1
Ateş, birkaç saniye boyunca çalan telefonuna baktı. Onun sesini duymayalı asırlar olmuş gibiydi. Belki asırlar değildi ama aradan yılların geçtiği su götürmez bir gerçekti. Transtan çıkmış gibi başını iki yana sallayarak kendine geldi ve telefonu cevapladı.
“Senden bir ricam var.”
Tabii ki hâl hatır sormasını beklemiyordu. Ama rica? İşte bu da beklediği son şeylerden biriydi.
“Dinliyorum.”
“Asistanım. O. Kaçırıldı.”
“Nerede bulurum?” diye sordu, kardeşinin aksine sakin çıkan sesiyle.
“Konumu mesaj atarım.”
“Olayı anlatmaya niyetin var mı? Yoksa sadece alıp çıkayım mı?”
“Al ve bana getir. Evde konuşuruz.”
Telefon kapandı, ardından adres geldi. Ancak Ateş hâlâ sabit bakışlarla ekrana bakıyordu. O eve, babası öldüğü günden beri girmemişti. Belki onun da eviydi ama hiçbir zaman öyle hissetmemişti. Bir kalbi var mıydı zamanında, ondan da emin değildi gerçi. Bunu düşünmeyeli uzun zaman olmuştu.
“Birkaç kişiye haber verin. Gidiyoruz.”
Arabaya bindi, telefondaki adresi açıp şoföre uzattı. Kardeşinin aksine planlı olmaktan nefret ederdi. Babasından kalan şirketi yöneten Asel'in aksine, plansızlık her zaman işine yarardı. Yap bitsin. Kendi işi için bundan daha uygun bir düşünce olamazdı.
Arkasında sıralanan araçlara göz attıktan sonra arabasından indi. Silahının emniyetini açıp binaya girdi. Beklediğinin aksine içeride bir ordu yoktu. Birkaç adam ve elleri bağlı genç bir kadın vardı.
“Neler oluyor?”
“Almamız gereken bir arkadaş var. Hiç rahatsız olmayın.”
“Ne saçmalıyorsun sen be?”
Ateş, soruyu soran adama aldırmadan arkasındakilere işaret etti.
“Kızı alın, çıkıyoruz.”
“Pazardan elma mı alıyorsun sen be?”
“Evet.” Karşısındaki adama döndü. “Sen de o elmadaki kurt oluyorsun sanırım. Organik meyveyi hiç sevmem.”
Silahını hafifçe kaldırıp ateş etti. Kurşun adamın bacağına isabet ettiğinde adam çığlık atarak yere kapandı. Karşılıklı silahlar çekildi ama Ateş'in birkaç el daha ateş etmesiyle diğerleri kaçışmaya başladı. Belli ki silahları yalnızca korkutmak için taşıyorlardı.
Adamlarının kadını çözmesini bekledi. Ardından arabaya bindirilen kadının yanına oturdu.
“Sen... İsmin Ateş, değil mi?”
“Kardeşimle dedikodumu mu yapıyorsunuz?” diye sordu. Sonra şoföre döndü. “Asel'in evine.”
Araç hareket ettiğinde kadın yorgunlukla başını koltuğa yasladı.
“Hayır. Sadece bir şey olursa beni senin kurtaracağını, korkmamam gerektiğini söylemişti.”
Ateş'in kaşları şaşkınlıkla havalandı. Sonra arkasına yaslanıp yolun bitmesini bekledi. Hayatının en gergin yolculuklarından birini yapıyor gibiydi. Elindeki silahı yanına bıraktı, buz gibi ellerini yumruk yaptı. Kardeşiyle karşılaştığında nasıl karşılanacağını bilmemek onu haddinden fazla geriyordu. Üstelik bu kadını Asel kendi de kurtarabilirdi. Oldukça basit bir işti. Neden onu karıştırma gereği duyduğunu hâlâ anlayamamıştı.
“Sağdan.”
“Ne?”
“Sağdaki girişten gireceğiz. Orta bina boş. Asel Bey sağ tarafta.”
“Sağa dön.”
Ateş başını cama çevirdi. Neden babasının binasına hiç uğramamıştı? Sonuçta artık her şey Asel'in olduğu kadar kendisinindi. Tıpkı bu yer gibi. Neden hâlâ kendi tarafında kalmayı tercih ediyordu?
Araba durup kapısı açıldığında derin bir nefes aldı ve dışarı çıktı. İki kardeş kısa bir süre birbirine baktı. Ardından Asel, kadına döndü.
“Aldın mı?”
“Tabii ki. Niye kovaladılar sanıyorsunuz?”
İki kardeş de gülümsedi. Asel herkesi içeri davet etti.
“Gelmem şart mı?”
“İstediğim bir şey daha var.”
Ateş istemeyerek de olsa içeri adım attı. İkisinin arkasından yürürken etrafı inceleme fırsatı buldu. Değişen pek çok şeyin arasında, kendisinin de bulunduğu fotoğraf çerçevelerinin hâlâ duvarda olduğunu fark etti.
“Otursana.”
Söyleneni yapıp ikisinin konuşmasını izledi. Kadın ayakkabısının tabanını ikiye ayırdı ve içinden küçük bir flash bellek çıkardı.
“O da ne? Bana onun asistan olduğunu söylemiştin.”
“Aslında ben tam olarak buradayım.” Ateş'in bakışlarını üzerinde hissedince gözlerini devirdi. “Yani bana sorabilirsiniz kim olduğumu. Sadece bizden çalınanı geri aldım. Ve evet, asistanınızım.”
“Asistanlar ne zamandan beri hırsızlık yapıyor?”
“Hırsızlık değil. Dedim ya, o zaten bizimdi.”
“Peki, çoktan kopyaladılarsa?”
“Açamazlar bile,” dedi Asel. “Elvan bu konularda çok iyidir.”
Ateş kadına baktı. “Hırsızlık ve hackerlık yapan bir asistan. Enteresan.”
“Bir CEO'nun mafya kardeşi olmak kadar enteresan değildir bence.”
“Sen...”
Asel araya girdi. “Birbirinize girmeden önce sonraki isteğimi söylesem mi? Ya da önce bir kahve içmek ister misiniz?”
“Hayır. Söyle artık.”
“Onu uzaktan korumak için birilerini göndermeni istiyorum.”
“Bunun için bir güvenlik şirketin var diye biliyorum.”
“Onları beğendiğini bilmiyordum. Özellikle de onlara rağmen hâlâ peşime adam takmandan sonra.”
Ateş'in yüzündeki ifade değişti. “Sen nereden biliyorsun?”
Elvan o anda Ateş'e baktı. Onu kurtardığında nasıl olduğunu bile sormamıştı. İlk başta egoist biri olduğunu düşünmüştü ama kardeşini önemseyen bir adam çıkmıştı karşısına. Enteresandı.
“Oldukça dikkatlisin, merak etme,” dedi Asel. “Sadece peşimde sürekli değişen adamlar olmasının sebebini biliyorum. Senin etrafında olanları da takip ediyorum.”
“Kimden koruyacağız?”
Asel hafifçe gülümsedi. “Kabul ediyorsun yani.”
“Cevap verecek misin?”
Elvan omuz silkti. “Aslında teknik olarak eski sevgilimden. Flashı çaldığım adamdan.”
Ateş sırıtan kıza bakıp gözlerini devirdi. Sonra ona dik dik baktı.
“Hırsız, hacker ve eskort.”