1. Bölüm / Annemin Neyi var?

1551 Kelimeler
1. Bölüm / Annemin Neyi var? Korku ile merdivenlerden aşağıya koşarak indim. Duyduğum bu gürültünün sebebini bilmiyordum. “Baba baba ne oldu?” diyerek babamın yanına geldiğimde annemin soluk bir ten ile yerde yattığını gördüm. İki elim ile ağzımı kapattım. “Anne anneme ne oldu?” Babam benim sorularıma cevap vermiyor sanki beni duymuyor gibiydi. Annemin başını dikkatle kucağına alıp nefesini kontrol ediyordu. Bir yanda da cebindeki telefonu çıkartıp birini arıyordu. “Alo 112 mi? acil ambulans istiyorum eşim birden bire bayıldı. Zayıf bir şekilde nefes alıyor.” Duyduklarım ile dizlerimin üzerine çöktüm. Annemin neyi vardı ki? Nefes mi alamıyordu? Anneme ne olacaktı? Korkuyordum ağlıyordum hiçbir şey yapmadan öylece babam ile anneme bakıyordum. Bir zaman sonra evimizin kapısı çaldı. “Ahu çabuk kapıyı aç!” diye babam bağırınca dizlerimin üzerinden zorlukla ayağa kalktım ve kapıyı açtım. İçeriye telaşlı adımlarla sağlık görevlileri girmişti. Anneme bir şeyler yapıyorlarken ben kapının ağzından öylece anneme yaptıklarına izliyordum. Birden bire kolumun çekilmesi ile beni çekene sıkıca sarıldım. Ablam okuldan gelmişti. “Korkma Ahu’m korkma.” Diyordu ama ablamda korkuyordu bunu titreyen sesinden anlayabiliyordum. Annemi sedyeye bindirdikleri gibi ambulansa yerleştirerek babamla birlikte gittiklerinde komşularımız evimize girdiler. Ablam ile bana sarılarak bizi sakinleştirmeye başladıklarında biz neyin olduğunu hala anlamıyorduk. Anneme ne olmuştu? Neden bayılmıştı? Hiçbir fikrim yoktu. Annem sağlıklı enerji dolu bir insandı. Annemi bir kez olsun hasta görmemiştim. Ta ki az önce yerde öylece bembeyaz yatana kadar. “Korkma kızım şimdi babanın hangi hastanede olduğunu öğreniriz sizi götüreceğiz tamam mı?” diyen annemin en yakın arkadaşı aynı zamanda yan komşumuz olan Esma teyzeme baktım. Esma teyzemin kocası Ahmet amca telefonu ile birilerini arıyordu ama kimi aradığını bilmiyordum. O sırada evimizin içi komşularımız ile dolup taşmaya başlamıştı bile. Küçücük ellerim ile ablama uzandığımda ablam hemen diğer komşumuz Hayat teyzenin kollarından çıkıp bana sarıldı. “Abla anneme ne oldu abla.” “Bilmiyorum Ahu’m bilmiyorum. Ama birazdan gelecekler eminim.” Dediğinde ablama iyice sokuldum. Saatler ilerliyordu ama ne babam telefonunu açıyordu ne de annemden bir haber vardı. Birden bire kapıdan içeriye Aybike teyzem girdiğinde “Yavrularım.” Diyerek yanımıza hızlıca geldi ablam ve beni kanatları altına aldı. “Hadi güzel kızlarım sizi annenizin yanına götürmeye geldim.” Dediğinde gözümdeki yaşı silerek Aybike teyzeme baktım. Ablam ile anında ayaklanarak Aybike teyzemin elinden tutarak dışarıya çıktığımda kapıda Kürşat amcamı gördüm. Gözleri kızarmıştı. Üzgünce bize bakıyordu. Aracın kapısını açtığında ablamla birlikte binerek onların binmesini bekledik. Araba hızlı bir şekilde yola koyuldu. Kürşat amcam ön koltuktan bize dönerek bakıyordu. Ne kadar araçta gittik bilmiyorum ama kocaman bir hastanenin kapısının önünde durunca Aybike teyzem elimizi tutarak bizi indirdi. Elimi tutan elini sımsıkı tutuyordum. Sanki elini bıraksam kaybolacakmışım gibi hissediyordum. Hep birlikte asansöre bindik asansörün kapıları açıldığında uzun bir koridoru aşarak bir kapının önünde durunca bizde durduk. Birden bire bize döndü, “Bakın kızlarım anneniz biraz yorgun belki uyuyor da olabilir annenizi tedavi için serum ve birkaç kablo bağldılar. Sakın korkmayın tamam mı bunlar onun iyi olduğunu anlamamızı sağlayan aletler.” Gözümün önüne hiçbir sahne gelmiyordu annemi bir türlü Aybike teyzemin dedikleri ile bir araya getiremiyordum. Ben cevap vermezken ablam, “Tamam teyze.” Dediğinde Aybike teyzem bir kez daha