüzü gören cennetlik ya. "
Çantamı sıraya bırakırken konuşmuştum.
" Melisa dalga geçme ya. "
Tekrardan Ahmet ve Emre 'nin sırasına bakıp konuşmuştum.
" Ahmet 'le Emre neredeler ? "
Melisa omuz silkmişti.
" Kantine gitmişlerdi en son. Kim bilir nereye takıldılar. Sen onları bırak şimdi. Otur bakayım şuraya. "
Deyip kolumdan çekerek sıraya oturtturmuştu.
" Ne oldu dün ? Neden gelmedin ? "
Etrafa göz gezdirip kısık sesle konuşmaya başlamıştım.
" Dün felaket şeyler oldu Melisa. "
Sözümü kesti.
" Ay Allah 'ım biliyordum ya. Asel bak yavaş yavaş anlat tamam mı ? Ben bunu henüz kaldırabileceğimi düşünmüyorum. "
Tekrardan konuşacağım sırada yine lafımı kesmişti.
" Kızım ilan -ı aşk mı yaptın yoksa ? "
Alayla gülümsedim.
" Sorma ya. Ne ilanı aşktı ama. Çok güzel reddedildim Melisa görmen lazımdı. "
Bir şey demesine izin vermeden devam ettim.
" Bir ben bitireyim olur mu ? Selen salağı dün beni aradı. Sana bir konum atıyorum çok önemli gelmen lazım falan dedi. Gittim. Serhat vardı. "
Derin bir nefes aldım.
" Sonra Barlas geldi işte. Amaç zaten bizi birbirimize düşürmekmiş. Barlas fark ettiği için onların planları tutmadı ama sonraki konuşmalarımızda bir anlık sinirle söyleyiverdim işte onu sevdiğimi. "
Diye devam ettikten sonra susmuştum. Melisa koluma dokunarak konuşmuştu.
" Hakaret etti deme ya. "
Başımı sallasaydım.
" Keşke hakaret etseydi. Daha az canım yanardı. Biz olamayız dedi Melisa. Çoluk çocukla uğraşacak vaktim yok dedi. Nasıl parçalandım biliyor musun ? "
Güçlü mü duracaktım ? Unutun gitsin. Gözlerim dolduğunda Melisa beni kendisine çekip sarılmıştı.
" Şşt tamam sakin ol. Pişman olacak. Peki ya sonra ne oldu ? "
Hangi sırayla anlatmam gerektiğine karar verdiğimde konuşmaya devam etmiştim.
" Çolukla çocukla uğraşmana gerek yok deyip taksi çağırmasına bile izin vermedim. Eve kendim gittim işte. Evdeki olayları da tahmin edebiliyorsun zaten. Annemlerde yoktu rahat rahat ağladım. Akşam kabus gördüm. Öyle. "
Dediğimde kaşlarını çatmıştı.
" Ozan 'ı biliyorsun değil mi ? "
Dediğinde başımı sallamıştım.
" Tanımayan mı var kızım ? Senin arkadaşın değil miydi ? "
Dediğimde ellerini birleştiririp konuşmuştu.
" Barlas için çok mükemmel planlarım var ve itiraz etme hakkın yok Asel 'ciğim. Madem çocuğuz yaş grubumuza uyan çocuk planları yapalım değil mi ? "
Sinsice gülümseyip devam etmişti.
" Yalnız atladığı bir şey var. Kıskançlık planları hep tutar. "
Dediğinde planladığı şeyi anlamıştım.
" Melisa hayır. "
" Asel evet. "
Bu savaşın kazananı Melisa olurken olacaklardan ben bile emin değildim. İşe yarayıp yaramayacağı hakkında bile kesin bir şey diyemezdim. Çıkış saatimiz geldiğinde Melisa beni çekiştirerek bahçeye çıkarmıştı.
" Heh Ozan beklediğin için sağol kanka ya. Sana bahsettiğim arkadaşım Asel. "
Ozan beni süzüp gülümseyerek elini uzatmıştı.
" Merhaba. "
Elimi uzatıp konuşmuştum aynı şekilde.
" Merhaba. "
Melisa ona planlarından bahsetmiş olmalıydı ki çocuk bana sarılmıştı. Kollarımı istemeyerek ona sardığımda işe yaramayacağını düşünüyordum. Ta ki okulun dış kapısından bize çatık kaşlarla bakan Barlas 'ı görene kadar.
Barlas Demirhan 'ın Ağzından
Arkamı döndüm. Ben Asel 'e arkamı dönmüştüm. Onu asla yalnız bırakmayacağımı söylediğim sözümü tutmuyordum sanırım. Arkamdan kesik kesik ağlamasının sesi gelirken arkamı dönüp ona sıkıca sarılmamak için kendimi zor tutuyordum.
İlerideki arabama bindiğimde direksiyona sert bir yumruk salladım. Benim sevdiğim kız benim yüzümden hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Yüzünün düşmesine kıyamadığım kız sevilmediğini düşündüğü için ağlıyordu.
Çoluk çocuk... Ona söylediğim bu sözleri zorunluluktan söylediğimi öğrense bile affedebilir miydi ki beni ? Telefonumu çıkararak taksi durağının numarasını tuşladığımda buraya acil bir taksi istemiştim. Ben onun inadını biliyordum. Haklıydı, bana tavır almakta sonuna kadar haklıydı. Onu mahvetmiştim. Mahvettiğim kadar mahvoluyordum.
Sinirle bir yumruk daha attığımda onu bıraktığım tarafa baktım. Bir bankta oturmuş sessiz sessiz ağlıyordu. Böyle olsun istememiştim ama zorundaydım. Biz olamazdık, olmamalıydık. 2 güne kadar olabileceğimizi, bir yolunu bulabileceğimizi düşünüyordum ama dün Haluk Amcanın durumu bilmeden söylediği sözleri anımsıyordum. Olamayacaktık.
' Ellerimi cebime sokarak arkamdaki masaya yaslandım. Asel odadan çıktığından beri babamla Haluk Amca projeyi konuşmayı bırakmışlardı. Babam Asel 'i överken Haluk Amca da onu kimseye kaptırmadığı için şanslı olduğunu söylüyordu.
" Elbette evlenecek Haluk. Dizinin dibinde duracak hali yok ya. "
Haluk Amca yüzünü buruşturup söylenmeye başlamıştı.
" Zamanı geldiğinde elbette evlenecek Salih. Sadece her kız babası gibi korkuyorum. Ya dingilin birini kolundan tutup karşıma çıkarırsa damat diye ? "
Sakalını sıvazlayıp devam etmişti.
" Zamanı geldiğinde karşıma Barlas gibi birini getirmesini çok isterim. Çok güzel bir evlat yetiştirmişsiniz. Tabi aynı yaşta birini getirir umarım. Yoksa cevabım her türlü olumsuz olur. Onun kendini yakmasına izin veremem Salih. "
Deyip omzumu sıvazladığında dudağımın içini kemiriyordum. Asel 'le aramızda 8.5 yaş yaş farkı vardı. Ne Haluk Amcanın istediği yaştı, ne de istediği adamdım. Benim gibi birini istiyordu, beni değil. Yaşın sadece bir sayı olduğunu savunanlardan değildim. Tabi ki çok şey fark ediyordu. Ben de bugüne kadar kendimden küçük kimseyle beraber olmamıştım. Ama Asel 'e hissettiklerim çok farklıydı.
" Yaş sadece bir sayı Haluk. Çok kafana takma şimdiden bu işleri. Yaşlanırsın bak. Sen hayırlısını iste yeter."