bize baktı ve kapıyı açarak içeri girdiğimizde olduğum yerde durdum. Annemin ağzında bir hortum vardı. İki kolunda ise serumlar takılıydı göğüslerinin üstünde onlarca kablo vardı. Etrafında beş tane makine ve değişik sesler çıkartıyordu. Titriyordum anneme ne yapmışlardı. Ablamın anneme yaklaştığını görüyordum babamın ise omuzları çökük bir şekilde odanın köşesinde durduğunu. Ben durunca Aybike teyzemde durmuştu. Bana döndü ve iyice boyuma eğildi. “Ahu’m her şey annenin iyileşmesi için tamam mı?” Cevap veremedim başım ile onayladım. Anneme doğru adımlar attığımda sol kolunun dirseğinden itibaren parmaklarına kadar morardığını gördüm. Annemin kırmızı yanakları artık yüzünde yoktu. Kaşı gözü çok başkaydı. Annem olduğunu bilmesem annem olduğuna inanamazdım. Bir adım daha attığımda, “Anne…” diye seslendim. “Anne bak ben geldim.” Bu sefer sesim biraz daha yüksek çıkmıştı. Annem yavaşça gözlerini açtığında bana baktı. Sol gözünden bir damla yaş yanağına aktığında uzanıp o gözyaşını sildim. Ağzında hortum olduğu için konuşamıyordu. Ben annemi ilk defa böyle görüyordum. Benim annem bu dünyadaki en güçlü anneydi. O hiç hasta olmazdı. Ama şimdi gözümün gördükleri beni yıkıyordu. Hızlıca elini tuttum. “Korkmuyorum iyileşeceksin ve biz evimize döneceğiz değil mi annem.” Dediğimde bana gözlerini açıp kapatarak onay verdi. Diğer elini de ablam sıkıca tutmuştu. Annem bir bana bir ablama bakıyordu. Gözlerinden inci taneleri akıyordu. “Kızların bana emanet Selen, onlara gözüm gibi bakacağım sakın aklın kalmasın.” Diyen Aybike teyzeme annem bakışlarını çevirdi. Ve yavaşça başıyla onayladı. “Hadi kızlarım artık çıkmamız lazım. Özel izinle girebildik. Yarın sizi yine getireceğim.” Dediğinde anneme bakıyordum annem başı ile Aybike teyzemi onayladı. Babam yanımıza gelip güvenli kolları arasına bizi sardı. “Ben buradan ayrılmayacağım sizlerde Aybike teyzenizi sakın üzmeyin tamam mı?” dediğinde “Tamam baba.” Dedik ablamla aynı anda. Aybike teyzem ellerimiz tutarak odadan çıkarken anneme geri döndüm. “Seni çok seviyorum annem.” Dediğimde annemin gözlerinden daha çok akmaya başlayan yaşlar ile ablamla ağlamaya başladık. *** Aybike Hanım kızları elinden tutarak araca bindirdiğinde ağlamamak için kendini o kadar sıkıyordu ki kendini güçlü durmaya zorluyordu. Selen’in sonuçları çıkmamıştı ama ambulansa bindiğinde solunumu durmuş bilinci kapanmıştı. Kalp masajı ile hayata döndürülüp entübe edilerek nefes alması sağlanmıştı. Burası küçük bir adaydı. Sağlık sektörü çok gelişmiş değildi. Hakan ve Kürşat Kosovalı kardeşler tüm yetkisini kullanarak ambulans uçak ayarlamışlardı ama doktorlar sonuçlar çıkana kadar buna izin vermemişti. Türkoğlu kızları annelerine ne olacak korkusu içinde arabada gidiyorlardı. Magosa’daki Kosovalı Malikânesine giriş yaptıklarında kapıda onları Ahu’nun en yakın arkadaşı Umay ve abileri bekliyordu. Ahu arabadan indiği an Umay koşarak geldi ve birbirleri için çok değerli olan iki arkadaş sıkıca sarıldılar. “Korkma Ahu’m Selen teyzem iyileşecek.” Dediğinde Ahu burukça baktı can arkadaşına. Annesine ne olduğunu bilmiyordu, nasıl bilebilirdi ki daha on üç yaşındaydı. Ama annesinin o halinden annesinin iyileşeceğine olan inancı çok zayıftı. Kosovalı bireyleri bu iki kız kardeşi kolları arasına alarak onlara destek verdiler. Sonra içeriye geçtiler. Akşam yemeği için kurulan masaya oturdukların da kimse eline ne çatalı ne kaşığı alabiliyordu. “Kızlarım biliyorum canınız istemiyor ama Selen’in hastaneden çıktıktan sonra size çok ihtiyacı olacak. O yüzden yiyin ki annenizi sarıp sarmalayacak gücünüz olsun.” Dediğinde Gülşen kız kardeşine döndü. “Teyzem doğru söylüyor Ahu’m hadi yiyelim.” Dediğinde Ahu burukça baktı ablasına. Eline