Diye şakayla söylenen babama Haluk Amca geçiştirici bir gülüş atarak karşılık vermişti. O an anlamıştım. Haluk Amca beni asla onaylamayacaktı ve biz Asel 'le asla olamayacaktık. '
Daha geçen gün onunla olduğum bu arabada bugün tektim. Asel 'in taksiye bindiğini gördüğümde arabayı çalıştırdım. Taksiyi geriden takip ederken gerilen vücudum daha da geriliyordu.
Eve girdiğini gördüğümde arabayı ters yöne çevirdim. Trafikte durduğum an anlımı ovalamıştım. Yaptığımın doğru olduğuna onun gözyaşlarını görene kadar emindim. Ama şuan her şeyi sorguluyordum.
Biraz olsun kafamı dağıtmalıydım. Elim radyoya gittiğinde her zaman açtığım kanalı açmak için gezinirken yeşil ışık yanmıştı. Son bıraktığım kanaldan bir süre ses gelmedi.
" Kırmış kalbini sanki düşmanmış gibi. "
'El gibi ' Şarkısının nakaratı geldiğinde gözlerimi birkaç saniyeliğine de olsa kapatmıştım. Düşmanıymış gibi bakmıştım ona. Başka çarem var mıydı ? Bilmiyordum. Ellerim beni hep gittiğim meyhaneye istemsizce yönlendirdiğinde mantığımı dinlemek yerine oraya gitmeyi tercih ettim.
Kısa sürenin ardından vardığımda arabayı rastgele arka sokağa park etmiştim. İnip montumu omzuma geçirdiğimde telefonumu kapatmadan önce Sarp 'a konum atmıştım. Ardından içeriye ağır adımlarla ilerlemiştim.
" O hoş geldin Barlas oğlum. Hangi rüzgar attı seni buraya ? Onca zaman sonra. "
Arkamdan duyduğum sesle döndüm. Masalardan birinde oturan Fehmi Abi gözüme takılırken yanına ilerlemiştim.
" Hoşbuldum Fehmi Abim. Vaktimiz yoktu gelemedik doğrudur. "
Eliyle sandalyeyi gösterdiğinde çekip oturdum.
" Meyhaneye vakit olduğunda mı gelinir oğlum güldürme beni. Sen derdin olmadığında uğramazsın buralara. "
Cevap vermeden garsonu çağırıp sipariş verdiğimde Fehmi abi keyifle gülerek arkasına yaslanmıştı.
" Aşk mı ? "
Dediğinde sessiz kalmaya devam etmiştim. Fehmi abinin kahkahası kulaklarımı doldurduğunda önündeki kadehi bana doğru itmişti. Tek dikişte bitirdiğimde kadehi masaya vurdum. Tekrar doldururlarken o tekrar konuşmuştu.
" Dikkat et demiştim sana Barlas. Sezgilerim kuvvetlidir deyip binlerce kez uyardım seni. Ben aşık olmam deyip hep geçiştirdin. "
İçkimden birkaç daha yudum alırken ağrıyan başımı ovalamıştım.
" Yapmışız bir hata. Cezası illa aşk mı olmalıydı ?"
Deyip bardağın geri kalanını da diklemiştim. Hızlı gidiyordum ama umrumda değildi. Psikolojik durumlar kabusları etkilerdi. Asel, çok yüksek bir ihtimalle bu akşam kabus görecekti. Ve bunun tek suçlusu bendim.
" Yavaş git. "
Umursamadan bir bardak daha istediğimde kollarını masaya koymuştu.
" Ne halt yedin bilmiyorum ama burada ayyaşlar gibi içerek onu toparlayamayacaksın. "
Alayla güldüm. İçmesem dahi toparlanmayacak bir şeye kaldırıyordum kadehimi. Asel 'e kaldırıyordum.
" Eee ne demişler. Şarap kadının aşkından, rakı kadının derdinden içilir. İç kardeşim iç anca toparlar. "
Diyen neşeli sesi duyduğumda başımı kadehimden kaldırmıştım. Sarp gülerek karşımdaki sandalyeyi çekmişti.
" Fehmi abi naber ? "
Dediğinde Fehmi abi de gülerek ona karşılık vermişti.
" İyi Sarp iyi. Şu deli oğlanın derdini anlasak daha iyi olacağız da. "
İkisinin de burada olduğunda anlatmak için beklettiğim kelimelerim, ağzımdan dökülmeye başlamışlardı.
" 1 aydır aklımı kurcalayan bir kız vardı. Hastam daha doğrusu. Depresyon belirtileriyle gelmişti. Ben de zaman içinde onu tanımaya başladım tabi. Babasıyla babam ortak çıktığı için daha rahat görüşebiliyorduk, daha rahat vakit geçirebiliyorduk. Ve çok fazla bir aradaydık. Ona hislerim başladığında engel olmaya çalışmadım. "
Derin bir nefes verip devam ettim.
" Aramızda 8.5 yaş var. Babasının laf arasında asla onaylamadığını söylediğine şahit oldum. Bugün de kız itiraf etti. "
Deyip sustuğumda Fehmi abi konuşmuştu.
" Sen de reddettin. "
Dediğinde az önce doldurduğum bardağımı tamamen kafama dikmiştim.
" Keşke sadece reddetmekle kalsaydım Fehmi abi, keşke. "
Sarp elindeki şapkayı kafama vuruken Fehmi abiye dönüp konuşmaya başlamıştı.
" Ya bırak abi. Ben bu gerizekalıyı tanıyorsam kızın önünü kesmek için saçma sapan laflar etti. Şimdi de köpek gibi pişman. "
Sessiz kaldım. Beni tanıyordu.
" Barlas bu işi düzelt evlat. Sana bir abi tavsiyesi. Aileler ikna olur zamanla. Kızın gönlü varsa birbirinizi mahvetmenizin bir anlamı yok. Böyle devam ederse yok olursunuz. Adam gibi çık kızın karşısına özür dile. Elinden tut, bunları birlikte aşın. Ailelerinize beraber haber verin. "
Derin bir nefes almayı denedim kafam dönüyordu.
" Deneyceğim abi. Dediklerini deneyeceğim. Tabi önce paramparça ettiğim kalbi toplamayı başarabilmem lazım. Onu da başarabilirsem tabi. "
Anlamsız kurduğum cümleyle kafamın gittiğini fark etmiştim. Saat gece yarısına geliyordu.
" Abi ben bu hayırsız arkadaşımı eve bırakayım. İyi geceler. "
Dediğinde kolumdan çekmişti.
" Barlas hadi kardeşim, gidelim. Zorluk çıkarma bir kere de olur mu ? "
Masaya para bırakıp Fehmi abiye döndüm.
" İyi geceler. Dediklerini uygulayacağıma abi. "
Dedikten sonra karşılığımı alıp dışarı ilerledim. Düzgün yürüyordum ama kafam sepet gibiydi. Ayrıca başım dönüp duruyordu.
" Bu halde olacağını tahmin etmiştim kardeşim. O yüzden neyse ki taksiyle geldim. Sürücü koltuğuna ben geçiyorum. Bugünlük araban bende. "
Dediğinde anahtarı ona uzatmıştım. Bindiğimizde aklıma yine Asel 'le son bindiğimiz gün gelmişti. Arabayı çalıştırdığında radyoyu da açmıştı. Radyodan Cem Adrian 'ın sesi yükselirken kendime fısıldamıştım.
" Asel de severdi. "
" Hı. "
Diyen Sarp 'la koluna vurmuştum.
" Boşver kardeşim önüne bak sen. "
Dediğimde başını sallamıştı.
" Bu konuyu, o kızı detaylı olarak dinleyeceğim senden kanka. Bundan şüphen olmasın. "
Dediğinde dişlerimin arasından konuşmuştum.
" Biliyorum. "
Bu saatten sonra Sarp 'ın bu konunun peşini bırakmayacağını çok iyi biliyordum.