kaşığı alıp kâseye daldırdı. Bir kaşık çorbayı ağzına aldı ama bir türlü yutamıyordu. Yanında duran Atilla abisi bu durumu fark edince elini sırtına atarak sıvazlamaya başladı. “Annen yemediğini duysa çok üzülür küçük sincap.” “Abi yiyemiyorum.” “Biliyorum abim biliyorum. Ama yaşamak için yemek zorundayız.” Sofrada sadece çorbalar yenilmişti. Kızların perişan haline daha fazla dayanamayan Aybike Hanım, “Hadi Umay’ın odasına çıkalım bir duş alın sonra uyuyalım. Sabah annenizi ziyarete gideceğiz.” Dediğinde sofradan sanki ruhları çekilmiş gibi kalkmıştı iki kız kardeş. Ahu Umay ve Gülşen kol kola girip merdivenleri çıkarak odaya girdiler. Gülşen kız kardeşini alarak banyoya girdi. Ahu’nun kolu bile kalkmıyordu. Annesi gibi onu soyarak banyoya soktu. Tüm şefkati ile kardeşini yıkadı. Gülşen nerden bilebilirdi ki bundan sonra annesinin yerine geçeceğini, annelerinin bir daha o hastane odasından çıkamayacağını… İlahi bir şekilde ayan olmuş gibi Gülşen içgüdüsel olarak ablalıktan anneliğe terfi etmişti. Daha kendisi kaç yaşındaydı ki? Ahu on üç, Gülşen on yedi. Daha ikisi de annelerinin sevgisine muhtaçken nereden bileceklerdi ki öksüz kalacaklarını… Kaderdi… Kimse anlına yazılanı değiştiremezdi. Allah’ın bize vaat ettiği nefesten, ne bir nefes fazla alabilirdik ne de bir nefes eksik. Selen Türkoğlu ’da sayılı nefeslerinin kaldığını bilmeden belki de bilerek son günlerini yaşıyordu. Hüzün etrafını sarmıştı. Ölümden korkmuyordu takdiri ilahiydi. İnançlı kadındı Selen Hanım, ama her anne gibi o da çocuklarını arkasında bırakıp gidecek olmanın verdiği ıstırabı yüreğinde yaşıyordu. İki genç kızı vardı ona en ihtiyaç duyacakları yaşta Selen Hanım onlara veda etmek zorunda kalacaktı. Ertesi sabah bu sefer Kosovalı ailesi de Türkoğlu kızlarıyla hastaneye gelmişlerdi. Saat on birde yoğun bakım doktoru anneleri hakkında bilgilendirme yapacaktı. Kapıda babaları ile içeriye girdiler. Doktorun oldukça tedirgin hali ile Erdem Bey yüreğinden sarsıldı. “Allah’ım ne olursun hayırlı haberler versin.” Diye dua etti. “Sizlere güzel haberler vermek isterdim ama maalesef ki Selen Hanım için çok zor bir süreçteyiz. Öncelikle Selen Hanımın hastanemize gelirken ex olmuş ve ambulanstaki ekibimiz tarafından hızlı müdahale ile tekrar hayata döndürülmüş. Akabinde entübasyon edilerek solunum tekrar sağlanmış bir şekilde hastanemize geldi. Neden solunumun durduğunu anlamak için bir çok araştırma yaptık ve akciğerlerinde buzlanma tespit ettik. Ve kalp grafiğini incelediğimizde bazı düzensizlikler fark ettik. Önceliğimiz etkili tedavi ile ciğerlerdeki buzlanmayı çözmek olacak sonra kalbe müdahale edeceğiz. Sizden bu süreçten bize destek olmanızı ve bize biraz zaman tanımanızı istiyoruz.” Dediğindeki karşısındaki yıkılmak üzere olan insanlara üzgünce baktı doktor bey. Ne zordu böyle kötü sonuçları vermek. Erdem Bey işittikleri ile sendeleyince koluna Hakan ve Kürşat kardeşler girdi. Gülşen ne dediklerini az çok anlamıştı ve hıçkırarak ağlayarak Aybike Hanımın kollarına sığındığında Ahu hiçbir tepki vermeden bakıyordu etrafında olanlara. Sonra birden bire gözleri kararmaya ve onu ayakta tutmaya çalışan dizleri titremeye başladığında Atilla Ahu’daki değişimi anında fark ederek onu tek hamlede kucağına aldığı gibi, “Ahu Ahu aç gözlerini Ahu…” diye sesleniyor bir yandan da hızlıca müdahale edilmesi için onu o odandan çıkartırken, “Doktorrrr.” Diye bağırmıştı. Bulunduğu kattaki doktorlar koşarak yanlarına gelip Ahu’ya müdahaleye başladı. Bir anne hayata veda ediyordu. Geride iki öksüz evlat ve bir eş bırakıyordu. Kimse bunu istemezdi bu hayatın kanunuydu… *** 04.05.2024 Cumartesi Yazar Pınar Kurt
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE